-D.36/86 Yargıtay/Hukuk 69/85
(Dava No. 373/81; Lefkoşa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Niyazi F. Korkut, Aziz Altay.
İstinaf eden: Müesser Sabbar, Girne.
- (davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: İbrahim Sargon, Lefkoşa.
(davalı)
- A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Ali Dana ve Osman Ertekün.
Aleyhine istinaf edilen namına: Talât Kürşat.
-Sözlü anlaşma - Davacı, arsa satın alan Davalı ile arsayı müşterek satın alma konusunda sözlü anlaşma yaptıklarını iddia etti - Davacı Davalının bir arsa satın aldığını, fakat ödeme güçlüğü içine girdiğini ve kendisine arsayı ortak olarak almayı teklif ett-iğini, kendisinin bu teklifi kabul ederek arsanın yarı bedelini ödediğini, fakat Davalının yarı arsayı kendisine devretmediğini iddia etti - Davacı sözlü anlaşmanın Davalı tarafından ihlâl edilmesi nedeniyle tazminat ve ödediği paranın iadesini talep eden -bir dava açtı - İlk Mahkeme Davacının davasını ispat edemediği kanısına vararak davayı reddetti - Davacı hükmü istinaf etti - Yargıtay İlk Mahkemede sunulan şahadeti değerlendirdi - Çoğunluk kararı İlk Mahkemenin şahadeti değerlendirmesinde hata görmeyerek- istinafı reddetti - Azınlık kararı ise şahadetin bir bütün olarak değerlendirilmesi ve Davacı lehine hüküm verilmesi gerektiği görüşünü savundu.
Şahadet - Şahadetin değerlendirilmesi - Şahadetin değerlendirilmesinde İlk Mahkemelerin Yargıtaya oranla daha- avantajlı olmaları.
İspat - İspat külfeti - Taşınmaz mal mülkiyetine ilişkin davalarda ispat yükümlülüğünün Davacıda olması - Davacının davasını ispat için Davalının iddialarının zayıflığına değil kendi davasının gücüne dayanması gereği - Davacının ko-nu arsayı Davalı ile ortak olarak satın aldıklarını ispat etmesi gereği.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
Antonis Andrea and 13 Others v. Sadi Dourmoush (1962) C.L.R. sayfa 7.
-
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Davacı Lefkoşa Kaza Mahkemesinde açmış olduğu 373/81 sayılı dava ile davalı İbrahim Sargon ile yapmış olduğu sözlü bir anlaşmayı davalının ihlâl etmesinden dolayı ondan 1,000.000TL zarar ziyan ile ödemiş olduğu 500,000TL'yi ve -bu miktarlar üzerinden %9 faiz ile dava masraflarını talep etmiştir.
Davacı talep takririnde diğer şeyler yanında, Girne'de "Halil's Kebap" diye bilinen restoranın sahibinin eşi olduğunu, lokantada eşine yardım ettiğini, ilgili zamanlarda davalının da bu- yerde çalıştığını, davalının Gönyeli toprağında "Renault Garaj" civarında bir arsayı almak için arsa sahipleri ile mukavele yapmış olduğunu, ancak davalının satış bedelini ödemekte müşkilâtla karşılaştığını, satış anlaşmasının arsa sahibi tarafından feshe-dilmesini önlemek için, davalının takriben Ağustos 1979 ayında bu arsayı müştereken satın almaları hususunda kendisine teklifte bulunduğunu ve yarı bedeli olan 500,000TL ödediği takdirde yarı arsayı adına kaydettirmeyi deruhte ettiğini, yapılan bu teklifi -kabul ederek davalıya muhtelif tarihlerde ceman 500,000TL ödediğini, takriben 27 Aralık 1979 tarihinde davalı arsayı adına kaydettirdiğini, davalının bu hususu kendisinden gizlediğini, konunun Nisan 1981 tarihinde bilgisine gelmesi üzerine yarım arsanın is-mine kaydedilmesini davalıdan talep ettiğini, davalının bu talebi reddettiğini iddia etmiştir. Ayrıca Nisan 1981 tarihindeki konu arsanın değerinin üç milyon Türk Lirası olduğunu iddia etmektedir.
Davalı ise müdafaasında davacının veya kocasının Girne'de-ki lokantasında çalıştığını kabul etmekte, talep takririndeki diğer iddiaları reddetmekte ve takriben 1980 yılı sonlarında kendisine verilen ücretlerde anlaşamadıkları için lokantadaki işinden ayrılmak mecburiyetinde kaldığını, tekrar işine dönmesini sağla-mak için gayret sarfettiğini, bunda da muvaffak olamayınca sırf kötülük olsun diye aleyhine işbu davanın haksız olarak açıldığını iddia etmiştir.
Davayı dinleyen İlk Mahkeme neticede davacının davasını isbat edemediği bulgusuna vararak davacının talebler-ini reddetmiştir.
İstinaf bu karardan yapılmakta olup üç istinaf sebebi içermektedir. Ancak istinafın duruşmasında birbirine benzer olan bu istinaf sebepleri birlikte ele alınmıştır. Bu istinafta esas itibarı ile üzerinde durulan husus İlk Mahkemenin dav-a konusu sözlü anlaşmanın yapılıp yapılmadığı konusunu karara bağlarken davalının şahadetini tercih etmekle hatalı hareket ederek davacı ile şahitlerinin şahadetlerini değerlendirirken nazarı itibara alması gereken ilke ve faktörleri nazarı itibara almamak-, yeterli ağırlık vermemek ve davacı ve şahitlerine inanmamakla hata etmiştir.
Yukarıda değinildiği gibi istinaf esas itibarı ile İlk Mahkemenin önündeki şahadeti yanlış değerlendirip yanlış bir yargıya vardığı hususunda olduğu cihetle İlk Mahkeme önünde-ki mevcut şahadeti değerlendirmek yerinde olur. Şahadete göz atıldığında davanın duruşmasında davacı davasını isbat için kendisi şahadet vermiş ve iki de şahit çağırmıştır. İlk çağrılan şahit İsmail Karagözlü teknik bir şahit olup özetle Gönyelide, Renault- Garajı ve Çetin Kürşat Apt. arasında Ada B, Varaka/Harita XXI/20 E.2 Parsel 538 tahtında kayıtlı olup Emare 1'de sarı işaretli davalıya ait arsanın Nisan 1981 tarihi itibarı ile çarşı kıymetinin 2 milyon Türk Lirası olduğunu tesbit ettiğini ve bu arsanın -9100 ayak2 olduğunu, 1979 ve 1980 yıllarındaki kıymeti hususunda bir çalışma yapmadığını ve bu hususta birşey söyleyemeyeceği hususunda şahadet vermiştir. Davacı ise şahadetinde diğer şeyler yanında Girne limanında eşi Halil'e ait bir lokantaları bulunduğ-unu, Limasolda da lokanta çalıştırdıklarını, davalının gerek Limasol'da gerekse Girne'deki lokantada çalıştığını, kendisinin de lokantada kocasına yardım ettiğini, davalının bir gün üzüntülü olarak lokantaya geldiğini, ona üzüntüsünün sebebi sorulduğunda d-avalının, Adem Kanerden taksitle 1,000,000TL ye bir arsa satın aldığını sözleşme bedelini ödemekte güçlük çekeceğini ve mahcup olmamak için bu arsayı müştereken almalarını, kabul etmesi halinde arsanın ½ sini davacının ismine çevirebileceğini söyleyerek ke-ndisine bu yönde teklifte bulunduğunu iddia etti. Davalı tarafından yapılan bu teklifi kabul ettiğini, bu muameleyi kocasından gizli yaptığını, davalıya da "kocama söyleme belki razı olmaz" diye tembihte bulunduğunu, aynı gün Limasol Türk Kooperatif Bankas-ından ve T.C. Ziraat Bankasından giderek para çektiğini, ibraz ettiği Emare 11 ve Emare 111'te 11 Ağustos 1979 tarihinde mezkûr bankalardan 114,800TL çektiğinin görülmekte olduğunu, aynı gün bu paranın 100,000TL'nı davalıya verdiğini, lokantadaki kasadan v-e kocasından habersiz olarak aldığı 10,000TL'sı gibi paraları biriktirip ilk ay başında 50,000TL müteakip ay sonlarında ise 30,000TL en son ayda 40,000TL olmak üzere arsa bedelinin yarısı olan 500,000TL'yi 1 ½ senede davalıya ödediğini ileri sürmüştür. Yin-e davacı şahadetinde bir ara kendisinin Londraya gittiğini, 1 ½ ay kaldıktan sonra döndüğünü, bu arada lokantadan davalının ayrıldığını öğrendiğini, davalının gelmediğini, komşusu Pembe hanımı olarak hatırlamadığı bir günde Lefkoşaya yanlarında çalışan Har-bi isimli birisinin kendi özel arabası ile Lefkoşaya beraberce gittiklerini ve Pembe hanım İskân dairesine uğradıktan sonra davalının çalıştığı daireye gittiklerini, orada arabadan inip davalıyı çağırdığını, aralarında daire kapısı önünde herhangi bir konu-şma olmadığını, kendisinin arabanın dışında olduğunu, kendisinin arabanın dışında olduğu bir sırada "arsa için geldim İbrahim, ben geldim arsa işini halledelim" dediğini, davalının ise cevaben "dairede böyle iş olmaz, yarın ben Girne'ye geleceğim arsa işin-i halledelim, arsa sahibi de öldü" şeklinde cevap verdiğini, kendisinin parayı verdiğini hatırlatınca da "tamam, tamam ben gelip seni bulurum" dediğini, oradan ayrıldığını ve bu konuşmalara Pembe hanımın da şahit olduğunu, davacının daha sonra kocası Halil-'e konuyu anlattığını ve bir gün onunla birlikte davalının dairesine gittiğini ancak davalının rahatsız edildiği iddiası ile kendilerini polise verdiğini, davalının da bilâhare polise gidip konuyu bildirerek onu şikâyet ettiğini şahadetinde söylemiştir. Da-vacı şahidi no.2 olarak çağrılan Pembe Güney ise şahadetinde davacının komşusu olduğunu ve hatırlamadığı bir günde davalının dairesine gittiklerini, Lefkoşa'ya esas geliş maksadının İskân Dairesinde işi olduğu nedenine bağlı olduğunu ve ilkin İskân Dairesi-ne gittiklerini ve sonra yerini tarif edemeyeceği bir yerde davalının dairesine gittiklerini ve orada davalı ile davacı arasında geçen konuşmaya kulak misafiri olduğunu söyleyerek davacıyı teyit etmiştir. Ancak istintakında davacı ile nerede buluşup Lefkoş-aya geldiklerini ve sair olayı çevreleyen hususlarda davacının şahadeti ile çelişki teşkil edebilecek şahadet vermiştir.
Davalı ise şahadetinde özetle konu arsayı nasıl satın aldığını, ödemek için parayı nereden bulduğunu, bu hususu destekleyecek banka d-efterleri ve sair evrakı emare olarak ibraz etmiştir. Davalının istintakında ise parayı nasıl temin ettiği hususunda verdiği şahadet ile ibraz ettiği evrak arasında bazı çelişkiler mevcut olduğu İlk Mahkeme önünde iddia edilmiştir. Davalı şahadetinde kesin-likle davacıdan para almadığını, aralarında arsa konusunda böyle bir satış sözleşmesi yapılmadığını, konu lokantadan ayrılmasının nedeninin ise kâfi derecede para ödenmediğini ve evlenip Lefkoşa'ya yerleştiği nedeniyle Lefkoşa'dan Girne'ye gidip gelmek ve -orada çalışmak zor olduğu için bu işten ayrıldığını, ancak davacı ile kocasının kendisini rahatsız edici ısrarları ile devamlı daireye gelmeleri üzerine konuyu polise şikâyet ettiğini söylemiştir.
İstinafın duruşmasında müstenif avukatı davalının şahadet-inin tenakuzlar ile dolu olduğunu, ibraz ettiği banka evraklarının da kendisinin bu arsanın bedelini ödeyecek kâfi parası bulunmadığını ve inanılır tüm şahadet değerlendirildiğinde ve bu çelişkiler dikkate alındığında inanılır ve kabul edilir bir şahadet s-unmadığı üzerinde durmuştur. Yine davacı avukatı davacının şahadetinin sarsılmadığını, bilakis müstakil şahit no.2'nin şahadeti ile desteklendiğini, bu iki şahit arasında mevcut olabilecek bazı farkların aradan 15 ay gibi uzun bir zaman geçtiği dikkate alı-ndığında normal olduğunu ve bu hususu İlk Mahkeme lâyıkı ile değerlendirmeyip teferruata kaçan bu farkları tenakuz olarak değerlendirdiği ve neticede davacı ve davacı şahidi 2 olarak çağrılan Pembe Güneyin şahadetine inanmamakla hatta ettiğini ileri sürmü-ştür.
İlk Mahkemenin şahadeti değerlendirmesini eleştirmeden önce hemen şunu belirtmek yerinde olur ki mevcut şahadeti değerlendirmek İlk Mahkemenin görevidir ve İlk Mahkemeler bu hususta Yargıtay'dan daha avantajlı durumdadırlar. İlk Mahkemelerin şahade-ti değerlendirirken nazarı itibara almaları gereken hususları nazarı dikkate almadıkları veya bariz olarak yanıldıkları veya yanlış değerlendirdikleri hususunda Yargıtayı ikna etmek istinaf edene düşer.
Önümüzdeki meselede olgulara göz atıldığında davacı-nın o günlerde 500,000TL gibi büyük bir parayı kolaylıkla davalıya vermiş olacağına ve keza bu parayı bir arsa satışı için verdikten sonra bunu uzun süre en yakını olan kocasından saklayabileceğine ihtimal vermediğini, ayrıca satın almış olduğu arsayı gidi-p görmediğini, şahadete bakıldığında sadece bir defa Girne yolundan geçerken uzaktan rasgele aşağı yukarı tarif üzerine öğrendiği anlaşılmaktadır. Bunları dikkate alan İlk Mahkeme şahidin söylediklerinin mantıkla bağdaşmadığı ve inanılır bir şahadet teşkil- etmediği yargısına varmıştır. Davacının şahadetini desteklemek için çağrılan Pembe Güneyin şahadeti ise davalı ile davacı arasında yapılan bir konuşma ile ilgilidir. Ancak bu şahidin şahadetini tetkik eden İlk Mahkeme davacı ile bu şahidin şahadeti arasın-da ciddi tenakuz olduğu bulgusuna varmıştır.
Şahadeti tetkik ettiğimizde şahit Pembe Güney'in davalının işlemekte olduğu dairenin yerini bile ana hatları ile tarif edemediği, kimin teklifi üzerine Lefkoşaya geldiği hususunda davacı ile bu şahit arasında -farklılıklar bulunduğu gözlemlenmiştir. Öte yandan davacının şahadetini değerlendiren İlk Mahkeme, o günlerde hakikaten büyük bir para olan 500,000TL'yı kocasından uzun bir süre saklamasını mantık dışı bulmuştur. Ben de ayni görüşe katılırım. Davacı, ancak- konu ortaya çıktıktan sonra durumu kocasına bildirdiğini iddia etmektedir. Buna da mevcut olgular ışığında inanmak oldukça güçtür. Yine davacının şahadetine göre konuyu Polise şikâyet ettikleri ve polise yapılan şikâyet konusunun bu arsa konusu olduğu idd-ia edilmiştir. Bu konuya aydınlık getirebilecek bitaraf şahadet polis raporu ve kayıtları mevcut iken böyle bir şahadet davacı tarafından çağrılmamıştır. Bütün bu hususlar dikkate alındığında İlk Mahkemenin davacı ve davacı şahidi no.2'ye inanmamakla hata -ettiğine ikna edilmedim.
Davalının şahadetine gelince, davalının şahadetinde parayı nasıl bulduğuna dair doyurucu olmayan veya izahı tatminkâr olmayan birçok bölümler mevcuttur. Ne var ki davasını isbat ile yükümlü olan davalı değil davacıdır ve yerleşmi-ş hukuk prensiplerine göre davasını isbat için bir davacının davalının zayıf davasına değil de davasını kendi iddia ve sunduğu şahadete dayandırması gerekmektedir.
Antonis Andreas and 13 Other v. Sadi Dourmoush (1962) C.L.R. sayfa 7'de bir mal mülkiyeti -ihtilâfı ile ilgili davada bu gibi meselelerde isbat külfetinin davacıda olduğu ve davasını karşı tarafın zayıf durumuna değil de isbatla yükümlü olduğu hususlarda kendi davasının kuvvetine dayandırması gerektiği vurgulanmakta ve bir hukuk ilkesi olarak he-m davanın özetinde ve hem de sayfa 13'de buna yer verilmekte ve sayfa 13'de şöyle denmektedir:
"But in these proceedings, as the appellants had to rely on the strenght of their case, and not on the weakness of the respondent's case, and as they failed to- prove that they are the persons entitled to be registered as the owners of the field in dispute, it is not possible for this Court to make any order with regard to the alleged wrong registration in the name of the respondent."
-Yukarıda alıntısı yapılan ilke sadece mal ihtilâfı ile ilgili meselelerde değil, davacının isbatla yükümlü olduğu hususlarda da geçerli olan bir ilkedir.
Önümüzdeki meselede davalının parayı nereden temin ettiği hususundaki şahadeti eksik veya ikna edic-i olmayabilir. Ne var ki konu arsayı davalı ile ortak satın aldıklarını isbat etmekle yükümlü olan davacıdır, davacı ise bunu yukarıda değinildiği gibi Mahkemeyi tatmin edecek şekilde isbat etmiş değildir. Bu durumda davacı iddia ettiği hususları ve netice-de davasını isbatlayamadığı yönündeki ilk mahkemenin bulgusu ile bu yöndeki yargısının hatalı olduğuna ikna edilmedim ve istinafın masraflarla reddedilmesi gerektiği görüşündeyim.
Niyazi F. Korkut: Davacının talebi ile davalının müdafaası, alt mahkemenin -hükmü ve bu hükümden yapılan istinafa ilişkin olgular Sayın Yargıç N. Ergin Salâhi tarafından özetlendiği cihetle bu hususları yinelemeye gerek görmüyorum.
Özetlenen olgulardan görülebileceği gibi davacı davasında dava konusu arsa için davalı ile anlaşıp- ilkin 100.000TL ve ondan sonra da ayda 30.000TL ödediğini ileri sürerken davalı da müdafaasında öyle bir anlaşma olmadığını ve kendisine davacı tarafından hiçbir ödeme yapılmadığını savundu.
Alt mahkeme hükmünde şahadeti değerlendirirken davacı ile tanı-ğına inanmadı ve davalının şahadetini tercih etti.
İstinafın duruşması sırasında istinaf edenin avukatı alt mahkemenin davalının şahadetini tercih ederken dayandığı gerekçelerin makul ve haklı olmadığını ve tüm şahadet değerlendirildiğinde alt mahkemenin- dayandığı gerekçelerin hatalı olduğunu ileri sürdü. İstinaf eden ayrıca alt mahkemenin değerlendirme yaparken nazarı itibara almaması gereken hususları nazarı itibara aldığını ve keza bunlara verilmesi gerekenden fazla değer verildiğini ve ilâveten nazar-ı itibara alması gereken hususları da dikkate almadığını savundu.
Tutanaklardan görülebileceği gibi davacı şahadetinden maada banka evrakı ibraz ederek şahadetini desteklediği ve ilâveten esas ihtilâf konusu üzerindeki iddialarını direkt olarak destekley-en bir de tanık çağırdığı halde alt mahkeme davacı ile tanığına inanmadı. Alt mahkeme davacı tanığına inanma-masına gerekçe olarak:
i) Duyduğunu kelime kelime anlattığını ve bunun doğal olamdığını;
ii) Davalı ile davacının konuşma mahallinin tarifini- yapmadığını;
iii) İlkokul mezunu olduğunu; ve
iv) Davacının şahadeti ile bu tanığın şahadeti arasında tenakuz olduğunu,
ileri sürdü.
Tutanaklar incelendiğinde alt mahkemenin gerekçesinde belirttiğinin tersine bu tanığın esas şahadetinde başka i-stintakta ise başka söylediği görülür.
Tanığın davacı ile davalıya konuşmak için gittikleri yerin tarifini de elinden geldiğince anlatmaya çalıştığı görülmektedir. Tanığın ilkokul mezunu oluşunun da tanık aleyhine alınmaması gerekirdi. Aksine bu hususun -lehine alınarak tanığın yer tarifi ile sair hususlardaki zorlukların da anlayışla karşılanması gerekirdi.
Davacı ile tanığın Lefkoşa'ya gelmek hususundaki şahadetlerindeki tenakuz da esasa ilişkin önemli bir nokta değildi. Esasında bu şahadet üzerinden t-anığın direkt istintaka tabi tutulmadığı da tutanaklardan açıklıkla görülmektedir.
Alt Mahkeme ilâveten bu tanığın davacının kocasının lokantasında yeyip para ödemediği ve bu nedenle "biased" olduğu hususunda da bulgu yaptı. Halbuki tutanaklara göre- bu tanık şahadetinde sadece bir kez yemek yediğini söyledi. Bu da tanığın "biased" olması için yeterli bir sebep değildir. Alt mahkeme bu tanık doğruyu söyleyen bir tanık değil diye bir bulgu yaptı. Bu bulgusunu da nereye dayandırdığını hükmünde belirtmed-i.
Bütün bu nedenlerle alt mahkemenin bu gerekçelere dayanarak bu tanığa inanmaması hatalıdır.
Davacıya inanmaması hususunda ise alt mahkeme hükmünde davacının arsanın yerini bilmemesinin normal olmadığına ilişkin bir bulgu yaptı. Halbuki davacı şahade-tinde arsanın yerini bilmez demedi. Davacı şahadetinde: "Yoldan geçerken davalı bana gösterdi" şeklinde şahadet verdi.
Alt mahkeme davacının lokantadan her ay 30.000TL alışı inandırıcı değil şeklinde bulgu yaptı. Halbuki şahadete göre müessese ortak olup- davacının istediği kadar para almaya yetkisi vardı.
Davacı şahadetinde davalının o zamanki mali gücü ile konu arsayı alamayacağını ve bu nedenle kendini ortak aldığını ileri sürdü. Davalı ise mali durumunun iyi olduğunu göstermeye çalıştı. Davalının bu -husustaki şahadeti uzun bir istintaka tabi tutulduğu ve tutanaklar incelenecek olursa davalının mali durumu ile ilgili şahadeti birçok çelişkiler ile dolu olduğu halde alt mahkeme bu hususa hiç değinip incelemedi. Alt mahkeme sadece "davalı çalışkandı, işl-erdi ve banka hesabı da faaldi ve arsayı alacak durumda idi" şeklinde bir bulgu yaptı. Davalı istintakı sırasında bankalardan hesap pusulaları sundu. Sadece bu pusulalar davalının mali durumunun kendisinin ileri sürdüğü gibi olmadığını desteklemeye yeterli-dir. Emarelere göre davalının ilgili zamanlarda Kooperatif Bankasında en iyi durumda hesabının 80.000TL'yi aşmadığı, Ziraat Bankasında ise 1972 başında hesabının 2000TL. olduğu ve 1981 sonunda ise bu hesaptaki paranın 2044TL'yi geçmediği ve arada da yatırı-lıp çekilen büyük bir meblağ olmadığı gözükmektedir.
Şahadeti sırasında davalı güneyden 2000KL. ve 4000TL. ile geldiğini, bu parayı evde muhafaza ettiğini, bu paradan 135KL. alıp Almanyaya gittiğini ve bir kuruş harcamadan daha fazla para ile döndüğünü, -İngiltere'ye gittiğinde de hiç masrafı olmadığını ve ilâveten kızkardeşinin de kendisine KL500.- verdiğini, 1976'da Türkiye'ye giderken babasının kendisine 1000KL. verdiğini ve bu parayı da harcamadan geri getirdiğini ileri sürdü.
Şahadete göre babası 75- yaşında bir düz işçidir. Annesi ise Huzurevinde çalışmaktadır. Davalıya göre herkes eline geçen parayı hediye olarak davalıya vermekte ve davalı da bu paraları hiçbir kuruş harcamadan muhafaza etmektedir. Kanımca davalının bu iddialarına, alt mahkemenin b-ulgusunun aksine, değer verilmemesi gerekirdi.
Alt mahkeme şahadeti değerlendirirken öncelikle davacının davalıya para verip vermediğini araştırması gerekirdi.
Alt mahkeme davacının davalıya bir para verdiğine inanırsa o zaman davacının şahadetini terc-ih etmesi gerekirdi.
Davacı şahadetinde polise gidip şikâyet ettiğini söyledi ve bu nokta üzerinden istintaka tabi tutulmadı. Layihalarda da davalı konunun polise intikal ettiğini kabul etmekte ancak davacının ileri sürdüğü şekilde bir ortaklık olduğunu -kabul etmemektedir. Bu nedenle davacının polisi tanık olarak çağırmamasını davacı aleyhine almaması gerekirken alt mahkeme aksine bu hususu davacı aleyhine değerlendirmiştir.
Bütün bu nedenlerle alt mahkemenin davacının şahadetini bir bütün olarak değerl-endirerek bir bulgu yapması gerekirdi. Alt mahkemenin sadece davacıya inanmadım şeklindeki bulgusu tatminkar değildir.
Bütün bu nedenlerle alt mahkemenin davacı aleyhindeki hükmünün iptal edilerek doğru olarak kabul ettiğim davacı ile tanığının şahadetin-e dayanarak taraflar arasında yapılan sözlü bir anlaşma uyarınca davalının dava konusu arsanın yarısını davacıya satmak üzere anlaştıkları, bu anlaşma uyarınca davacının davalıya 500,000TL. ödediği, bilâhare sözleşmenin davalı tarafından ihlâl edildiği, bu- ihlâl nedeni ile davacının tazminat almaya hakkı olduğuna ilişkin bulgu yapılması gerektiği görüşündeyim.
Davacının istinaf edebileceği düşüncesi ile alt mahkeme davacının herhangi bir tazminat almaya hak kazanması halinde davacının alacağı tazminatın n-e olabileceğini de inceleyerek mezkûr arsanın ilgili ihlâl tahtındaki ½ hissesinin çarşı kıymetinin 1.000.000TL olduğu ve sözleşmedeki 500.000TL. satış kıymeti ile 1.000.000TL. arasındaki fark olan 500,000TL'nin bu davada davacıya verilebilecek tazminat ol-duğu hususunda bulgu yaptı. Bu bulguya dayanarak davacının ödediği 500.000TL ile tazminat olarak da ilâveten 500.000Tl. olmak üzere ceman 1.000.000TL. ve alt mahkeme ile istinaf masrafları için davacı lehine hüküm verilmesi gerektiği görüşündeyim.
Aziz Al-tay: Sayın Yargıç N. Ergin Salâhi'nin verdiği hüküm ve vardığı sonuçla hemfikirim.
N. Ergin Salâhi: Netice olarak istinaf, oyçokluğu ile, reddolunur ve istinaf masraflarının istinaf eden tarafından aleyhine istinaf edilene ödenmesi emrolunur.
(N. Ergi-n Salâhi) (Niyazi F. Korkut) (Aziz Altay)
Yargıç Yargıç Yargıç
25 Aralık 1986
-
291
-
Full & Egal Universal Law Academy