-D.12/88 Yargıtay/Hukuk 61/87
(Dava No: 972/84; Lefkoşa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: Şakir Sıdkı İlkay, Başkan, N. Ergin Salâhi, Niyazi F. Korkut.
İstinaf eden: Ali Sağ-er, Mağusa.
(Davalı)
ile
Aleyhine İstinaf edilen: Marie E. Nicholls, Mağusa.
(Davacı)
- A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Talât Kürşat
Aleyhine istinaf edilen namına: orhan Zihni Bilgehan ve Tevfik Mut
H Ü K Ü M
Şakir Sıdkı İlkay Başkan: Bu istinafta ilk hükmü Sayın Yargıç Niyazi F. Korkut verecektir.
Niyazi F. Korkut-: Davacı Lefkoşa Kaza Mahkemesinde dosyalamış olduğu bir dava ile aslen İngiliz vatandaşı olup 3 yıldan beri turist olarak KKTC'de ikamet etmekte olduğunu, 1981 yılında davalı ile tanıştığını ve davalının gerek turistik gezilerinde gerekse sair işlerinde k-endine yardımcı olduğunu, Ocak 1984'de bir araba satın almaya karar verdiğini, ancak araba kullanmasını bilmediği için bir şoför tutarak bu arabadan yararlanmayı tasarladğını ve araba alım işinde de davalıdan yardım istediğini ve davalının izahatına inanar-ak bir Mersedes araba almak için Kıbrısa 10000 Sterlin getirttiğini ve paranın Kıbrıs Kredi Bankası aracılığı ile adına düzenlenen 9927.50 Sterlinlik "cross" bir çek olarak kendisine verildiğini; davalı ile birlikte Gönyeli'de Mersedes garajına gittiklerin-i, arabayı teslim aldıklarında arabanın geçici olarak davalıda kalması ve davalı tarafından kullanımasına razı olduğunu ancak davalının her gün kendini arayıp gezdirmesini ve ilk talepte arabayı kendine teslim etmesini şart koştuğunu, davalının taksi izni -alınırsa daha az gümrük ödeyeceğini söylediğini, davalıdan gittikçe kuşku-lanması üzerine 10.6.1984'de davalıdan arabayı kendisine teslim etmesini istediğini, fakat davalının arabanın kendisine ait olduğunu söyleyip arabayı teslim etmediğini ve durumu poli-se ihbar edip daha sonra da bu davayı dosyaladığını ileri sürdü. Davacı yaptırdığı soruşturma sonucu arabanın 8205 Sterline satın alındığını ve aradaki fark olan 1722.50 Sterlinin de davalıya iade edildiğini öğrendiğini ve beyanla bu dava ile davalının hil-e ve nüfuz suistimali ile arabayı kendi adına almak için yaptığı işlemlerin geçersiz olduğuna ilişkin hüküm ve arabanın kendine teslimi yanında tazminat ve 1722.50 Sterlin'in iadesini talep etmeketdir.
Davalı ise dosyalamış olduğu müdafa takririnde gerek- nüfus suistimali gerekse hile hususunda talep takririnde yeterli tafsilât bulunmadığı gerekçesi ile talep takririnin geçersiz olduğunu ön itiraz olarak ileri sürerek müdafaasına devamla konu arabayı davacının kendisine hediye ettiğini, emekliye ayrılıp bü-tünüyle kendisiyle ilgilenmesi koşulu ile davacının kendisine bir Mersedes araba hediye etmeye söz verdiğini ve bu söze güvenerek emekliye ayrıldığını ve davacının da vaadini yerine getirerek konu arabayı aldığını, mersedes garajına birlikte gittiklerini,- garaj sahibi ile ilk gidişlerinde İngilizce konuştuklarını, bilâhare davacının çeki kendisine ciro ettiğini ve arabayı önceden kararlaş-tırdıkları gibi kendi adına aldığını ve evraklar hazırlanırken davacının da hazır olduğunu, araba alındıktan sorna arab-anın kendi zilyetliğinde kaldığını, emekli olmazdan önce davacının işyerinde "Ali emekli olsun kendisine bir Mersedes araba hediye edeceğim" şeklinde konuştuğunu, esasında davacının hediye veren bir tip olup kendisine birçok kez çeşitli meblağlarda para he-diye ettiğini ve yaptığı vasiyetname ile de kendisine menfaat sağladığını ve bilâhere yaptığı ikinci bir vasiyetname ile de kendisine sağladığı menfaati artırdığını ve ikinci vasiyetnamede kendisini tenfiz memeuru tayin ettiğini ileri sürdü.
Davanın duru-şmasında taraflar şahadet verdiler ve dörder tanık dinlettiler. Şahadeti değerlendiren alt mahkeme davacı tanığı Sevim Aziz'in şahadetine bir değer vermedi. Davalı tanıklarının da davalının yakın arkadaşları olup onun yardımına koşmuş kişiler oldukları ger-ekçesi ile şahadetlerine bir değer vermemeyi uygun buldu. Davacı tanığı Ahmet Cemal ile Dr. Hasan Güçlünün şahadetlerini ise doğru olarak kabul etti.
Davacının ise 80 yaşında bir insana göre tutarlı şahadet verdiği, davalının ise Mersedes bir arabayı kaz-anma gayreti içinde olduğu ve şahadetinin de doğal olarak, bu arzunun etkisi altında olduğuna ilişkin bulgu yaptıktan sonra hediye konusunda ihtimaller dengesinin davacı lehinde olduğu görüşüne vararak dava konusu arabanın davacı tarafından davalıya hediye- edilmediği bulgusuna vardı. Alt mahkeme ayrıca 9927.50 Sterlinden araba için ödenen meblağdan arta kalan 826560TL için de davacının hüküm almaya hak kazandığı kanaatine vardı ve sonuç olarak dava konusu arabanın davacıya ait olup ona teslim edilmesine ve -keza davacı lehine 826560TL için hüküm verdi.
Davalı bu hükme karşı istinaf dosyaladı. davalının istinaf ihbarnamesi 13 istinaf sebebi içermekle beraber bunları aşağıda belirtildiği şekilde 4 başlık altında topralamak mümkündür.
(1) Alt mahkeme tenakuzl-arla dolu davacının şahadetine inanmak ve davalıya inanmamakla hatalı hareket etti.
(2) Alt mahkeme davalı tanıklarının şahadetini herhangi bir değerlen-dirmeye tabi tutmadan onlara inanmamakla hatalı hareket etti.
(3) Lâyihalarda dahi taraflar arasınd-a nüfuz suistimaline ilişkin herhangi bir tafsilât ve duruşma sırasında herhangi bir şahadet varolmamasına karşın alt mahkemenin yasal durumu yanlış değerlendirerek konunun tipik bir "undue influence" olayı olduğuna ilişkin bulgusu hatalıdır.
(4) Tüm şah-adet dikkate alındığında yapılan işlemlerin yasal bir hibe işlemi olduğu hususunda bulgu yapmamakla alt mahkeme hatalı hareket etmiştir.
İstinaf eden avukatı mahkemeye hitabında, aleyhine istinaf edilenin araba satın alındıktan 6 ay sonra polise şikâyett-e bulunup daha sonra da bu davayı açtığını, halbuki şahadetinde ilk günden davalıya arabayı kalmakta olduğu otelin önünde bırakmasını söylediğini ve bırakmayınca da 2 hafta sonra polise şikâyet ettiğini belirttiğini ve alt mahkemenin bu hususu hiç dikkate -almadığını, davacının şahdetinin bunun gibi tenakuzlarla dolu olduğunu ve keza davacının şahadetinin davalının savlarını destekler mahiyette olduğunu, örneğin istintak sırasında davacının "davalıyı tanımasa idi araba almayacağını ve davalının sürekli ısrar- etmesi üzerine aldığını ve onun kullanacağını" söylediğini ve arabaya "T" alınamsı ile ilgili bir soru üzerine de "taksi yapmaya niyeti vardı; taksi almak isteyen o idi; davalı sadece taksi olarak kullanmak istiyordu; arabayı almazdan önce fikri o idi" şe-klinde yanıtlar vediğini belirtti. İstinaf eden avukatı alt mahkemenin önce konu arabanın hediye olup olmadığına ilişkin bugu yapıp ondan sonra "undue influence" var olup olmadığını araştırması gerekirken alt mahkemenin hediye hususunu incelemeden "undue i-nfluence" var olduğuna ilişkin bulgu yaptığını ve bu bulgusunda da yasal durumu yanlış değerlendirdiğini ve davacının talep takririnde de bu hususta tafsilat olmadığı bir yana şahadet de bulunmadığını davacının davalının tahakkümü altında olduğuna ilişkin -bulgusunun da hatalı olduğunu; davalı tanıklarının şahadetlerini de davalının yakın arkadaşları oldukları gerekçesi ile değerlendirmekle hata ettiğini; mahkeme önünde öyle bir şahadet bulunmadığı; şahadetin, iki tanığın davalının iş arkadaşları oldukları v-e davalı emekli olduktan sonra ilişkileri olmadığı şekilde olduğunu; şahitlere inanıp inanmaması hususunda mahkemenin Yüksek Mahkeme tarafından belirlenen ilkelere göre değerlendirme yapması gerektiğini ve bu ilkelere uygun hareket etmemekle hata ettiğini;- davacının kıskançlık yüzünden araba alındıktan 6 ay sonra polise şikâyette bulunduğunu, nitekim şahadetinde "benim arabamda bir Alman kadın ile sarhoş olarak bulundu ve buna karşıyım" ve "değişik kadınlarla gezmeye çıktı" şeklinde beyanalrda bulun-masının- bu hususun kanıtı olduğunu; 81 yaşında olan davacının vasiyet yaparak her şeyini davalıya bıraktıktan sonra davalının "hile" yapmasına gerek olmadığını; mahkemenin davacı tanığı A. Cemalı tarafsız bir tanık olarak kabul ettiğini ve bu tanığın şahadetinin -de davalıyı destekler mahiyette olduğunu; davacı "davalı ile A. Cemal ile gelişte İngilizce konuştular ve hiçbir şey anlamadım" derken A. Cemal ilk gelişte İngilizce konuştuklarını ve davacının sorular sorarak izahat istediğini söylediğini, davcıya vasiye-tleri hazırlayan avukat ile özel fikir danıştığı A. Özel, davalı şahit celbnamesi çıkarttığı halde şahadete gelmediklerini ve mahkemenin bu hususu da davalı aleyhine aldığını; duruşma sırasında davacının "hile" üzerinde durduğunu; mahkemenin ise "undue inf-luence" var diye bulgu yaptığını, halbuki "undue influence ile ilgili olarak davada tafsilât ve şahadet olmadığını ve şahadette söylenenlerin de yeterli olmadığını savundu. Mahkemenin davacının yaşlı oluşu nedeni ile "undue influence" in varlığının varsayı-labileceğine ilişkin bulgu yaptığını, halbuki mevcut yasal duruma göre bu meselede böyle bir varsayımla hareket etmenin olanaksız olduğunu, şahadete göre taraflarar asındaki ilişkinin tahakküm kuracak derecede olmadığını ileri sürdü.
Aleyhine istinaf edi-lenin avukatı ise hitabında, özetle arabanın davacının parası ile alındığını, çekin davacının adında olduğunu, çekin Ahmet Cemala verildiğini ve muamele yapıldığını ve bir müddet sonra çekin üstünü davalının Ahmet Cemal'dan aldığını, ancak davalının davacı-nın arabayı kendisine hediye ettiğini ileri sürdüğünü ve bunun ispatının da davalıya düştüğünü, arabanın gümrüğü ödenip koçan çıkmadığına göre de tamamlanmamış bir muamele var olduğunu, talep takririne bakılacak olursa davacının davalı tarafından kandırıld-ığına ilişkin tafsilat bulunduğunu; mahkemenin davacının şahadetini doğru kabul ederek bu yönde bulgu yaptığını, bunun askini ispat etmenin davalıya düştüğünü; davacı olay polise intikal ettikten sonra faturanın davalı adına çıktığını öğrendiğini; mahkeme -arabanın hediye olarak alındığı bulgusuna varsa da yine bu işlemin iptal edilmesi gerektiğini, çünkü davacının yaşlı ve gözleri iyi görmeyen birisi olup davalıya itimat ettiğini, davalı nüfuz kullanrak bu arabayı aldığını ve bu haksız avantajın ortadan kal-dırılması gerektiğini, hediye olsa bile işlem tamamlanmadan davacının vazgeçtiğini ileri sürdü.
Davalı avukatı cevaben bir mal alınıp fatura verildiğine göre satış muamelesinin tamamlandığını, kayıt işlerinin ise bir formalite olduğunu, A. Cemalın da şah-adetinde "fatura kiminse mal onundur" şeklinde şahadet vediğini vurguladı.
Hukuk İstinaf 1/75'de alt mahkemelerin taraflara ya da tanıklara inanıp inanmama hususunda vardıkları kanaat Yüksek Mahkeme tarafından ne gibi hallerde müdahale edilebielceğine il-işkin olarak sayfa 4 de ve 5 de şöyle bir görüş belirtilmişti:
-"Bidayet Mahkemelerinin şahadeti değerlendirirken bir şahide veya taraflara sadece inandım demesi kafi değildir. Niçin inandığına dair gerekçe vermesi gerekir. Hiç şüphe yok ki Bidayet Mahkemeleri şahitlerin şahadet verirken takındıkları tavır ve hareket-leri müşahade etmek olanağına haiz olduklarından şahadeti değerlendirmekte Yüksek Mahkemeden daha avantajlı bir durumdadır, ancak Bidayet Mahkemeleri şahitlerin şaahdetini değerlendirirken birçok önemli faktörleri göz önünde tutmaları gerekir. Bunların en- önemlileri şahitlerin söyeldikleri doğru olabilir mi? Şahitlerin söyledikleri makul mudur? Şahitlerin gördükleri veya işittiklerini iddia ettikleri hususları hakikaten görebilmek veya işitebilmek olanağına haiz miydiler? Şahitlerin herhangi bir tarafın da-vayı kazanmasından bir menfaatı var mı yok mu? Şahit dürüst bir şahıs mıdır değil midir? Şahadet verirken olayı anlatış tarzı tabii midir değil midir? Verilen şahadet herhangi bir bağımsız şahadet veya emare ile desteklenir mi desteklenmez mi? Tarafların v-erdiği şahadet daha önce Talep veya Müdafaa Takrirlerinde aynı konu hususunda ileri sürdükleri iddialarla tutarlı mıdır değil midir? Şahit veya taraf istintaka tabi tutulduğunda daha önce vediği şahadet ile istintak esnasında verdiği şahadet arasında tutar-lılık mevcut mudur değil midir?"
Bu davadaki tutanakları ve hükmü incelediğimizde araba alımı hususunda davalının şahadeti, alt mahkemenin de dürüst bir tanık olarak değerlendirdiği, Ahmet Cemal'ın şahadeti ile desteklendiği ve keza davalının tanıklarını-n şahadeti ile de desteklendiği ve keza davalının şahadetinin belirli bir kısmı davacının kendi şahadeti ile desteklendiği halde alt mahkeme davalının Mersedes bir arabayı kazanma gayreti içinde olduğu ve şahadetinin de, doğal olarak bu arzunun etkisi altı-nda olduğu gerekçesi ile ihtimaller dengesinin davacı lehinde olduğuna ilişkin bulgu yaptı. Alt mahkeme keza davalı tanıklarının şahadetine de, sadece davalının yakın arkadaşları olup onun yardımına koşmuş kişiler oldukları gerekçesi ile, herhangi bir değe-r vermedi. Halbuki alt mahkeme önünde bu tanıklarla ilgili olarak hükmünde de belrittiği şekilde bir şahadet yoktur. Yukarıda alıntısı yapılan Yüksek Mahkeme kararında belirlenen ilkeler dikkate alındığında alt mahkemenin davalı ile tanıklarına inanmamakla- hatalı hareket ettiği açıklıkla görülmektedir. Yine istinaf edenin duruşma sırasında atıfta bulunduğu davacının ara emri ile esas davadaki şahadeti incelendiğinde davacının şahadetinin çok ciddi tenakkuzlarla dolu olduğu da bariz şekilde görülmeketdir. Bü-tün bu nedenlerle istinaf edenin 4 başlık altında toplanan istinaf sebepelrinin 1 ve 2'isinde haklı olduğu kanaatindeyim.
Davalı ile tanıklarının şahadeti ve keza araba alım işleminde davalının şahadetini detekler mahiyette olan davacı tanığının şahadet-i ve keza davacının şahadetinde söyledikleri ve bilhassa davacının davalı lehine 2 vasiyet yaptığı dikkate alındığında, davalının ileri sürdüğü gibi davacının dava konusu arabayı davalıya hediye ettiği hususunda yeterli şahadet mevcuttur. Davacı şahadetind-e araba alımı sırasında Ahmet Cemal ile davalının Tükçe konuştuklarını ve kendisinin hiçbir şey anlamadığını ileri sürmesine karşın davalı ile alt mahkemenin şahadetini dürüst ve tarafsız bulduğu Ahmet Cemal ilk gelişlerinde aralarında konuşmaların İngiliz-ce olarak yapıldığını ve davacının da sorular sorarak izahat istediğini belirtmişlerdir. İngilizce olarak yapılan konuşmaların akabinde, daha sonra alınan araba ile ilgili fatura davalı adına hazırlanıp araba da davacının rizası ile 6 ay davlıda kaldıktan -sonra davacının bu davayı açarak ileri sürdüğü çelişkili iddialara herhangi bir değer verilmemesi gerekirdi. Ahmet Cemalın da şahadetinde belirttiği gibi kaydı yapılmamış bu tür satışlarda fatura kimin adında ise mal onun olur ve gümrük ile kayıt işlemleri-nin tamamlanmamış olması yapılan hibe işlemini geçersiz kılmaz. Esasında davalı adına tanzim edilen faturanın sahte olduğu ya da nüfus suistimali ya da hile ile düzenlendiği ileri sürülüp kanıtlanmadığına göre konu faturayı doğru olarak kabul etmek gerekir-.
İlaveten aleyhine istinaf edilen davacı talep takririnde hiçbir zaman konu arabayı davalıya hibe edip sonradan hibeden vazgeçtiğine ilişkin bir sav ileri sürerek bu yönde şahadet de vermiş değildir.
Layihalarda ileri sürülmeyen bir hususta şahadet ol-sa bile alt mahkemenin bulgu yapamayacağı bir yana bu hususların istinafta konu edilmesi olası değildir. Bu nedenle, aleyhine istinaf edilenin ileri sürdüğü gibi kayıt işlemi yapılmadığına göre davacının hibe işleminden herhangi bir zaman vazgeçebileceği s-avına itibar etmek olanaksızdır. Fatura davalı adında olduğuna göre davalı arzu ettiği herhangi bir zaman, davacıya sorulmaksızın ve ondan herhangi bir tasvip gerekmeden konu arabanın gümrüğünü ödeyerek adına kaydını yaptırabilirdi. Bu durumda davalı 4'ünc-ü istinaf sebebinde de haklıdır.
Nüfuz suistimali ile ilgili istinaf sebebine gelince; istinaf edenin de duruşma sırasında ileri sürdüğü gibi lâyihalarda konu ile ilgili gerekli tafsilât olmadığı bir yana davacı tarafından duruşma sırasında ileri sürülen- hususlar da böyle bir savı kanıtlayıcı nitelikte olmayıp davacının davasında "fraud" ileri sürdüğü, halbuki alt mahkemenin ise ortada tipik bir nüfuz suistimali var olduğuna ilişkin bir bulgu yaptığı ve keza alt mahkemenin konu arabanın hediye olup olmadı-ğını incelemeden ortada nüfuz suistimali var olduğuna ilişkin bulgusunun da hatalı olduğu kanısındayım ve bu nedenle alt mahkemenin bu kararının da iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim.
Davalının şahadetine inandıktan sonra bu şahadete göre 9927.50 Ster-linlik çeki de davacının davalıya ciro ettiğini kabul etmek gerekir. Bütün bu nedenlerle istinafın kabul edilerek alt mahkemenin davalı aleyhine verdiği hükmün iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim.
Şakir Sıdkı İlkay, Başkan: Bu meselede iki yargıçtan olu-şan Lefkoşa Kaza Mahkemesi, aleyhine istinaf edilen davacının konu mersedes arabayı müstenif davalıya hibe etmek niyetinde olmadığı kanaatına vardı ve arabanın davalıya hibe edilmediği hususunda bulgu yaptı. Mahkeme ilâveten hibe yapılmış olsa idi dahi bu -hibenin, davalının davacı üzerinde haksız nüfuz kullanmış olması nedeni ile, iptal edilip geçersiz sayılacağı görüşünü belirtti.
Bu istinafta, mesele ile ilgili olgular ve ilk mahkemenin hükmü ışığında, karar verilmesi gereken hususlar şöyledir:
i) Dava-cının parası ile satın alınmış olunan konu mersedes arabanın davalıya hibe edilmiş olup olmadığı; ve
ii) Hibe edimiş ise bu hibenin davalının davacı üzerinde haksız nüfuz kullanması sonucu elde edilmiş olup olmadığı.
Bir hibe işleminin tamamlanmış ve ge-çerli olabilmesi için hibe edilen eşya veya malın hibe edilen kişiye devredilmesi gerekmektedir. Hooper v. Goodwin 36 E.R. 475 at 477 de şöyle demiştir:
"A gift at law, or in equity, supposes some act to pass the property in donations inter vivos (not adv-erting, at present, to donations morits cauısa), if the subject is capable of delivery, delivery; if a chose ina ction, a release, or equvalent instrument; ine ither case, a transfer of the property, is required.- An intention to give, is not a gift ......- ...... The evidence establishes only a clear inetntion to relinquish; the testator meant to do a further act, he was preparing to do it; it was not done; the Court cannot supply it. The gift is inchoate and imperfect; not such as can be pleaded at law; or- opposed in equity as a bar to a bill for an account by a legatee against the personal representative."
Hibe konusu bir taşınır mal veya eşya ise bunun devri genellikle hibe edilen kişiye teslimi ile mümkündür. Hibe edilen mal bir taşınmaz mal ise durum -farklıdır ve hibenin tamamlanması için konu taşınmaz malın tapusunun hibe edilen kişiye devredilmesi gerekir.
Bu meselede incelenmesi gereken husus arabanın hibe edildiği iddiasının yapılmasına olanak verecek şekilde konu mersedes arabanın davalıya devre-dilmiş olup olmadığıdır. Daha önce de belirtildiği gibi bir taşınır malın devri genellikle malın hibe edilen kişiye teslim edilmesi ile mümkün olur. Ancak motorlu taşıt araçları bu bakımdan diğer taşınır mallardan bir sınıfta bulunmaktadırlar. Motorlu taşı-t araçları kayda tabiidir ve kayıt üzerine sahibine Motorlu Araçlar Mukayyidi tarafından bir kayıt şahadetnamesi verlilir ve bu şahadetamede aracın tafsilâtı ve sahibinin kimliği belirtilir.- Gör: 1974 Motorlu Araçlar ve Yol Trafik Nizamnamesi m.7 Bundan d-a görüleceği gibi kaydın yapılması üzerine sahibine verilen şahadetname konu aracın tapusu mahiyetindedir. Bu durumda, kanımca, bir arabanın başkasına hibe edilmesi işleminin tamamlanmış olması için konu arabanın kaydının hibe edilenin ismine çevrilmesi ge-rekmektedir. Bu yapılana kadar ise hibe tamamlanmış sayılamaz ve bu nedenle yasa önünde geçerlilik kazanmaz.
Bu meselede aleyhine istinaf edilen davacı konu arabayı müstenif davalıya hibe etmek niyetinde olmadığını söylemiştir. Satıcı tarafından arabanın- faturasının davalı ismine çıkarılmış olmasını ise davalı ile araba satıcısı Ahmet Cemal arasındaki konuşmanın Türkçe yapıldığı cihetle kendisinin bunu anlayamadığı şeklinde izah etmiştir. Ahmet Cemal da satış günü kendisi ile davalı arasındaki konuşmanın -Türkçe olarak ceryan etmiş olduğunu söylemiştir. Bu hususlar bir yana arabanın gümrüğü ödenmemiş ve kaydı yapılmamıştır. Kaydı yapılamdığına göre de herhangi bir hibenin tamamlanmış ve geçerlik kazanmış olması söz konusu değildir. Bu durumda arabanın, eder-inin kendi parası ile ödenmiş olan davacıya ait olması gerekir.
Satın alınan arabanın ederinin ödenmesi içn davacının davalıya vermiş olduğu çek 9927.50 Sterlin için idi. Araba fiyatı için ödenen ise 8205 Sterlin idi. Geriye kalan parayı araba satıcısınd-an davalı almıştır. Davalının kendi iddia ettiğine göre bu para arabanın gümrüğünün ödenmesi için kendisine verilmiştir. Arabanın gümrüğü ise bugüne değin ödenmiş değildir. Davalının kendisinin kabul ettiğine göre konu para kendisine şartlı olarak verilmiş-tir. Bu şart yerine getirilmiş değildir. Bu durumda konu meblağın da davacıya iade edilmesi gerekir.
Yukarıda varmış olduğum karar ışığında davalının davası üzerinde haksız nüfuz kullanmış olup olmadığı hususunu incelemem gerekmemektedir.
Yukarıda söyl-enenlerden anlaşılacağı gibi ilk mahkemenin, aleyhine istinaf edilen davacı lehine, değişik gerekçelerle, vermiş olduğu hükme müdahale edilmesi için geçerli bir neden olmadığı ve istinafın reddedilmesi gerektiği görüşündeyim.
N. Ergin Salâhi: Sayın Yargıç- Niyazi F. Korkut'un hükmünde belirtmiş olduğu görüşlerle varmış olduğu sonuca katılırım.
Şakir Sıdkı İlkay, Başkan: Sonuç olarak istinaf, oyçokluğu ile, kabul edilir ve ilk mahkemenin hükmü iptal edilerek davanın reddedilmesine karar verilir.
Masraflar-la ilgili herhangi bir emir verilmez.
(Şakir Sıdkı İlkay) (N. Ergin Salâhi) (Niyazi F. Korkut)
Başkan Yargıç Yargıç
6 Nisan 1988
-
-
-
9
-
Full & Egal Universal Law Academy