-D.1/99 Yargıtay/Hukuk 61/98
(Dava No: 991/98; Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Celâl Karabacak, Metin A. Hakkı, Nevvar Nolan.
İstinaf eden: Tijen Şaban, Lefkoşa
- (Davacı)
ile -
Aleyhine istinaf edilen: 1. K.K.T.C. Maliye Bakanlığı,
Lefkoşa Gümrük Müdürlüğü
vasıtasıyle K.K.T.C. Lefkoşa
2. BMW Financial Services (GB) Ltd.,
- London
3. Enver Hoca, 13/E Atatürk Caddesi,
Lefkoşa
(Davalılar)
A r a s ı n d a .
Lefkoşa Kaza Mahkemesinin 991/98 sayılı davada 19.10.1998 tari-hinde verdiği karara(Önder Gazi Kaza Mahkemesi Kıdemli Yargıcı) karşı Davacı tarafından yapılan istinaftır.
İstinaf eden namına: Avukat Ali Dana ve Avukat Peri Hakkı
Aleyhine istinaf edilen Davalı Müstedaaleyh 1 namına: Savcı Süleyman Candar
Aleyhine isti-naf edilen Davalı Müstedaaleyh 2 namına: Avukat Mustafa Asena
Aleyhine istinaf edilen Davalı Müstedaaleyh 3 namına: Avukat Tahir Seroydaş adına Avukat Mustafa Asena.
------------------
H Ü K Ü M
Celâl Karabacak: Bu istinafta Mahkemenin hükmünü Sayın- Yargıç Metin A. Hakkı okuyacaktır.
Metin A. Hakkı: Davacı Müstedi, Usulü Mahkeme Nizamları Emir 2 Nizam 1'e istinaden 28.4.1998 tarihinde Davalı 1 Müstedaaleyh aleyhine dosyaladığı yukarıda ünvan ve sayısı gösterilen dava ile Lefkoşa Kaza Mahkemesinden -aynen şu şekilde bir karar talep etti:
"Dava konusu, İngiltere'de Kayıt No. L144 GKG olduğu iddia edilen ve KKTC'de ZT 1268 V plaka nolu BMW 325İ Cabriolet marka aracın yasal sahibinin Davacı olduğu hususunda bir ilâm veya emir." Davacı Müstedi, davasını -dosyaladığı aynı gün, Lefkoşa Kaza Mahkemesine dosyaladığı tek taraflı bir istida ile aynen şu şekilde bir de ara emri talep etti:
"Dava konusu İngiltere'de Kayıt No.L144 GKG olduğu iddia edilen ve KKTC'de ZT 1268V plâka nolu BMW 325İ Cabriolet marka arac-ı işbu davanın neticesine veya Mahkemece uygun görülecek bir tarihe değin Davalının KKTC haricine ihraç etmesini ve/veya Davalının Davacıdan başka herhangi bir şahsa teslim etmesini meneden bir ara emri ...". Müstedinin tek taraflı olarak talep ettiği ve -şahsının yaptığı 28.4.1998 tarihli bir yemin varakası ile desteklenen ara emri istidası, Alt Mahkeme tarafından 29.4.1998 tarihinde ele alınmış ve o gün ara emri uygun görülerek talep edilen emir kendine verilmiş ve "returnable" olarak 13.5.1998 tarihine e-rtelenmiştir. Öyle anlaşılıyor ki 13.5.1998 tarihinde istida tekrar Alt Mahkeme tarafından ele alındığında o gün neticelenmemiş ve yürürlükte kalmak koşulu ile "returnable" olarak 8 Temmuz, bilâhare 21 Temmuz, bilâhare 23 Eylül 1998 tarihlerine ertelenmiş-tir. Bu arada Davalı Müstedaaleyh 1, 21.7.1998 tarihinde verilen ara emrinin kesinleşmesine itiraz dosyalamış, Davalı Müstedaaleyh 2 de bu dava ve istida konusu araç ile ilgisi olduğunu iddia ederek 17.7.1998 tarihinde bu davaya ek Davalı olarak katılmak -için Alt Mahkemeden izin talebinde bulunmuştur. Bu müracaat Alt Mahkemece uygun karşılanarak kendine davaya dahil olma hakkı tanınmış ve Davalı 2 Müstedaaleyh, ara emrinin kesinleşmesine de itiraz dosyalamıştır. Aynı şekilde 29.5.1998 tarihinde, Davalı 3- Müstedaaleyh de benzeri nedenle Alt Mahkemeye bir müracaat dosyalayarak ek Davalı olarak davaya girme isteminde bulunmuş ve bu müracaat da Alt Mahkemece uygun karşılanarak davaya girmesine izin verilmiş ve kendine bu hak tanındıktan sonra ara emrinin kesi-nleşmesine o da bir itiraz dosyalamıştır. İhtilâflı bir duruşmadan sonra Alt Mahkeme 19.10.1998 tarihinde verdiği karar ile tek taraflı olarak 29.4.1998 tarihinde verilen ara emrini kesinleştirmemiş, bir başka deyişle iptal etmiş ve ara emri masraflarının- da Davacı Müstedi tarafından ödenmesini emretmiştir.
Önümüzdeki istinaf Alt Mahkemenin ara emrini kesinleştirmeyip iptal eden 19.10.1998 tarihli karar aleyhine Davacı Müstedi tarafından 20.10.1998 tarihinde yapılmıştır.
Davacı Müstedinin istin-af ihbarnamesi 9 istinaf sebebi içermektedir. Bu istinafı karara bağlamak için normalde bu sebeplerin teker teker incelenmesi gerekmekte ise de, bu meselede ve bu istinafı karara bağlamak için meselenin kökeninde yatan olgular ihtilâflı olmalarına rağmen -olguları, Davacı Müstedinin Mahkemenin önüne koyduğu gibi ele alıp onlar ışığında Alt Mahkemenin hatası olup olmadığını inceleyip karar vermeyi en doğru yol gördük çünkü bu istinaf sadece ara emri ile sınırlıdır. Ancak, taraflar arasındaki olgusal ihtilâf-ı gün ışığına çıkarmak için en az bir kaç hususa değinmek kaçınılmazdır. Davacı Müstedi, dava konusu aracı Davalı 3'den satın aldığını iddia ederken, Davalı 3 ilgili aracı Davacı Müstediye kendinin sattığını reddetmekte, ilgili aracı Davacı Müstedinin ken-dinden değil de davaya taraf olmayan bir 3'üncü şahıstan satın aldığını ve satış bedelini de sözü edilen
3'üncü şahsın aldığını iddia etmektedir. Davalı 1 de kendi hareketlerinin bir idari karar olduğunu iddia etmekte ve bunun ancak Yüksek İdare Mahkeme-sinde dava konusu olabileceğini, Kaza Mahkemesinde dava ve ara emri konusu olamayacağını iddia etmektedir.
Alt Mahkemedeki duruşmada, Davacı Müstedi bizzat ve ilâveten eşi Ertuğ Dilâver de Davacı tanığı olarak Mahkemede şahadet vermişlerdir. Müdaf-aa namına ise Davalı 3 şahadet vermiştir. Duruşma esnasında Alt Mahkemeye Davalı 3 ile Davacı arasında yapıldığı iddia edilen dava konusu aracın satış senedi Emare 1, ve Emare 2 olarak da dava konusu arabanın, sahte olduğu iddia edilen İngiltere'deki kayı-t sertifikası ibraz olunmuştur. Davacı Müstedi tarafından Alt Mahkemede şahadet veren Davacı Müstedinin kocası Ertuğ Dilâver özetle, Davalı 3'ün oto galeri sahibi olduğunu, dava konusu arabanın kendine orda gösterildiğini, fiyatının 20.000 Sterlin olduğun-un söylendiğini, o da İngiliz plâkalı olan aracı 20.000 Sterline almayı uygun bulduğunu, 10.000 Sterlin bedelinde içine bir araba verdiğini, 4000 Sterlin nakit ödediğini ilâveten 6000 Sterlin değerinde de bir gayrımenkul vererek sözü edilen aracı iyi niyet-le Davalı 3'den satın aldığını, almazdan önce İngiltere'deki amcası vasıtası ile soruşturma yaptığını, ve arabanın kendi tabiri ile 'temiz' çıktıktan sonra bu iş ilişkisini gerçekleştirdiğini söylemiştir. Parayı ödeyip aracı aldıktan bir kaç ay sonra arab-anın çalıntı olduğunu öğrendiğini, gümrüğün arabayı Davacı Müstedinin tasarrufundan alıp İngiltere'ye hakiki sahibine (davaya Davalı 2 olarak giren şirkete) iade etmek istediğini öğrendiğini, Savcılıkta bu konu ile ilgili toplantılar yapıldığını, bu toplan-tılara avukatı ile birlikte kendinin de katıldığını, arabanın İngiltere'ye hakiki sahibine gönderilmesini önlemek için de bu davayı açıp ara emri talebinde bulunduğunu Mahkemeye söylemiştir. Zabıtlara göre Davacının kocası Alt Mahkemede aynen bu tabloyu -çizen yeminli bir şahadet vermiştir. İstinafın duruşması esnasında olguların taraflar arasında ihtilâf konusu olduğunu tekrar müşahaade ettik. Dolayısıyle bu istinafı sadece bu istinaf, yani ara emri maksatları bakımından, Davacı Müstedinin iddia ettiği -gibi olduğunu kabul ederek istinafı (ara emrini) o çerçevede inceleyip neticelendirmeyi (meselenin esasına girmeden) uygun gördük. Kendimizi tekrarlama pahasına, bu istinaf maksatları bakımından bu safhada Davacı Müstedinin iyi niyetli bir alıcı olduğunu -(bona fide), satın aldığı tarihte arabanın çalıntı olduğunu bilmediğini (without notice), ve 20.000 Sterlin değerinde ivaz vererek (for value), arabayı Davalı 3'den satın aldığını kabul etmekteyiz. Bu çerçeve içinde Alt Mahkeme ara emrini iptal etmekle ha-ta etmiş midir? Etmemiş midir? Bu istinafın konusu bununla sınırlıdır.
Ara emri hangi hallerde verilir? Bu husus yerleşmiş birçok içtihatlarla karara bağlanmıştır ve ara emri talep eden bir Müstedinin inter alia, davanın esasında haklı olduğuna dair- belirtiler olduğu hususunda, ve ara emri verilmemesi halinde geriye dönüşün zor, veya imkânsız olduğu hususunda Mahkemeyi tatmin etmesi gerekmektedir. Davacı Müstedinin iddiasına göre, olguları onun çizdiği tablo çerçevesinde değerlendirsek bile Alt Mah-kemenin kararına müdahaleye gerek var mıdır? Yok mudur? Bunun tezekkür edilerek istinafın karara bağlanması uygun olacaktır.
Konuya şamil esas hukuki prensip yerini "Nemo dat quod non habet" prensibinde bulmaktadır. Bu prensip Benjamin's Sale of G-oods, 1974 baskı, sayfa 213 paragraf 461'de şöyle izah edilmektedir.
"The general rule of English law is that no one can
transfer a better title to goods than he himself
possesses. This rule is often expressed in terms
of the Lati-n maxim nemo dat quod non habet. It is
partially set out in section 21 (1) of the Sale of
Goods Act 1893, which provides that, subject to the
provisions of the Act, where goods are sold by a
person who is not the owner thereof, an-d who does
not sell them under the authority or with the consent
of the owner, the buyer acquires no better title to
the goods than the seller had. At one time, the only
effective exception to this rule was that of a sale
in- market overt".
İngiltere'de Common Law prensibini yukarıdaki şekilde özetledikten sonra istinafa şamil ve uygulamakla yükümlü olduğumuz yasa hükümlerine de göz atmamız yerinde olacaktır. İlgili Yasa, Fasıl 267 Sale of Goods Yasası'dır. İlgili madd-e ise madde 27'dir. Madde 27 aynen şöyledir:
"Subject to the provisions of this Law and of any other
Law for the time being in force, where goods are sold
by a person who is not the owner thereof and who does
not sell them und-er the authority of or with the consent
of the owner, the buyer acquires no better title to the
goods than the seller had, unless the owner of the
goods is by his conduct precluded from denying the
seller's authority to sell:
- Provided that, where a mercantile agent is, with the
consent of the owner, in possession of the goods or of
a document of title to the goods, any sale made by him,
when acting in the ordinary course of business of a
mercant-ile agent, shall be as valid as if he were
expressly authorized by the owner of the goods to make
the same, if the buyer acts in good faith and has not at
the time of the contract of sale notice that the seller
has not authority to -sell". (underline supplied).
Sözü edilen Yasa İngiltere'de 1893 yılında geçirilen "The Sale of Goods Act'ın" benzeridir. -Yukarıda alıntısı yapılan, bizim Yasamızda, Fasıl 267'nin 27. maddesinin benzeri de İngiliz 1893 Yasasının 21. maddesinde görülmektedir. 2 Yasa karşılaştırıldığında İngiltere'de bizim Yasamızda olmayan bir "market overt" müessesesinin var olduğu, bunun İn-giliz Yasasının 22'nci maddesinde yer aldığı veya korunduğu ve orada iyi niyetli bir alıcının, maddenin öngördüğü diğer kriterlerin tatmin olması halinde, ivaz mukabili bir mal satın aldığında o malın mülkiyetini de alabildiği görülmektedir. Aslında 2 Yas-a arasındaki en büyük fark da budur. (Sale of Goods Act 1893
ile ilgili olarak bak: The Complete Statutes of England, 1930, vol.17 sayfa 612-644). KKTC'de "market overt" müessesesi yoktur, konuya uygulanacak başka yasa da yoktur, olmadığına göre, Davac-ı Müstedi ancak Fasıl 267'nin 27. madde hükümlerine ve koşullarına uymak koşulu ile ilgili aracın mülkiyetini alabilme durumundadır. Bunun şartları da incelendiğinde, Davacı Müstedinin (aslında ihtilâflı olan olguları bir kenara iterek) Mahkeme önüne koyd-uğu ve zabıtlarda görülen şahadetine göre bile ilgili aracın mülkiyetini alma hakkına haiz olmadığı sarihtir. Misal olarak arabayı Davacı Müstediye satan Davalı No.3'ün yasal anlamda 'mercantile agent' olduğu kabul edilse dahi, hakiki mal sahibinin izni i-le ilgili aracın Davalı No.3'ün tasarrufunda bulunduğuna dair Mahkeme önünde ne bir iddia ne de şahadet vardır. Bu iddiayı ileri sürmek ve bu konuda Mahkemeyi tatmin etmek de Davacı Müstediye düşer.
Bu prensipler çerçevesinde, Davacı Müstedinin, da-vanın esasında haklı olduğuna dair yasal belirtiler mevcut değildir; tam tersine haksız olduğuna dair belirtiler mevcuttur. Bu durumda Alt Mahkemenin istinaf konusu karar ile ara emrini iptal etmesinde herhangi bir hataya düştüğüne kâni olmadık. Yine ilâ-ve etmek isteriz ki, ilgili aracı Davacı Müstedinin tasarrufundan alan ve yurt dışına gönderecek olan gümrük makamları, yani KKTC'dir. Davanın esasında, Davacı Müstedinin haklı çıkması halinde Davalı 1 aleyhine olması muhtemel herhangi bir hükmün tatmin o-lmayacağı düşünülmemektedir. Şayet Davacı, Davalı 1'in şikayet konusu fiilinden ötürü parasal tazminat ödemeye mahkûm edilirse, bu miktar Davacı Müstedinin de istinafın duruşması esnasında teslim ettiği gibi Devlet tarafından karşılanacaktır.
Bu- koşullar altında istinaf konusu Alt Mahkeme kararında herhangi bir hata görmemekteyiz ve istinafın masraflarla birlikte reddedilmesi emrolunur.
İstinaf masrafları İstinaf Eden tarafından ödenecektir.
Celâl Karabacak Metin A. Hakkı Nevv-ar Nolan
Yargıç Yargıç Yargıç
9 Şubat 1999
-
8
-
Full & Egal Universal Law Academy