-D.1/2002 Yargıtay/Hukuk 58/2001
(Lefkoşa Şirket İst.11/00)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti:Taner Erginel, Nevvar Nolan, Gönül Erönen.
İstinaf eden: Yarın Gazetecilik ve Matbaacılık Ltd-,Lefkoşa
(Müstedaaleyh)
ile -
Aleyhine istinaf edilen: Fuat Veziroğlu (Rauf Denktaş'ın yetkili vekili sıfatıyla) Lefkoşa
(Müstedi)-
A r a s ı n d a .
Lefkoşa Kaza Mahkemesi Başkanı Şafak Öneri ile Kaza Mahkemesi Kıdemli Yargıcı Narin Ferdi Şefik'in 11/2000 sayılı Şirket İstidasında 25.6.2001 tarihinde verdiği karara karşı Müstedaaleyh tarafın-dan yapılan istinaftır.
İstinaf eden namına: Avukat Şefik Par
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Fuat Veziroğlu.
-------------------
H Ü K Ü M
Taner Erginel : Önümüzdeki istinaf bir limited şirket olan Müstedaaleyhin tafsiyesi için İlk Mahkemenin- verdiği emre karşı yapılmıştır. İstinafta tasfiye emrinin hatalı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği öne sürülmektedir.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş aralarında Müstedaaleyhin de bulunduğu Davalılar aleyhine Lefkoşa Kaza Mahkemesinde 118/98, 119/98, 153/-98, 154/98 ve 155/98 sayılı davaları açarak uğradığı hakaret nedeniyle tazminat talep etti. Bu davalar birleştirilerek dinlendi. Duruşma sonunda İlk Mahkeme Davalılar aleyhine müştereken veya münferiden ödenmek üzere toplam 120 milyar T.L. ve faizler iç-in hüküm verdi. Hüküm istinaf edilmediğinden kesinleşti. Hükmü icra etme çabası içine giren Müstedi (Davacı), Müstedaaleyh Yarın Gazetecilik ve Matbaacılık Ltd. aleyhine bir istida dosyalayarak şirketin hükümlü borcunu ödemediğini, şirketin borçlarını öd-emede acze düştüğünü iddia etti ve şirketin tasfiyesini talep etti. Müstedaaleyh dosyaladığı itirazda Müstedinin daha önce de benzer istidalar dosyaladığını, bu istidalardan birinin geri çekilip diğerinin reddedildiğini, geçmiş istidalarda verilen kararla-rın kesinleşmiş hüküm (res judicata) olduğunu ve aynı konunun tekrar dinlenip karar verilemiyeceğini iddia etti. Müstedaaleyh ayrıca şirketin acze düştüğü iddiasını kabul etmediğini belirtti.
İstidanın duruşmasında Müstedi vekili şahsen şahadet verdi v-e verilmiş olan hükümle ilgili teknik tanıklar dinletti. Müstedaaleyh adına ise şirketin iki direktörü şahadet verdiler. Duruşma sonunda İlk Mahkeme Müstedaaleyh şirketin direktörlerinin borcu ödeyemeyeceklerini kabul ettiklerini bu durumda tasfiye emri -vermenin kaçınılmaz olduğunu belirtti ve aşağıdaki şekilde emir verdi.
"1) Yarın Gazetecilik ve Matbaacılık Ltd Şirketi'nin
Fasıl 113 Şirketler Yasası'nın Madde 211(e)
altında borçlarını ödeyemeyecek duruma geldiği
gerekçesi ile Fasıl -113 Şirketler Yasası ve 1933
Şirketler Tasfiye Tüzüğü altında tasfiye
edilmesine,
2) Resmi Kabz Memuru ve Mukayyidin, tasfiye işlemleri
ile ilgili olarak Resmi Kabz Memuru (official
deciver) olarak atanmasına,
3) Tasfiye emrinin icrasının -bugünden itibaren 4 ay
süre ile ertelenmesine,
4) Resmi Kabz Memurunun, şirketin aktif ve pasifleri
ile ilgili bir rapor hazırlayıp bugünden itibaren
15 gün içerisinde Mahkemeye sunmasına;
5) Yarın Gazetecilik ve Matbaacılık Limited
Şirketi-'nin bugünden itibaren 4 ay süre ile
herhangi bir borç ve yükümlülük altına
girmemesine; aktiflerini azaltacak herhangi bir
işlemde bulunmamasına;
Emir verilir.
İstida masrafları için herhangi bir emir verilmez.
Bu emre karşı dosyalanan ist-inaf ihbarnamesinde İlk Mahkemenin şahadeti hatalı değerlendirdiği ve şirketin acze düştüğü kanısına varılmaması gerektiği iddia edilmektedir.
İlk Mahkeme emrinin 25.6.2001 tarihinde okunmasından sonra 3.8.2001 tarihinde önümüzdeki istinaf dosyalanmıştır.- Daha sonra 14.11.2001 tarihinde Müstedaaleyh (İstinaf Eden) avukatı ek istinaf sebeblerini içeren bir yazıyı İstinaf Mahkemesine dosyaladı. Müstedi (İstinaf Edilen) avukatı ek istinaf nedenlerinin görüşülmesine itiraz etti. Bu itirazın haklı olduğu açı-ktır. Çünkü Hukuk Usulü Muhakemeleri Tüzüğü Emir 35, kural 2'de bir hüküm veya emre karşı istinaf dosyalama süreleri belirtilmiştir. Ek istinaf nedenlerinin bu süreler geçtikten sonra dosyalandığı açıktır. Süre geçtikten sonra istinaf dosyalanması Tüzü-ğün Emir 57 kural 2'sine göre olabilir. İstinaf ihbarnamesinin tadili ise Emir 35, kural 4'e göre olabilir. Bu kurallar incelendiğinde gerek Emir 57 kural 2'ye gerekse Emir 35 kural 4'e göre yeni istinaf nedenlerinin dikkate alınabilmesi için bir Mahkeme- emrinin gerekli olduğu anlaşılır. Yani ek istinaf nedenlerinin dikkate alınabilmesi için öncelikle bir müracaat yapılması, karşı tarafa söz hakkı verilmesi ve geçmiş içtihatlar ışığında konunun değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekmektedir. Burada- böyle bir prosedür izlenmemiş ve dolayısıyle ek istinaf nedenlerinin dikkate alınmasına olanak verecek bir karar üretilmemiştir. Bu nedenle ek istinaf nedenleri üzerinde durmamız mümkün değildir.
İstinaf Eden Avukatının 14 Kasım 2001 tarihinde alışılm-amış bir yöntemle ek istinaf nedenleri dosyalamasından sonra 27 Kasım 2001 tarihinde İstinaf Edilen Avukatı da alışılmamış bir yazı dosyalamıştır. Bu yazıda İstinaf Edilen Avukatı Yarın Gazetecilik ve Matbaacılık Ltd. direktörlerinin yetkilerinin sona erdi-ğini ve artık şirketi temsil etmeye yetkileri olmadığını iddia etmiştir. Acaba bu müracaatı dikkate almamız mümkün mü?
Bu soruya yanıt vermeden önce Yargıtayın fonksiyonuna ve bir konuyu değerlendirirken göz önünde bulundurduğu genel ilkelere değinmemiz -yararlı olacaktır.
Bilindiği gibi yargı sistemimiz iki derecelidir. Yani Mahkemeye gelen bir konuda yargılamayı yapan bir İlk Mahkeme ve bunu denetleyen bir Üst Mahkeme vardır. Yargı sistemimizin sağlıklı çalışması ve iyi sonuç vermesi için bu iki derece-liliği korumak büyük önem arzeder. Üst Mahkeme olan Yargıtayın görevi davayı dinleyen İlk Mahkemenin kararında hata olup olmadığını saptamaktır. Kararın hatalı olup olmadığını saptamada ise üzerinde durulması gereken öncelikle İlk Mahkeme kararının gerek-çesidir. Bu nedenle bir istinafta İstinaf Eden tarafın başarılı olabilmesi için İlk Mahkeme kararının gerekçesinde hata olduğunu göstermesi gerekir.
İlk Mahkeme, önündeki şahadet ve bilgiler ışığında karar verir. İlk Mahkeme önündeki bilgi ve şahadeti-n dışında kalan hususlar İlk Mahkemenin hata yapıp yapmadığını saptama açısından önem arzetmez.
Bu temel ilkeye rağmen birçok istinafta taraflar İlk Mahkeme önünde olmayan konuları tartışmaya çalışmaktadırlar. Sık tekrarlanan diğer bir hata ise Yargıtayı- İlk Mahkemenin yerine geçerek konuyu değerlendirmeye davet etmektir. Geçmiş kararlarda açıkladığımız gibi Yargıtayın kendini İlk Mahkeme yerine koyarak bir konuyu değerlendirmesi doğru değildir. İlk Mahkemelerin sahip olduğu takdir hakkı ve davayı yönet-me yetkisi vardır. Hukuk kurallarının belirlediği çerçeve içerisinde İlk Mahkeme takdir hakkını kullanacak ve davayı yönetecektir. Yargıtay İlk Mahkeme yasal bir hata yapmadığı ve takdir hakkı sınırlarını aşmadığı sürece İlk Mahkemenin takdir hakkına say-gı gösterir ve müdahale etmez.
İstinaf Edilen Avukatı 27 Kasım 2001 tarihli bir yazı ile istinaf eden şirket direktörlerinin şirketi temsil etmeye yetkili olmadığını çünkü şirket tüzüğüne göre şirket genel kurulunun yapılmamış olduğunu iddia etti. Y-ukarda belirttiğimiz ilkeleri anımsayınca bu konulara girmemizin doğru olmadığını anlarız. Çünkü İlk Mahkemede bu hususlar tartışılmamış ve İlk Mahkeme karar verirken bu hususları dikkate almamıştır. Dolayısıyle ortada Yargıtayın hata olup olmadığını sap-tayacağı bir İlk Mahkeme kararı ve bu kararın gerekçesi yoktur. Bir an için temel ilkeden ayrıldığımızı ve bu yazıda konu edilen hususları ele alarak karara bağladığımızı varsayalım. Taraflar arasında zıtlaşmanın çok büyük olduğu böyle bir davada kararı -beğenmeyenin bir Üst Mahkemeye başvurarak kararın denetlenmesini istemeye hakkı olmalıdır. Yargıtayın İlk Mahkeme gibi doğrudan verdiği bu kararı hangi Üst Mahkeme denetleyecektir? Açıkca görüleceği gibi bu konulara girmek iki dereceli olan yargımızı tek -dereceli hale getirme tehlikesi taşımaktadır. Bu nedenle 27 Kasım 2001 tarihli yazıda belirtilen hususları ele alarak karara bağlamamız doğru değildir.
Şimdi de İlk Mahkeme kararının gerekçesine bakalım ve bir hata olup olmadığını saptamaya çalışalım. İ-lk Mahkeme kararında şöyle denmektedir.
"Müstedinin Madde 212 (c) uyarınca üzerine düşen isbat külfetini yerine getirip getirmediğini incelemek gerekir. Müstedinin ibraz ettiği şahadete dayanılması halinde, Müstedinin, M/aleyhin borçlarını ödemekten ac-iz durumda olduğunu söylemek olası değildir. Ancak huzurumuzdaki konu ile ilgili şahadet bununla sınırlı kalmamıştır. M/aleyh tarafından şahadet veren M/aleyh'in direktörleri, M/aleyh'in fiilen faaliyette bulunmadığını, ancak sahibi olduğu matbaa veya ma-tbaa makinelerinin kiraya verildiğini, bir kira geliri olmasına rağmen istida konusu hükümlü borçlarını ödemekten aciz durumda olduklarını kabul etmektedirler.
Görüleceği gibi M/aleyhin direktörleri, şahadetlerinde söyledikleri ile Müstedinin iddialarını t-eyit ve kabul etmekte, Müstedinin kanıtlamakta güçlük çektiği iddialarını kendi elleri ile teyit etmekte, bir anlamda ikrarları ile istidanın kendi aleyhlerine sonuçlanmasına katkıda bulunmaktadırlar."
Daha sonra İlk Mahkeme şöyle bir sonuca vardı.
"Yuka-rıdakilerden anlaşılacağı gibi Müstedi, M/aleyhin borçlarını ödemekten aciz durumda olduğuna ilişkin iddialarını, M/aleyhin ibraz ettiği şahadet ile kanıtlamıştır.
Yukarıdaki bulgularımız ışığında Müstedaaleyh aleyhine tasfiye kararı vermek kaçınılmazdır. -Fasıl 113 Madde 212 (c) altında Mahkemenin, tasfiye kararı yerine alternatif olarak başka bir çare üretmesi için takdir hakkı yoktur."
Yukarda yaptığımız altıntılarda görüleceği gibi İlk Mahkeme şirket direktörlerinin kendi ifadeleri ile şirketin borcunu- ödeyemeyecek durumda olduğunu kabul etmelerini dikkate almış ve kararını bu beyana dayamıştır. Acaba şirket direktörlerinin böyle bir kabulleri var mı?
Şirketin direktör ve sekreteri Yaşar Tevfiklerin şahadetinin aşağıdaki bölümüne göz atalım.
"Avukat F-uat Veziroğlunun çapraz sorgulaması:
Soru: Siz direktörsünüz. Bu şirketin bugünkü mali
durumu böyle bir parayı ödemeye müsait mi?
Cevap:Müsait değil.
Soru: Dediniz ki bu davalarda sadece biz, davalı
değiliz. 4 tane daha veya 3 tane daha daval-ı
var. Bu toplam borcunuzun sadece ¼'ünü dahi
ödemeye hazır mısınız?
Cevap:Hayır hazır değiliz. Hazır olmadığımız için
Denktaş Bey'e rica ettik bağışlasın ama o
bağışladı bizi.
Soru: Yani ödeyecek durumda değilsiniz böyle bir
pa-rayı?
Cevap:Üyeler kabul ederse ödeyebiliriz.
Av.Şefik Par'ın sorgulaması:
Soru: Yaşar Bey, Fuat Bey'in sorusuna cevaben
dediniz ki şirket, hükümlü miktarların 1/5'ini
şu anda ödeyemez. Doğru mu anladım?
Cevap:Evet ödeyemez.
Soru: Ancak ba-şka bir şey daha söylediniz. Onu
söyler misiniz Mahkemeye?
Cevap:Üyeleri toplanır, genel kurul kabul ederse.
Soru: Yani hissedarlar demek istersiniz?
Cevap:Hissedarlar."
Görüleceği gibi şirket direktörü Yaşar Tevfikler şirketin borcunu ödeyemeyecek- durumda olduğunu kabul etmiştir. Ancak buna karşı iki iddia yapmıştır. Birinci iddia borcun Denktaş Bey tarafından bağışlandığı iddiasıdır. İlk Mahkeme bu iddiayı hiç dikkate almadı. Acaba İlk Mahkemenin bu iddia üzerinde durma ve bu iddiayı kabul etm-e olanağı var mıydı? Müstedi avukatı borcun bağışlandığını kabul etmemektedir. Bir davada borçlu borcun bağışlandığını veya ibra edildiğini iddia eder ve alacaklı avukatı da bunu reddederse sorun nasıl çözülebilir? Şüphe yok ki böyle bir sorunun çözülme-si konunun usul kurallarına uygun bir şekilde tartışılması ile mümkün olabilir. Usul kuralları böyle bir iddianın dava lâyihalarında yer aldıktan sonra tartışılarak karara bağlanmasını öngörür. Burada bir istida bulunduğuna göre Müstedaaleyh borcun bağış-landığını istidaya itirazında öne sürmeliydi. O zaman Müstedi tanık celbederek bunun doğru olmadığını, alacağını bağışlamadığını kanıtlamak zorunda kalacaktı. Halbuki bu istidaya itirazda böyle bir iddia öne sürülmemiştir. Buna ek olarak Müstedaaleyh av-ukatı Mahkemeye yaptığı hitapda ibradan gerçekleşmiş bir olay olarak değil ileride gerçekleşebilecek bir olasılık olarak söz etmiştir. Bu olgular ışığında İlk Mahkemenin bağışlama iddiası üzerinde durması gerekmiyordu ve bu konuda karar vermemekle hata e-ttiği söylenemez.
Şirket direktörü Yaşar Tevfiklerin öne sürdüğü diğer iddia bu paranın ileride ödenme olasılığı olduğu, şirket hissedarlarının bir araya gelerek borcu ödeme kararı verebilecekleri ve böylece şirketin tasfiyesini önleyebilecekleri iddiasıd-ır. Bu iddiaya ilişkin İlk Mahkeme aşağıdaki değerlendirmeyi yaptı.
"Müstedaaleyh şirket, iş sahası itibarı ile kamu görevi yapan bir basın-yayın kuruluşudur. Bu niteliği itibarı ile tüzel kişiliğine son vermek yerine, tüzel kişiliğinin devamını sağlamak- için fırsat tanımak en doğru yoldur. İstida konusu hükümlü borcun, hükümlü borçlular tarafından ödenmesi veya taraflar arasında bir uzlaşmaya varılması halinde Müstedaaleyh aleyhindeki tasfiye sebebi ortadan kalkacaktır. Kanaatimizce Müstedaaleyhe gerek- Müstedi ile gerekse diğer müşterek borçlularla meselenin çözümü için temas etmesine olanak sağlamak amacı ile bir süre tanımak, makul ve uygundur."
Görülebileceği gibi İlk Mahkeme Yaşar Tevfikler'in iddiasını dikkate almış ve ona borcu ödemesi veya baş-ka bir anlaşmaya varıp tasfiyeyi önlemesi için makul bir süre tanıma yönüne gitmiştir.
İlk Mahkeme kararı incelendiğinde tasfiye emrini Fasıl 113 madde 212(c) altında verdiği ve bu maddeye göre başka bir karar verme hususunda takdir yetkisi olmadığı kanı-sında olduğu görülür.
Fasıl 113 madde 212(c)şöyledir.
"212 A company shall be deemed to be unable to pay
its debts
a) ............................
b) ............................
c) if it is proved to the satisfaction of the Court that the comp-any is unable to pay its debts and in determining whether a company is unable to pay its debts, the Court shall take into account the contigent and prospective liabilities of the company.
Bu maddeye göre eğer Müstedaaleyh şirketin borçlarını ödeyemediğ-i kanıtlanırsa şirketin ödeme aczi içine düştüğü varsayılır. Burada şirket direktörü açıkca bu borcu ödeyemeyeceğini söylemiştir. Bu koşullarda İlk Mahkeme hangi gerekçe ile tasfiye emri vermemezlik edebilirdi? İlk Mahkemeye tasfiye emri vermemek için ya-rarlanabileceği yasal bir gerekçe sunulamamıştır.
İstinaf Eden Avukatı birçok şirketin borçlarını gününde ödemediğini eğer bir borç ödenmediği için şirketler tasfiye edilecekse içinde yaşadığımız kriz döneminde ülkemizdeki şirketlerin yarısının tasfiyesi-nin kaçınılmaz olacağını iddia etmiştir. Bu görüşe göre Mahkemenin tasfiye emri verme yerine bir ödeme planı yapması ve örneğin borcun ödenmesini taksitlere bağlaması daha doğrudur. İstinaf Eden Avukatının bu iddiası makul görünmektedir. Ancak yasa incele-ndiğinde böyle bir iddia için yasanın 243. maddesinin çözüm gösterdiği anlaşılır. Buna göre tasfiye emrinin kesinleşmesinden sonra şirket Mahkemeye başvurabilir ve bir ödeme planı hazırlayarak tasfiyenin durdurulmasını talep edebilir. Diğer bir ifade ile- öne sürülen iddia tasfiye emrinin verilmesini engelleyecek bir iddia olmayıp, tasfiye emrinin verilmesinden sonra ele alınabilecek bir iddiadır.
İstinafın duruşmasında üzerinde fazla durulmamakla birlikte istidaya itirazda ve istinaf nedenleri arasında ü-zerinde durulan bir iddia da kesinleşmiş hüküm ( res judicata) iddiasıdır. Müstedaaleyh daha önce geri çekilmiş ve reddedilmiş istidalar nedeniyle İlk Mahkemenin aynı konuda tekrar istida dinleyemeyeceğini iddia etti.
İlk Mahkeme kesinleşmiş hüküm (res j-udicata) iddiası konusunda şöyle dedi.
"Müstedaaleyhin "Kesin hüküm" müdafaasında muvaffak olabilmesi için;
Davaya konu teşkil eden ihtilâflı hususun daha önceki davada karara bağlanmış olması,
Daha önceki davadaki hükmün nihai olması,
İki davada da taraf-ların aynı olması gerekir.
Emare 1 olarak ibraz edilen Şirket İstida 14/98'de ilgili dosya incelendiğinde, Fuat Veziroğlu'nun şahsen Müstedi olduğu görülmektedir. Huzurumuzda bulunan bu istidada ise Fuat Veziroğlu şahsen Müstedi olmayıp esas alacaklı Rau-f Denktaş'ın vekili olarak bulunmaktadır. Sadece bu nokta dahi Müstedaaleyhin "kesin hüküm" ile ilgili iddialarını reddetmek için yeterlidir."
İlk Mahkemenin bu gerekçesinin hatalı olduğunu gösterecek bir argüman yapılamamıştır.
Tüm bu gerçekler İlk -Mahkeme kararında hata bulunmadığını ve istinafın reddedilmesi gerektiğini göstermektedir.
Bu sonuca varırken kararıma aşağıdaki hususları da eklemek istiyorum. Önümüzdeki istinafta taraflar sıradan alelâde kişiler değildir. Burada alacağını almaya çal-ışan herhangi bir alacaklı, borçlarını ödeme güçlüğü içine düştüğü iddia edilen ise herhangi bir şirket değildir. Hükümlü alacaklı Cumhurbaşkanımız, hükümlü borçlu ise bir öğretmenler kuruluşumuzdur. Olayın arka plânına baktığımızda anlaşmazlık konusunun -politik bir zıtlaşmadan kaynaklandığını görürüz. Politik zıtlaşma gittikçe büyüyerek çok çetin yasal tartışmalara dönüşmüştür. Taraflar doğal olarak olaya politik gözlüklerle bakmakta ve istida konusunu yasal çerçevenin dışına taşırarak politik gözlükle-rle değerlendirmektedirler. Acaba böyle bir davada bir Mahkemenin nasıl hareket etmesi uygundur? Hukukta çok tekrarlanan bir ilke vardır. Mahkemelerin âdil karar vermesi yeterli değildir. Adil karar verildiğinin herkes tarafından da görülmesi gerekir. -Politik yönü ağır basan böyle bir davada acaba Mahkeme adil hareket ettiğini göstermek için ne yapmalı idi? Kanaatimce bu tür bir davada Mahkemenin âdil olduğunu göstermek için tarafsız kalmaya büyük özen göstermesi ve yüzde yüz tarafsız bir değerlendirme- yapmaya çalışması gerekiyordu. Bunun için ise tarafların kimliğini tamamen unutarak olaya salt legal açıdan bakması bir çözüm yoludur. Önümüzdeki istinafta Müstedi Cumhurbaşkanımız değil de sıradan bir kişi olsaydı Müstedaaleyh ise Öğretmenler kuruluşum-uz değil de sıradan bir şirket olsaydı nasıl karar verilecekti? İşte bu sorunun yanıtını arayıp bulmamız gerekir. Konuyu bu açıdan da değerlendirmiş bulunuyorum. Verilen kararı ve duruşmanın seyrini incelediğim zaman İlk Mahkemenin görüntü olarak da tara-fsızlığını koruduğu ve bunun için de elinden gelen titizliği gösterdiği kanısına varmış bulunuyorum. Yani tarafların sıradan kişiler olması halinde de aynı emrin verileceği açıkca görülmektedir.
Sonuç olarak istinafın reddedilmesi ve İlk Mahkeme kararı-nın aynen kalması gerektiği kanısındayım.
Nevvar Nolan : Yarın Gazetecilik ve Matbaacılık Ltd. kayıtlı bir şirkettir. Lefkoşa Kaza Mahkemesi birleştirerek dinlediği beş davada 29.12.1999 tarihinde Rauf Denktaş lehine ve aralarında yukarıda ismi verilen -şirketin de bulunduğu Davalılar aleyhine müştereken ve münferiden toplam 120 milyar Türk Lirası ve faizler için hüküm verdi. Hükümlü alacaklının avukatı konu şirketin kayıtlı adresine bıraktığı 22.5.2000 tarihli bir yazı ile konu şirketten hükümlü borcun ö-denmesini talep etti. Hükümlü alacaklı Rauf Denktaş'a, hükümlü alacağının veya herhangi bir kısmının ödenmemesi üzerine, Fuat Veziroğlu 2.11.2000 tarihinde Rauf Denktaş'ın yetkili vekili sıfatı ile Lefkoşa Kaza Mahkemesine bir istida dosyalayarak borçların-ı ödemekten aciz olduğu iddiası ile konu şirketin Mahkeme tarafından tasfiye edilmesini talep etti. Tasfiyesi istenen Yarın Gazetecilik ve Matbaacılık Ltd. tasfiye istidasına itiraz etti ve itiraznameye ekli yemin varakasında şirketin borçlarını ödemekten -aciz olmadığı ileri sürüldü.
Bölüm 113 Şirketler Yasasının 211(e) maddesi borçlarını ödeyemeyecek konumda olan bir şirketin Mahkeme tarafından tasfiye edilebileceğini ifade etmektedir.
"211. A company may be wound up by the Court if-
......-...................................
(e) the company is unable to pay its debts."
Tasfiye istidasını dinleyen Kaza Mahkemesi, 25.6.2001 tarihinde, duruşmada konu şirket adına şahadet veren şirketin iki direktörünün şahadetlerini de değerlendire-rek, konu şirketin borçlarını ödemekten aciz olduğu bulgusuna vardı ve konu şirketin tasfiyesine emir verdi. Tasfiyesine emir verilen Yarın Gazetecilik ve Matbaacılık Ltd. de tasfiye emrine karşı 3.8.2001 tarihinde istinaf dosyaladı. İstinaf ihbarnamesinde-, Kaza Mahkemesinin konu şirket adına şahadet veren direktörlerin şahadetlerini yanlış anladığı ve/veya yanlış algıladığı ve/veya yanlış yorumladığı ve hatalı olarak şirketin borçlarını ödemekte acze düştüğü sonucuna vararak şirketin tasfiye edilmesine emi-r verdiği ileri sürülmektedir.
Tasfiye istidasında şahadetin dinlenmesi tamamlandıktan sonra, Yarın Gazetecilik ve Matbaacılık Ltd.'in avukatının Kaza Mahkemesine hitabından bir kesiti aynen aşağıya aktarıyorum:
"Biz şirketin aciz içerisinde olduğunu- kabul etmedik ve etmiyoruz. Ancak sayın meslektaşım eğer esas hükümlü alacaklının alacağını talep etmesi halinde acze düşüp düşmeyeceğimize dair fikirlerimizi öğrenmek isterse o aşikârdır ki biz bunu kabul ediyoruz. Eğer esas alacaklı bize bir icra gönder-miş olsa, ona karşılık verilecek olan cevap 'şirket acze düşmüştür, bu borcu ödeyemez' ve esas şirket direktörlerinin verdiği şahadette de belirtilen hususlar bunlardır. Ancak bizim iddiamız odur ki esas alacaklı, müstedaaleyhten (şirketten) alacağını tale-p etmemiştir bu ana kadar ve Muhterem Mahkemenizin talep edilmeyen bir meblâğdan ötürü şirketi acze düşmüş olarak değerlendirmesi uygun ve adil değildir kanaatındeyiz."
İstinaf eden şirket avukatının bu ifade ettiklerinden sonra fazla söze gerek yok; şi-rketin borçlarını ödeyemeyecek konumda olduğu ortada. Belirtilenler ışığında istinafın reddedilmesi gerekir. Masraflarla ilgili herhangi bir emir verilmemesi uygundur.
Gönül Erönen : Meslektaşlarımın belirtmiş oldukları görüşleri benimsemekteyim ve vard-ıkları sonuca aynen katılırım.
Mahkeme : Sonuç olarak istinaf oybirliği ile reddedilir. Masraflar için herhangi bir emir verilmez.
Taner Erginel Nevvar Nolan Gönül Erönen
Yargıç Yargıç Yarg-ıç
30 Ocak, 2002
13
Full & Egal Universal Law Academy