-D.2/87 Birleştirilmiş
Yargıtay/Hukuk 68/86 ve 69/86
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: Salih S. Dayıoğlu, N. Ergin Salâhi, Aziz Altay.
Yargıtay/Hukuk 68/86
(Lefkoşa Dav-a No.904/83)
İstinaf eden: Halil İbrahim Göktepe
(Davalı No.4)
ile
Aleyhine istinaf edilen: 1. Mehmet Süleyman (Davacı)
2. Türk-Sen Lefkoşa (Davalı 1)
3. İffet Hale Taşkın Lefkoşa (Davalı 2)
4. Ö-zer Haftabaşı, Lefkoşa (Davalı 3)
(Davacı ve davalı 1, 2, 3)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namın-a: Zeki Bayram
Aleyhine istinaf edilen namına: Cahit Yılmazoğlu ve Kıvanç M. Riza
Yargıtay/Hukuk 69/86
(Lefkoşa Dava No. 904/83)
İstinaf eden: 1. Türk-Sen, 7-7A Şehit Mehmet R. Hüseyin Sok., Lefkoşa.
2. Hale Taşkın, Müteveffa Necati Taşkın'ın -Terekesinin
İdare Memurları sıffatıyle, 33 Mahmut Paşa Sokak, Lefkoşa.
3. Özer Haftabaşı, Lefkoşa
(Davalı 1, 2, 3)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Mehmet Süle-yman, (Davacı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Cahit Yılmazoğlu
Aleyhine istinaf edilen namına: Kıvanç M. Riza.
H Ü K Ü M
Salih S. Dayıoğlu: İşbu istinaflar Lefkoşa Kaza- Mahkemesinin bir trafik kazası neticesi davacının (aleyhine istinaf edilen) aldığı yara ve çektiği sızı ve ıztıraptan ötürü lehine takdir edilen tazminat hükmünden yapılmış bulunmaktadır. Olgular özetle şöyeldir:
Davacı bütün ilgili zamanlarda 36 yaşınd-a olup Kıbrıs Türk Elektrik Kurumunda çalışmakta idi ve kazanın olduğu 12.1.1983 tarihinde G.979 plâkalı özel arabada seyahat ediyordu. G.979 plâkalı araba müteveffa Necati Taşkın tarafından kullanılıyordu. 12.1.1983 tarihinde müteveffa Necati Taşkın sözü -edilen G 979 plâkalı arabayı Lefkoşa-Mağusa ana yolu üzerinde Mağusa yönünde sürerken ana yol üzerinde parkedilmiş bulunan TM 425 numaralı kamyon ile çarpıştı ve neticede Necati Taşkın vefat etti ve davacı da ciddi yaralar aldı. Kazada tarafların kusur ora-nı istinaf konusu yapılmamıştır. Davacı, müteveffa Necati Taşkının işveren olarak 1. davalı, müteveffanın terekesini temsilen Tereke İdare Memurları olarak 2. ve 3. davalılar ve TM 425 numaralı kamyonun mal sahibi veya sürücüsü olarak da 4. davalıya leyhin-e tazminat davası açtı.
Yapılan duruşma sonunda İlk Mahkeme münferiden veya müştereken davalılar aleyhine özel zarar ziyan olarak 100,000TL müstakbel kazanç kaybı için 2,000,000 genel zarar ziyan olarak da 20,000,000 toplam 22,100,000Tl ve masraflar için- hüküm verdi. Davalılar (istinaf edenler) bu hükümden istinaf etmiş bulunmaktadırlar. İlk üç davalı ve 34. davalı tarafından ayrı ayrı yapılan istinaflar birleştirilerek dinlendi.
Dosyalanan istinaf ihbarnameleri birçok sebep içermekle birlikte bunların -tümü davacı lehine hükmolunan genel tazminat miktarının alenen çok olduğu doğrultusundadır.
Genel tazminatın müdahalemizi gerektirecek kadar çok olup olmadığı hususunu tezekkür ederken davacının aldığı yaraların neler olduğunun bilinmesinde yarar vardır.- Davacının aldığı yaralar ve bunların tedavisi ile davacıya yaptığı etkiler hakkında İlk Mahkeme şu bulguları yaptı:
-"Davacının genel zarar ziyanını tespit yönünden en önemli olarak davacının yüzünden ciddi olarak yaralandığı, floating maxilla denen üst çenenin kırılıp aşağı düşmesi, gözlerin kafatasından geriye veya içeri kayması, burun parçalı kırığı ve yüzden aldığı -diğer yaralarla yüzün şeklinin değişmesi, eski yüzüne yenisinin benzemediği yanısıra yüzün uzaması ve gözlerin içeri kayması ile normal bir inasan yüzünden davacının yüzünün çıkmasıdır. Kaza neticesi trauma nedeni ile boyunda da zedelenme olmuş, sinirler ü-zeri tazyiki kaldırmak için boyun ameliyatı yapılarak üç yerden kıkırdak alınmıştır. Yine uğradığı burun parçalı kırığı ve o bölgedeki diğer yaralanmalardan burun bölmesi ortadan kalkmış bir delik halini almış ve davacı koku alma hissini tamamen kaybetmişt-ir. Boyun veya merkezi sisteme olan etkenlerle de davacının el ve ayaklarında sertleşme, ağrı ve hareket mahdudiyetleri yer almıştır. Bilhassa sol el ancak çok az fonksiyonu kalmıştır. Yine bilhassa sol ayaktaki spastisiteden yürümesi dengesizdir. Boyunda -da bir hareket mahdudiyeti ve ağrı kalıcıdır. Davacı kendini hiç kaybetmediğini, şuurunun daima yerinde olduğunu kendisi de belirtmiştir. Bu cihetle koma veya şuur kaybı veya kendini kaybetme yer almamıştır. Epilepsi de davacı hiç geçirmemiştir. Kazadan so-nra da 3 yıl geçmiştir. Epilepsi tehlikesinin pek ihtimal olmadığı kanaatına vardık. Yine beyin suyu boşalmasının bir ihtimal olarak burada kaale alınması yönünden pek ikna olmadık. Davacının Hacettepe'de üst çeneyi tellerle tespit ameliyatı da başarılı ol-mamış, yerine oturtulmadığı gibi yüzü uzamış, ayrıca çenelerin de tam yerinde olmadığı ortadadır.
Acı ve ızdırap yönünden davacının yüksek bir acı ve ızdırap çektiği kabul edilir. Bilhassa üst çeneyi tespit için damaklarından tel geçirip ağırlık takılmas-ının korkunç ızdırap verdiği aşikârdır. Davacının impotans durumunu tüm şahadet ışığında kabul ediyoruz, ve cinsel münasebeti gerçekleştiremiyeceğine bulgu yaparız. Davalı taraf doktoru da organik yönden katılmamakla beraber, psikolojik yönden veya deformi-telerinden dolayı inferiority complex'den dolayı olabileceğini kabul etmeketdir. Tekrar bir boyun ameliyatı gerektiği üzere özel zarar ziyan da talep takririnin 8'inci paragrafında davacı yer vermekle beraber, gerek doktor Öztürk'ün şahadetinden gerek diğe-r şahadetten görülebielceği gibi davacı taraf bunun gerekliliğine ağırlık vermemiş, başka şahadet de çağırmamıştır. Bu cihetle tekrar bir boyun ameliyatı iddiasını ve talep edilen özel zarar ziyan talebini reddederiz. Davacı yine göz ve göz hareketleri içi-n bir şahadet getirmediği ve bir göz doktoru çağırıp şahadet sunmadığı veçhile göz veya göz hareketlerinde herhangi bir mahzur olduğu üzere iddiaları reddederiz. Estetik ameliyat yönünden ise yüz deformesinin, yani yüz uzamasının veya gözlerinin yerine gel-mesinin imkânsız olduğu ortadadır. Bu cihetle esasta görülen estetik ameliyatlarının bir faydası olmayacaktır. Yüzünün bu kalıcı hali ile davacı zaten ciddi şekilde tazmin edilecektir. Ayrıca bir de pek faydası olmıyacak estetik ameliyat miktarları vermek -çifte tazmin gibi olacaktır. Davacı için bu acaip bir hal alan yüzü için ciddi bir tazminat verme görüşüneyiz. Bu cihetle yüzündeki bir iki nebdeyi düzeltmeden başka bir işe yaramıyacak bir estetik ameliyatı gereksiz buluruz veya estetik ameliyat için ufak- bir miktar düşünülse bile, bunun genel zarar ziyanı yüksek tutmadan mütevellit genel zarar ziyan içinde kaale alınmış gibi addederiz ve estetik ameliyat için öngörülen özel zarar ziyan talebini reddederiz. Yüzün deforme hal ile ilgili davacının erkek olma-sı, halen evlenmiş ve çocukları olması ve görünümünün mesleği ile ilgili olmadığı kaale alınsa dahi, davacının yüzünün artık eski yüzüne benzemediği, insan yüzüne benzemediği, çirkinleştiği kalle alındığında psikolojik etkileri, inferiority complex sahibi -olması, kendi güvenini kaybetmesi, diğer insanların kendine acıması veya kendini gülünç görmesi kaale alındığında yine de ciddi bir tazminatın yerinde olduğuna birleşiriz."
Davacının ciddi yaralar aldığı, altı ay bir süre için tedavi altında bulunduğu, s-ızı ve ızdırap duyduğu ve özellikle gözlerinim içeri kayması ve yüzdeki yaralar dolayısıyle yüzün şekil değiştirdiği, bu değişikliğin hoş olmadığı, koku alma hissini yitirdiği, yürümesinde dengesizlik olduğu, boyunda kalıcı mahiyette hareket mahdudiyeti bu-lunduğu ihtilâf konusu edilmeyn gerçeklerdir. Fakat bunlara rağmen yine de bir gerçektir ki davacı kazadan evvelki işine dönmüş bulunmaktadır. İlk Mahkemenin bulgusuna göre işini yapamaz veya işini kaybetme tehlikesi gibi bir husus söz konusu değildir. Hat-ta normal görevine ek olarak sendika başkanlığı işini dahi el'an yürütmektedir. Davacı halen 1. sınıf muhasebe memurudur ve önünde sadece müdür muavini veya kısım sorumlusu mevkilerine yüskelme şansı vardır. Bu mevkilere, aldığı yaralar nedeniyle davacının- yükselemeyeceği konusunda ciddi bir kanıt olmadığı gibi İlk Mahkemenin bu konuda sarih bulgusu da yoktur. Esasen zihinsel uğraşı isteyen muhasebeciliği ve hem zihinsel ve hem de bedensel uğraşı isteyen sendikacılığı yapabildikten sonra müdür muavini veya -kısım sorumlusu görevlerini yapamamasında herhangi bir neden göremiyoruz. Bu bakımdan İlk Mahkemenin bu müstakbel kazanç kaybı ismi altında davacıya 2,000,000 TL tazminat vermeği uygun görmesi hatalıdır.
Davacının yürürken aksadığı kabul edilen bir olgud-ur. Ancak bu aksaklık aşırı derecede değldir. Nitekim doktor şahadetine göre davacının yavaş yürümesi halinde aksaklık göze çarpmayabilir. Tıbbi şahadete göre aksaklık, davacının muhasebecilik işini veya yürmesini veya araba kullanmasını olumsuz yönde etki-lemez ancak yoğun hareket isteyen eksersizleri örneğin, futbol oynama, ava gitme gibilerini yapamaz.
Kaza neticesi davacının tad alma hissinden mahrum olduğu kabul edilen bir olgudur. Ancak İlk mahkeme, takrirlerde hiçbir iddia yapılmadığı halde, davacın-ın ayrıca koku alma hissinden de mahrum bırakıldığı bulgusuna vardı ve tazminatı saptarken bu hususu dikkate aldı. Takrirlerde yer almayan ve yaralar açısından esasa müteallik bir olgu olarak nitelendirilmesi gereken "koku hissinin kaybolması" olgusunun İl-k Mahkeme tarafından, tazminat saptanırken, dikkate alınması hatalıdır.
Trafik kazalarında yaralanan masum kişilerin tazmin kişilerin tazmin edilmeleri hukukun bir gereğidir. Özel kayıpları yanında kişiler aldıkları yaralar için, bunların ciddiyeti, kalı-cılığı, her yönden etkileri, çektiği sızı ve ızdırap da dikkate alınmak suretiyle tazmin edilirler. Elbette ki para olarak öngörülen tazminat türü tam ve adil bir ölçü değildir. ne var ki başka türlü tazminata da hükmedilmesi olanaksız olduğu cihetle yaral-anan kişinin makûl ve adil bir şekilde tazmin edilmesi gerekir. Bunun parasal bir ölçüsü yoktur. Ancak benzeri davalarda ve benzeri durumlarda hükmolunan tazminat miktarları değişen şartlar da dikkate alınmak koşuluyla, bir ölçü olarak kabul edilebilir. Bu- husuta bize ışık tutacak en iyi emsal davalar elbette ki kendi Yargıtayımızın verdiği kararlardır. Bundan hareketle bazı ciddi trafik kazalarında hükme bağlanan tazminat miktarlarını incelemekte yarar vardır.
İlkin Hukuk İstinaf 5/75'ı ele alalım. Bu da-vada davacı Kadir Alinin yaraları şu şekilde özetlenebilir.
Kafa travması, burun ve yüzün muhtelif yerlerinde kesik yaralar, göz içinde ve göz yatağında kanama ve ekimozlar, burun kemiğinde kırık, üst ve alt çenede kırık, 3, 4 ,5 ve 6. kosta kırıkları, s-ol omuzda 10-15 cm uzunluğunda kesik yara, sağ göğüs içerisine hava ve kan dolması neticesi sağ akciğerin çalışmaması. Elde sıyrıklar; sağ bacak, sağ fibula alt içinde ve sağ tibia tulorestes'de kırık. Koku alma hisisnden yoksun, tıbbi şahadete göre Kadir -Ali hayat boyu baş ağrısı, baş dönmesi, güneş altında kalamama, uzun müddet ayakta duramama, konsantrasyon eksikliği, göğüs, boyun ve çene ağrısından şikâyetçi olacaktır. Ayrıca silindir sürücülüğü olan mesleğini de yapacak durumda değildir. Hafif iş yapab-ilir. Tedavisi Kıbrısta mümkün olmadığı için Türkiye'ye gönderildi, orada tedavi oldu. Bu davada davacı Kadir Ali'ye yaralar ve çekmiş olduğu sızı ve ızdırap için genel zarar ziyan olarak KL.5.000.- uygun görülmüştür.
Diğer elealacağımız dava Yargıtay/Hu-kuk 4/78 sayılı davadır. Bu davada küçük Ayhan Salih'in aldığı yaralar Yargıtay tarafından da kabul edilen İlk Mahkemenin bulgularına göre şöyle idi:
"Kaza neticesi davacı çok ağır kafa trauması geçirmiş frontal bölgede takriben 1 cm boyunda cilde ait ke-sik yara almış ağır kafa traumasına maruz kalmış ve kısa süre sonra şuurunu kaybederek komaya girmiştir. Şahadetten görüldüğü gibi çok uzun süre takriben 2-3 ay komada kalmıştır.
Davacıya Lefkoşa Genel Hastahanesinde komada bulunduğu sürede bir beyin ame-liyatı yapılmış, rum hastahanesinde ikinci bir beyin ameliyatı yapılmış ancak bu ameliyatlara rağmen hasta komadan çıkmamış ve bir süre daha komada kaldıktan sonra komadan çıkabilmiştir.
Davacının bu kaza neticesi kalıcı arazları başlıca 4 başlık altında- toplayabiliriz.
1. Kafadaki arazlar: Kafada traumaya bağlı beyin harabiyeti mevcuttur. Kafa tası açılan yerler göğüs kemiklerinden çıkarılan kemiklerle kafes şeklinde kapatılarak deri örtülmüştür. Ancak halen delici bir traumaya karşı bu ameliyat yerler-inin direnci yoktur ve bir tehlikeye maruzdur.
Yüzde hafif de olsa felç mevcuttur, ağızdan zaman zaman salya akmakta göz yaşarması olmaktadır ve gözde hafi kaçıklık vardır.
Beyinde husule gelen harabiyet kalıcıdır ve doktor şahadetlerine göre beyin hücr-eleri kendi kendilerini yenilemediğinden bu harabiyet kalıcı olduğu gibi bilâhare davacının sol hemipleji yani sol yarı felcinin müsebbibidir.
2. Gözdeki arazlar: Görme bozukluğu olmamakla beraber davacıda görme alanı bozukluğu vardır. Tıbbi tabirle sol h-emonin hemianopi sol yarı alanını görmeme. Her iki göz de sağ yarıyı görebiliyor. Gerek kitaptan gerekse siyah tahtadan okurken başı devamlı çevirmesi ve görmek istediği yöne ayarlaması gerekiyor. Bu durum yorgunluğa sebebiyet verdiği gibi soldan gelecek -tehlikeleri de görmediği için soldaki tehlikelere davacı maruzdur.
Bu bozukluğun nedeni beyin derinliklerine varan ve göz sinirlerini etkileyen beyin harabiyetidir. Gözdeki durum gözlükle telâfi edilemiyeceği gibi bu da kalıcıdır.
3. Sol hemipleji sol y-arı felcine bağlı beyin harabiyetinden doğan yüz kol, el ve bacağı etkileyen felç durumu.
Yüzdeki felç: Yukarıda değindiğimiz gibi yüzdeki felç nisbeten hafiftir. Müşahade ettiğimiz kadarı ile pek bariz bir şekilde görülmüyor. Gözde akıntı ve ekseri yemek- yediğinde ağızda akıntıya sebebiyet veriyor.
Sol eldeki felç %100 oranına yakındır, parmaklar tamemen felçli ve fonksiyon yapamıyor, avuç içi adaleleri yardımı ile bazı beceriksiz tutma hareketleri yapabiliyor ancak ileri derecede kuvvet kaybı olduğu içi-n iş göremiyor ve istediği yere sinirleri idare ederek götüremiyor ve elinin fonksiyonunu yapamıyor.
Kol; bisepste (orta kolda) orta kuvvette, trisepste geri kolda nisbeten daha iyi bir kuvvet mevcuttur. Ancak yine beceriksiz ve titreme hali mevcuttur, ko-lu omuz hizasına kadar omuza kadar omuz adaleleri yardımı ile kaldırabiliyor. Bu elle neler yapabileceği hususunda doktorların ufak da olsa yukarıda değindiğimiz bazı farklı görüşler mevcuttur. Müdafaa şahidi olarak çağrılan Dr. İlksen Hasan bu husustaki s-öylediklerini ikna edici bulmakla beraber yukarıda değindiğimiz gibi dianometre ile ölçen doktor Salih Ramadan'ın yüzdelik hususundaki verdiği şahadeti daha ikna edici bulduk. Bütün doktorlar el ve koldaki durumun beyin harabiyetinden ötürü olduğunu ve bu -adaleleri harekete getiren beyin hücrelerinin olduğu cihetle görevlerini yapamadıklarını söylemektedirler. El beceriksizdir, hareket yapamıyor kol ise bazı hareketler, yapabiliyor. Doktor İlksen ve bir dereceye kadar Dr. Kaya Bekiroğlu zamanla adaptasyon y-ani kendisini bu duruma hastanın uydurabileceğini ve meleke kesbederek şimdi zorlukla yapabildiği hareketleri ileride de mahdut oranda daha iyi yapabileceğini söylemektedirler. Doktor Mertdoğan ise bu hususta daha kötümserdir. Şimdiki halde daha ikna edici- bulduğumuz Dr. İlksen'in şahadetinden görülebileceği gibi davacı soyunma giyinme hareketlerini bazı zor düğme çözme durumları hariç yapabiliyor kendi hacetini görebiliyor ve bu hususlarda yardımcıya ihtiyacı yoktur. İleride de meleke kesbetmek sureti ile -bunları muhtemelen daha iyi de yapabilecektir.
Bacaktaki felç hali ve kuvvet kaybı: Burada kuvvet %60 oranında mevcuttur. Yürümesi oldukça iyidir. Görülüyor ki aksaklığı olmakla beraber yürüyebilecek durumdadır. Dr. İlksen'in şahadetine göre şu anda Mah-keme binasından Girne Kapısına kadar yürüyebiliyor ileride daha fazla mesafeler de yürüyebilecektir. Görülebileceği gibi şu anda davacı tamamen yatalak değildir ve yürümesi icap eden mesafeleri yürüyebiliyor.
4. Epilepsi durumu veya epilepsi ihtimalleri: -Kafa traumaları ve beyin harabiyetinde epilepsi tehlikesinin varid olduğu hususunda bütün doktorlar hemfikirdirler. Şu ana kadar davacıda epilepsi hapalarla önlenebilmiştir. Dr. İlksen'in şahadetine göre iki sene hap ile kontrol edilen epilepsinin geçti ka-bul edilmesi gerekir. Bu gibi hallerde hap etkilidir ve epilepsi gelmesi halinde tekrar başlanır. Bu hallerde dahi geçti sayılmakla beraber %100 bu tehlikenin geçtiğine dair kesinlikle söyleyemiyeceğini Dr. İlksen dahi kabul etmektedir. Şu anda epilepsi te-hlikesinin 5-10 nisbetinde olduğunu tesbit ertmektedir. Biz de bu bulguya iştirak etmekteyiz.
Bunlara ilâveten davacıda konsantrayon bozukluğu ve annesinin dediği kızma halleri (irritaston) mevcuttur. Konsantrasyon bozukluğunun mevcut olduğunu gerek müd-afaa için çağrılan gerek davacı için çağrılan doktorlar kabul etmektedirler. Dr. İlksen'in şahadetine göre konsan-trasyon bozukluğu bu gibi vak'alarda normaldir. Ancak kendisinin müşahade ettiği kadarı ile zekâ yönünden beyin harabiyeti davacıda bir araz b-ırakmamıştır. Zekâ yönünden bir inkapasitesi yoktur. Fakat yine bu şahidin beyan ettiği gibi bunu lâyıkı ile ölçecek testlere davcıyı tabi tutmamıştır.
Bu hususta yani zekâ yönünden etkilenip etkilenmediği hususunda önümüzde sarih ve kesin bir şahadet bu-lunmamaktadır. Sadece konsantrasyon bozukluğu ve buna bağlı olarak derslerinde geri kaldığı, çalışması gereken uzun sürede çalışmadığı ve bu yönden de davacının etkilendiğine dair şahadet mevcuttur. Bu durum da diğer sayılan arazlar gibi kalıcıdır.
Bu -bulgularımıza göre davacının uzun boylu şu anda neleri yapabildiğini neleri yapamadığını kalem ve kalem detayı ile burada sıralamağı uygun görmüyoruz. Kısacası aktif ve faal bir hayat süremeyecek kendi yaşıtlarından beklenen enerjik bir hayat lâyıkı ile ya-şayamayacak ve ileride de enerji isteyen işler yapamayacaktır. Doktorların ileri sürdüğü gibi kâtiplik ve fazla enerji istemeyen benzeri işleri yapabilmesi imkânı vardır. Bu konuya da eğildiğimizde konsantrasyon bozukluğu ve görme alanı bozukluğunu göz önü-nde tuttuğumuz zaman bu sahada da birçok dez avantajları bulunduğunu ve kendisine açık görülen bu sahaların da hakikatte pek açık olmadığını ve bu sahada da istikbal vaad eder bir durumu bulunmadığı müşahade edilmektedir.
Şu anda kendi şahsi işlerini yap-abilmesi için yürüyebilir ve yukarıda değindiğimiz soyunma ve giyinme ve şahsi işlerini bir dereceye kadar pek kolaylıkla da olmasa yapabileceği kanaatindeyiz."
Küçük davacıya almış olduğu yararlardan ve çekmiş olduğu sızı ve ızdıraptan dolayı genel zara-r ziyan olarak 14,000KL tazminata hükmolundu.
Dikkate almamız istenen 3. dava da Yargıtay/Hukuk 108/85 sayılı davadır. Bu davada küçük Tolga Özdamar bir trafik kazasında yaralanmış ve küçüğe beyin ameliyatı yapılmıştı. Küçüğün beyninde olan tahribatın ko-nuşma merkezini de içine aldığı görülmüştür. Küçüğün feci bir şekilde yaralandığı, aldığı muhtelif kırıklardan maada en fecisi zekâsının gelişemeyeceği, hiçbir zaman normal bir insan olamıyacağı, en fazla 12 yaşında bir çocuğun zekâsına erişebileceği, haya-tı boyunca bir bakıcıya ihtiyacı olacağı ömür boyu epileptik kalabileceği, konuşma yeteneğini yitirdiği, davanın duruşması sırasında 8 yaşında olmasına rağmen ancak 12 kelime konuşabildiği bu durumda çevresine uyum sağlamasının söz konusu olamıyacağı tıbbi- şahadetle kanıtlanmıştır. Böyle bir durumda olan küçüğe İlk Mahkemenin uygun görmüş olduğu 15,000,000TL'ye Yargıtay müdahale etmemiştir.
Yukarıda sözü edilen içtihat kararlarından da görülebileceği gibi çok feci sayılabilecek özellikle son iki kararda b-ile alınan yaralar ve çekilen sızı ve ızdırap için uygun görülen tazminat miktarı 14,000,000 ile 15,000,000 TL arasındadır. Önümüzdeki davada yukarıda özeti verilen diğer davalarda yaralanan davacıların aldığı yaralar kadar ağır ve ciddi yaralar yoktur. Bu-nu söylerken davacının almış olduğu yaraların ciddi olmadığını veya onları küçümsediğimizi murat etmiyoruz. İlk Mahkeme davacının müstakbel kazanç kaybı ve koku alma hissinden yoksun kaldığı hususlarında yanılgıya düştüğünü daha önce söylemiştik. Meselenin- tüm koşullarını dikkate aldıktan sonra İlk Mahkeme tarafından uygun görülen tazminat miktarına müdahale etmekte Yargıtayın ne kadar çekingen davrandığını da hatırda tutmamıza rağmen yine de bu istinafta davacı lehine hükmolunan genel tazminatın aşikâr sur-ette çok olduğunu kabul etmek mecburiyetindeyiz. Davacının almış olduğu yaralar ve onların bıraktığı kalıcı etkiler ve geçmiş benzeri meselelerde uygun görülen tazminat miktarları enflasyon dolayısıyle TL'nin düçar olduğu değer kaybı ve günün diğer koşulla-rı dikkate alındığında davacıya hükmolunması gerken en uygun genel tazminat miktarının 12,000,000TL olması gerektiği görüşündeyiz.
Sonuç olarak her iki istinaf kabul edilir ve İlk Mahkemenin genel tazminat olarak davacı lehine hükmettiği 22,000,000TL ipt-al edilir ve onun yerine 12,000,000Tl konur.
Masraflar aleyhine istinaf edilen tarafından ödenecektir.
(Salih S. Dayıoğlu) (N. Ergin Salâhi) (Aziz Altay)
Yargıç Ya-rgıç Yargıç
17 Şubat 1987
-
-
1
-
Full & Egal Universal Law Academy