-D.20/94 Yargıtay/Hukuk 63/93
(Dava No: 575/92; Mağusa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Taner Erginel, Metin A. Hakkı
İstinaf eden: Münüre Yahyalar, Yahy-a Oto Galeri, Magosa.
(Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Sevda Korkut, Şht. Recep Mustafa Sokak, Lefkoşa.
- (Davacı)
A r a s ı n d a
İstinaf eden namına: Avukat Öner Şerifoğlu
Aleyhine istinaf edilen namına: -Avukat Kıvanç M. Riza
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Yukarıda ünvan ve sayısı gösterilen istinafta davacı, 19.3.1992 tarihinde davalı aleyhine Gazi Mağusa Kaza Mahkemesinde ikame ettiği 575/92 sayılı bir davada, davalı ile takriben 1991 Eylül ayında taşınm-az mal satışı ve/veya takası için şifahi bir anlaşma yaptığını iddia etmekte idi. Davacının iddiasına göre davalıya ait Mağusa Ayluka (Karakol) Bölgesinde kâin 7475 numaralı koçanda tasvir edilen arsa ile davacıya ait Gönyeli'de kâin F.438 numaralı koçanda- tasvir edilen arsanın, davalıya verilerek 11000 Sterlin üst ödemek koşulu ile takas edileceği hususunda anlaşmışlardır. Mart 1992 tarihinde davacının mezkûr anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmeye hazır olmasına rağmen davalı anlaşmayı haksız ve/veya k-anunsuz olarak ihlâl etmiş ve bu ihlâlden dolayı da davacı, talep takririnde görülen ve İlk Mahkemede talep edilen zarar ziyana düçar olmuştur. Davalı ise dosyaladığı müdafaa takririnde, özetle; davacının iddalarını reddetmiş, davacı ile kendisi arasında h-erhangi bir anlaşma yapılmadığını, şahsen davacı ve/veya vekilleri ile kendisi arasında bu hususta konuşma dahi olmadığını, dolayısıyle taraflar arasında herhangi bir akdin yapılmamış olduğunu iddia etmekte idi. Davalı, alternatif olarak davacının eşi ile- kendisinin eşi arasında davacının yakınma konusu yaptığı şifahi bir akit gerçekleşmiş olsa dahi bunun kendisini bağlamadığını iddia ederek davanın masraflarla reddini talep etmiştir.
Dava tam yetkili (Full Court) Gazi Mağusa Kaza Mahkemesince dinlenmişt-ir. Duruşma sırasında, davacı bizzat şahadet vermiş ve iddia olunan bu anlaşmayı eşi namına yürüten Niyazi F. Korkut ile bu şifahi anlaşmaya şahit olan Kıdemli Kaza Mahkemesi Yargıcı Mustafa Gözoğlu ile Avukat İbrahim Özgür de davacı lehine şahadet vermişl-erdir. Davalı tarafından ise davalı, bizzat şahadet verdiği gibi iddia edilen anlaşmanın yapılmadığı yönünde şahadet vermek için kocası Hulusi Özyahyalar'ı şahit olarak çağırmış, ayrıca ilgili tarihte Mağusa Kaza Mahkemesinde görevli memure Vasfiye Tüfekçi-'yi de başka bir satış anlaşması ile ilgili dosyanın Mahkemeye ibrazı için çağırmıştır.
Neticede önünde ibraz olunan şahadet ve Emirnameleri değerlendiren İlk Mahkeme, davacının iddia ettiği gibi taraflar arasında şifahi bir akdin yapıldığı bulgusuna va-rmıştır. İlk Mahkeme, akitte davalı adına 7475 numaralı koçanla kayıtlı bulunan arsanın davalı tarafından daha önce iddia edildiği gibi 3. şahıslara satılmış olduğunu kabul etmekle beraber davalının sözü edilen şifahi akitten çok önce 3. şahsa yapılan bu s-atış anlaşmasının davalı tarafından ihlâl edildiği ve davalının bu satıştan vazgeçtiği bulgusuna vararak sözlü satış veya akde konu arsanın bu sözlü akdin yapıldığı tarihte serbest olduğu bulgusuna varmıştır. İlk Mahkeme, ayrıca, davalının bu sözlü takas a-nlaşmasını ihlâl ettiği bulgsuuna vararak takasa konu arsanın bedeli ile davalıya ait olup sonradan başkasına devredilen arsanın son devirdeki satış bedelini dikkate alarak davacı lehine ve davalı aleyhine 5000 Sterlin tazminat ve dava masrafları için hükü-m vermiştir.
İstinaf bu karara karşı davalı tarafından dosyalanmış olup 20 istinaf sebebi içermekle beraber istinafın duruşması sırasında müstenif, davalı avukatı, bu istinaf sebeplerini aşağıda görülen 5 başlık altında toplayarak istinafı o şekilde yürü-tmüştür.
Magosa Kaza Mahkemesi, Davacı ve tanıklarına, çelişkili şahadet vermelerine rağmen inanmakla ve Davalı ve tanığına neden ve hangi hususlarda inanmadığını sarih olarak kararında belirtmemekle hata etti.
Talep Takririnde iddia edilmeyen ve yer alm-ayan hususlarda şahadet dinlemekle ve dinlenilen bu şahadete dayanılarak taraflar arasında sözlü bir akit oluştuğu bulgusuna varmakla Alt Mahkeme hata etti.
Davaya taraf kişilerin iddialarını ispatla yükümlü oldukları ilkesine rağmen, Davacı ve tanıkların-ın kesin şahadeti yokluğunda Magosa'daki arsanın ilgili tarihteki değeri hakkında Davalı tarafının şahadetine istinaden Alt Mahkeme dava konusu arsanın değerini tespit etmekle hatalı hareket etti.
Gerekçesiz karar vermekle veya Davalının müdafaasında öne -sürdüğü iddiaları teker teker ele alıp incelememekle ve reddetmekle Alt Mahkeme hata etti.
Davacının 1. tanığı Niyazi Korkut'un şahadeti bittikten sonra ilgili tarihte Yüksek Mahkeme Yargıcı olmasına rağmen Makeme salonunda kalıp davacı avukatı ile istişa-relerde bulunmasına müsaade etmekle Gazi Mağusa Kaza Mahkemesi hatalı hareket etti.
Davacı, aleyhine istinaf edilen ise 14.1.1994 tarihinde Mahkeme Nizamatı Emir 35 nizam 10'a istinaden mukabil bir istinaf dosyalayarak İlk Mahkemenin Davacı lehine verdiği- tazminat miktarının az olduğunu iddia ederek bu miktarın yükseltilmesi talebinde bulunmuştur.
İlkin davalının yaptığı istinafı tezekkür etmeyi uygun buldum. 1. ve 2. istinaf sebebini ve bu sebeplerle ilgili argümanları dikakte alarak, İlk Mahkeme kararı-nın dayanıklık ettiği zabıtları ve lâyihaları incelediğimde ileri sürüldüğü gibi talep takririnde iddia edilmeyen hususlarda şahadet dinletme yönüne gidildiği doğru olmayıp verilen şahadet talep takririnde yapılan iddialarla uyum içerisindedir.
Davacı ta-nıklarının çelişkili şahadet verdikleri yönündeki iddialara gelince; verilen ve zabıtlarda görülen şahadet incelendiğinde gerek davacı ve gerekse eşi Niyazi F. Korkut ile sözlü anlaşmaya şahit olan İbrahim Özgür ve Mustafa Güzoğlu'nun şahadeti arasında her-hangi bir çelişki bulunmadığı açıklıkla görülmektedir. Esasen müstenif avukatı, istinafta, bu başlık altındaki argümanlarında hangi hususta çelişki olduğuna işaret edememiş, bazı hususlardaki anlatım farkını çelişki olarak göstermeye çalışmıştır. İlk Mahke-me, kararında bu şahadetler arasında herhangi bir çelişkinin bulunmadığı, bilâkis bu şahitlerin şahadetinin tamamen birbirini teyit ettiği bulgusuna varmıştır ki, kanaatimce verilen şahadet ışığında bu bulgusu yanlış değildir.
Müstenif avukatı, İlk Mahkem-enin ne sebeple davalı ve tanığına inanmadığını belirtmediğini ve bu hususta gerekçe vermediğini iddia etmektedir. İlk Mahkeme kararının mavi 74'den başlayarak mavi 75'in sonuna kadar olan 2 sayfalık bölümünde, sunulan şahadeti titizlikle incelendiği ve ne- sebeple davacı şahitlerine inanmayı tercih ettiğini, ne sebeple davalı ve şahitlerine inanmadığını detaylı bir şekilde eleştirdiği görülmektedir. İlk Mahkeme kararına bakıldığında davalı, ilkin sözlü anlaşma hususunda davacı veya onun eşi ile görüşmediğin-i iddia etmiş, sonra eşi Hulusi Özyahyalar'ın davacı ve eşi ile görüştüğünü, ancak kendisini bağlamadığını iddia ederek çelişkili şahadet verdiğine değinmiştir. İlk Mahkeme, yine, bu şahidin istintakında birçok sorulara kaçamak cevaplar verdiğine ve hatta -kendi şahadeti ile eşi Hulusi Özyahyalar'ın şahadeti arasında çelişki bulunduğuna değinerek davalı ve şahitlerine inanmamayı tercih ettiğini belirtmektedir. İlk Mahkeme, ayrıca, davalının gerek tavrı hareketleri, gerekse konu arsayı daha önce Engin Hüdaver-dioğlu isimli bir şahsa mukavele ile satmış ve satış bedelini almış olmasına rağmen arsanın değerinde artış olduğunu bahane ederek daha önce sattığı ve birtamam parasını aldığı bu şahsa konu arsayı bunca sene yürütmediğini ve sair şahadeti sırasında tavrı -hareketlerini dikkate alarak, davalının dürüst, iyi niyetli ve güvenilir bir kişi olmadığı hususunda bulgu yapmıştır.
İlk Mahkeme kararının, davalı ile şahidinin şahadetini eleştirdiği bir bölümden aşağıdaki alıntıyı yapmayı uygun buldum:
"Davalı ile t-anık olarak dinlettiği eşi Hulusi Özyahyalar ise şahadet verirken takındıkları tavır ve tutumları ile üzerimizde doğruyu söylemedikleri ve gerçekleri gizledikleri intibasını bırakmışlardır.
Özellikle Hulsi Özyahyalar şahadeti esnasında esaslı noktalardak-i sorulara cevap verirken bocalamış ve kaçamak cevaplar vermiştir. Bu tanık ameliyat geçirdiğini ve hafızasının zayıfladığını, herşeyi hatırlayamadığını iddia etmiştir.
Yukarıdakiler ışığında bu tanığı güvenilir bir şahit olarak değerlendirmeyiz.
Bunun- gibi davalı da şahadetinde esaslı noktalardaki sorulara bocalayarak ve kaçamak cevaplar vererek üzerimizde olumsuz bir intiba bırakmıştır. Bunun fışında yine kendi şahadetindeki iddialara göre dava konusu arsa ile ilgili olarak 3 ayrı kişi ile ihtilafa dü-şmesi aynı arsayı Engin Hüdaverdioğlu isimli şahsa yazılı mukavele ile satmasına rağmen bilahare arsanın değerindeki artış nedeni ile mukaveleyi ihlal ederek ancak fark parası alması sonucunda kayıt ve devrini yapması; üzeirmizde dürüst, iyi niyetli ve güv-enilir birisi olmadığı izlenimini bırakmıştır."
İlk Mahkemenin kararı ışığında davalı ve eşi Hulusi Özyahyalar'ın şahadetini incelediğimde, hakikaten bu şahitlerin şahadetlerinin çelişkilerle dolu olduğu, son derece kaçamak cevaplar verdikleri ve olayı d-oğruyu yansıtacak şekilde anlatmadıkları açıklıkla görülmektedir. Hulusi Özyahayalar'ın istintakının bir bölümünde tamamen bocaladığı ve içinden çıkılamayacak cevaplar vermeye başladığı an "ben ameliyat geçirdim, birçok şeyi hatırlamam" şeklinde konuyu tam-amen geçiştirmeye çalıştığı bariz olarak görülmektedir.
Yukarıdaki nedenlerle 1. ve 2. istinaf sebeplerinin reddedilmesi gerekir.
Tazminatla ilgili 3. ve sözlü kontratın yapılıp yapılmadığı ile ilgili 4. istinaf sebebini daha sonra mukabil istinfla bi-rlikte ele almayı uygun buldum.
5. istinaf sebebince gelince; davalının 5. istinaf sebebi, davacının kocası ve davacı tanığı numara (1)'in ilgili tarihlerde Yüksek Mahkeme Yargıcı olduğu ve şahadeti bittikten sonra duruşma salonunu terketmeyip salonda kal-arak davacı avukatı ile istişarede bulunduğu yönünde yakınma içermektedir.
Bu husus sarih olarak zabıtlarda görülmemesine rağmen istinafın duruşması safhasında olgu olarak istinaf konusu yapılmıştır. Zabıtlarda yer almayan bu olgunun saniyen doğru olabil-eceğini dikkate alarak konuyu incelemeyi uygun buldum. Sözü edilen şahit numara (1) Niyazi F. Korkut'un ilgili tarihlerde Yüksek Mahkeme Yargıcı olduğu kabul edilen bir olgudur. Söz konusu duruşma kapalı celsede yapılmadığı, oturumun açık olduğu dikkate a-lındığında davacı tanığı numara (1) Niyazi F. Korkut'un şahadeti bittikten sonra kalıp davacı avukatı ile istişarede bulunmasında yasal açıdan bir mahzur görülmemekedir. Davacının kocası kendi şahadetini vemezden önce salonda bulunup davacı tarafından Mahk-emeye ibraz edilen diğer şahadeti salondan dinledikten sonra şahadet vermiş olsa idi tabiatıyle durum çok daha farklı olacaktı. Bu varit olmadığına göre bu istinaf sebebi üzerinde herhangi bir mesnet göremiyorum. Ancak şahadet verme durumunda bulunan bir Y-üksek Mahkeme Yargıcının, bununla daha fazla ilgilenmeden kendisini konudan mümkün mertebe soyutlayarak salonu terketmesinin moral açıdan daha uygun olacağına da işaret etmek isterim.
3. ve 4. istinaf sebeplerine ve bu arada mukabil istinafa gelince müs-tenif avukatı, 1. istinaf sebebinde görüldüğü gibi davacı ve şahitlerine inanılmaması gerektiği üzerinde ağırlıkla durarak şifahi kontratın yapılmadığını ileri sürmüştür. 1. istinaf sebebinde muvaffak olmadığına göre davacı ve tanıklarının şahadetlerinde i-fade edildiği gibi davacı ile davalı ve davalıyı temsilen kocası Hulusi Özyahyalar arasında görüşmeler yapıldıktan sonra davacıya ait Gönyeli'deki söz konusu arsanın üst verilerek davalıya ait Mağusa'daki arasa ile takas yapılması yönünde şifahi bir anlaşm-aya varıldığı sabit olmuştur. Sözü edilen şifahi akdin, yazılı yapılması gerekip gerekmediğini de incelemeyi uygun görüyorum.
K.K.T.C.'de yürülükte bulunan yasalara göre bir gayrımenkulün bir seneden fazla bir süreyle kiralanması için yapılan bir akdin y-azılı olması gerekirken (Bak Fasıl 149, madde 77(1)(a) ) aynı gayrımenkulün satılması için satıcı ile alıcı arasında bir aktin veya takas akdinin ille de yazılı olmasını öngören bir mevzuat yoktur. Diğer bir ifade ile, böyle bir satış şifahi de yapılabilir-. Bu hususu içeren kanunlar Kıbrıs'ta 1895'den beri değişmemiştir. Eski içtihat kararlarına bakıldığında, örneğin Chakalli v. Kallourena, 3 C.L.R., s.246'da taşınmaz mal ile ilgili akdin şifahi de yapılabileceği vurgulanmaktadır. Bu en eski yerli içtihat k-ararından sonra gerek 1950'lerde, gerekse Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilânından sonra yer alan içtihatlarda da aynı prensip defaten uygulanmıştır. Örneğin Yargıç Zeka Bey 1958'de kaleme aldığı Alkis Menelaou Stavrou v. Pericles Stylianou and Another, 23 C.L.R. -s.217'de ilgili içtihat kararının başlığının 2. paragrafında aynen şöyle denmektedir.
"Contract of Sale of immovable ............................ - contract need not be in writing - should be in writting only for the purposes of the Sale of Land (Specific- Performance) Law......"
Mevzuat bu merkezde olduğuna göre değeri az olan taşınmaz mallar için şifahi kontrat yapılabileceği, değeri fazla olan mallar için kontrat yapılması gerektiği ilkesi herhangi bir yasada yer almamaktadır. Tabiatıyle şifahi kontrat-ların ispatında zorluklarla karşılanabilir. Bu nedenle tarafların birçok kez bu gibi anlaşmaları yazılı yapıtıkları da bir gerçektir. Ancak yukarıda değindiğim gibi bu hususta yasal bir zorunluluk olmadığı gibi anlaşmanın şifahi yapılmış olması böyle bir a-nlaşmayı geçersiz kılmaz.
Müstenif avukatı, 4. istinaf sebebinde, Mahkemenin kararında gerekçeye yer vermediğini iler sürmüştür. İlk Mahkeme kararının ilgili bölümlerine baktığımızda konuyu detaylı olarak incelediği ve kararını gerekçelere dayandırdığı g-örülmektedir. İlk Mahkeme kararının bu bölümlerinden iktibas yapmayı lüzumsuz bulmaktayım.
Müstenif avukatı, tazminatla ilgili 3. istinaf sebebinde, davaya taraf kişilerin iddialarını ispatla yükümlü oldukları ilkesine rağmen davacı ve tanıklarının tazmi-natla ilgili kesin şahadeti olmamasına rağmen, Mağusa'daki arsanın ilgili tarihlerdeki değeri hakkında davalı tarafın şahadetine istinaden Alt Mahkemenin dava konusu arsanın değerini tespit etmekle hata ettiğini ileri sürmektedir.
Bu argüman ışığında İlk- Mahkeme kararı ve şahadet incelendiğinde, davacı tanığı numara (1)'in detaylı olarak takas edilmesi öngörülen hanımına ait arsanın bedeli ile takasa konu Mağusa'daki arsanın duruşma günündeki bedeli hakkında şahadet verdiği, keza bu şifahi takas kontratın-ın ihlâlinden düçar olduğu zarar ziyan hakkında da Mahkemeye şahadet sunduğu görülmektedir. Hemen şunu da belirteyim ki, bu tazminat davalarında niza konusu olan taşınmaz malın duruşma bedelinin bilirkişiler tarafından tespit edilmesi Mahkemenin işini kola-ylaştıracaktır ve bu yönteme başvurulmasının daha uygun olduğuna da işaret etmek isterim. Ancak Mahkemelerin tazminat hususunu karara bağlarken ihtilafsız olgulardan faydalanma yönünü seçmeleri de yanlış değildir.
Mahkeme önündeki şahadete göre, davalı, -ara emri safhasında Mahkemeye sunduğu yemin varakasında Mağusa'daki takasa konu kendisine ait arsanın bedelinin 30000 Sterlin olduğunu kabul etmekte idi. Davacı ise bu bedelin 40000 Sterlin olduğunu duruşma safhasında iddia etmiştir. Yine Mahkemeye Emare o-larak sunulan 1371/87 sayılı Mahkeme dosyasındaki Emare 2'de davalının bu arsayı daha önce o günlerdeki kura göre 20000 Sterline tekabül eden 29.500.000TL. karşılığında üçüncü bir kişiyle satmak üzere anlaştığı ve bu parayı ödendiği, ancak davalının bu par-ayı daha sonra az bularak yazılı kontratı ihlâl ettiği görülmektedir. Yine, davacı ile davalı anlaştıktan sonraki bir tarihe isabet eden bir tarihte davalının ilkin arsayı satmış olduğu bu 3. kişiden 11000 Sterlin daha talep edip ve bunu aldıktan sonra kon-u arsayı ona yürüttüğü ve bu durumda arsanın fiilen 31000 Sterline satıldığı hususu sunulan Emare dosyadan açıklıkla görülmektedir.
İlk Mahkeme, davacı şahidi No.1'in Gönyeli'deki arsanın duruşma tarihinde bedelinde düşüş kaydedildiği, Mağusa'daki takas -konusu arsanın bedelinin ise 40000 Sterline ulaştığı yönündeki şahadetini tercih etmeyi sakıncalı bulmuş ve Mahkemeye sunulan daha sağlam ve elle tutulur şahadete itibar etmeyi uygun bularak takasa konu, davalıya ait arsanın duruşma günündeki bedelini 3100-0 Sterlin olarak kabul etmiştir. İlk Mahkemenin bu hususta yanılgıya düştüğüne ikna edilmedim.
Mahkemeler bir sonuca varmak için mümkün mertebe ellerinden geleni yapmakta ve geçerli sayacakları şahadeti dikkate almakta serbesttirler. Biggin v. Permanite -(1951) 1 K.B. 422 at page 438'de Lord Devlin bu hususta şöyle demektedir:
"Where precise evidence is obtainable, the court naturally expects to have it, (but) where it is not, the court must do the best it can."
Tabiatıyle herhangi bir şahadet veya kabu-l edilebilecek şahadet bulunmaması halinde tazminat hakkında hüküm verilmesi yanlış olacaktır. Ancak hemen şunu da belirteyim ki İlk Mahkeme, sadece davalının şahadetini kabul etmemiş, Mahkemeye Emare olarak sunulan dosyada görüldüğü gibi davalı ile 3. kiş-inin sözlü kontrattan sonra betekrar anlaştıklarını ve rakam olan 31000 Sterlini tazminat için esas almayı daha salim bulmuştur. Davalıya ait konu arsanın fiilen satıldığı bedel sabit olduğuna göre İlk Mahkemenin bu rakamı daha salim bularak tazminat mikta-rını bu olgu esası üzerinden hesaplaması son derece uygun ve doğaldır. İlk Mahkemenin kararında bu konu ile ilgili değerlendirmesi aşağıdaki gibidir:
"... Davacı talep takririnde bu rakamın 40000 Sterling olduğu iddiasında bulunmaktadır. Davacı bu iddiası-nı desteklemek için davalının huzurundaki şahadeti ile, yine davalının ara emri duruşması esnasında verdiği şahadete dayanmaktadır. (Emare 1) Bu konudaki şahadeti inceledik. Ara emri maksatları için davacının eşi tarafından dosyalanan yemin varakasında dav-a konusu arsanın mukavelenin ihlâli tarihindeki değerinin 30000 Sterling olduğu iddia edilmektedir. Nitekim davacının eşi de ara emri duruşmasında buna dayanarak arsanın değerinin ihlâl tarihinde 30000 Sterling olduğunu ileri sürmektedir. (Emare 1)
Huzur-umuzdaki şahadete göre, dava konusu arsa davalı tarafından Engin ve Sezin Hüdaverdioğlu'na 3.7.1987 tarihinde 29.500.000 TL mukabili Sterling karşılığı satılmıştır. Emare 3'deki iddialara göre, mezkûr tarihte Sterling'in değeri 1 Sterling = 14.000 TL. olar-ak kabul edilmiş ve mukavele buna göre düzenlenmiştir. Arsanın satış bedelinin 20.000 Sterling olarak uyuşulduğu iddia edilmektedir. Mezkur tarihte Sterling'in resmi satış kuru dikkate alındığında, davalının bu husustaki iddiasının doğru olduğu görülmekted-ir.
Davalının gerek ara emri duruşması için verilen şahadetinde gerekse huzurumuzda verdiği şahadeti incelendiğinde, dava konusu arsanın değerinin ihlâl tarihinde arttığını, bu artışın 1371/87 sayılı davada (Emare 2) by consent olarak tespit edilen rakam -yani 11000 Sterling olduğu kabul ve iddia edildiği görülmektedir. Bu durumda davalı taraf, dava konusu arsanın mukavelenin ihlâl tarihindeki değerini 31000 Sterling olduğu kabul ve iddia ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim davacı tarafından verilen şahadete gö-re mezkûr tarihte davalı davacıdan satış bedeli olarak peşin ödeme ile 30000 Sterling talep ettiği iddia edilmektedir.
Yukarıdakiler ışığında dava konusu arsanın mukavelenin ihlâl tarihindeki çarşı değerinin 31000 Sterling olduğu hususunda bulgu yaparız-. Bu durumda davacının zararının mezkûr arsanın ihlâl tarihindeki satış bedeli olan 31000 Sterling'in düşülmesi sonucunda elde edilen 5000 Sterling olduğu hususunda bulgu yaparız."
Görülebileceği gibi İlk Mahkeme, davacının tazminat hususundaki iddiaları-nı incelemiş, davalının takasa konu Mağusa'daki arsanın 30000 Sterlin olduğu yönündeki şahadetini göz önünde bulundurmuş, ancak Mahkemeye Emare olarak sunulan 1371/87 sayılı dosyadan görüldüğü gibi fiilen 31000 Sterline satıldığı hususunu dikkate alarak bu- esas üzerinden 500 Sterlin tazminat ödemesine karar vermiştir.
Verilen şahadeti ve Mahkeme kararını incelediğimizde Mahkemenin bu başlık altındaki kararının hatalı olduğu söylenemez ve müstenif avukatının ileri sürdüğü gibi İlk Mahkeme, tam anlamı ile t-azminatı davalının şahadetine dayandırmış olmayıp önünde elle tutulur ve daha salim gördüğü şahadete dayandırmıştır ki bunu yapmakla da hata ettmiş değildir.
Bu nedenlerle 4. istinaf sebebinin olduğu gibi 3. istinaf sebebinin de reddedilmesi grekir.
Mu-kabil istinafa gelince; yukarıda serdettiğim görüşler ışığında mukabil istinafın da reddedilmesi gerrekir. Davalı ile konu arsanın daha önce satıldığı kişi arasındaki ihtilâfı içeren dava 1371/87 sayılı olup Mahkemeye Emare olarak sunulan bu dava dosyasınd-an görülebileceği gibi 31000 Sterlin konu arsanın uyşulmuş bedelidir. Pek muhtemelen taraflar arasında böyle bir ihtilâf olmamış olsa idi davalı bu arsa için çok daha fazla bir bedel talep edecekti. Ancak aralarındaki ihtilâfı ortadan kaldırmak için bu bed-ele razı olduğu dikkate alındığında arsanın bedelinin 31000 Sterlin'den daha fazla olduğu düşünülebilir. Ancak yukarıda değindiğim gibi hakiki bedelin tespiti için bir bilirkişi çağrılmadığına göre İlk Mahkeme kararında şüpheli veya tam anlamı ile kanıtlan-mamış ve yüksek bedel üzerinden değil de arsanın fiilen satıldığı bedeli esas almayı uygun görmüştür. Davacının tazminat hususundaki iddiaları kısmen arsanın 40000 Sterlin olduğuna ve kısmen de kendi arsasının beledinde düşüş kaydedildiğine dayandırmakta i-di. Kendi arsasının düşüş kaydettiği hususunda başka destekleyici şahadet bulunmadığından İlk Mahkeme buna itibar etmemiş, Mağusa'daki arsanın bedelini da daha salim şahadete dayandırmayı tercih etmiştir. Kanaatimce İlk Mahkeme bunu yapamkla hata etmiş değ-ildir ve bu nedenlerle mukabil istinafın da reddedilmesi gerekir.
Netice olarak davalı müstenif tarafından yapılan istinaf ile davacı tarafından İlk Mahkemece takdir edilen tazminatın az olduğu yönünde yapılan mukabil istinafın reddedilerek İlk Mahkeme k-ararının aynen onaylanması gerektiği görüşündeyim.
İstinaf masraflarına gelince; tarafların gerek istinafta, gerekse mukabil istinafta muvaffak olmadıkları dikkate alınarak istinaf masrafları hususunda herhangi bir emir verilmemesini uygun bulurum.
Tane-r Erginel: Esas kararda davanın olguları yeterince anlatıldığı için bu olguları tekrarlamak istemiyorum.
Yasalar bazı sözleşmelerin yapılmasını şekil şartına bağlamıştır. Örneğin bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinin yazılı olması gerekir. Taş-ınmaz malların satışına ilişkin ise yasalarda bir şekil şartı yoktur. Dolayısıyle herhangi bir şekilde veya sözlü olarak bir taşınmaz malın satışı mümkündür. Yasal durum böyle olmakla birlikte bir sözleşmeyi tamamlamak ve yasal açıdan bağlayıcı hale getir-mek için tarafların niyetlerini açığa vurmaları gerekir. Genellikle taşınmaz mal satış sözleşmeleri uzun bir pazarlık sonunda tamamlanır ve taraflar nihai anlaşmaya vardıklarını anlatmak için anlaştıkları hususları yazıya dökerler. Bir taşınmaz mal satışın-da tarafların niyetlerini yazıya dökmemeleri çoğu kez anlaşmanın sonuçlanmadığı ve bağlayıcı hale gelmediği anlamına gelir. Şüphe yok ki bu kuralın istisnaları da vardır. Bir örnekle durumu aydınlatmaya çalışalım. Yazılı işlem yapma alışkanlığı olmayan bir- köy yerinde değersiz bir mal için yapılmış basit bir satış sözleşmesini taraflar yazılı yapma ihtiyacı duymayabilirler. Tarafların böyle bir sözleşmeyi yazılı yapmamalarını makul bir açıklaması vardır ve sırf yazıya dökülmediği için sözleşme geçersiz hale- gelmez. Buna karşılık şehir merkezinde son derece değerli bir taşınmaz malın satımı için kapsamlı bir anaşma yapıldığını farzedelim. Böyle bir anlaşmanın yazılı yapılmaması analşamada eksiklikler bulunduğunu ve ortada henüz kesin bir anlaşma olmadığını gö-sterir.
Aşağıdaki nedenlerle önümüzdeki davada taraflar yazılı bir sözleşme yapmadıkları için bağlayıcı bir akdin meydana gelmediği görüşündeyim.
Dava konusu taşınmaz mal değersiz bir mal olmayıp oldukça değerli bir arsadır.
Tarafların yapmak istedikle-ri anlaşma basit bir anlaşma olmayıp, iki arsanın takasını ve üste para verilmesini gerektiren yani birçok şartı içeren detaylı bir anlaşma olacaktı. Tarafların böyle bir anlaşmayı yazılı yapmayıp sözlü olarak bırakmaları doğal değildir.
Dava konusu arsa -Alkan Gürol'un Mağusa Kaza Mahkemesinde açtığı 1571/87 sayılı davada dava konusu olup Mahkeme emri ile satışı önlenmiş bir arsaydı. Bu davada Alkan Gürol, davalıdan tazminat talep etmekteydi. Davalının dava sonunda ne kadar tazminata mahkum olacağı belli d-eğildi. Bu kadar karmaşık bir durumda doğal olan tarafların yazılı bir sözleşme yaparak tüm olasılıkları aydınlığa kavuşturmaları idi.
Dava konusu arsa ile ilgili tazminat davası ve ara emri yetmiyormuş gibi arsa ayrıca Engin Hüdaverdioğlu ve Sezin Hüdave-rdioğlu isimli şahıslara satılmıştı. Alkan Gürol'un davasından sonra satış sözleşmesinin ihlâli nedeniyle bu şahısların da davalı aleyhine tazminat davası açmaları söz konusu idi. Nitekim daha sonra 417/92 sayılı davayı açmışlardır. Bu kişilere ödenmesi mu-htemel tazminatı tarafların dikkate almaları gerekiyordu. Tarafların tüm bu hususları belirleyen yazılı bir sözleşme yapmamaları doğal değildir.
Davalı 15 dönümlük bir araziyi parsellemiş ve ortaya çıkan arsaları alıcılara yazılı satış sözleşmeleriyle sat-makta olan bir kişi idi. Nitekim dava konusu arsayı 3.7.1987 tarihli yazılı bir satış sözleşmesi ile Engin ve Sezgin Hüdaverdioğlu'na satmıştır. Davacı ile davalı arasındaki takas anlaşmasının da aynı yöntemle yapılmaması için bir neden yoktu.
Özetlemek g-erekirse bu davaya özgü koşullarda tarafların satış sözleşmesini yazılı yapmaları beklenirdi. Mahkemede görülmekte olan bir davanın konusu olan, Mahkeme emri ile satışı engellenmiş olan ve başka kişilere yazılı bir sözleşme ile satılmış olan bir arsanın so-n derece karmaşık satış akdinin sözlü olarak yapılması normal değildir. Bu olayda yazılı bir satış sözleşmesi yapılmadığı gibi br ödemede de bulunulmamış ve Davacı niçin yazılı sözleşme yapılmadığı konusunda Mahkemeye makul bir açıklamada bulunmamıştır. Ka-nımca bu durum anlaşmada bazı eksiklikler olduğunu ve ortada henüz kesinleşmiş bir satış akdi bulunmadığını göstermektedir. Önümzüdeki koşullarda tarafların karşılıklı konuşmalarını 1571/87 sayılı davanın sonuçlanması ve mevcut satış sözleşmesinin ihlâlind-en sonra ödenecek tazminat konularına bağlı olarak bir satış vaadi veya hazırlık konuşmaları olarak kabul edebiliriz. Nitekim Alkan Gürol'un açtığı 1571/87 sayılı tazminat davasında davalı, tahmin etmediği kadar fazla tazminat ödemek zorunda kalmış ve bu n-edenle pazarlık şartlarını değiştirmek istemiştir. Hüdaverdioğlu ailesi ile yaptığı satış sözleşmesini ise ihlâl etmeyi göze alamamıştır. Dolayısıyle tarafların hazırlık konuşmaları yazılı bir satış sözleşmesine dönüşmeden ortada kalmıştır.
Sonuç olarak -taraflar arasında kesinleşmiş bir satış akdi bulunmadığı için davacının tazminat talep etmeye hak kazanamadığı kanısındayım ve bu nedenle Sayın N. Ergin Salâhi'nin kararına katılmıyorum.
Metin A. Hakkı: Sayın Yargıç N. Ergin Salâhi'nin az önce okumuş oldu-ğu hükmü daha önceden inceleme fırsatını buldum. Serdettiği görüşler ve verdiği netice ile hemfikirim.
N. Ergin Salâhi: Netice olarak davalı, müstenif tarafından yapılan istinaf ile davacı tarafından İlk Mahkemenin takdir ettiği tazminatın az olduğu yönün-de yapılan mukabil istinafın reddedilerek İlk Mahkeme kararının aynen onaylanmasına Yargıç Taner Erginel'in karşıoyu ve oyçokluğu ile, karar verilir.
İstinaf masraflarına gelince; tarafların gerek istinafta gerekse mukabil istinafta muvaffak olamadıkları- dikkate alınarak istinaf masrafları hususunda Yargıç Taner Erginel'in karşıoyu ve oyçokluğu ile herhangi bir emir verilmemesine karar verilir.
(N. Ergin Salâhi) (Taner Erginel) (Metin A. Hakkı)
Yargıç - Yargıç Yargıç
2 Aralık 1994
Full & Egal Universal Law Academy