-A.29/87 Yargıtay/Hukuk 66/87
(Lefkoşa Dava No. 458/86)
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Niyazi F. Korkut, Taner Erginel.
İstinaf eden: Hasan Hüseyin n/d H-asan Hüseyin Pamburi, Lefkoşa.
(Davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Hüseyin Sadık, Haspolat, S.45.
- (Davalı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Ahmet M. Berberoğlu.
Aleyhine istinaf edilen namına:
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Bu istinafta mahkemenin hükmünü Sayın Y-argıç Niyazi F. Korkut verecektir.
Niyazi F. Korkut: Davacı, müteveffiye Hatice Hasan Lefkaridi namı diğerle Hatice Hasan'ın kocası, davalı ise müteveffiyenin kızkardeşinin oğludur.
Davacı davalı aleyhine dosyalamış olduğu bir dava ile müteveffiye tara-fından davalı lehine yapılan vasiyetnameye ivaz olarak davalının 2.1.1979 tarihinde davacı ile eşi lehine imzalamış olduğu taahhütnamede öngörülen koşulları yerine getirmediğini ileri sürerek davalı aleyhine KL 10,000 zarar ziyan, hüküm tarihinden itibaren- %9 faiz ve dava masrafları için bir hüküm verilmesine ilişkin istemde bulundu.
Davalı ise dosyalamış olduğu müdafaada sadece davacının müte-veffiyenin kocası ve kendisinin de müteveffiyenin kızkardeşinin oğlu olduğunu kabul edip talep takririnde ileri s-ürülen sair hususları redderek dava konusu taahhütnamenin varlığı kanıtlansa bile geçersiz olduğunu savundu.
Davanın duruşmasında sadece davacı şahadet vererek dava konusu 25.1.1979 tarihli taahhütname ile merhumenin 1979'da yaptığı vasiyetnamenin yerini -almak üzere 4.7.1982 tarihinde yapmış olduğu vasiyetnameyi emare olarak ibraz etti. Davacı şahadetinde, sair şeyler yanında, eşinin davalıya Vasilya toprağında 19 dönüm 1 evlek olan bir zeytinliği vasiyet etmesi üzerine davalının emare taahhütnameyi yapara-k eşi ile kendisine bakmayı taahhüt ettiğini, 4.7.1982 tarihinde ise eşinin ikinci bir vasiyetname yaparak yine davalı lehine birinci vasiyette verdiği zeytinlik ile ona ilâveten Lefkoşa'daki evini de kendisi ile ortak olarak davalıya vasiyet ettiğini anc-ak davalının yapmış olduğu taahhütnameye uymadığını ileri sürdü.
Davalı ise herhangi bir şahadet çağırmayıp müdafaasını davacıyı istintak etmekle sınırladı.
Davalı avukatı mahkemeye hitabında, sair şeyler yanında, 25.1.1979 tarihli taahhütnameyi emare -olarak ibraz ettiklerini, bu emare uyarınca davalının bir takım yükümlülükler üstlendiğini, davacının şahadet vererek davalının davacı ile eşine ve eşi öldükten sonra kendine emare taahhütname uyarınca bakmadığını kanıtladığını, davalının ise müdafaasında -davanın esasına ilişkin herhangi bir sav ileri sürmeyip sadece emare taahhütnamenin geçersiz olduğunu savunduğunu ve davacı ile eşine taahhütnamede öngörülenleri bir tamam ifa ettiğini ileri sürmesine karşın sadece davacıyı istintakı sırasında vasiyetnamel-ere değinerek 1982 yılında yapılan vasiyet ile 1979 yılında yapılan vasiyet iptal edildiği ve ivazın ortadan kalktığı doğrultusunda sorular sormakla müdafaasına yön vermek istediğini ancak bu savların da müdafaada yer almadığını, kaldı ki 1982'de yaplan va-siyet ile 1979'da yapılan vasiyette vasiyet edilen zeytinliğin yine davalıya vasiyet edildiğini ve ivazın ortadan kalkmadığını ve davacının savlarını ortadan kaldıracak ya da kendi savlarını kanıtlayacak herhangi bir şahadet sunmadığını ve bu durumda davac-ının davasını kanıtlamış olduğunu ve davacı lehine hüküm verilmesi gerektiğini ileri sürdü.
Davalı avukatı ise hitabında, sair şeyler yanında, esas müdafaalarının hukuki noktaya dayandığını ve geriye kalan savlarının alternatif savlar olduğunu, emare taa-hhütnamenin 1979 yılında vasiyetnameye ivaz olarak yapıldığını ve bu vasiyetname ortadan kalktığına göre de taahhütnamenin geçerliliğini yitirdiğini savundu.
Alt mahkeme ise hükmünde "emare senedin iki tanık huzurunda imzalandığı hususunda herhangi bir ş-ahadet ibraz olunmadığı gibi senedin faiz de taşımadığını ve senetteki imzanın davalıya ait olduğunu da arzu edildiği kadar isbatlanmadığını ve isbatlandığı varsayılsa bile emare senedin merhumenin davalı lehine yaptığı bir vasiyete ivaz olarak verildiğini- ve emare 2 olan 1982 yılında yapılan ikinci vasiyet ile 1979 yılında yapılan vasiyetname iptal edildiğine göre de emare 1 senedin hiçbir hukuki değeri kalmadığı" hususunda bulgu yaparak, davacının şahadetini de hiç değerlendirmeden, davacının davasını ipt-al etti.
Davacı bu karara karşı istinaf dosyalayarak istinaf ihbarnamesinde, özetle 1982 yılında yapılan vasiyetname ile 1979 yılında yapılan vasiyetnamenin feshedilip emare 1 senede mesnet teşkil eden ivazın ortadan kalktığı hususundaki alt mahkeme bulg-usunun hatalı olduğu ve keza alt mahkemenin davacının şahadetini de değerlendirmeye tabi tutmamakla hata ettiğini ileri sürdü.
İstinafın duruşmasında ise istinaf eden avukatı aleyhine istinaf edilenin lehine yapılan vasiyetnameye ivaz olarak dava konusu -taahhütnamenin yapıldığını, 1982 yılında musinin ikinci bir vasiyetname yaparak birinci vasiyetname ile davalıya verdiği 19 dönüm 1 evleklik zeytinliğe ilâveten Lefkoşa'da bir evi de davacı ile birlikte davalıya vasiyet ettiğini, davada sadece davacı şahad-et vererek konu taahhütname ile ikinci vasiyetnameyi emare olarak sunup davalının emare senet uyarınca yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürerek senet uyarınca zarar ziyan talep ettiğini, alt mahkemenin ise birinci vasiyetnamenin ikinci vasiyetna-me ile iptal edilmesi sonucu ivazın ortadan kalktığına ilişkin bulgu yaparak davacının davasını iptal ettiğini, halbuki ikinci vasiyetname ile ivazın ortadan kalkmadığını ve aksine davalıya eski vasiyet edilene ilâveten başka mal bırakıldığını ileri sürdü.-
Aleyhine istinaf edilenin avukatı ise alt mahkemenin emare senetteki imzanın davalıya ait olmadığına ve ilâveten ivazın da ortadan kalktığına ilişkin bulgu yaptığını, emare 1 senedin şarta bağlı bir taahhüt olduğunu ve 1979 yılında yapılan vasiyetname e-mare 2 vasiyetname ile iptal edildiğine göre de emare 1 senedin ortadan kalktığını savundu.
Layihalarda ileri sürülmeyen hususlarda şahadet verilemeyeceği ya da verilse bile mahkemelerce dikkate alınamayacağı Yargıtay olarak defalarca vurgulanmıştır. Hal-buki bu davada davalının müdafaa takririnde senetteki imzanın davalıya ait olmadığına ilişkin bir sav ileri sürülmediği, senet davacı tarafından itirazsız ibraz edilip bu hususta şahadeti sırasında davacıya da soru tevcih edilmediği ve davalı avukatı bu hu-susa değinmediği halde alt mahkemenin konu senedin davalı tarafından imzalandığının isbatlanmadığına ilişkin bulgu yaptı. Konu senedin davalı tarafından imzalanmadığı hususu alt mahkeme önünde tartışma konusu yapılmadığına göre alt mahkemenin bu hususta bi-r bulgu yapması ve bu bulguya dayanarak davacının davasını iptal etmesi hatalıdır.
Yargıtay olarak bir çok kez vurgulandığı halde alt mahkeme, verilen hükümden istinaf edebileceği gerekçesi ile, davacının şahadetini inceleyip bu hususta bir bulgu yapma -yönüne de gitmemiştir. Esasında davada davacının şahadeti dışında bir şahadet sunulmamıştır. Davacı ise şahadetinde sarahaten gerek eşinin sağlığında gerekse eşinin ölümünden sonra davalının emare senede uygun olarak yükümlülülkerini yerine getirmediğini s-öylediği halde davalı bu hususlarda şahadet vermemeyi yeğlemiştir ve alt mahkeme önünde davacının şahadeti dışında bir şahadet yoktu. Bu durumda davacının şahadetini doğru olarak kabul etmek gerekir. Bu şahadetle de davalıya vasiyet edilen taşınmaz mallara- karşın emare senette öngörülen tazminatın makul olduğu hususlarda da bulgu yaparak davacı lehine davada talep edildiği gibi KL 10,000 tazminat için hüküm verilmesi gerekir.
Konu senette faiz olmadığına göre mezkûr meblağ üzerinden ise davacının %9 faiz -talebi haksızdır.
Sonuç olarak alt maaaahkemenin hükmü iptal edilerek davacı lehine KL 10,000 tazminat için hüküm verilir. Davacının alt mahkeme ile istinaf masrafları da davalı tarafından ödenecektir.
(N. Ergin Salâhi) (Niyazi F. K-orkut) (Taner Erginel)
Yargıç Yargıç Yargıç
18 Aralık 1987
-
1
-
Full & Egal Universal Law Academy