-D.2/99 Yargıtay/Hukuk 60/96
(Dava No: 959/88;Girne)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Taner Erginel,Metin A.Hakkı,Nevvar Nolan.
İstinaf eden: Dr.David Ashdown, U.K.
- (Davacı)
- ile -
Aleyhine istinaf edilen: KKTC. Başsavcılığı, Lefkoşa
(Davalı)
A r a s ı n d a .
İstinaf, Girne Kaza Mahkemesinin 959/88 sayılı davada- 28.6.1996 tarihinde verdiği karara karşı Davacı tarafından yapılmıştır. Karar, Kaza Mahkemesi Başkanı Necmettin Bostancı ve Kaza Mahkemesi Yargıcı Mehmet Türker tarafından verilmiştir.
İstinaf eden namına: Avukat Talât Kürşat
Aleyhine istinaf edilen nam-ına: Kıdemli Savcı Ersoy Ölçter.
---------------------
H Ü K Ü M
Taner Erginel: Davacı, Fasıl 193 Mütevelliler Yasası (Trustees Law)a dayanarak önümüzdeki davayı açtı ve bir yed-i emin (trust) sözleşmesi gereğince kendisine devri gereken taşınmaz malı-n devri için Mahkemeden emir talep etti. İlk Mahkemenin bu talebi reddetmesi üzerine önümüzdeki istinafı dosyalayan Davacı avukatı, İlk Mahkemenin hatalı görüşler benimseyerek yasayı uygulamaktan kaçındığını ve talep edilen emrin verilmesi gerektiğini öne- sürmektedir.
Dava dosyası ile duruşma zabıtlarını incelediğimiz zaman davaya ilişkin olguların aşağıdaki şekilde özetlenebileceğini görürüz. Bir İngiliz olan Davacı, Amerika'da Pennsylvania Üniversitesinde tıp doktoru olarak görev yapıyordu. 1967 yılı-nda Kıbrıs'a gelen Davacı, Lefkoşa'da bir ev satın aldı. Dört dönüm alanında bir arazinin üzerinde bulunan bu ev nedeniyle Davacının kayıt sorunu çıkmadı. Rum Bakanlar Kurulundan gerekli izni alan Davacı evi ismine kaydettirmeyi başardı. 1968 yılında Gi-rne açıklarında bulunan batık gemiyi çıkarma çalışmalarına katılan Davacı, Lefkoşa'daki evden vazgeçmeye ve Karmi köyünde bir arazi alıp oraya ev inşa etmeye karar verdi. Davacı, arzu ettiği gibi bir yer bulabilmek için Julia Makrides isimli bir emlâkçiyi- görevlendirdi. Kıbrıs'lı bir Rum olan Julia Makrides, 1968 yılında Karmi köyünde Pafta/Harita No. Xll.27 Parsel 14/2/29, 43 ve 49 olan toplamı 12 dönüm civarında parselleri buldu ve muhtelif tarihlerde bu parselleri Davacı adına satın aldı. Davacı, pars-ellerin tüm satış bedelini Julia Makrides vasıtasıyle satıcılara ödedi. O tarihte Tapu Daireleri Rum yönetiminin kontrolünde idi. Yabancı uyruklu olduğu için Davacının Tapuda kayıt yaptırabilmesi Rum Bakanlar Kurulunun iznine bağlı idi. Rum Bakanlar Kuru-lu bir dönüm arazi veya bir ev için müracaat eden yabancılara kolaylıkla izin verdiği halde daha büyük alanlar için izin talep edenlere güçlük çıkarıyor veya müracaatlarını reddediyordu. Herşeyden önce Lefkoşa'da ev satın almış bir kişinin ikinci kez izin- alması olanak dışıydı. Dolayısıyle Davacının Lefkoşa'daki evden kurtulması ve daha sonra alacağı arazinin büyüklüğü nedeniyle uzun sürebilecek bir
mücadeleyi göze alması gerekiyordu. Karşılaştığı sorunu çözmek için bir avukata başvuran Davacı, Fasıl -193 Mütevelliler Yasası (Trustees Law) altında bir formül bulunabileceğini öğrendi. Bu yasaya göre bir kişiye ait taşınmaz malın bir başka kişinin ismine kaydedilmesi mümkündür. Bu durumda Tapuda kayıtlı mal sahibi olarak görünen kişi malı emanetçi veya y-ed-i emin (trustee) sıfatıyla isminde tutar. İngiltere'de ve Avrupa'da çok yaygın yasal bir ilişki olan trast sözleşmesinin Kıbrıs'ta da geçerli olduğunu öğrenen Davacı bu yola başvurmakta sakınca görmedi. Bu nedenle satın aldığı taşınmaz malı emlâkçi Ju-lia Makrides'in ismine kaydettirdi. Julia Makrides de 30 Mayıs 1969 tarihli bir yed-i emin beyannamesi veya trast sözleşmesi imzalayarak söz konusu malın gerçekte Davacıya ait olduğunu, kendisinin malı ismine yed-i emin sıfatıyla kaydettirdiğini açıkladı.- Julia Makrides'in imzaladığı yed-i emin beyannamesi şöyledir:
" DECLARATION OF TRUST
In consideration of the sum of £3,228 received by me, I the undersigned Julia Macrides of Kyrenia hereby declare as follows:
That I hold the immovable propert-y
described in the schedule hereinunder in turst for and for the benefit of M. David Ashdown (hereinafter called the Beneficiary) as well as for the Beneficiary's heirs and assignees.
That a undertake to keep the said
property registered in my name an-d not to part with same nor charge or let same or deal with same in any was whatsoever except with the written consent of the Beneficiary.
That the Beneficiary will have
absolute right for the use, possession and enjoyment of the property.
That I shal-l administer the said
property in accordance with the Beneficiary's instructions which will be binding on me."
5. That the above obligations and
undertakings shall be binding on my heirs.
S C H E D U L E
Property under Plots 42/2/29, -Plot 49
and Plot 43 of sheet plan XII/27 Fountzi Karmi Village.
Kyrenia 30th May, 1969
(Signed) Julia Macrides"
-Görüleceği gibi beyannameye göre Julia Makrides Parsel 42/2/29, Parsel 49 ve Parsel 43'ü yed-i emin sıfatıyla (in trust) isminde tutacak ve malın mutlak kullanım hakkı Davacıda olacaktı. Julia Makrides malı Davacının talimatlarına uygun olarak yönetecekt-i. Julia Makrides daha önce Davacıya gönderdiği 8.7.1968 tarihli yazıda kendisi için "technical owner" yani "teknik veya görünüşte mal sahibi" sözcüklerini kullanmış ve yed-i emin ilişkisini kendi sözleri ile daha farklı bir şekilde ifade etmişti.
Davac-ı Julia Makrides'e hizmetlerine karşılık ödemek zorunda olduğu £3,228'yı ödedi ve Julia Makrides de ona paranın ödendiğini belirten mektuplar yazdı.
1974 Barış Harekâtından 6 ay kadar önce Davacı Lefkoşa'daki evini satmayı başardı ve Karmi'deki malı ismi-ne kaydettirme yönündeki engellerden birini aşmış oldu. Mutlu Barış Hârekatı gerçekleştiğinde Davacının Karmi köyünde satın aldığı mal Julia Makrides'in isminde
kayıtlı bulunuyordu. Barış Harekâtından sonra Savunma Bakanlığı Yabancılar ve Azınlıklar D-airesi Rumlardan mal satın almış ve Tapu kaydını yaptıramamış olan üçüncü devlet uyruklulara çağrıda bulunarak en geç 30.6.1975 tarihine kadar Daireye başvurmalarını ve haklarını kaydettirmelerini istedi. Bu çağrı üzerine Daireye başvuran Davacı dava konu-su parseller üzerindeki haklarını kaydettirdi. -Yabancılar ve Azınlıklar Dairesi 13.5.1976 tarihinde Tapu Dairesine gönderdiği yazıda Davacının dava konusu parseller üzerinde akitten doğan hakları bulunduğunu belirtti ve bu hakların not edilmesini istedi.-
Yabancılar ve Azınlıklar Dairesinin Davacıya gönderdiği 16.5.1977 tarihli yazıda ise Daire, Kıbrıs yasalarına göre bir taşınmaz malı sözleşme ile satın alan kişinin tüm satış bedelini ödese bile mal sahibi olamayacağını, fakat alıcının sözleşmeden doğa-n haklarının bulunabileceğini izah etti ve Davacının sözleşmeden doğan haklarının not edilmiş olduğunu bildirdi.
Yabancı ve Azınlıklar Dairesinin Girne Tapu Dairesine gönderdiği 13.5.1976 tarihli yazı aynen şöyledir;
"KIBRIS TÜRK FEDERE DEVLETİ
SAVUNMA B-AKANLIĞI
YABANCILAR VE AZINLIKLAR DAİRESİ
Dosya No: SB/YAD/2/74/710 Lefkoşa:13/5/1976
Konu: Yabancılara ait gayrimenkul mallar,
Girne Kazası Tapu Dairesi Müdürlüğü,
(Tapu ve Kadastro Müdürlüğü kanalı ile).
Dilekçe sahibinin
Adı Soyadı: Mr.Ash-down David Spanton(Dr.)
Gayrimenkulün tarifi: Karmi'de, (Fountzi Karmi)
Parsel No: 42/2/29,49,43,
sh/pl/No: XII/27
Yukarıda tarif edilen gayrimenkulün dilekçe sahibi tarafından kontratla satın alındığı ibraz edilen kontrat ve makbuzlardan saptanmış- bulunmaktadır.
İstenen İşlem:
Dilekçe sahibinin, bahis konusu gayrımenkulle ilgili olarak:
Akitten doğan hak ve menfaatlarının not edilmesi;
Saygı ile rica olunur.
(İsmail Karagözlü)
Müste-şar v.
Ekli Belgeler:
CH/
Bu yazıya rağmen yani sözkonusu taşınmaz malda Davacının akitten doğan hak ve menfaatlerinin Tapu Dairesinde not edilmiş olmasına rağmen Parsel 42/2/29 Eşdeğer Tazmin Komisyonu tarafından 25.12.1989 tarihinde Raşit Ahmet- Raşit terekesine verildi. Davanın 1988 yılında açıldığı ve söz konusu parselin yargıda tartışma konusu olduğu dikkate alındığında Eşdeğer Tazmin Komisyonun kararı akla soru işaretleri getirmektedir. Ne var ki Davacı bu karara karşı dava açmadı ve talebi-ni Parsel 49 ve 43'le sınırlamaya razı oldu.
Davanın İlk Mahkemede yapılan duruşmasında Davacı şahadet verdi ve 14 belge ibraz etti.
Bilindiği gibi davalar olgusal ve yasal olmak üzere iki bölümden oluşur. İlk Mahkemelerin öncelikle davaların olgularını- doğru saptamaları, yani gerçeği bulmaları ve daha sonra bu gerçeğe yasaları uygulamaları gerekir. İlk Mahkemeler genellikle bu yönteme sadık kaldıkları halde bu davada İlk Mahkeme farklı bir yöntem izledi ve öncelikle
davanın yasal yönünü ele alarak i-rdeledi. Kararın bir bölümünde şöyle denmektedir.
" Öncelikle ihtilâfsız noktalara temas edelim. Davaya konu olan Girne'de kain 2834 ve 2847 kayıt nolu taşınmaz malların halen Tapu kütüklerinde Julia Macrides adında kayıtlı olduğu hususu ihtilâfsızdır-. Ayrıca davacının davaya konu 3 parsel mal ile ilgili KTFD ilgili makamlarına müracaat ettiği bu müracaat üzerine mukaveleden doğan hak ve menfaatlerinin kaydedildiği ve bu hususun davacıya 16.7.77 tarihli Emare 12 yazıyla bildirildiği hususu ihtilâfsızd-ır.
Meseleyi olgusal olarak incelemeden önce yasal duruma temas etmenin yararlı olacağı kanaatindeyiz."
Böylece öncelikle yasal durumu ele alan İlk Mahkeme şöyle dedi;
" Fasıl 193 kişiler arasındaki yed-i emin ilişkisini düzenler. Yed-i emin i-lişkisinin temelinde kişiler arasındaki bir sözleşme yatmaktadır. Bu sözleşmenin hiçbir hükmü Fasıl 224'ün mülkiyet ile ilgili hiçbir kuralını etkilememektedir. Başka bir ifade ile Fasıl 224'ün sağladığı hak ve menfaat veya yükümlülükten kayıtlı mal sahi-bi sorumludur. Kişiler arasındaki yed-i emin anlaşmasını Fasıl 224 kaale almaz. Bir kişinin adında kayıtlı olan bir taşınmaz malı, aralarındaki sözleşme uyarınca başka bir kişi nam ve hesabına tutmuş olması Fasıl 224 açısından bir değer ifade etmez ve ma-lı adında tutan kişinin bu malı gerçek sahibi adına döndürmekten cayması halinde, onu döndürmeye icbar edecek herhangi bir hüküm Fasıl 224'te yer almamaktadır. Böyle bir durumda kişi ancak Fasıl 193'ün ve Fasıl 149'un kendisine sağladığı olanaklardan yara-rlanabilir.
Fasıl 224, Fasıl 193 altında yapılan bir sözleşmeyi kaale almadığı gibi Anayasamızda böyle bir sözleşmeyi yukarıda izah ettiğimiz anlamda kaale almamaktadır. Ancak Anayasamız 159'ncu maddesinde 3'ncü maddesinde 3'ncü fıkrada terkedilmiş v-e sahipsiz taşınmaz malların bu fıkrada belirtilen istisna taşınmaz mallar haricindeki taşınmaz malların üzerindeki mülkiyet hakkının gerçek ve tüzel kişilere devredilmesinin yasa ile düzenleneceğini öngörmüştür.
7/80 sayılı yasa bu mülkiyet devirlerine -bir örnektir. 7/80 sayılı yasa 74 öncesinde Rumlardan sözleşme ile mal satın alan ve bunun kaydını yaptırmayan kişilere mülkiyet elde etme amacıyla Mahkemeye müracaat hakkı tanımaktadır. Görüleceği gibi 7/80 sayılı yasa sadece taşınmaz mal satın alanları-n haklarını düzenlemektedir. Bu yasada Fasıl 193 altında işlem yapanların haklarını düzenleyen herhangi bir kural olmadığı gibi, bu konuda halen başka bir yasa da çıkarılmış değildir."
Yasal olarak Davacının haklı olamıyacağı kanısına varan İlk Mahkeme- olgularla ilgili kesin bulgu yapma gereği duymadı.
"Davacı davaya konu ettiği yed-i emin ilişkisini kanıtlamış olsa bile Anayasanın yukarıda belirttiğimiz hükmü ışığında davasındaki talebinde başarılı olması düşünülemez."
Davacının davasını dayandırdı-ğı Fasıl 193 Mütevelliler Yasanın 43. maddesi "taşınmaz mal temlik emirleri" başlığını taşımaktadır. Yasaya göre malı yed-i emin olarak elinde tutan kişi önemli bir kişi
değildir. Mahkeme malın sürekli olarak bu kişinin üzerinde kalmasına veya bu kişi-nin mala sahip çıkmasına izin vermez. 43 (a) maddesine göre yed-i eminin görevini tam yapamaması halinde Mahkeme işi daha iyi yapabilecek bir kişiyi yed-i emin olarak tayin eder ve malın bu kişinin ismine kaydı için emir verir. 43(b) maddesine göre ise y-ed-i eminin Mahkemenin yetki alanı dışına çıkması halinde Mahkeme yeni bir yed-i emin tayin eder ve malın yeni yed-i eminin ismine devri için emir verir. 43'üncü maddenin (g) paragrafına göre gerçek mal sahibi herhangibir zaman malın kendisine devredilmesi-ni isteyebilir ve yed-i emin bu talebe uymadığı takdirde Mahkeme malın gerçek mal sahibinin ismine devri için emir verebilir.
Yasanın 49. maddesi okunduğu zaman da Mahkemenin malın gerek yeni yed-i eminin ismine gerekse gerçek mal sahibinin ismine kaydı- için emir verebileceği anlaşılmaktadır.
Fasıl 193 hükümleri incelenince Davacının eğer iddiaları doğru ise malın gerçek sahibi olduğu, Julia Makrides'in Mahkemenin nezaretinde mala bakmakla görevli bir kişiden başkası olmadığı ve her an Mahkeme tarafınd-an değiştirilebileceği anlaşılmaktadır. Kıbrıs'lı bir Rum olan Julia Makrides Kuzey Kıbrıs'ı terketmiştir. Şu halde Mahkemenin yasayı uygulaması yani ya yeni bir yed-i emin tayin ederek malı bu kişinin ismine kaydetmesi ya da yed-i emine gerek kalmadığın-a göre malı gerçek mal sahibinin ismine kaydetmesi gerekmektedir.
Yukarıda İlk Mahkeme kararından yapılan alıntıda görüleceği gibi İlk Mahkemenin Davacının talebini reddetmesinin iki yasal nedeni vardır.
Fasıl 193'ün tanıdığı bu hakka Fasıl 224'ün
yer v-ermemesi.
Anayasamızın 159'uncu maddesinin (3)
fıkrasının terkedilmiş taşınmaz malların devrinin yasa ile düzenleneceğini belirtmesi, bu amaçla 7/80 sayılı yasanın yapılması ve trast sözleşmelerine 7/80 sayılı yasada yer verilmemesi.
Bu iki gerekçeye kar-şı istinaf dosyalayan Davacı avukatının argüman yapması zor olmadı. Çünkü önümüzde ayrı ve eşit iki yasa vardır. İlk Mahkeme sanki Fasıl 193 Mütevelliler Yasası, Fasıl 224 Taşınmaz Mal (Tasarruf,Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasasına bağlıymış ve Fasıl 224 o-naylamadığı veya desteklemediği takdirde Fasıl 193'ün uygulanması mümkün değilmiş gibi bir karar vermiştir. Ülkemizde ön planda olan ve daha çok uygulanan yasanın Fasıl 224 olduğuna şüphe yoktur. Çeşitli nedenlerle trust yani yed-i emin ilişkisi ülkemizd-e fazla uygulama alanı bulamamıştır. Ancak bu durum Fasıl 193'ün yürürlükten kalktığı veya Fasıl 224'e bağımlı hale geldiği anlamına gelmez.
Anayasamızın 159'uncu maddesine göre Kıbrıs'lı Rumların terkettiği taşınmaz malların mülkiyeti devlete geçmiştir- ve özel kişilere devri yasa ile mümkündür. Bu maddenin de Davacının aleyhine alınması kolay değildir. Çünkü
Sözkonusu malın terkedilmiş bir mal olduğu
bile şüphelidir. Eğer Davacının belgeleri doğru ise terkedip güneye giden sadece malın yed-i emini y-ani bakıcısıdır. Bu durumda malın terkedilen mal tanımına girip girmediği tartışmalı bir konu olarak kalmaktadır.
b)Anayasamızın 159 (1)(b) ve (c) paragrafları şöyledir.
"(1)(b)Kıbrıs Türk Federe Devletinin ilân edildiği 13 Şubat,1975 tarihinde terke-dilmiş bulunan................... tüm taşınmaz mallar,................
(1)(c)................... Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin mülkiyetindedir ve tapu kayıtları buna göre düzeltilir.
Anayasanın 159 (3)maddesi ise şöyledir;
"Yukarıdaki (1). fı-kranın (b) bendinde
belirtilen taşınmaz mallar...............
üzerindeki mülkiyet hakkının gerçek veya
tüzel kişilere devredilmesi yasa ile
düzenlenir."
Anayasamız 1985 yılında yürürlüğe girmişti. 41/77 İTEM Yasası veya 7/80 sayılı yasa- gibi
terkedilen malların özel kişilere devrini öngören yasalar daha önce yürürlükte olan yasalardı. Fasıl 193 de daha önce yürürlükte olan bir yasa idi. Eğer Davacı Mahkemeyi herhangibir yasa olmadan kayıt emri vermeye davet etmiş olsa Anayasa dışı bir- talep yapmış olacaktı. Ancak Mahkemeyi bir yasa gereğince emir vermeye davet ettiği sürece 159'uncu maddenin
dışına çıktığı söylenemez. İlk Mahkemenin Anayasanın 159'uncu maddesinin Fasıl 193'ü kapsayıp kapsamadığı veya yürürlükten kaldırıp kaldırmad-ığı konularında karar vermeyi Anayasa Mahkemesine bırakıp yasayı uygulaması gerekiyordu. Dolayısıyle İlk Mahkeme gerekçelerinin kesin değil tartışmaya açık gerekçeler olduğunu kabul etmemiz gerekir.
İlk Mahkemenin Fasıl 193'ü uygulamamak için benimsediğ-i gerekçelerin zayıf veya tartışmalı gerekçeler olması bu davada normal ve doğru prosedürü izlememizin yerinde olacağını göstermektedir. Yani öncelikle olgulara ilişkin bulgu yapmamız daha doğrudur.
Acaba bu davada gerçek nedir? Davacı gerçekten bu malı- satın alıp satış bedelinin tümünü ödedi mi? Yoksa sahte veya geçersiz belgeler öne sürerek kendisine ait olmayan bir mala sahip çıkmaya mı çalışıyor?
Davacının bu davada samimi ve doğru bir hikâye anlattığına şüphe yoktur.
a)Davacı yazılı yed-i emin be-yannamesini Mahkemeye ibraz etti (Emare 1). Bu belgenin sahte olduğuna dair en küçük bir belirti olmadığı gibi iddia da yoktur.
b) Davacı satın aldığı malın bedelini Julia Makrides'e ödeyeceğine ilişkin yazılı taahhüdünü
ibraz etti (Emare 3).
c) Da-vacı Julia Makrides ismine düzenlediği 5
Temmuz 1968 tarihli Kıbrıs Bankası çekini
ibraz etti (Emare 4).
d) Davacı Julia Makrides'in 8.7.1968 tarihli
yazılı taahhüdünü Mahkemeye ibraz etti (Emare 5).
e) Davacı Julia Makrides'in kendisine yazdığı
mekt-upları Mahkemeye ibraz etti (Emare 6,8,9,11).
f) Davacı avukatı Emilios Tavemaris'in 6.12.1968
tarihli mektubunu ibraz etti (Emare 7).
g) Davacı Savunma Bakanlığı Yabancılar ve
Azınlıklar Dairesinin kendisine yazdığı ve sözleşmeden doğan haklarının not ed-ildiğini belirten 16 Mayıs 1977 tarihli belgeyi ibraz etti (Emare 12).
h) Davacı Savunma Bakanlığı Yabancılar ve
Azınlıklar Dairesinin Tapu Müdürlüğüne yazdığı 13.5.1976 tarihli yazıyı ibraz etti (Emare 14).
İbraz edilen belgeler Davacının samimi bir m-üracaatçı olduğunu en küçük bir tereddüte yer bırakmayacak şekilde kanıtlamaktadır.
Davacının Mahkemeye sunduğu en önemli delilin Savunma Bakanlığı Yabancılar ve Azınlıklar Dairesinin kendisine yazdığı 16 Mayıs 1977 tarihli belge olduğu söylenebilir. Bu -belge Davacının çağrının yapıldığı 30.6.1975 tarihinden önce Yabancılar ve Azınlıklar Dairesine başvurarak sözkonusu taşınmaz malı satın aldığını bildirdiğini ve belgelerini ibraz ettiğini göstermektedir. Bir yabancının savaş bulutları henüz dağılmayan bi-r ülkede sahte belgelerle Savunma Bakanlığına başvurabileceğini ve gerçek dışı bir
talepte bulunabileceğini tasavvur etmek kolay değildir. Öyle bir ortamda bir kimse gerçeğin ortaya çıkmayacağından emin olamazdı. Bu nedenle belgelerin sahte olması çok -uzak bir olasılıktır.
Yabancılar ve Azınlıklar Dairesinin Girne Tapu Dairesine yazdığı 13.5.1976 tarihli Emare 14 olan yazı da Davacının haklı olduğunu teyid etmektedir.
Önümüzde gerçekten malı satın almış parasını ödemiş olan bir Davacı bulunmaktadır. -Buna rağmen Davacının, olgusal değil de yasal engellerle karşı karşıya olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bir davada Davacı davanın özünde haklı ise fakat yasal engellerle karşılaştığı için hakkını alamıyorsa ortada bir adaletsizlik var demektir. Böyle duru-mlarda konuya daha geniş bir perspektiften bakmak ve konunun daha derin ve ciddi değerlendirmesini yapmak yararlı olmaktadır.
Hemen vurgulamak gerekir ki Mahkemenin görevi yasaları uygulamaktır. Bunun için de yasaların yorumlanması ve yasa koyucunun amac-ının ortaya çıkarılması gerekir. Eğer yasa koyucunun amacı net bir şekilde ortada ise ve yasa koyucunun isteği nedeniyle bir adaletsizlik meydana geliyorsa Mahkemelerin bu konuda yapabilecekleri fazla birşey yoktur. Ancak bir çok halde adaletsizliğin ne-deninin yasa koyucunun iradesi değil yasaların hatalı veya dar yorumlanması veya Mahkemenin takdirine kalan alanlarda Mahkemenin takdirini hatalı kullanması
olduğunu görüyoruz. İşte bu hallerde soruna daha geniş bir açıdan bakıp değerlendirme yapmamız v-e bir hata varsa bu hatayı düzeltme yönüne gitmemiz yararlı olmaktadır.
Önümüzdeki dava bireysel bir dava değildir. 1974'den önce Rumdan mal satın alıp kaydını yaptıramamış bir gurup insan vardır. Rumdan mal alanların büyük bir bölümü 7/80 sayılı yasa a-ltında istidalarını dosyaladılar ancak bu istidaların çoğu da yasal engellere takıldı ve bir sonuca ulaşamadı. Yasal engellerle karşılaşan dava ve istidaların düğümlenerek Mahkemelerimizin kronik bir sorunu haline geldiğini söyleyebiliriz. Sorunu anlıyabi-lmek için herşeyden önce nedenlerini ve geçmişini bilmemiz gerekir. Benzer dava ve istidalarda tekrar tekrar anlatıldığı gibi sorunun kaynağı Fasıl 109 Immovable Property (Aliens) Acquisition Law'a göre Kıbrıs'ta mal satın alan yabancıların Bakanlar Kurul-undan izin almak zorunda olmaları, 1974'den önce Tapu Dairelerinin Rum yönetiminin kontrolünde olması, izin vermeye yetkili makam olan Rum Bakanlar Kurulunun bu izni kolaylıkla vermemesi veya izin vermesinin uzun zaman alması idi. Rum Tapusu Türkleri de y-abancı kabul ediyor olmalı ki Rumdan mal satın alan Kıbrıs'lı Türklerin de izin almadan satın aldıkları malları isimlerine kaydettirmeleri mümkün değildi. Kıbrıs'lı Türklerin müracaatlarında genellikle hiç izin verilmiyordu. Bu nedenlerle 1974 Barış Hâre-katı gerçekleştiğinde Rumdan sözleşme ile mal satın almış,
fakat tapuda kayıt yaptıramamış bir gurub yabancı ve az sayıda Kıbrıs'lı Türk ortaya çıktı. Kayıt yaptıramamanın nedeni bazen daha farklı olabiliyordu. Örneğin apartman dairelerine ayrı koçan- çıkarmak uzun zaman aldığından apartman dairesi satın alanlar ayrı koçan çıkarılıncaya kadar beklemek zorunda kalıyorlardı.
Barış Harekâtından sonra 32/75 sayılı yasa Kıbrıs'lı Rum ve Yunanlıların terkettiği taşınmaz malların devlete intikal ettiğini hük-me bağlamıştır. Daha sonra ayni hüküm 1985 Anayasasının yukarıda alıntı yaptığımız 159 (1) (b) ve (c) maddelerinde de tekrarlanmıştır. Tapuda Rumun ismine kayıtlı olup terkedilen mallar devlete intikal ettiğine göre bu malı sözleşme ile alan fakat kayıt -yaptıramamış olan kişinin hakları ne olacaktı? Mala sahip olan devletimiz "sözleşme beni ilgilendirmez, isteyen Güneye giderek malı satan Rumu dava etsin, ve hakkını orada arasın" diyebilirdi. Malı terkedip Güneye giden mal sahibi Rumun yükümlülüğünü yer-ine getirme olanağı bulunmadığına göre bu yaklaşım mal satın alanların haklarını yitirmeleri anlamına gelecekti. Ya da devletimiz "Mal sahibinin yerine ben geçtim, sözleşmelerdeki hakları tanıyorum, yeter ki müracaatçılar haklarını kanıtlasınlar, Rum mal- sahibinden elde edebilecekleri hakları benden de elde edebilirler" diyecekti. İşte devletimiz bu ikinci alternatifi tercih etmiştir.
Savunma Bakanlığı Yabancılar ve Azınlıklar Dairesi Rumdan mal satın alan yabancılara bir çağrı yaptı ve 30.6.1975 t-arihine kadar Daireye müracaat etmelerini bildirdi. Yapılan müracaatları tek tek inceleyen Daire doğru müracaatları kabul etti ve bu müracaat sahiplerinin sözleşmeden doğan haklarını not edip bu hususu kendilerine bildirdi. Daha da önemlisi aynı hususu T-apu Dairelerine de bildirerek söz konusu malları bu kişilerin tasarrufunda bıraktı. Tüm bu davranışlar devletin yeni bir yasal düzenleme yapılıncaya kadar sözleşmede yer alan hakları tanıdığını ve geçerli saydığını göstermektedir. Devletin bu tutumunun i-sabetli bir tutum olduğuna şüphe yoktur. Çünkü Kuzey Kıbrıs'ta kurulan genç devletin uluslararası alanda saygınlık kazanması için insan haklarına ve hukukun temel ilkelerine saygılı bir devlet olması gerekiyordu.
Bu noktada terk etmekle taşınmaz malları-n mülkiyetinin kaybolması ve malın devlete intikal etmesi konusunu yasal açıdan incelememiz gerekiyor. 32/75, 41/77 sayılı yasalarda ve Anayasanın 159. maddesinde yer alan "terkle mülkiyetin kaybı" ilkesi hukukta taşınır mallar için kabul edilmiş bir ilke-dir. Genel ilke taşınmaz malların mülkiyetinin terk etmekle kaybolmayacağı yönündedir. Buna rağmen istisnai hallerde bazı özel sosyal olayların gerçekleşmesi halinde terkle taşınmaz malların mülkiyetinin kaybolması ve bu durumun insan hakları ile hukukun- temel ilkelerine ters düşmemesi olasıdır. Örneğin İkinci Dünya savaşında bazı Avrupa devletleri
taşınmaz mallarını terkeden, fakat buna ek olarak düşman devlete giderek düşmana katılan kişinin mallarının devlete intikal edeceğini kabul etmişlerdir.
-
Kıbrıs'ta 20 Temmuz 1974'den sonra Kıbrıslı Rum ve Yunanlıların terkettiği mallara "terkle mülkiyetin kaybı" ilkesini uygulayabilmek için çok haklı nedenler oluşmuştu. Şöyle ki Kıbrıs'ta Rumların Kuzey Kıbrısı terk etmelerinin yanı sıra önemli bazı sos-yal olaylar gerçekleşmişti.
a)Rumlara karşı haklı bir savaş oldu.
b)Nüfus mübadelesi oldu.
c)Kuzeyde Rumların terkettiği taşınmaz mallara karşılık bir tazminat yani Türklerin güneyde terkettiği mallar önerildi. -
d)Daha da önemlisi Kıbrıs'ta mal mübadelesinin barışa katkıda bulunması söz konusudur. İlkeyi kavrayamayan bir kişi "Rum malları gibi üçüncü devlet uyrukluların malları da niye devlete intikal etmesin?" diye düşünebilir. Halbuki bizim üç-üncü devlet uyrukluları yani İngiliz, Amerikan, Alman ve bunun gibi insanlarla ne haklı bir savaşımız oldu ne nüfus mübadelemiz ne de tazminat önerimiz. Bu kişilerin mallarına el konması çağdışı olan ve insan haklarını ihlal eden "ganimet" anlayışı ile aç-ıklanabilir. Bu nedenle devletimiz 1974'ü izleyen yıllarda üçüncü devlet uyruklularının mallarını Rum mallarından kesin çizgilerle ayıran bir politika izlemeyi tercih etmiştir. Rumdan mal satın alan ve
kayıt yaptıramamış olan üçüncü devlet uyrukluları-n sözleşmeden doğan hakları kabul edilmiş ve bir süre sonra da bu kişilerin tapu kaydı yaptırmalarına olanak sağlayan 7/80 sayılı yasa ile bu yasanın 54/87 sayılı tadili yapılmıştır.
7/80 sayılı yasanın uluslararası alanda geniş yankıları olmuştur. Çün-kü bu yasa Rumların terkettiği taşınmaz malların devletimize intikal ettiği ve Rum mal sahibi yerine devletimizin geçtiği varsayımı üzerine kurulmuştur. Yabancıların bu yasa altında Mahkemelerimize müracaat etmesi onların Kuzey Kıbrıs'ı terkeden Rumların -mallarının devletimize intikal ettiğini kabul etmeleri ve dolayısıyle devletimizi tanımaları anlamına geliyordu. Bu nedenle Kıbrıs Rum devleti yabancıların Mahkemelerimize müracaat etmesini önlemek için yoğun çaba harcamış fakat bunda başarılı olamamıştır-. Kuzey Kıbrıs'ta yasal bir devlet kurulduğu ve Kuzeyi terkeden Rumların mallarına sahip olduğu varsayımı içerisinde uluslararası kamuoyunun en etkili kişileri Mahkemelerimize başvurmuştur. Açıkca görülebileceği gibi 7/80 sayılı yasanın başarılı bir şeki-lde uygulanması devletimize uluslararası alanda saygınlık kazandıracak ve tanınmayı kaçınılmaz hale getirecekti. Bu gerçeğe rağmen gerek 7/80 sayılı yasa gerekse onu kolaylaştırmak için yapılan 54/87 sayılı tadil yasası kısa sürede işlemez hale gelmiştir.- 7/80 ve 54/87 sayılı yasaların mükemmel yasalar olduğunu söylemek mümkün değildir. Mükemmel yasa haklıyı haksızdan ayıracak doğru ölçüler içeren
yasadır. Halbuki söz konusu yasalarda anlamsız ve dar ölçüler yer alıyordu. Ne var ki bu yasaların işle-mez hale gelmesinin tek nedeninin yasama meclisinde hatalı kaleme alınmaları olduğu söylenemez. Yasaların işlemez hale gelişinde yasalardaki hataların yanı sıra uygulayanların konuya genel bakışının etkili olduğu kanısındayım.
7/80 ve 54/87 sayılı yasa-ların işlemez hale gelmesinin K.K.T.C. için çok olumsuz etkileri olmuştur. Böylece Üçüncü Devlet Uyruklularla Kuzeyi terkeden Rumları aynı potaya koyan bir görünüm ortaya çıkmıştır. Devletimiz bu nedenle Kuzeyi terkeden Rumların mallarının devlete intika-lini açıklarken öne sürebileceği haklı iddiaları yitirmiştir.
7/80 olsun, 54/87, veya Fasıl 193 olsun bir yabancının satın aldığı malı ismine kaydettirmeye çalıştığı dava veya istidada görevliler "davanın reddini sağlarsam veya davanın reddi için bir ger-ekçe bulursam benim devletim kazançlı çıkacak çünkü mal devlete kalacak, daha sonra da malı bir vatandaşım alacak" diye düşünebilirler. Yasal yönü tartışmalı olan veya yoruma açık olan bir konuda böyle bir anlayışın etkili olacağına şüphe yoktur. Diğer -taraftan Devlet Başkanımızın tekrar tekrar ifade ettiği tamamen karşıt bir görüş vardır. Bu görüşe göre "haklı olan üçüncü devlet uyrukluların hakları muhakkak verilmelidir. Çünkü K.K.T.C.'ye uluslararası alanda yapılan haksızlıkların temelinde
üçüncü- devlet uyruklulara yapılan haksızlıklar veya onların Kuzey Kıbrıs'ta bulunan mallarına sahip olamamaları yatmaktadır."
Acaba yukarıda ifade edilen iki görüşten hangisi daha doğrudur. İlk yıllarda devletimizin uygulaması Devlet Başkanımızın görüşü doğr-ultusunda idi. Bu nedenle 7/80 ile onun tadili olan 54/87 sayılı yasalar yapılmıştır. Ancak uygulamada diğer görüşün daha etkili olduğunu ve yasaların işlemez hale geldiğini görüyoruz.
Önümüzdeki davada Savcılığın İlk Mahkemede Davacıya sorduğu soruları- incelediğim zaman bu sorularda "gerçeği ortaya çıkarayım, Davacı haklı ise hakkını alsın" diye bir yaklaşımın izine rastlamıyorum. Aksine Savcılığın "sorduğum sorularda onu şaşırtayım ve malın devlete kalmasını sağlıyayım" düşüncesiyle hareket ettiği gör-ülmektedir. Savcılığın istinafta yaptığı argümanlarda da "haklı ise hakkını alsın" diye bir görüş yoktur. İstinafta Savcılık müracaatın reddini sağlamak için herhangi bir yasal gerekçe arayışı içinde argümanlarını yapmıştır.
Anayasamız Hukuk Dairesine k-amu yararının gereğine göre davaları yürütme görevi vermiştir. Eğer yukarda ifade ettiğim görüşlerden olumsuz olan doğru ise Savcılığın davayı yönetiş şeklinde herhangi bir hata bulmak mümkün değildir. Çünkü mal devlete kalacak ve dolayısıyle kamu yararı- gerçekleşmiş olacaktır. Ancak Devlet Başkanımızın ifade ettiği
diğer görüş doğru ise yani haklı olduğu halde yasal bir engelle karşılaştığı için Davacının malını alamaması devletimize büyük zarar verecekse Savcının davayı yönetiş şeklinin kamu yararın-a uygun olduğu söylenemez.
Üçüncü devlet uyrukluların karşılaştığı engeller sadece sözleşmeyle mal satın alanlarla sınırlanmış değildir. Yabancı şirketler de aynı güçlüklerle karşılaştı. Mahkemeye intikal eden davalarda görüldüğü gibi tapulu malı olan v-e malına sahip çıkmaya çalışan yabancı şirketlere öyle büyük engeller çıkarıldı ki ya hak talep etmekten vazgeçmek zorunda kaldılar ya da mallarını ucuz fiyata elden çıkarıp Kuzey Kıbrıs'tan uzaklaştılar. Bu tutumun nelere mal olduğunu anlayabilmek için -kendimizi bu kişi veya şirketlerin yerine koymamız gerekir. Kendilerini taraf olmadıkları bir savaşın içerisinde bulan, Güneyde hiç bir haksızlığa uğramayan, Kuzeyde ise prensip olarak haklılıkları kabul edilmekle birlikte uygulamada haklarını alamayan b-u kişiler KKTC'nin ortadan kalkmasını ve Rum devletinin Kuzeyi tekrar yönetmesini isteyecek değiller mi? Mallarını tamamen kaybetmemek için bundan başka seçenekleri var mı? Maraş'ta malı bulunan uluslararası şirketler ve üçüncü devlet uyruklular Maraş'a- dönmeyi ve Türk yönetimi altında mallarını kullanmayı kabul etmiyorlar. Bunun için onları suçlamak mümkün mü? Başlarına ne geleceğini Kuzey'de benzer durumda olanların başına gelenlerden görmüyorlar mı? Kendi devletleri üzerinde büyük etki
sahibi bu -kişi veya şirketlere K.K.T.C.'yi destekleme fırsatı vermediğimiz aksine tüm güçleriyle Rum devletini desteklemekten başka seçenek bırakmadığımız, K.K.T.C.'nin uluslararası haksızlığa uğramasının en önemli nedeninin bu olduğu maalesef kesin bir gerçektir.
-Uluslararası alanda K.K.T.C.'ye yapılan haksızlıklar zaman zaman dünyamızın ileri gelen aydınları tarafından da görülmüş ve bu haksızlıkları gidermek için mücadeleler başlatılmıştır. Örneğin İngiliz Parlamentosunda K.K.T.C.'yi desteklemek amacıyla en sayg-ın milletvekillerinin katıldığı bir lobi oluşmuştur. Kuzey Kıbrıs'ta üçüncü devlet uyruklulara yapılan haksızlıklar su yüzüne çıkıncaya kadar bu lobi çalışmalarına devam etmiştir.
Konunun daha geniş değerlendirmesi Devlet Başkanımızın ifade ettiği görüşü-n ne kadar haklı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle üçüncü devlet uyrukluların samimi ve haklı müracaatlarının kabul edilmesinin devletin menfaatine uygun olduğu görüşündeyim.
"Halsbury's Laws of England 3rd Ed., vol.36 par.582 şu başlığı taşımakt-adır.
"Statutes must be so construed as to make them operative."
Yani yasaların onlara işlerlik kazandıracak şekilde yorumlanmaları gerekir. Dikkat edilecek olursa genellikle
yönlendirici ifadelerle yoruma yardımcı olan tefsir kuralları bu no-ktada katılaşmış ve "must" kelimesini kullanarak yasayı işlemez hale getirecek bir yorumu önlemeye çalışmıştır. Bu paragrafın diğer cümlelerine göz atalım.
"A statute must, if possible, be construed in the sense which makes it operative and nothing shor-t of impossibility so to construe it should allow a court to declare a satute unworkable. Thus where a statute has some meaning, even though it is obscure, or several meanings, even though there is little to choose between them, the courts must decide what- meaning the statute is to bear, rather than feject it as a nullity."
Where the main object and intention of a statute are clear, it should not be reduced to a nullity by a literal following of language, which may be due to want of skill or knowledge on t-he part of draftsman, unless such language is intractable."
Bu cümlelerin anlamı açıktır. Yasanın amacını tespit eden Mahkeme- yasadaki sözcüklere yasanın amacına uygun bir anlam verilebilip verilemeyeceğini araştırmak zorundadır. Sözcüklere yasaya işlerlik kazandırabilecek bir anlam vermek mümkünse Mahkemenin bu anlamı tercih etmesi gerekir. Mahkemenin bir yasayı işlemez hale -getirebilmesi için sözcüklere olumlu bir anlam vermek imkânsız olmalıdır.
Yargıtay/Hukuk 61/812 ve 37/84 (D.10/89) sayfa 17'de şu görüşler yer alıyor.
"7/80 sayılı Yasanın en önemli özelliği bu Yasa ile Kıbrıs Türk Federe Devletinin Rum satıcının yeri-ne geçmesi olmasıdır. Bu yer değiştirme o kadar açıkça olmuştur ki alıcının Rum satıcıya ödemesi gereken mütebaki satış bedelini Devletimize ödemesi gerekmektedir. 7/80 sayılı Yasayı yorumlamaya başlarken Devletin dürüst bir satıcı olduğu düşüncesinden h-areket etmemiz gerekir. Buna göre dürüst olmayan bir satıcının yararlanabileceği nedenlerden Devleti yararlandıramayacağımızı akılda tutmak zorundayız. 7/80 sayılı Yasanın özü, gerçek ve samimi sözleşmeleri tespit etmek ve bunları uygulamak olmalıdır."
-
Bu önemli ilkeler karşısında üçüncü devlet uyrukluların Kuzey Kıbrıs'ta tapu kaydı yaptırmalarına olanak sağlamak amacıyla iki yasa yapılmasını ve iki
yasanın da işlemez hale gelmesini sorgulamak zorundayız. Bunun nedeninin uygulayıcıların konuya dar bir- perspektiften bakmaları ve yukarıda belirttiğim olumsuz görüşü benimsemeleri olduğunu düşünüyorum.
Devletimizde hakkını aramaya kalkan üçüncü devlet uyruklulara niçin bu kadar güçlük çıkarıldığı sorusu sorulduğu zaman birçok kişinin kafasında şöyle bir d-üşünce olduğu anlaşılıyor. "Yabancıların talep ettiği mallar çok fazladır, bir kişiye fırsat verilirse ona başka müracaatçılar eklenecek ve böylece devletin elindeki mallar elden gidecek" Böyle düşünenlere "bu mallar ne kadardır?" sorusu sorulduğu zaman c-iddi bir araştırma yapılmadığı, kimsenin gerçek durumla ilgilenmediği, aksine bazı özel kişilerin yabancılara ait mallara sahip çıkmaya çalıştıkları ve güçlük çıkarılmasının esas nedeninin bu
olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan müracaatçıların 30.6.1-975'den önce Savunma Bakanlığına başvurmaları gerektiğine göre malların miktarının kesin olması ve genellikle küçük alanlardan ibaret olduklarına göre toplam alanın fazla tutmaması gerekmektedir.
Önümüzdeki davada tamamen haklı olan bir üçüncü devlet uyru-klu kişi var. Hakkını elde etmesine olanak sağlıyan bir de yasa var. Olumlu görüşü benimseyen ve dolayısıyle kamu yararının bu doğrultuda olduğunu düşünen bir Savcılığın davayı yönetme şekli farklı olacaktı ve muhtemelen hüküm verilmesine itiraz dahi etmi-yecekti. Herhalukârda İlk Mahkeme yasayı uygulamamak için gerekçe arayışı içine girmeyecekti. Olumsuz görüşün etkisiyle Savcılık Davacının sonuç almasını önlemek için her türlü çabayı göstermiştir. İlk Mahkeme ise Fasıl 193'ü uygulamamak için gerekçeler a-ramış ve bu yasayı Fasıl 224'ün uygulanmaz hale getirdiğini veya Anayasanın 159. maddesinin bir yorumuna göre yasanın uygulanamayacağını kabul etmiştir. Acaba bizim bir vatandaşımız yabancı bir ülkede örneğin İngiltere, Avustralya veya Amerika'da bir malı- satın alsa ve malın tüm satış bedelini ödese, malı ismine kaydettirmesi için bir de yasa bulunsa ancak Savcılık kaydı önlemek için canla başla mücadele etse, Mahkeme ise yetkisi dışındaki konulara girerek yasayı uygulamamak için gerekçe bulsa biz o ülkeni-n insan haklarına ve hukukun temel ilkelerine saygılı olduğunu kabul edecekmiydik?
Anayasanın 159(1)(b),(c) ve (3) paragrafları devlete intikal eden taşınmaz malların yasa ile özel kişilere
devredilebileceğini belirtmektedir. 159(4) paragrafı ise bu ma-llar ile ilgili meşru hak iddia edenlerin bir yasa çerçevesinde tazmin edilebileceğini hükme bağlamıştır. Şüphe yok ki (4) paragrafın belirttiği tazminat (1)(b), (c) ve (3) paragraflarına göre mülkiyetin kaydı için emir vermenin mümkün olmadığı hallerde s-öz konusudur. 159 (4) paragraf kayıt için bir yasa bulunmaması ve tazminat ödenmesi için yasa bulunması halinde üzerinde durulacak bir maddedir. Halbuki burada tazminat için değil kayıt için yasa vardır. Bu nedenle Anayasanın tazminat ödenmesini öngören- 159(4) paragrafının konumuzla ilgisi olmadığı açıkca görülmektedir. Burada Savcılık zayıf iddialar olsa bile Anayasanın 159(1)(b),(c) ve 3 maddelerinin Fasıl 193 Mütevelliler Yasasını iptal ettiğini veya 159(1)(b),(c) ve 3 maddelerinin bir yorumuna göre- Fasıl 193'ün önümüzdeki davaya uygulanamayacağını öne sürebilir ve konuyu Anayasa Mahkemesine havale ettirebilirdi. Fakat bu yöne gitmemiştir. Savcılığın müracaatı dahi olmadan Mahkememizin Anayasa Mahkemesi yerine geçerek Anayasayı yorumlamaya kalkması-nı veya yasayı iptal etmesini doğru görmüyorum.
Yukarıdaki nedenlerle Fasıl 193'ü uygulamamak için gerekçe aramanın doğru olmadığı görüşündeyim. Fasıl 224 gibi bir yasa İngiltere'de de vardır ve orda Trustees Law'u işlemez hale getirdiğini kimse öne sürme-miştir. Anayasanın 159. maddesinin yorumu veya Fasıl 193'ü iptal edip etmediği konularında ise karar vermeyi yetkili Mahkeme olan Anayasa Mahkemesine bırakmak gerekir.
Sonuç olarak istinafın kabul edilmesi ve talep doğrultusunda hüküm verilmesi gerektiği -görüşündeyim.
Metin A. -Hakkı: İstinaf- Eden Davacı,Usulü Mahkeme Nizamları Emir 2 Nizam 6'ya istinaden 25.10.1988 tarihinde, Girne Kaza Mahkemesinde:
1) Julia Macrides 2) KKTC Başsavcılığı aleyhine ikâme ettiği bir dava ile özetle, Davalı 1'in Rum asıllı ve dava tarihinde adresi meçhul birisi -olduğunu, Davalı 2'nin de terkedilmiş KKTC'de kalan Rum mallarının mutasarrıfı olduğunu, Davalı 1'in 30.5.1969 tarihinde yaptığı yazılı bir yed-i emin beyannamesi (Declaration of Trust) tahtında Girne Kazasında, Karmi Köyünde 5717, 2834, 2847 kayıt numaral-ı gayrımenkullerin bu 'Declaration of Trust' tahtında "beneficiary"'si olduğunu iddia edip, tapu kütüklerinde Davalı 1 adında kayıtlı bulunan gayrımenkullerin Davacının ismine kaydolunması için Mahkemeden bir emir talep etmiştir.
Davacının Talep Takririni-n 5,6 ve 7 inci paragrafındaki iddiaları 'ilginç' olup onları aynen bu karara dahil etmeyi uygun gördüm. Sözü edilen paragraflar aynen şöyledir:
"5. Davacı iddia eder ki davalı No.1 1974
Barış Harekâtlarını müteakip Türk Bölgelerini
ve/v-eya Muhterem Mahkemenin yetki alanını
terketmiş ve adresi meçhul bir kimse olarak
30/5/69 tarihli ve/veya takriben o tarihlerde
yapılan Declaration of Trust altındaki
mükellefiyetlerini yerine getiremez olmuştur.
6. Davacı id-dia eder ki 1974 Barış Harekât-
larını müteakip ve/veya 32-33/75 sayılı
yasalar ile Davalı No.2'nin temsil ettiği
K.K.T.C. tüm terkedilmiş taşınır ve taşınmaz
malların tasarrufunu almış olup Rumların
aynı mallar üzerinde 197-4 ve/veya yasa öncesi
mevcut tüm menfaat ve/veya mükellefiyetlerini
de aynen devralmıştır.
7. Davacı keza iddia eder ki 30/5/69 tarihli
Declaration of Trust tahtında davacı ile davalı
No.1 arasında doğan trustee- benefici-ary
ilişkisi şahsa mahsus menfaat ve mükellefiyetler
bahşetmiş olup Davalı No.2, Davalı No.1'in
mükellefiyetlerini yerine getirmesine olanak
yoktur."
Bu iddialara bir mana vermeye kişinin zorlanması halinde, ortaya şöyle bir t-ablo çıkar: 30.5.1969 tarihli 'Declaration of Trust' Davacı ile Davalı 1 arasında aktedilmiş olup Talep Takririnden alınan aynı kelimelerle 'şahsa mahsus menfaat ve mükellefiyetler' bahşeder veya ihdas eder. Davalı 1 1974 Barış Harekâtını müteakip KKTC'y-i terk etmiştir, dolayısı ile dava konusu gayrımenkullerin mülkiyeti mevzuat gereği bugün KKTC'dedir, ancak aynı mallarla ilgili mükellefiyetler Devlet'e intikal etmemiştir (paragraf 7). Davacı, davası ile halen Devletin mülkiyetinde olan malların mülkiye-tini bir yandan talep ederken diğer yandan inter alia, Davalı 1'in 'Trustee' görevinden azledilmesini talep etmektedir ancak böyle bir talep, Talep Takririnin 'prayer' kısmında yer almamaktadır!
Zabıtlara göre sözü edilen dava Davalı 1'e tebliğ olunm-adan, ve muadil tebliğ yolu ile tebliğ için çaba da gösterilmeden, Davacı tarafından 30.5.1991 tarihinde geri çekilmiş, Davalı 1 aleyhine olan dava Mahkemece o tarihte iptal edilmiştir. Davalı 2 ise sözü edilen davaya 9.11.1989 tarihinde bir Müdafaa Takri-ri dosyalamış ve Davacının talep ettiği emri almaya hakkı olmadığını iddia edip konu gayrımenkullerin mülkiyetinin Anayasa ve yürürlükteki mevzuat muvacehesinde KKTC'ye kaldığını
iddia ederek Davacının talebinin masrafla reddedilmesini talep etmiştir.
- Dava bu çerçevede maalesef ancak 14.12.1995 tarihinde Girne Kaza Mahkemesinde duruşmasına başlanmış ve 28.6.1996 tarihinde Girne Kaza Mahkemesi verdiği kararda, inter alia, müdafaanın öne sürüğü iddiaları haklı bularak Davacının davasını reddetmiştir.- Duruşma esnasında Davacı bizzat Mahkemede şahadet verdiği gibi 4 ek şahit dinletmiştir. Buna ilâveten taraflarca duruşma esnasında Mahkemeye 14 adet emare ibraz edilmiştir. İstinaf Eden Davacı, Kaza Mahkemesi kararı aleyhine 8 Temmuz 1996 tarihinde ön-ümüzdeki istinafı dosyalamıştır. İstinaf ihbarnamesi birden fazla yakınma içermekle birlikte istinafın duruşmasında, İstinaf Eden Davacı, Davalı 1'in adında tapu kütüklerinde 1974 Barış Harekâtından hemen önce kayıtlı olduğu görünen dava konusu gayrımenku-llerin, Davalı 1'in Davacı lehine yaptığı ve Emare 1 olarak Alt Mahkemeye ibraz edilen yed-i emin beyannamesi ve Fasıl 193 "Trustee Law"'a Alt Mahkemenin gerekli ağırlığı vermediğinden yakınmış ve Alt Mahkeme kararının Yargıtayca değiştirilerek istinaf k-onusu 3 parça gayrımenkulün Davacı ismine kaydolunması için Yargıtayın emir vermesini talep etmiştir.
İstinaf konusu Alt Mahkeme kararı incelendiğinde, Alt Mahkemenin, konu gayrımenkullerin, 1974 Barış Harekâtından hemen önce Davalı 1'in adında kay-ıtlı olduğunu bir olgu olarak kabul ettiği, Davalı 1'in Kıbrıs'lı Rum asıllı birisi olduğunu, Barış Harekâtını müteakip KKTC'yi terkettiğini, bu durumda konu malların
mülkiyetinin Anayasamızın 159. maddesi tahtında ve ilâveten 32/75, 33/75 sayılı yasalar- tahtında Devlete kaldığını kabul ettiği, Davacı ile Davalı 1'in ilişkisinin Davacının Talep Takririnde iddia ettiği gibi şahsi düzeyde olduğunu, Devleti bağlamadığını kabul ederek Davacının davasını iptal ettiği görülmektedir.
İstinaf Konusu Alt Mah-keme kararında, inter alia şöyle demiştir:
"Fasıl 193 kişiler arasındaki yed-i emin
ilişkisini düzenler. Yed-i emin ilişkisinin
temelinde kişiler arasındaki bir sözleşme
yatmaktadır. Bu sözleşmenin hiçbir hükmü
Fasıl 224'ü-n mülkiyet ile ilgili hiçbir
kuralını etkilememektedir. Başka bir ifade
ile Fasıl 224'ün sağladığı hak ve menfaat veya
yükümlülükten kayıtlı mal sahibi sorumludur.
Kişiler arasındaki yed-i emin anlaşmasını Fasıl
224 kaale almaz. - Bir kişinin adında kayıtlı
olan bir taşınmaz malı, aralarındaki sözleşme
uyarınca başka bir kişi nam ve hesabına tutmuş
olması Fasıl 224 açısından bir değer ifade etmez
ve malı adında tutan kişinin bu malı gerçek
sahibi adına dönd-ürmekten cayması halinde, onu
döndürmeye icbar edecek herhangi bir hüküm Fasıl
224'te yer almamaktadır. Böyle bir durumda kişi
ancak Fasıl 193'ün ve Fasıl 149'un kendisine
sağladığı olanaklardan yararlanabilir."
Yukarıdaki çerçe-ve muvacehesinde Alt Mahkeme bir hata yapmış mıdır? Bu istinafın kökeninde yatan esas konu budur.
İstinafı karara bağlamak için Davalı 1 ve Davalı 2 aleyhine talep edilen emri Alt Mahkemenin vermemesinin hatalı olup olmadığının ayrı ayrı tezekkür edi-lmesi
yerinde olacaktır. Alt Mahkeme kararı ve Alt Mahkeme önünde taraflarca ibraz olunan şahadet ve emareler incelendiğinde Davacı tarafından Davalı 1 aleyhine talep edilen emrin, Alt Mahkemece verilmemesinde herhangi bir
hata görülmemektedir. İstina-f Eden Davacı Fasıl 193'ün 56. maddesine istinaden bu karardan yakınmışsa da, burda haksız olduğu görülmektedir. İstinaf Eden Davacının bu yakınmasını, üzerine istinat ettiği Fasıl 193'ün 56. maddesi aynen şöyledir:
"56. Where in any action the- Court is
satisfied that diligent search has been made
for any person who, in the character of
trustee, is made a defendant in any action,
to serve him with a process of the Court, and
that he cannot be found, the Court may hear
- and determine the action and give judgement
therein against that person in his character
of a trustee as if he had been duly served,
or had entered an appearance in the action,
and had also appeared by his advocate at the
hea-ring, but without prejudice to any interest
he may have in the matters in question in the
action in any other characte-r."
Madde, hukuk sistemimizin bütünü içinde iyice tetkik edildiğinde, İstinaf Eden Davacının bu maddeden yararlanabilmesi için Davalı 1 aleyhine olan davayı geri çekmemesi ve Davacının yukarıda sözü edilen maddenin kendine yüklediği yükümlülükleri ye-rine getirmesi gerekirdi. 56. maddenin öngördüğü işlemleri (meselâ muadil tebliğ yolu ile olsun celpnamenin Davalı 1'e tebliğine teşebbüs edildiğini) Davacının yaptığı, zabıtlardan görülmemektedir. Dolayısıyle bir kişi aleyhine açtığı davayı geri çeken b-ir Davacının, aleyhine
geri çekilen kişi için yine de hüküm talep etmeye hakkı
yoktur ve böyle bir talepte bulunmak meselenin esasında haklı dahi olsa, hukuk sistemimiz ile de bağdaşmamaktadır, kaldı ki dava tarihinde ilgili malların mülkiyeti de mevz-uat gereği Davalı 1 de değil KKTC'de
idi. Bu durumda Davalı 1 aleyhine Davacının talep ettiği emri vermemekte Alt Mahkemenin hata yaptığı söylenemez ve Davacının bu yakınmasının reddedilmesi gerekir görüşündeyim.
Davacının Davalı 2 aleyhine talep e-ttiği emri Alt Mahkeme vermemekle hata etmiş midir? Bu suale cevap verebilmek için Anayasanın 159. maddesinin ilgili hükümlerini ve Davacının Talep Takririnin 8'inci ve son paragrafını da incelemek yerinde olacaktır. Anayasamızın "Devletin Mülkiyet Hakkı-" başlığını taşıyan 159. maddesinin (1)(b) maddesi aynen şöyledir:
"Kıbrıs Türk Federe Devletinin ilân
edildiği 13.2.1975 tarihinde terkedilmiş
bulunan veya söz konusu tarihten sonra
yasanın terkedilmiş veya sahipsiz taşınmaz
-mal olarak nitelendirdiği veya hüküm veya
tasarrufu kamuya ait olması gerekli olup
da aidiyeti saptanmamış olan tüm taşınmaz
mallar, bina ve tesisler;
.................................
Tapuda böyle kayıtlı olup olmadığına
- bakılmaksızın, KKTC'nin mülkiyetindedir ve
tapu kayıtları buna göre düzeltilir."
(underline supplied).
Ayni maddenin 4. paragrafı ise şöyledir:
"(4) yukarıdaki (1) fıkranın (b) ve (c)
bendlerinin kapsamına giren taşınmaz
- mallar ile ilgili olarak meşru hak iddia
edenler ortaya çıkması halinde haklarının
ispatı için gerekli usul ve koşullar ile
alacakları tazminat esasları yasa ile
düzenlenir."
Memleketimizde en yüksek Yasayı oluşturan A-nayasamızın konuya şamil yukarıdaki hükümleri, Davacının bu davadaki talepleri ile bağdaşmadığını sarahaten göstermektedir. Anayasa 1985'de yürürlüğe girmiş Fasıl 193 ise 1955 yılında yürürlüğe girmişti. Anayasa koyucu Fasıl 193 tahtında Davacının haklar-ı olsa dahi bunları saklı tutmamış ve ortadan kaldırmıştır. Anayasanın 159.uncu maddesinin yukarıda alıntısı yapılan 4. fıkrası, Anayasa yürürlüğe girdikten sonra ve ileriye dönük olarak bir takım hakları Davacı gibi bir takım kişilerin lehine saklı tutmu-ştur, ancak Davacı gibi kişilerin menfaatlerini korumak amacı ile sadece 1974 Barış Harekatından sonra 7/80 sayılı Yasa yapılmıştır. Bu durumda bugün Davacı, Anayasanın 159. maddesi tahtında sadece 7/80 sayılı Yasa altında 'specific performance' için Devl-et'ten hak talep edebilir, Fasıl 193 tahtında Devlet aleyhine 'specific performance' için talepte bulunamaz.
Davacının Talep Takririnin 8.inci 'prayer' ve son paragrafı aynen şöyledir:
"8.Yukarıda belirtilenler ışığında davacının
talebi -şöyledir;
Muhterem Mahkemenin Kıbrıs Yasaları Fasıl
193 tahtında bir vesting order ita eyliyerek
dava konusu taşınmaz malların tapu kayıt-
larındaki Davalı No.1 adından silinerek
davacı veya emrine kayıt edilmesi,
Ahar surette Fasıl 193 madde 49 g-ereğince
Muhterem Mahkemenin davacı Avukatını dava
konusu taşınmaz malların davacı veya
emrine transferi hususunda tayin etmesi
ve/veya görevlendirmesi,
Başka herhangi bir yardım ve/veya çare,
İşbu dava masrafları."
Burdan görülebileceği gibi Dav-acı, spesifik olarak ilgili malların mülkiyetini, yani bu malların koçanlarının ismine geçirilmesini talep etmektedir, halbuki Anayasamızın 159(4) maddesi buna cevaz vermemekte, Davacının haklı olması halinde malların mülkiyetini değil 'tazminat' alabilece-ğinden söz etmektedir, ki böyle bir talep de Davacının Talep Takririnde yer almamaktadır. Bu durumda Davalı 2 aleyhine olan Davacının davasının Alt Mahkemece iptalinde ve netice olarak istinaf konusu Alt Mahkeme kararında bir bütün olarak bir hata olduğun-a ikna olunmadığımdan istinafın red ve iptaline emir verilmesi taraftarıyım.
Nevvar Nolan : Sayın Yargıç Metin A. Hakkı'nın kararına katılırım. Bunu ifade ettikten sonra aşağıdaki hususlara da değinmek isterim.
7/80 sayılı Yabancıdan Satın Alınan T-aşınmaz Malların Kaydı Yasası, 20.7.1974 öncesi Kıbrıs'lı Rumlardan sözleşme ile taşınmaz mal satın alan kişilerin, satın aldıkları taşınmaz malları adlarına kaydettirmelerini düzenleyen özel bir yasadır. Alt Mahkeme sunulan şahadeti değerlendirmemiş olma-sına
rağmen, sunulan emarelerden Davacının davaya konu taşınmaz malları Kıbrıs'lı bir Rum'dan satın aldığı, satın aldığı bu taşınmaz mallar için çekle ödemeler yaptığı açıkça görülmektedir. Davacı, konu taşınmaz mallarla ilgili haklarını 1977 yılında K-ıbrıs Türk Federe
Devletinin ilgili biriminde kaydettirmiş olmasına rağmen niye konu taşınmaz malların adına kaydı için 7/80 sayılı Yasa altında bir istida dosyalamamıştır?
Mahkeme : Sonuç olarak Taner Erginel'in karşı oyu ve oyçokluğu ile istinaf reddol-unur. Masraflar için herhangi bir emir verilmez.
Taner Erginel Metin A. Hakkı Nevvar Nolan
Yargıç Yargıç Yargıç
11 Mart 1999
-1
36
-
Full & Egal Universal Law Academy