-D.2/90 Yargıtay/Hukuk 63/89
(Dava No. 3197/85; Lefkoşa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Aziz Altay, Taner Erginel.
İstinaf eden: Zehra Erol, Lefkoşa.
- (Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Selva Bilhan, Lefkoşa.
(Davacı)
A r a s ı n d -a
İstinaf eden namına: İlker Sertbay ve Hasan Batıkan
Aleyhine istinaf edilen namına: Boysan Boyra.
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Bu istinafta, Sayın Yargıç Aziz Altay'ın hazırlamış olduğu hükmü daha önceden okuma fırsatını buldum. Bu hükümde serdedilen -görüşler ve varılan netice ile hemfikirim. Sayın Yargıç Taner Erginel'in ek görüşlerine gelince, mahkemede müvekkilini temsilen bulunan avukatların davdan çekilme taleplerine ne gibi hallerde mahkemelerce müsaade edilebileceği yönünde ileri sürülen görüşle-r, İlk Mahkemelere ışık tutabilir ancak he rmeselenin çok değişken koşulları ve olguları dikkate alınarak böyle bir yetkiyi adli olarak kullanma durumunda kalan mahkemelerin yetkilerini belirli kurallara bağlamayı veya tüm davalara teşmil edilecek görüşler- belirtmeyi sakıncalı bulduğumdan bu görüşler konusunda bir görüş belirtmeyi uygun görmüyorum.
Sayın Yargıç Taner Erginel'in genelde, avukatların kendilerini tanık durumuna sokacak işlemlerden mümkün olduğu nisbette kaçınmaları gerektiği yönündeki görüşl-erine ise katılmaktayım.
Aziz Altay: İstinaf eden davalı, Lefkoşa'da Kurtbaba sokak No.11'de bulunan dükkânda yasal kiracı olarak oturmaktadır. Konu dükkânın sahibi olan aleyhine istinaf edilen davacı, Lefkoşa Kaza Mahkemesinde açtığı 3197/85 sayılı davad-a davalının 9180 TL. kira borcu bulunduğunu, verilen 21 günlük ihbara rağmen davalının borcunu ödemediğini iddia ederek, konu dükkânın tahliyesi ve 9180TL. kira borcu için Mahkemenin davalı aleyhine hüküm vermesini talep etti.
-Davalı müdafaasında gerek kira borcu olduğunu gerekse kendisine 21 günlük ihbar verildiğini reddetti.
-
Davanın duruşmasına başlanacağı sırada davalı avukatı, davalının davası ile yakından ilgilenmediğini öne sürerek davadan çekilmek istedi ancak Mahkeme kendisine izin vermedi ve davanın duruşmasını ayni gün saat 14.00'e erteledi. Duruşmada Davacının vekil-i sıfatıyle Selva Bilhan şahadet verdi ve ayrıca avukat Süleyman Candar ile avukat Belgin Boyra'yı da tanık olarak çağırdı. Davalı ise bizzat şahadet vermekle yetindi ve başka tanık çağırmadı.
Huzurumuzdaki şahadeti değerlendiren ilk mahkeme, davalının 9-180 TL. kira borcu olduğuna ve kendisine verilen 21 günlük ihbara rağmen borcunu ödemediğine kanaat getirdi ve davalının konu dükkânı tahliye etmesi ancak tahliye emrinin 3 ay bir süre için durdurulması ve ödenmemiş bulunan 9180 TL. kira borcunu ödemesi hu-susunda hüküm verdi. İstinaf İlk Mahkemenin bu kararı aleyhine yapılmıştır.
Davalıya göre, avukatının davadan çekilmesi istemini reddedip kendisini temsil etmek istemeyen bir avukat ile davanın duruşmasını yapmakla ve davalının şahadetine inanmayıp, dava-cı ile tanıklarının çelişkili şahadetini kabul edip davalı aleyhine hüküm vermekle İlk Mahkeme hataya düşmüştür.
Dava tutanaklarında, duruşmanın yapıldığı 2.3.1989 tarihinde davalının bizzat Mahkemede hazır bulunduğu bir sırada ve onun huzurunda duruşmay-a başlamak üzere iken, davalı avukatı davalıya duruşma tarihini zamanında bildirdiğini ve kendisi ile temasa geçmesini istediği halde davalının kendisi ile temas kurmadığı hususunda bir beyanda bulunarak davadan çekilmek istediği ancak Mahkemenin öne sürül-en mazareti uygun bulmayarak müracaatı reddettiği görülmektedir.
Görülebileceği gibi davalı avukatının davadan çekilme istemi, davanın nasıl yürütleceği hususunda davalı ile arasında çıkan ihtilaftan kaynaklanmayıp davalının ilgisizliğinden ileri gelmekt-edir. Nitekim davalı Mahkemede hazır olduğu halde avukatının kendisini temsil etmediğini veya bundan sonra temsil etmesini istemediğini Mahkemeye bildirmediği bir yana, avukatının davayı yürütme tarzından da yakınmış değildir. Bu durumda Mahkemenin, davalı-nın avukatının çekilme istemini reddetmekle hata ettiği ve davalıyı davasını gerektiği şekilde müdafaa etme hakkından yoksun bıraktığı söylenmez.
Bu istinafta davalının esas yakınma konusu, İlk Mahkemenin kendi şahadetine inanmayıp, davacı ile tanıkların-ın şahadetlerine inanmış olmasıdır. Geçmişte birçok vesilelerle vurgulanmış olduğu üzere tanıkları dinleyen ve onları yakından inceleme fırsatı bulan İlk Mahkemelerin hangi tanıklara inanıp inanmayacakları konusunda Yargıtaya nazaran daha avantajlı durumda- olduklarına kuşku yoktur. Bu nedenle İlk Mahkemelerin hatalı hareket ettikleri açıkça görüldüğü haller dışında, tanıkların şahadetlerine ilşkin değerlendir-melerine Yargıtayca müdahale edilmemektedir.
Önümüzdeki meselede davacının şahadeti gerek kira bo-rcu gerekse verilen 21 günlük ihbar konusunda icrai meslek etmekte olan 2 avukatın şahadetleri ile teyit edilmeketdir ve İlk Mahkeme bu şahadeti doğru ve güvenilir bir şahadet olarak kabul etmiştir. İlk Mahkeme, davalının şahadetini ise çelişkili olduğu ve- sorulan sorulara hep "hatırlamıyorum" "bilmiyorum" şeklinde yanıtlar verdiği için inandırıcı bulmamıştır. Gerçekten, dava tutanaklarından da görüleceği gibi, davalı dava konusu olan kiraları ödediğini iddia ederken, bu iddiasını kanıtayıcı herhangi bir m-akbuz veya belge ibraz etmemiştir. Bazı ödemeleri çek ile yaptığını iddia ettiği halde çekin kökünü ibraz etmesi istendiği zaman bulamayacağını, bankadan gerekli araştırmayı yapabileceği kendisine hatırlatıldığında da ödemeyi elden yapmış olabileceğini söy-lemiş bu konuda sorulan bir çok soruya tatminkâr yanıt vermemiştir.
Davalının 21 günlük ihbar konusundaki şahadetinin de çelişkili olduğu görülmektedir. Bu durumda İlk Mahkemenin, huzurundaki şahadeti değerlendirirken hataya düştüğü söylenemez.
Yukarıd-a belirtilenler ışığında istinafın reddolunması gerektiği görüşündeyim.
Taner Erginel: Sayın Aziz Altay'ın kararına katılmakla birlikte iki konuda görüşlerimi ayrıca belirtmekte yarar görmüyorum. Bu konulardan ilki davalı avukatının davalının avukatlığınd-an çekilmek istemesi üzerine Mahkemenin buna izin vermemesi konusudur. Kanımca bir avukatla müvekkil arasında yapılan vekâlet sözleşmesi özü itibarıyle sözleşmelerden farklı değildir. Yani tarafların özgür iradesiyle sözleşme meydana gelir ve taraflardan -birinin özgür iradesiyle sözleşme sona erer. (Sözleşmeyi sona erdiren tarafın karşı tarafın zarara uğraması halinde onu tazmin yükümlülüğü ayrı bir konudur.) Bir sözleşmeye taraf olan her iki tarafın, sözleşmenin sona ermesi konusunda anlaşmaları halinde -sözleşmenin devam etmesi mümkün değildir. Özellikle avukatla müvekkili arasında yapılmış vekâlet sözleşmesi gibi önemli bir sözleşme türünde sözleşmeyi sona erdirme hakkının kısıtlanması ve avukatların istemeden zorla avukatlık yapma durumunda kalmaları sa-kıncalıdır. Bu nedenle duruşma esnasında avukatlıktan çekilmek isteyen bir avukatın izin talebini inceleyen Mahkemenin talebi reddetmeden önce titiz davranması ve avukatla müvekkilin özgür iradelerine müahale etmemek için çaba harcaması gerekir kanısındayı-m.
Avukat ile müvekkil anlaşarak veya tek taraflı olarak vekâlet ilişkisini sona erdirmede özgür olmakla birlikte yagrılamada bir de karşı taraf vardır ve sona erdirme hakkının mümkün olduğu ölçüde karşı tarafa zarar vermeden gerçekleştirilmesi gerkir. İ-şte Mahkemenin sözleşmenin sona erdirilmesini reddetme yetkisi bu noktada ortaya çıkar. Bilindiği gibi Mahkemenin duruşma sonunda karar verme görevinin yanısıra yargılamanın adil olmasını sağlama görevi vardır. Yargılamanın adil olmasını sağlamaya çalışan -Mahkeme taraflardan birinin diğeri aleyhine haksız avantajlar sağlama çabalarını önlemek zorundadır. Bu görevi nedeniyle Mahkemenin duruşma esnasında karşı tarafa telafisi olanaksız zarar verebilecek geri çekilmeleri önlemesi ve geri çekilmenin adil koşull-arda gerçekleşmesini sağlaması gerekir. Özellikle avukatla müvekkil vekâlet ilişkisini sona erdirmede samimi değillerse ve aralarında anlaşarak bu hakkı karşı tarafı mağdur etmek ve örneğin erteleme sağlamak için kullanmak istiyorlarsa Mahkemeye görev düşe-cektir. Kanımca bu meselede İlk Mahkeme yargıcı geri çekilmenin samimi olmadığı ve ertelemeyi sağlamak için başvurulan bir taktik olduğu inancı içinde red kararını vermiştir. Zabıtlarda yeterli açıklık olmamasına rağmen İlk Mahkeme yargıcının bu inanç içer-isinde hareket ettiği anlaşıldığından verilen karara katılmayı tercih ediyorum. Ancak vurgulamak isterim ki samimi bir çekilmeye Mahkemenin müdahale etmemesi sadece geri çekilmenin adil koşullarda gerçekleşmesini sağlamaya çalışması gerekir. Geri çekilmeni-n samimi olup olmadığı açıklığa kavuşmayan bir meselede geri çekilmeyi kabul etmek, fakat kısa bir erteleme vererek karşı tarafın mağdur olmasını önlemek en doğru çözüm yoludur.
Değinmek istediğim diğer konu avukatların tanık olmasına ilişkindir. Bu mesl-ede davacı avukatı ofsine kira ödemek için gelen davalıdan üç ayın kirasını aldı ve daha önceki aylara ilişkin birikmiş kira borcu olduğunu söyliyerek o anda hazırlattığı bir ihbarnameyi davalıya verdirdi. İhbarnamenin verildiğine ilişkin olarak davacı avu-katının birlikte çalıştığı iki avukat şahadet verdiler. Davalının bu ihbarnameyi aldığını reddetmesi üzerine günler süren iki duruşma yapıldı. İlk duruşma sonunda İlk Mahkeme yargıcı iki avukatla davalıya inanma arasında bir tercih yapamadı ve karşılaştığı- bu ikilem karşısında davayı bir başka nedenle reddetmeyi tercih etti. Bu kararın istinafında (Yargıtay/Hukuk No.51/88) Yüksek Mahkemenin yeniden duruşma yapılmasını emretmesi üzerine İlk Mahkeme ikinci kez tanıkları dinledi ve bu kez şahadet veren iki avu-kata inanarak davacı lehine istinaf konusu kararı verdi. Duruşmada şahadet veren avukatların doğruyu söylediği hususunda herhangi bir şüphem olmamakla birlikte avukatların bu şekilde tanık olmasında hatalı bir yön bulunduğu görüşündeyim. Şöyle ki yagrılama-da, yargıç, avukat, savcı ve tanıkların ayrı ayrı fonksiyonları vardır. Bu fonksiyonların, sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesi için mümkün olduğu ölçüde birbirleriyle karıştırılmamaları gerekir. Avukatlar yargılamanın en önemli fonksiyonlarından birin-i ifa ettikleri için Mahkemenin görevlileridirler ve doğruyu söyleyerek Mahkemeye yardımcı oldukları kabul edilir. Böyle saygın bir satatüde olan avukatın tanık statüsüne girerek doğruluğu şiddetle tartışılan bir şahadet vermesinde hatalı bir yön olduğu gö-rüşündeyim. Şüphe yok ki herkesin birgün kendini tanık durumunda bulması mümkündür. Ancak bu meselede avukatların tanık olmasına gerek yoktu. Çünkü ihbarnamenin postayla veya diğer bir yola gönderilmesi mümkündü.
Ortada davanın sonucunu etkilemeyen bir h-atanın bulunduğu görüşündeyim ve bu nedenle verilen karara katlanıyorum. Ancak bu fırsattan yararlanarak, avukatların mümkün olduğu ölçüde tanık statüsüne girmekten ve özellikle doğruluğu şiddetle tartışılan şahadet vermekten kaçınmaları gerektiği görüşünü- belirtmekte yarar görüyorum.
N. Ergin Salâhi: Netice olarak istinafın serdedilen görüşlere tabi olarak reddedilmesine, istinaf masraflarının istinaf eden tarafından aleyhine istinaf edilene ödenmesine oy birliği ile karar verilir.
(N. Ergin Salâhi) - (Aziz Altay) (Taner Erginel)
Yargıç Yargıç Yargıç
30 Ocak 1990
-
-5-
-
Full & Egal Universal Law Academy