-D.26/90 Yargıtay/Hukuk 60/89
Dava No: 1296/88 Lefkoşa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Aziz Altay, Taner Erginel.
İstinaf eden: Ahmet Soyutürk, 17-28 Ka-zım Sok. Lefkoşa.
(Davacı)
ile
Aleyhine istinaf eilen: 1. KKTC Başsavcısı, Lefkoşa.
2. Kamu Hizmeti Komisyonu vasıtasıyle KKTC.
Lefkoşa.
- (Davalılar)
A r a s ı n d a
İstinaf eden namına: Ergin Ulunay.
Aleyhine istinaf edilen namına: Ali F. Yeşilada.
H Ü K Ü M
N. Er-gin Salâhi: Sayın Yargıç Aziz Altay tarafından hazırlanan ve az sonra okunacak olan hükmü okuma fırsatını buldum ve serdettiği görüşler ve vardığı netice ile hemfikirim.
Aziz Altay: Davacı görevli olduğu okula gittiği halde ders vermemek suretiyle uzun s-ayılabilecek bir süre öğretmenlik görevini yerine getirmedi. Davalılar aldığı bir kararla görev yerine gelmediği gerekçesi ile davacının görevine son verdi. Davacı YİM 68/87 ayılı başvuruyu dosyaladığı ve görevine son veren kararın hükümsüz ve etkisiz oldu-ğuna ve herhangi bir sonuç doğurmayacağına karar verilmesini istedi. Davacı, başvurunun talebi doğrultusunda sonuçlanmasından sonra davalılara müracaat etti ve görevine iade edilmesini talep etti. Davalılar ise davacının bu müracaatına bir yanıt vermeyerek- karar aleyhine YİM/İstinaf 4/88 sayılı istinafı dosyaladılar ve istinafın sonucu belli oluncaya kadar davacıya görev vermediler. Davacı Lefkoşa Kaza Mahkemesinde bir dava açtı ve YİM 68/87 sayılı başvurudaki iptal kararından sonra kendisine istinafın sonu-na kadar görev vermeyi reddeden davalılardan tazminat talebinde bulundu. Davacı bu talebini KKTC Anayasasının 152(6) maddesine dayndırmıştır.
İlk Mahkeme, istinafın sonuçlanmasından sonra davalılar tarafından görevine iade edildiği halde davacının emekli-liğini talep ettiği için tüm maaş farkları ile ikramiyesi kendisine ödenmek suretiyle maddi tazminata ilişkin taleplerinin tatmin edildiğini, bununla beraber Anayasanın 152(6) maddesinde öngörülen tazminatın, manevi tazminatı da kapsadığı hususunda bulgu y-aptı. Ancak İlk Mahkeme, davacının manevi yönden bir zarara uğradığını ispat etmek için yeterli şahadet çağırmadığını ve bu nedenle onun tazminata hak kazandığını söylemeye imkân bulunmadığı sonucuna vardı ve bu husustaki talebini reddeti. İstinaf İlk Mahk-emenin bu kararından yapılmıştır.
Davacının görevine 12.2.1987 tarihinden itibaren son veren kararın YİM 68/87 sayılı başvuruda hükümsüz ve etkisiz olduğuna ve herhangi bir sonuç doğurmayacağına karar verildiğini, bu karardan hemen sonra davacının gönder-diği 14.3.1988 tarihli bir yazı ile görevine geri dönmeye hazır hareket etmeyerek davacıya görev vermediği kabul edilmektedir. İlke odur ki bir idari karar, Yüksek İdare Mahkemesi tarafından tamamen hükümsüz ve etkisiz olduğuna ve herhangi bir sonuç doğurm-ayacağına karar verilmesi üzerine kesin olarak ortadan kalkar ve iptal edilen kararın alınmasından önceki duruma dönülmüş olur. Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar İdare Hukukunun Umumi Esasları, 3. baskı, cilt 3, sayfa 1790'da şöyle demektedir:
"İptal kararı-nın idare bakımından hükmü tamamen menfîdir, yani idarenin almış olduğu icraî kararın hukuk kaidelerine ayrılığı dolayısıyle iptal edildiğini, ortadan kaldırıldığını tesbit eder. Binaenaleyh bu karar idareye müsbet bir vecibe yüklemediği gibi bir hukukî du-rum da tesis etmiş olmaz, sadece kararı ve kararla doğmuş olan ve karara müstenid bulunan hukukî durumu ortadan kaldırmış olur. Bu sebepten dolayı iptal kararları ortadan kaldırıldıkları idarî tasarrufun yerine kaim olmayıp sadece idareyi eski karar yerine- yeni bir karar almaya mecbur bırakır. Meselâ bir ruhsat talebinin reddi üzerine bu red kararına karşı bir iptal davası açılması ve red kararının iptali halinde, bu red kararının iptali ruhsatname yerine kaim olmaz ve ruhsat hususunda yeni bir karar vermeğ-e mecbur bırakır. .......... Ancak bu yeni karara karşı da bir iptal davası açılabilir. Binaenaleyh şayet bu karar da aynı veya buna yakın sakatlıklarla malûl bulunursa gene iptal edileceğinden idare bu neticeyi gözönünde tutarak yeni kararını iptal hükmün-ün ruhuna uygun bir şekilde vermeğe mecburdur. Aksi takdirde gene temerrüde devam eder ve yeni aldığı kararlarda da zımnen kanuna muhalif olduğu anlaşılan eski kararlarında ısrar etmiş olursa derecesine göre hizmet ve hukuk kaidelerine aykırı ve binaenale-yh kusurlu olduğu için tam kaza davasına ve tazminata ve hatta hal ve vaziyete nazaran şahsî kusura ve ajanların şahsî mes'uliyetine meydan vermiş olur."
Yukarıda yapılan alıntıdan da görüleceği gibi iptal edilen karar hiç alınmamış sayıldığından ve kara-rın alınmasından önceki duruma dönüldüğünden bir ruhsat talebi veya atama, nakil, terfi gibi yeni bir karar alınması gereken durumlarda idrenin yeni bir karar alması gerekir. Bazı hallerde ise, örneğin göreve son verme, idari kararın mahkemece iptalinden s-onra eski durum kendiliğinden geri geldiği için idarenin yeni bir karar almasına gerek olmadan ilgili memurun görevine iade edilmesi gerekir. Or. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar İdare Hukukunun Umumi Esasları, 3. baskı, cilt 3, sayfa 1794-96'da şöyle demektedir-:
" Ancak iptal kararı makabline şâmil olunca iptal edilen karardan evvelki durumun kendiliğinden mi hasıl olacağı yoksa bu hususun idrece yeniden alınacak kararlar, hukuki tasarruflarla mı ifa edileceği tetkike değer:
Yukarıda söylediğimiz gibi iptal k-ararı müsbet bir hükmü ihtiva etmez, yani bu kararlarla yeni bir hukukî netice doğmaz, ancak iptal edilen karardan evvelki durum geri gelmiş olur.
......... Müsbet tasarruflardan maksat idarenin hukuk nizamında bir değişiklik husule getiren tasarruflarıdı-r: atama (tâyin), memuru statü içindeki durumuna tesir eden işlemler (tasarruflar) bu kabildendir.
Esas itibarıyle iptal hükmünün idare bakımından doğurduğu netice iptalden evvelki durumu aynen ve tamamen iade etmektedir. Müsbet tasarruflarda idarenin ip-tal hükmü karşısında idarenin hareket tarzı eski durumu tanımak ve icabında iadesi için gerekli fiilleri icra etmektir: yukarıki hallerde memur araya giren tasarruf vâki olmamış gibi eski memuriyeti, ünvanını ve derecesini iktisap etmiş olur.
Bu gibi hal-lerde memurun eski durumunu derhal ve kendiliğinden iktisap edeceği, çünkü durumunu değiştiren tasarrufun iptal edilmesi ve bu iptal hükmünün de makabline şâmil olması itibarıyle memurun durumunda hiç bir değişiklik olmadığını farzetmek lâzım geleceği kabu-l edilmektedir.
Ancak eski durumun hasıl olması için idarece ifası lâzım gelen bazı idarî fiil ve ameliyeler mevcutsa bunların kendiliğinden hasıl olmayacağı ve idreye bunları ifa vazifesinin terettüp edeceği tabiidir. Meselâ iptal edilen bir disiplin ce-zası memurun siciline kayıt edilmiş ise bu cezayı silmek idareye düşen bir vazifedir.
Aynı suretle bir yasak, bir tahdit koymak suretiyle hukuk nizamında bir değişiklik hususle getirmiş olan müsbet bir tasarrufun iptalile bu tasarruftan evvelki durum der-hal avdet eder. Yani yasak ortadan kalkar ve yasakla ifa edilemeyen fiil hareketler, kullanılamayan hürriyetler iptal kararile beraber tamemen ve kendiliğinden serbest duruma inkılâp eder."
Yıldırım Uler İdari Yargıda İpta Kararlarının Sonuçları adlı ese-rinin 29-30 sayfalarında şöyle demektedir:
"İptal kararı sonucunda sakat işlemin ortadan kalkmış sayılması, işlem yapılmadan önceki durumun kendiliğinden ya da idarenin işlemleriyle geri gelmesi çok kez yeterli olamaz. İlgili, sakat işlemin iptalini ve es-ki durumun bütünüyle geri gelmesini ve eski durumun bütünüyle geri gelmesini sağlamış olmakla beraber yine de bu sakat işlem dolayısıyle uğradığı kayıpları tam olarak geri alamamış olabilir. Örneğin sakat bir işlemle görevinden uzaklaştırılmış kamu görevli-si, iptal sonucunda göreve dönecek ya da idare tarafından döndürülecektir. Uzaklaştırılma işlemi ortadan kalkmış ve eski durum geri gelmiştir. Ancak, göreve dönüşe kadar arada geçen süreyle ilgili haklar, kayıplar geri alınabilecek midir?
Statik bir ilke- olan "eski durumun geri gelmesi" ortaya çıkmış hukuka aykırılığı düzeltmeye yeterli değildir. Daha dinamik bir ilke gereklidir ki, bu da "iptal edilen işlemin hiç yapılmamış sayılması" ilkesidir.
Danıştayımızın bu ilkeyi de açıkça ortaya koyduğunu ve uy-guladığını görmekteyiz:
"..... İptal hükmü makabline şâmil ve müteveccin bulunduğu muamelenin vakî olmamış telâkki edilmesini icap ettirdiği, idare hukukunun umumî pernsipleri iktizasındadır."
"...... İdare hukuku esaslarına göre yürütmenin durdurulmas-ı kararı ittihaz edilmiş idarî tasarrufu kendiliğinden geçersiz hale getirir ve o idari karar alınmamışçasına hukukî neticeler hasıl eder."
Davalıları temsil eden savcı, mahkeme kararı aleyhine istinaf edildiğinden davacıya görev vermeden önce istinafın -sonucunu beklemeyi uygun bulduklarını belirtmiştir. Anayasanın 152. maddesi aynen şöyledir:
"(1) Yüksek İdare Mahkemesi, yürütsel veya yönetsel bir yetki kullanan herhangi bir organ, makam veya kişinin bir kararının, işleminin veya ihmalinin, bu Anayasanı-n veya herhangi bir yasanın veya bunlara uygun olarak çıkarılan mevzuatın kurallarına aykırı olduğu veya bunların sözkonusu organ veya makam veya kişiye verilen yetkiyi aşmak veya kötüye kullanmak suretiyle yapıldığı şikâyeti ile kendisine yapılan başvuru -hakkında, kesin karar vermek münhasır yargı yetkisine sahiptir.
(2) Böyle bir başvuru, sahip olduğu meşru bir menfaatı, bu gibi karar veya işlem veya ihmal yüzünden olumsuz yönde ve doğrudan doğruya etkilenen kişi tarafından yapılabilir.
(3) Söz konusu b-aşvuru karar veya işlemin yayınlanması tarihinden veya yayınlanmadığı takdirde veya bir ihmal halinde, başvuran kişinin bunu öğrendiği tarihten başlayarak yetmiş beş gün içinde yapılır.
(4) Böyle bir başvuru üzerine Yüksek İdare Mahkemesi, kararında:
Söz-konusu karar veya işlem veya ihmali, tamamen veya kısmen onaylayabilir, veya
Sözkonusu karar veya işlemin, tamamen veya kısmen, hükümsüz ve etkisiz olduğuna ve herhangi bir sonuç doğurmayacağına karar verebilir; veya
Sözkonusu ihmalin, tamamen veya kısme-n yapılmaması gerektiğine ve yapılması ihmal olunan eylem veya işlemin yapılması gerektiğine karar verilebilir.
(5) Bu maddenin (4). fıkrası gereğince verilen herhangi bir karar, devlet içerisindeki bütün mahkemeleri ve bütün organları veya makamları bağl-ar. Karar, ilgili organ veya makam veya kişi tarafından uygulanır ve ona göre hareket edilir.
(6) Bu maddenin (4). fıkrası gereğince hükümsüz kılınan herhangi bir karar veya işlemin veya yapılmaması gerektiğine karar verilen herhangi bir ihmalin, kendisin-e zarar verdiği herhangi bir kişi, ilgili organ, makam veya kişi tarafından, istemi kendisini tatmin eder şekilde yerine getirmediği takdirde, zararların tazmini veya kendisine başka bir tazminat verilmesi için dava açmak ve mahkeme tarafından saptanacak t-am ve muhik bir tazminat almak ve sözkonusu mahkemenin vermeye yetkili olduğu diğer tam ve muhik bir tazminat almak hakkına sahiptir."
Görüleceği gibi Yüksek İdare Mahkemesi başvuru konusu kararın 152(4) maddesi uyarınca tamamen hükümsüz ve etkisiz olduğ-una ve herhangi bir sonuç doğurmayacağına karar verdikten sonra bu karar, konu maddenin 5. fıkrasına göre, Devlet içerisindeki bütün mahkemeleri ve bütün organları veya makamları bağlar ve karar ilgili organ veya makam veya kişi tarafından uygulanır ve ona- göre edilir. Karar uyarınca hareket edilmediği takdirde konu maddenin 6. fıkrası altında zarar ziyan gören kimse, kendisine zarar veren tarafından zararların tazmini veya başka bir tazminat verilmesi için dava açıp mahkeme tarafından saptanacak tam ve muh-ik bir tazminat alma hakkına sahiptir. Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük Yönetsel Yargı adlı eserinde 6. baskı, sayfa 199-200'de şöyle demektedir:
"Danıştayın yargı ve danışma kararlarından da anlaşıldığına göre, iptal kararları geriye yürür; iptal edilen kara-r hiç alınmamış gibi, ilke olarak eski durum kendiliğinden geri gelir. Eski durumun kendiliğinden geriye gelmesine, fiili ya da hukuksal bir engel var ise, yönetim, bu engeli kaldırmak için gereken işlemleri yapmak, bu da yeterli değilse, davacının (ilgil-inin) durumunu düzenlemek için gereken önlemleri almakla yükümlüdür.
Yönetimin bu görevini yerine getirmemesi, yargı kararlarının yerine getirilmesi sorunu ile ilgili bir konudur. Yönetimin yargı kararını yerine getirmede gecikmesi, hizmet kusurudur; yö-netimin sorumluluğunu gerektirir. Hemen belirtelim ki idarenin yargı kararını yerine getirmemesi, daha doğur bir deyişle, yerine getirmekte gecikmesi dolayısıyle tazminata mahkûm olması, yönetimi yargı kararını yerine getirme yükümlülüğünden kurtrmaz."
Ö-nümüzdeki meselede yukarıda belirtilenler ışığında davacının görevine son veren kararın Yüksek İdare Mahkemesince iptal edilmesi üzerine görevine iade edilmesi gerektiğine kuşku yoktur. Davalılar, Anayasanın 152(5) maddesinin amir hükmü ve idari yargının y-erleşmiş ilkeleri ışığında, mahkeme hükmünü uygulamak ve ona göre hareket etmekle yükümlüdür. Buna rağmen davalılar, mahkeme kararına göre hareket etmiş ve istinaf ettiğini ileri sürerek istinafın sonucunu beklemişlerdir. Ne var ki Yüksek İdare Mahkemesini-n kararı istinafta bozulmadıkça geçerli olup davalıları bağlamaktadır. 1962 Yüksek Anayasa Mahkemesi Tüzüğü mahkeme kararından istinaf edilmesi halinde, kararın icrasının istinafın sonucuna kadar durdurulması gerektiğine dair herhangi bir hükü içermemekted-ir. Tüzüğün 18. maddesi mahkeme huzurundaki bütün muamelelerde, Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğünün lâzım gelen değişiklikler yapılarak uygulanabileceğini öngörmektedir. Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğünün E.35 n.18'de istinafın icrayı durdurmadığı belirtilm-ektedir, meğer ki karar bir ara emri ile istinafın sonucuna kadar durdurulmuş olsun. Önümüzdeki meselede ise böyle bir ara emri verilmiş değildir.
İstinaf icrayı durdurmadığına göre, davalıların öne sürdüğü istinaf gerekçesi, mahkeme kararı doğrultusund-a hareket etmek için haklı ve geçerli bir gerekçe olmaz. Yüksek İdare Mahkemesi kararından sonra, davacıya görev verip vermeme veya ne zaman vereceği hususunda herhangi bir takdir hakkı bulunmayan davalıların, göreve dönmeye hazır olduğunu yazılı olarak bi-ldiren davacıyı, yeni bir karar almasına gerek olmadan, görevine iade etmesi gerekirdi ve iyi bir iradeden de beklenen buydu. Mahkeme kararına uymayan davalıalrın Anayasanın 152. maddesine ve yerleşmiş idari hukuk ilkelerine aykırı hareket ettiği ve böylec-e sorumluluk altına girdiği açıktır ve davacının bu durumda, Anayasanın 152. maddesinin 6. fıkrası altında dava açma ve tam ve muhik bir
tazminat talep etme hakkı doğmuştur.
Davalılar, istinafın davacı lehine sonuçlanmasından sonra davacının tüm maaş fa-rkları ile emeklilik ikramiyesini ödemiş ve böylece davacının maddi zararları tamamen tazmin edilmiştir. Ne var ki davacı açtığı davada KKTC Anayasasının 152(6) maddesi altında tazminat talep ettiğini, bu maddede öngörülen tam ve muhik tazminatın maddi zar-ar yanında manevi zararı da içerdiğini iddia etmektedir. İlk Mahkeme, Anayasanın 152(6) maddesinde öngörülmekte olan tazminatın manevi zararı da kapsadığına dair bulgu yapmıştır. İlk Mahkeme hükmünde mavi 64 A, B'de aynen şöyle demektedir:
"Yukarıda aktar-dığımız Anayasanın 152(6) maddesinin tam ve muhik tazminat talebinden bahsettiğini belirtmiştik. Bu durumda tam ve muhik tazminat ibaresinin manevi tazminatı da kapsadığı kanaatindeyiz."
İlk Mahkemenin bu bulgusu bu meselede kesinleşmiş olup tarafları ba-ğladığından tamamen akademik kalan bu konuyu inceleyip 152(6) maddesinde öngörülmekte olan tam ve muhik tazminatın yorumunu yapmaya gerek yoktur. Esasen taraflar, bu istinafın duruşmasında Anayasanın 152(6) maddesinde yer alan tam ve muhik tazminat söz diz-isinin manevi zararı da içerip içermediği üzerinde durmamışlar, manevi tazminatla ilgili talebin ispat edilmediğine dair İlk Mahkemenin bulgusunun doğruluğunu savunmuşlardır. Böylece davalılar manevi zararın tazmini konusunun tam ve muhik tazminat kapsamın-da olduğunu benimsemiş ve davacının manevi zarara uğradığını ispat edemediği için manevi tazminat talebini reddeden İlk Mahkeme kararına katılmıştır. Bu durumda, sadece bu mesele amaçları bakımından, manevi zarara ilişkin tazminat konusunun Anayasanın 152(-6) maddesi kapsamında olup olmadığı hususunda herhangi bir görüş belirtmemeyi ve konuyu, etraflıca ele alınıp tartışılacağı başka uygun bir meselede incelemeyi uygun buldum. İlk Mahkeme tam ve muhik tazminatın manevi tazminatı da içerdiğine dair bulgu yapt-ığına göre Mahkeme huzurunda davacının manevi zarara uğradığı hususunda şahadet bulunup bulunmadığını incelemek gerekir. İstinafın duruşmasında davacı Mahkeme huzurunda manevi zarara uğradığını Mahkemenin aksine bulgu yapıp davasını reddetmekle hata ettiği-ni öne sürdü. Öte yandan davalılar İlk Mahkemenin yaptığı bulguların ve vardığı sonucun doğru olduğunu savundular.
Davacı şahadetinde, YİM 68/87 sayılı başvuruda verilen karar istinaf sonucuna kadar uygulanmamakla aşağılandığını, onur ve saygınlığının ih-lâl edildiğini ve manevi çöküntüye uğradığını iddia etti. Bunun aksine herhangi başka bir şahadet yoktur. Mahakeme kararının uygulanmamasının davacıda üzüntü ve huzursuzluk yaratması, onun özel ve resmi ilişlilerinde mahcubiyet ve eziklik duyması ve bunun -sonucu acı çekmesi doğaldır. Bu şahadet ve olgular ışığında davacının manevi zarara uğramadığını söylemeye olanak yoktur. Buna rağmen İlk Mahkeme aksine bulgu yapıp davacının davasını reddetmekle hataya düşmüştür. Bu durumda tazminat miktarının saptanması -için davayı normal olarak, İlk Mahkemeye iade etmek gerekiyor. Ne var ki, dava uzun süreden beri askıda bulunmaktadır ve dosya İlk Mahkemeye iade edildiği takdirde daha fazla zaman kaybına ve masrafların çoğalmasına yol açacaktır. Bu nedenlerle, tazminat m-iktarının taraflara herhangi bir haksızlık yapılmadan saptanmasına yardımcı olacak tüm şahadet ve olguların dava tutanaklarında mevcut olduğunu dikkate alarak davayı İlk Mahkemeye iade etmeden tazinat miktarını saptamayı uygun buldum.
Anayasanın 152(6) m-addesinde öngörülmekte olan tazminat, idarenin mahkeme kararına göre hareket etmemesinden dolayı doğan bir tazminat olup kendisine özgü (sui generis) bir haktır ve işveren ve işçi (master and servant) ilişkilerinde olduğu tazminat miktarı matematiksel bir -doğrulukla hesaplanıp saptanamaz. Tazminat miktarını saptarken idarenin 152(6) maddesinden kaynaklanan sorumluluğunun, hukuken üstünlüğünü egemen kılmayı ve böylece keyfi işlemleri önlemeyi amaçlayan ve bir tür Kamu Hukuku alanına giren bir sorumluluk oldu-ğu da gözden uzak tutlmamalıdır. Bu ihbarla zarar miktarını saptarken davacının maddi zararı yanında, tarafların tutum ve davranışlarını ve bunların iptal konusu hatalı kararın alınmasında katkıları olup olmadığı, katkıları olmuşsa tarafların suçluluk dere-celerinin ne olduğu üzerinde önemle durulmalıdır.
KKTC Anayasanın 152. maddesinin benzeri olan 1962 T.C. Anayasasının 132. maddesi manevi tazminat öngörmemekle beraber Danıştay yasası açık bir şekilde maddi ve manevi tazminat öngörmektedir ve mahkemelerd-eki uygulama da bu yöndedir. Bizde ise Anayasanın 152(6) maddesinde öngörülen "tam ve muhik" bir tazminattır. "Tam ve muhik" tazminatın, manevi zarardan doğan tazminatı da kaspayıp kapsamadığını incelemeyi, yukarıda da belirttiğim gibi, konunun etraflıca e-le alınıp enine boyuna tartışılacağı başka bir davada yapmak daha uygundur. İlk Mahkeme tam ve muhik tazminatın manevi tazminatı da kapsadığına dair bulgu ihtilâf konusu yapılmadığı cihetle manei tazminatın 152(6) kapsamında olduğu varsayımından hareketle,- tazminat miktarının saptanması gerekir.
Davacının manevi zarara uğradığı açık olan böyle bir meselede tazminat miktarını saptarken amaç davacıyı manen tatmin etmek olup zenginleştirmek değildir. Amme İdaresi Dergisi cilt 22 sayı 2 sayfa 97'de yayınlanan- 20.4.1989 tarih ve esas sayısı 1988/1042 ve karar sayısı 1989/857 olan başvuruda, Danıştay 10. Dairesi sayfa 101'de şöyle denmektedir:
"Ancak bilindiği gibi manevi tazminat hiçbir zaman tam bir telâfi aracı değildir. Onun asıl işlevi kusurlu tarafa uygul-anacak yaptırımın, zarar görende uyandıracağı huzuru ve adalete güven duygusunun elde edilmesidir."
Sayfa 105-106'da şöyle denmektedir:
"Manevi tazminat, patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin -aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir. Olayın gelişimi ve sonucu, ilgilinin durumu itibarıyle manevi zarara karşılık mahkemece takdir edilecek m-anevi tazminatın, manevi tatmin aracı olmasından dolayı zenginleşmeye yol açmayacak miktarda, fakat idarenin olaydaki kusurun niteliğini ve ağırlığını ifade edecek ölçüde saptanması zorunlu bulunmaktadır."
Prof. Dr. Hamza Eroğlu'nun İdare Hukuku adlı eser-inin 5. baskı sayfa 507'de Yüksel Esin'in Danıştay'da açılacak tazminat davaları adlı eserine atıfta bulunarak şöyle denmektedir:
" e) Manevi tazminatta patrianın azalması veya ölçüsü dikkate alınmaz. Manevi tazminat, gerçekte bir tazmin aracı değil, tatm-in aracıdır."
Yukarıda yapılan alıntılar ışığında davacının almaya hakkı olduğu tazminat miktarını saptarken davacının 19 yıllık öğretmen olduğunu, uzun süre görev yerine gittiği ve görev yapmadığı halde tam maaş olmaya devam ettiğini, davacının bu tutun- ve davranışının davalıların yakınma konusu kararın alınmasında etkili olduğunu, davalıların herkesten fazla mahkeme kararlarına saygılı olması gerektiğini, istinafın sonuçlanmasından hemen sonra davalıların mahkeme kararı uyarınca hareket ederek davacının- tüm maddi taleplerini tamin ettiğini ve dava ile ilgili tüm sair hususları dikkate aldıktan sonra davacıya ödenmesi gereken tazminat miktarını 1.000.000 TL. olarak saptamayı uygun buldum.
Sonuç olarak istinafın kabul edilerek İlk Mahkemenin kararının ip-tal edilmesi ve davalıların davacıya 1.000.000 TL tazminat ve bu miktar üzerinden masraf ödemesi hususunda emir verilmesi, istinaf masraflarının da davalılar tarafından ödenmesi gerektiği görüşündeyim.
Taner Erginel: Davacı, davalılar aleyhine açtığı tazm-inat davasını reddeden İlk Mahkeme kararına karşı bu istinafı dosyalamış bulunmaktadır ve İlk Mahkeme kararının hatalı olduğunu yani tazminata hükmolunması gerektiğini iddia etmektedir.
Bir öğretmen olan Davacının Eğitim Bakanlığı ile ihtilâfı uzun süre -devam etmiş ve çeşitli davalara konu olmuştur. Önümüzdeki davayı anlayabilmek için geçmiş ihtilâflara da kısaca göz atmamız yararlı olacaktır.
23.11.1971 yılından sonra muhtelif okullarda fizik öğretmeni olarak görev yapan Davacının son görev yeri Lefkoşa- Sedat Simavi Yapı ve Endüstri Meslek Lisesi idi. 7.1.85 tarihinde okulda Davacı ile bir grup öğrenci arasında bir olay meydana geldi. Bu olayda Davacının kusurlu olduğu kanısına varan Eğitim Bakanlığı, Davacı aleyhine bir disiplin kovuşturması başlattı ve- Davacıyı kovuşturmanın sonucuna değin geçici olarak görevden durdurdu. Kovuşturma bazı yasal engellerle karşılaştığı için bir sonuca ulaşmadı ve Eğitim Bakanlığı Davacıyı görevine iade etmek zorunda kaldı. Davacı, 17.4.1985 tarihinde görevine döndüğünde b-aşka bir fizik öğretmeni Davacının yerine geçici olarak ders vermekte idi. Ders yılının sona ermesine kısa bir zaman kalmıştı ve Okul Müdürlüğü Bakanlığın da onayını aldıktan sonra geçici öğretmenin göreve devam etmesine karar verdi. Davacı buna fazla tepk-i göstermedi ve hergün okula uğrayarak fakat derselere girmeden ayrılarak değişik bir çalışma şekline başladı. Davacının aylığı kendisine muntazaman ödeniyordu. Bu durumdan her iki tarafın da fazla şikâyeti olmamalı ki bu değişik çalışma şekli 1985 -1986 d-ers yılında aynen devam etti.
1986 - 1987 ders yılı başında Eğitim Bakanlığı bu işte bir terslik olduğunun farkına vardı ve tutumunu değiştirerek Davacının ders vermesi gerektiğine karar verdi. Bu karara karşı tepki gösteren Davacı bir süre zorunlu olara-k ders vermekten durdurulduğu için onurunun rencide olduğunu ve ders verme yeteneğini kaybettiğini öne sürdü. Bakanlık Davacının bu açıklamasını yeterli bulmadı ve Davacının ders vermesi için ısrar etti. Bakanlık özellikle Davacının çalışmadan maaş almasın-ı doğru görmüyordu ve Davacının ısrarla ders vermeyi reddetmesi üzerine verilen talimatlara uymadığı için onun aleyhine disiplin kovuşturması başlattı. Davacı disiplin kovuşturmasına rağmen ders vermeyi reddetti ve bunun üzerine Bakanlık Davacıya maaş öden-mesini durdurdu. Eğitim Bakanlığının görüşüne göre 25/85 sayılı Öğretmenler Yasasında "aylık" hizmet karşılığı ödenen parayı anlatmaktadır. Dolayısıyle hizmet vermeyen bir öğretmene aylık verilmesine gerek yoktur. Davacı Eğitim Bakanlığının kendisine maaş -ödemesini durduran kararına karşı Yüksek İdare Mahkemesinde 184/86 sayılı başvuruyu dosyaladı. Başvuruyu dinleyen tek yargıçlı Yüksek İdare Mahkemesi Eğitim Bakanlığını haklı buldu. Yani hizmet vermeyen Davacıya maaş ödememenin doğru olduğunu kabul ederek -başvuruyu reddetti. Davacı bu kararı istinaf etti. YİM 8/87 sayılı kararda İlk Mahkemenin kararı onaylandı. Böylece Davacı görünüşte hizmete devam eden ve bu nedenle hergün okula uğrayan fakat gerçekte ders vermeyen ve maaş almıyan garpi bir statüye girmiş- oldu.
Çalışmayan bir öğretmenin aylığının kesilmesdinin doğru olup olmadığı YİM 184/86 ve YİM İstinaf 8/87'de tartışılırken Davacı aleyhine Kamu Hizmeti Komisyonunda başlatılan disiplin kovuşturması devam etmekteydi. Kamu Hzimeti Komisyonu 12 Şubat 1987- tarihinde bu kovuşturmayı da sonuçlandırarak 28/85 sayılı Öğretmenler Yasasının 85(5)(b) maddesine aykırı olarak 30 iş gününü aşkın süre görev yerine gelmediği için Davacıyı öğretmenlikten çıkardı. Bu kararla Davacı emeklilik statüsüne girmiş oldu. Karard-an menun kalamyan Davacı karara karşı YİM 68/87 sayılı başvuruyu dosyaladı. Davacının 30 günü aşkın süre görev yapmadığı kesin olmakla birlikte Davacı işyerine gelmiyor değildi. İşyerine hergün uğrayan fakat sınıfa girip ders vermiyen yani vaktini okul avl-usu veya kantininde geçiren Davacının bu davranışının 25/85 sayılı Yasanın 85(5)(b) maddesindeki tanıma uyup uymadığı YİM 68/87'de tartışıldı. Mahkeme yasanın görev yerine gelmemekten söz ettiğini, halbuki Davacının ders vermese bile görev yerine geldiğini- dikkate alarak başvuruyu Davacı leyhine sonuçlandırdı yani görevden çıkarma kararını iptal etti. Yüksek İdare Mahkemesinin kararı üzerine Davacı kamu Hizmeti Komisyonuna başvurarak göreve iade edilmeyi talep etti. Fakat Kamu Hizmeti Komisyonu bu doğrultu-da bir işlem yapmadı ve YİM 68/87'yi istinaf etmeyi tercih etti. Bunun üzerine Davacı istinafın sonucunu beklemeden önümüzdeki davayı açarak yönetimden tazminat talep etti.
Davacı talep takririnde Anayasanın 152(6) maddesine atıfta bulunarak YİM 68/87'de- verilen karara rağmen göreve iade edilmediğini bu nedenle zarara uğradığını iddia etti ve kendisine tam ve muhik tazminat ödenmesini talep etti. Davalılar bu davaya karşı dosyaladıkları müdafaa takririnde göreve iadesininin Davacıya bir yarar sağlamıyacağ-ını çünkü Davacının sınıfa girmeyi ve ders vermeyi kesin olarak reddettiğini YİM 84/86 ve YİM İstinaf 8/87 sayılı kararlara göre çalışmadığı için maaş almasının da söz konusu olmadığını, bu durumda Davacının göreve iadesinin bir anlam taşımayacağını iddia -etti.
Taraflar duruşma için Kaza Mahkemesine geldiklerinde Davalıları temsil eden Savcı, YİM 68/87'yi istinaf ettiklerini, duruşmanın istinafın kararından sonraya kalmasının daha uygun olacağını öne sürdü ve erteleme talep etti. İlk Mahkeme de Davalıları-n bu talebini uygun görerek duruşmayı istinaf kararından sonraya erteledi. YİM İstinaf 4/88'in kararı onaylandı. Böylece Kamu Hizmeti Komisyonunun verdiği görevden çıkarma kararının ortadan kalkması kesinleşmiş oldu.
YİM 68/87 ile YİM İstinaf 4/88 incele-ndiğinde bu kararlarda sonuç Davacı leyhine olmakla birlikte Davacının ders vermeme davranışının onaylanmadığı görülür. Hatta kararlarda Eğitim Bakanlığı, uzun süre beklediği ve daha erken disiplin kovuşturması başlatmadığı için eleştirilmektedir. Bu durum-da Davacının bu başvuru ve istinafı kazanmasının nedeninin yasada "görev yapmama" değil de "görev yerine gelmeme" ifadesinin kullanılması olduğu anlaşılmaktadır. Yani YİM İstinaf kararlarında kusurlu bulunan Davacı teknik bir nedenle başvuruyu kazanmış ol-du.
YİM İstinaf 4/88'i kazanan Dacvacı, 23.3.1989 tarihinde yeni kararın ertesi günü durumu Kamu Hizmeti Komisyonuna bildirdi ve göreve iade edilmeyi talep etti. Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı gibi Davacının göreve dönmesi onun çıkarlarına ters a-nlamsız bir işti. Çünkü 12 Şubat 1987 tarihinden itibaren Davacı emeklilik maaşı alıyordu. Göreve döndüğü zaman hem çalışmaya başlıyacak, daha doğrusu hergün okula uğrayarak çalışır gibi görünecek hem de karşılığında hiçbir şey alamıyacaktı. Dolayısıyle Da-vacı emeklilik maaşından da mahrum olacaktı. Bu çelişkinin etkisiyle Davacı 23.3.89 tarihli müracaatının yanıtını beklemeden 27.3.1989 tarihinde Ekonomi ve Maliye Bakanlığına ikinci bir yazı yazarak tazminat hakları saklı kalma koşuluyla emekliliğini talep- etti. Yönetim bu müracaatlarının her ikisini de kabul etmeye razıydı. Kamu Hizmeti Komisyonu 23.3.1989 tarihli müracaatına karşı Davacıya 31.2.1989 tarihinden itibaren göreve iade edildiğini bildiren bir yazı gönderdi. Diğer taraftan Kamu Hizmeti Komisyon-u Davacının emeklilik işlemlerini yaptırmasına da karşı çıkmadı. Böylece iki seçenekten hangisini tercih edeceği Davacnın takdirine kalmış oldu. Davacının tercihini emeklilik yönünde kullanması üzerine işlemler süratle tamamlandı ve davacı ikinci kez emekl-iye ayrıldı.
Emeklilik hesaplamaları yapılırken Davacının son güne kadar, yani 22.3.1989'a kadar görev yaptığı kabul edildi. Dolayısıyle Davacı hem çalışmadığı sürelerde çalışmış gibi aylıklarını aldı hem de emeklilik haklarından eksiksiz yararlanma olan-ağına sahip oldu. Buna rağmen Davacı önümüzdeki davada yani tazminat talebinde ısrar etti. Duruşma sonunda İlk Mahkeme uzun ve gerekçeli bir karar vererek Davacının tazminat talebini reddetti. Bu kararın bazı bölümleri şöyledir:
" Yüksek İdare Mahkemesin-in iptal kararını vermesindensonra kararı iptal ettiren kişinin Anayasanın 152(6) fıkrasına uygun olarak hak aramadan önce yönetime baş vurup durumunun düzeltilmesi için istemde bulunması gerekir. Bu işlemin kişiyi tatmin edecek şekilde yerine getirilmemes-i halinde yargı oragnına baş vurması gerekir.
.................................................................................
Bu şekilde davacı aleyhine alınan bir karar YİM de iptal ettirdikten sonra durumunun düzeltilmesi için 23.3.89 ve 27.3.89 ta-rihinde idareye yaptığı başvuruları kendi istemleri doğrultusunda tatmin edildiği cihetle böyle bir davayı açması için ortada bir sebep kalmamıştır.
..............................................................................
Kaldı ki davacı manevi t-azminat talebi ile ilgili iddialarını isbat edebilmek için yeterli şahadet de sunmuş değildir."
Görüleceği gibi İlk Mahkeme Davacının istemlerinin geç de olsa yerine getirildiği görüşünden hareketle tazminat talebini reddetmiştir.
Davacı bu karara karş-ı dosyaladığı istinafta özetle Kamu Hizmeti Komisyonunun tart kararının haksız olduğunun saptandığını, haksız olan bu karar nedeniyle kendisinin maddi ve manevi zarara uğradığını ve emeklilik maaş ve ikramiyesinin bu zararı telafi etmeye yeterli olmadığını- ve bu ikramiyesinin bu zararı telafi etmeye yeterli olmadığını ve bu gerçekleri dikkate almıyan İlk Mahkeme kararının hatalı olduğunu öne sürdü.
Yukarıdaki açıklamalardan açıkça görülebileceği gibi bu meselede Yönetim, Mahkeme kararına harfiyen uymuştur-. İstinaf kararından sora Davacı aleyhine verilmiş 12.2.1987 tarihli görevden çıkarma kararı hiç verilmemiş kabul edilmiştir. Davacıya göreve iade edildiği bildirilmiş fakat davacı kendi talebi ile emekliye ayrılınca emekliye ayrıldığı tarihe kadar çalıştı-ğı varsayılarak tüm hakları kendisine tanınmıştır. Yönetim davacının kusurlu olduğu ve teknik bir nedenle başvuruyu kazandığı gerçeğine aldırmadan hatalı idari kararın tüm sonuçlarını ortadan kaldırmıştır. Bu nedenle önümüzdeki meselenin Mahkeme kararların-a uyma yönünde bir örnek olduğu söylenebilir. Buna rağmen ortada tartışılabilecek iki husus kalmıştır.
A) Yönetim istinaf kararından sonra Mahkeme kararına uymakla birlikte İlk Mahkeme kararından sonra bunu yapmamış ve istinafın sonucunu beklemeyi tercih -etmiştir. Yönetimin bu davranışı yani İlk Mahkemenin iptal kararından sonra Mahkeme kararına hemen uymayıp istinafın sonucunu beklemesi hukuka aykırı bir davranış mı?
B) Eğer ortada hukuka aykırı bir davranış varsa Davacıya kendi emeklilik talebi üzerine- tüm hakları verildiğine ve Davacının maddi zararı olmadığına göre Davacının manevi zararı sözkonusu olabilir mi?
Önce ikinci soruya yanıt vermem uygun olacaktır. Kanımca bu meselede manevi zarar veya manevi tazminat sözkonusu olamaz. Bu kanıya varmak i-çin Davacının kendi iddialarını incelememiz yeterlidir. Davacı 11.3.1988 tarihli İlk Mahkeme kararının uygulanmaması üzerine üzüntü ve huzursuzluk içine girdiğini bunun kendisine mahcubiyet ve eziklik yarattığını söylemiştir. Halbuki Davacının sorunlu yaşa-mı bu tarihten çok önce 7.1.1985 tarihinde öğrencilerle arasında geçen bir olay üzerine görevden durdurulmasıyla başlamıştı. Davacının şahadeti dikkatle incelendiği zaman görülecektir ki Davacının esas şikâyeti 7.1.1985 tarihinde görevden durdurulmasına ve- bir süre kendisine ders verme fırsatı verilmemesine ilişkindir. Davacı ders verme olanağı elinden alındığı için onurunun rencide olduğunu, psikolojik sorunlar içine girdiğini ve öğretmenlik yapma yeteneğini kaybettiğini iddia etmektedir. Daha sonra yöneti-m kendisine ders verdirmek isteyince Davacının ısrarla ders vermekten kaçınmasının nedeni budur. Davacı açtığı davalarda ısrarla 1985 yılında ders verme olanağı elinden alınmakla kendisine yapılan zarar konusunu tartışmaya çalışmakta ve bu nedenle tazminat- talep etmektedir. Ancak bu şikâyet konusunu bir türlü yasal bir zemine oturması mümkün olmamıştır. Nitekim önümüzdeki davanın konusu da Yönetimin 1985 yılındaki davranışı değil 11.3.1988 tarihli İlk Mahkeme kararını uygulamamasıdır. Davacının 1985 yılına -ilişkin şikâyet konusunu bu davada ele alarak değerlendirmemiz mümkün olmadığına göre aşağıdaki soruya bir yanıt aramamız gerekmektedir. Yönetim 11.3.1988 tarihli İlk Mahkeme kararını uygulamakla ve istinafın sonucunu beklemekle Davacının durumunda herhang-i bir kötüleşme yarattı mı? Yukarıda anlatılanlardan görüleceği gibi Yönetimin bu davranışı sonucu Davacı herhangi bir zarar görmüş değildir. Aksine Yönetim İlk Mahkeme kararını uygulamaya kalksa Davacı daha fazla mağdur olacaktı. Çünkü bu durumda Davacı a-lmakta olduğu emeklilik maaşından mahrum olacak ve herhangi bir karşılık almadan çalışır gibi görünmek zorunda kalacaktı. Aynı nedenle Yönetim istinaf kararından sonra kararı uygulamaya kalktığında ve Davacıyı göreve iade ettiğinde Davacı göreve dönmemiş v-e dolayısıyle kararın uygulanmasını istemekten vazgeçmiştir. Görüleceği gibi bu meselede İlk Mahkeme kararı uygulanmadığı ve geç uygulandığı için Davacının durumunda bir kötüleşme olmamıştır. Bu nedenle maddi veya manevi Davacının tazminat talebini kabul e-tmenin doğru olmadığı görüşündeyim.
Manevi tazminat konusundaki görüşlerimi bir tarafa bırakarak yasal tartışma konusuna geldiğimizde bu konuda da Davacı avukatının öne sürdüğü görüşlerle hemfikir olamıyorum. Herşeyden önce bir İdari Davada Yönetimin ist-inaf etmeden önce İlk Mahkeme kararını uygulamak zorunda olduğunu gösteren bir yasa yoktur. Acaba İdare Hukuku ilkelerinden İlk Mahkeme kararlarının derhal uygulanması gerektiği ve istinafın sonucunu beklemenin mümkün olmadığı sonucunu çıkrmak mümkün müdür-? Bu soru bizi daha genel anlamda iptal davalarının sonuçlarının ne olduğu veya kararların nasıl uygulanacakları sorusuna götürmektedir. Bu konuda Administrative Law, Zaim Necatigil 1974 bası 272'de şöyle deniyor:
" The approach to the problem of res jud-icata and the duty of the administration to comply with the decisions of the administrative court have been examined by a number of writers. Once an administrative act is annuled by the court, the adm,nistrative organ organ concerned has to reconsider the -matter and reach a new decision in the light of the decision of the court. If on such re-examination the administrative organ concerned takes an identical decision under similar circumstances as the one already annuled, without new inquiry into the matter -or without re-assessment of the evidence, this will constitute a violation of the res judicata doctrine. This doctrine does not however preclude te re-taking by the admisintration of an identical is reached after a new inquiry inti the matter and after a r-e-assessment of evidential matter, or when there exists a new fact which did not come to the attention of the annulling judge."
-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasa ve Kamu Yönetimi Hukuku Zaim Necatigil sayfa 98'de ise şöyle denmektedir:
"Anayasamızın 152. maddesinin (5)'inci fıkrası, Yüksek İdare Mahkemesinin bu madde altında verdiği kararların tüm mahkeme ve kamu kurumlarını- bağlayıcı olduğunu ve ilgili organ veya makam veya kişi tarafından uygulanacağını öngörmektedir.
Benzeri emredici bir kural Federe Devlet Anayasasının 118(5) maddesinde de vardı. Bu tür emredici kuralların bazen yorum zorluğuna neden olduğu da görülmüşt-ür. Örnek vermek gerekirse, Yüksek İdare Mahkemesi, bir kararında, Mahkemenin iptal davasında vermiş olduğu karara uyulmaması halinde, uymayan kişilerin Devleti temsil etmiş olmalarına bakılmaksızın, uyana kadar hapsedileceklerini karara bağlamıştır. Halbu-ki, yönetsel davaların niteliği dikkate alındığında, yargının bu konudaki tutumunun bu kadar katı olmaması gerekirdi. Yargı, yönetimi sadece denetlemeli, belirli bir yönde karar alması için yönetimi zorlamamalıdırlar. Aksi halde, yargı dolaylı olarak, yöne-tsel kararın kendi isteği doğrultusunda alınmasını zorlamış olacaktır. Yüksek İdare Mahkemesinde denetim bir istinaftan farklıdır. Mahkeme yönetimin kararını değiştirmemekte, sadece iptal etmekte; yönetim yerine karar almamaktadır.
Yerleşmiş ilkelere gör-e, bir kamu kurumunun yönetsel bir kararı iptal edildikten sonra, ilgili kurum, yargı organının kararı ışığında konuyu tekrar incelemek ve yeni bir karar almak durumundadır. Bu incelemeyi yaparken iptal gerekçelerini yönetimin dikkate alması, bunları iyi d-eğerlendirmesi ve terkar aynı hatayı yapmaması gerkir. Yargının belirttiği esaslara uymak kaydıyla, yapacağı yeniden değerlendirme sonucu yönetimin tekrar aynı karara varmış olması kendiliğinden yargı kararına uyumsuzluk olarak yorumlanamaz."
Bu görüşler-den anlaşıldığına göre Kıbrıs'ta iptal kararlarından sonra Yönetimin bu karara uyma zorunluluğu vardır. Yani Yönetimin iptal edilmiş kararları iptal edilmemiş geçerli kararlar sayarak hareket etmesi mümkün değildir. Diğer taraftan Mahkeme kendini Yönetimi-n yerine koyamaz ve Yönetimin verebileceği kararları veremez. Dolayısıyle iptal kararı ile konuyu yeniden değerlendirme ve yeni bir karar verme olanağı Yönetimin elinden alınmış olmaz. Bu durumda iptal kararı ile karşılaşan Yönetimin elinde iki alternatif -bulunmaktadır. Ya iptal kararını uygulayarak hatalı karardan önceki duruma aynen geri döner. Ya da iptal kararını uygulamayıp tekrar değerlendirerek yeni bir karar verme yönüne gidebilir. Yönetimin eski duruma dönebilmek için yeni bir karar almasına gerek -yoktur. Çünkü hatalı kararın iptali ile eski yasal durum kendiliğinden ortaya çıkmış olur. İstisnai hallerde eski duruma dönebilmek için özel kararlar gerekse bile bu olasılık konumuz dışındadır. Yönetim eğer diğer alternatifi tercih eder ve konuyu yeniden- değerlendirip yeni bir karar verme yönüne giderse artık bu karar doğrultusunda hareket edileceği açıktır. Yani Mahkemenin yeni iptal kararına kadar veya ara emriyle müdahalesinde kadar bu yeni karar uygulanacaktır.
Türkiye'de iptal kararlarının uygulanm-asına ilişkin özel bir yasa olmakla birlikte genel ilkeler Kıbrıs'tan farklı değildir. Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar İdare Hukukunun Umumi Esasları, III. Cilt sayfa 1790'da şöyle denmektedir:
" İptal kararının idare bakımından hükmü tamamen menfîdir, ya-ni idarenin almış olduğu icraî kararın hukuk kaidelerine ayrılığı dolayısıyle iptal edildiğini, ortadan kaldırıldığını tesbit eder. Binaenaleyh bu karar idareye müsbet bir vecibe yüklemediği gibi bir hukuki durum da tesis etmiş olmaz, sadece kararı ve kara-rla doğmuş olan ve karara müstenid bulunan hukuki durumu ortadan kaldırmış olur. Bu sebepten dolayı iptal kararları ortadan kaldırıldıkları idarî tasarrufun yerine kaim olmayıp sadece idareyi eski karar yerine yeni bir karar almaya mecbur bırakır. Meselâ b-ir ruhsat talebinin reddi üzerine bu red kararına karşı bir iptal davası açılması ve red kararının iptali halinde, bu red kararının iptali ruhsatname yerine kaim olmaz ve ruhsatı tazammun etmez; sadece idareyi ruhsat hususunda yeni bir karar vermeğe mecbur- bırakır..... Ancak bu yeni karara karşı da bir iptal davası açılabilir."
Görüleceği gibi Türkiye'de de iptal kararından sonra Yönetimin konuyu terkar gözden geçirme ve yeni bir karar alma olanağı vardır.
İdari Yargıda İptal Kararlarının Sonuçları Yıld-ırım Uler sayfa 87'de ise şöyle denmektedir:
" II - UYGULAMADA OLANAKSIZLIK VE YENİLEME
Bazen yargı kararının uygulanması olanaksız olabilir ya da iptal edilen işlemin yeniden yapılması hukuka aykırı sayılmayabilir. Bu iki durumda dar anlamda, yargı kar-arlarının uygulanmaması vardır denilebilir. Ancak bu uygulamama hukuka uygundur.
....................................................................................
1 - İDARENİN YENİLEME YETKİSİ
Kesin hükme aykırı yenileme olmaz. İşlem iptal edildi-kten sonra, işlem çeşidi değiştirilerek, örneğin kişisel işlem iptal edildikten sonra aynı konuda düzenleyici işlem yapılarak yenileme olmaz. Aynı sonuca giden işlem başka ad altında yapılamaz. Buna karşılık, iptal edilmiş bir işlemin yenilenmesi çok durum-da mümkün olacaktır. Örneğin:
İptal Kararının Anlamından Çıkan Yenilenme Yetkisi
..................................................................................
Sakatlığın Düzeltilerek İşlemin Yenilenmesi
............................................-..................................
İşlemin Dayandığı Sebebin Değimesi
ç) Yeni Sebep İleri Sürülmesi"
Görüleceği gibi Türkiye'de bazı iptal kararları kesin hüküm mahiyetindedir ve Yönetim bu kararlara uymakla yetinemez, bu kararları uygulamak da zorundad-ır. Diğer taraftan uygulamanın olanaksız olduğu haller vardır. Veya iptal kararının kesin hüküm niteliğinde olmadığı ve Yönetimin yeni bir karar alma olanağı bulunan haller vardır. Bu hallerde Yönetimin iptal kararını uygulamaması hukuka aykırı bir davran-ış değildir. Sayın Yıldırım Uler, yukarıdaki alıntıda görüleceği gibi birçok durumda Yönetimin yeni bir karar alma olanağı bulunduğunu vurgulamış ve bunları dört başlık altında toplamıştır.
Önümüzdeki meselede gerek YİM 68/87 gerekse YİM İstinaf 4/88 dav-acıyı ders vermeme davranışından dolayı kusurlu bulmuş ve teknik bir nedenle başvuruyu davacı leyhine sonuçlandırmıştır. Böyle bir iptal kararından sonra gerek Kıbrıs'ta gerekse Türkiye'de Yönetimin konuyu tekrar gözden geçirme ve yeni bir karar verme hakk-ı olduğu açıktır. Dolayısıyle Yönetimin iptal kararını derhal uygulama yönüne gitmemesi hukuka aykırı bir davranış değildir.
Bu olayda Yönetimin İlk Mahkemenin iptal kararını uygulamayıp yeni bir karar verme hakkı bulunmakla birlikte Yönetim bu yöne gitm-iş de değildir. Alabileceği kararların en makûl ve en mütevazi olanını alarak İlk Mahkeme kararını istinaf etmiş ve uygulama konusunda karar vermeyi istinafın sonuna bırakmıştır. Yönetimin istinafın sonunda yapabileceği bir davranışı istinaf kararına değin- yapmaması düşünülemez. Bu nedenle hukuka aykırı bir davranış yapılmadığı görüşündeyim.
Çoğunluk kararında yer alan Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğü E.35 n.18'e atıf yapan görüşe de katılma olanağı bulamıyorum. Çünkü Prof. S. Gözübüyük Yönetim Hukuku sayf-a 13'de izah edildiği gibi özel hukukla kamu hukuku birbirinden farklı hukuk dallarıdır. Birinden ötekine alıntı yapmak çoğu kez hatalı sonuçlar doğurmaktadır. Örneğin Özel Hukukta E.35 n.18'e göre İlk Mahkeme hükmünün istinafı icrayı durdurmaz. Buna rağme-n borçlunun hükmü kendiliğinden uygulamak zorunda olduğunu ve uygulamazsa tazminat ödemesi gerektiğini gösteren bir kural yoktur. Özel Hukukta aleyhine hüküm verildiği zaman alacaklının yapabileceği tek şey icra yoluna başvurmaktan ibarettir. Buna karşı hü-kümlü borçlu hükmü istinaf etme ve icranın durdurulması için Mahkemeye başvurma olanaklarına sahiptir. Hüküm uygulanmadı diye alacaklının ayrıca tazminat isteme hakkı yoktur. Görüleceği gibi iki sistem birbirinden oldukça farklıdır.
Genel hukuk ilkelerind-en hareket ettiğim zaman da Davacının davasına sempati duyma olanağı bulamıyorum. Çünkü hukukta bir tarafın davranışını değerlendirirken öncelikle niyetine bakmak gerekir. Yukarıda anlattığım gibi bu meselede Yönetim iyi niyetle yani Mahkeme kararına uyma -niyeti ile hareket etmiş ve sonunda Mahkeme kararına harfiyen uymuştur. Yönetimin bu kadar iyi niyetli hareket ettiği bir meselede İlk Mahkeme kararını istinaf etti ve istinafın sonucuna değin uygulamayı durdurdu diye kusurlu bulunabilmesi için bunu yapamı-yacağını gösteren açık bir yasanın bulunması gerektiği görüşündeyim.
Bu nedenle istinafın reddedilmesine taraftarım.
N. Ergin Salâhi: Netice olarak, Sayın Yargıç Taner Erginel'in karşı oyu ve oy çokluğu ile istinafın kabul edilmesine, İlk Mahkeme kararı-nın iptal edilmesine ve davalıların davacıya 1.000.000 TL tazminat ödemesie karar verilir. İlk Mahkeme masrafları 1.000.000 TL. üzerinden hesaplanıp davacıya davalılar tarafından ödenmesi ayrıca istinaf masraflarının da davalılar tarafından davacıya ödenme-si emrolunur.
(N. Ergin Salâhi) (Aziz Altay) (Taner Erginel)
Yargıç Yargıç Yargıç
8 Ekim 1990
-
20
-
Full & Egal Universal Law Academy