-D.27/98 Yargıtay/Hukuk 70/96
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA. (Dava No:556/92;Mağusa)
Mahkeme Heyeti: Taner Erginel,Metin A.Hakkı,Nevvar Nolan.
İstinaf eden: 1. Ezer Ertaç,Lefkoşa
2. Hilmi Ertaç,Lefkoşa
-(Davacılar)
ile -
Aleyhine istinaf edilen: Hüseyin Ertaç,Lefkoşa
(Davalı)
A r a s ı n d a .
-Mağusa Kaza Mahkemesinin 556/92 sayılı davada 27.12.1994 tarihinde verdiği karara (Mustafa Güzoğlu Kaza Mahkemesi Kıdemli Yargıcı, Emine Dizdarlı Kaza Mahkemesi Yargıcı) karşı Davacılar tarafından yapılan istinaftır.-
İstinaf edenler namına: Avukat Ergin Ulunay
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Kıvanç Rıza adına Avukat Levent Celalettin.
-------------
H Ü K Ü M
Taner Erginel: Davacılar, kardeşleri olan Davalının dava konusu taşınmaz malı bir anlaşmaya daya-narak emanetci sıfatıyla elinde bulundurduğunu ve mala ilişkin bir taahhütname imzaladığını öne sürdüler ve diğer taleplerinin yanı sıra sözkonusu taahhütnamenin geçerli olduğu hususunda bir ilâm veya (declaratory judgment) talep ettiler. İlk Mahkeme taraf-lar arasında Davacıların iddia ettiği gibi bir anlaşma olmadığı, taahhütnamenin ise karşılıksız olduğu için geçersiz olduğu kanısına vardı ve davayı reddetti. Bu hükme karşı önümüzdeki istinafı dosyalayan Davacılar İlk Mahkeme kararının hatalı olduğunu ön-e sürmektedirler.
İstinaf konusu davanın olguları özetle şöyledir. Davacı No 1, Davacı No. 2 ve Davalı kardeştirler. Tarafların annesi olan Nevin Ertaç'ın Gazi Mağusa'da Kayıt No. 3306 Parsel No. 61 olan 14 dönüm alanında bir bahçede 460/1980 oranında -hissesi bulunuyordu. Bu mal Nevin Ertaç'a ailesinden kalmıştı. Maldaki diğer hisseler Nevin Ertaç'ın kardeşlerine aitti. 14.6.1982 tarihinde Mağusa Tapu Dairesine giden Nevin Ertaç taşınmaz maldaki hissesinin tümünü büyük oğlu Davalıya hibe etti. Davac-ıların iddiasına göre bu devir yapılırken taraflar arasında Davacıların haklarının korunacağı hususunda bir anlaşma oldu. Bu iddiaya göre Nevin Ertaç'ın niyeti kendisine ait malı 1/3 oranında üç oğlu arasında paylaştırmaktı. Ancak malın hisseli olduğunu- dikkate alan Nevin Ertaç parselleyerek veya satarak malı daha kolay değerlendirebilmesi için öncelikle büyük oğluna vermeyi tercih etti. Yapılan anlaşmaya göre Davalı parselleme durumunda paylarına düşen arsaları, satma durumunda ise paylarına düşen para-yı kardeşlerine verecekti. Nevin Ertaç şahadetinde hasta olan eşinin bu yöntemi tavsiye ettiğini, söz konusu arazinin kendisi ile kardeşleri arasında ihtilâflı bir arazi olduğunu, Davalının bu işlerin altından kalkabileceğini düşündükleri için öncelikle m-alı Davalıya hibe etmeyi uygun gördüklerini söyledi. Ailenin beklentilerinin aksine Davalının malı değerlendirme işi uzadı ve Davalı yapılan anlaşmayı unutmaya başladı. Bu nedenle Davacılar endişe içerisine girdiler. Küçük oğullarının tedirgin olduğunu -gören babaları Davalıdan taahhüdünü yazılı bir belge ile kesinleştirmesini istedi. Davalı bu isteğe karşı gelmedi ve Mahkemeye Emare I olarak ibraz edilmiş olan bir beyan ve taahhütnameyi imzalayarak Davacılara verdi. Bu belge şöyledir.
" - BEYAN VE TAAHHÜTNAME
Ben aşağıda imza sahibi Hüseyin Ertaç olup, 14/6/1982 tarihinde annem Nevin Mehmet Ali tarafından bana hibe edilen Mağusa'da Ayluka Mahallesi, Pervolies Mevkii, Ada A, Pafta/Harita XXVlll/12.1.I + II, Parsel 61'de kain 3300 Kayıt No'-lu taşınmaz malda annemden bağış olması nedeni ile kardeşlerim Lefkoşa'lı Hilmi Ertaç ve Ezer Ertaç ile eşit nisbette hak sahibi olduğumu, bu malın satılması halinde satış bedelinin eşit oranda aramızda paylaşılacağını veya ileride talepleri üzerine maldak-i 1/3'er hisselerini kendileri adlarına çevirmeyi kabul ettiğimi beyan eylerim.
Lefkoşa: 25/1/1989
(Hüseyin Ertaç)
Şahitler:
Erol Saygın (İmza) KK.No. 033050
Şenay Saygın (İmza) KK.No. 012351"
Görüleceği gibi Davalı, 25.1.1989- tarihli bu taahhütname ile sözkonusu malda kardeşleri ile eşit oranda hak sahibi olduğunu kabul etmiştir. Zaman içinde Davalı bu taahhüdünü de unutmaya başladı. Bunun üzerine önümüzdeki davayı açan Davacılar Davalıdan taahhüdünü yerine getirmesini veya -taahhütnamenin geçerli olduğu hususunda Mahkeme ilâmı talep etmektedirler.
Davalı müdafaasında, mal kendisine hibe edilirken herhangi bir anlaşma yapılmadığını, annesinin kardeşlerine mal vermeyip tüm malı kendisine vermesinin nedeninin kardeşlerinin yük-sek tahsil yapması, kendisinin ise yüksek tahsile gitmeyerek aile işletmesinde çalışması ve aile bütçesine katkıda bulunması olduğunu öne sürdü. 25.1.1989 tarihli beyan ve taahhütnameyi ise babasının zoru ile, babası ile olan ilişkilerinin bozulmaması ve -ailede huzursuzluk çıkmaması için imzaladığını öne süren Davalı, ivazsız olan bu belgenin geçersiz olduğunu iddia etti.
Davanın duruşmasında Davacılar şahadet verdiler ve 5 tanık dinlettiler. Bu tanıkların en önemlisi şüphe yok ki tarafların anneleri ol-an Nevin Ertaç'tır. Nevin Ertaç Mahkemede Davacıların iddialarını destekleyen şahadet verdi. Nevin Ertaç Davalı yüksek tahsile gönderilmediği için dava konusu taşınmaz malın ona hibe edildiği iddiasının doğru olmadığını, Davalının okuyamadığı için yükse-k tahsile gitmediğini, yüksek tahsil masrafı yapılmamasına karşılık Davalıya başka olanaklar sağlandığını, bu nedenle Davalının kardeşlerinden daha fazla malı olduğunu söyledi.
İlk Mahkeme gerekçeli kararında Davacıların taleplerini reddetti. Kararın bir- bölümünde şöyle denmektedir:
"Tapudaki muamele koşulsuz bir hibedir. Bu hibe koşula bağlı olsaydı tapu tarafından kabul edilmeyeceği Tapu memuru tarafından belirtilmiştir."
Kararın diğer bir bölümünde ise şunlar yer alıyor:
"Şurası da bir gerçekti-r ki tarafların bir hukuki muamelede gerçek niyetlerinin ne olduğu önemli değildir. Yani 'biz bu muameleyi gerçekte bu niyetle yaptık' iddiasında bulunamazlar. Çünkü muamelenin kendisi konuşmaktadır. 14.6.82 tarihli muamele bir bağıştır, bir hibedir. Ta-pu memurunun şahadeti ile de teyit edilmiştir. Aksinin herhangi bir şahadetle değiştirilmesi; veya başka bir anlam için yapıldığının iddia edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle annenin emaneten verdim, geçici olarak bu maksat için verdim iddia ve savlarını-n hiç bir tutar tarafı veya dayanağı olmadığı bulgusuna varırız."
Böylece dava konusu mal tapuda hibe edilirken taraflar arasında hibenin dışında bir anlaşma yapıldığını reddeden İlk Mahkeme Emare 1 taahhütnamenin de karşılıksız olduğu için geçersiz oldu-ğu sonucuna vardı. Bu konuda kararda şöyle denmektedir.
"Davacılar, davalarını Emare (1)'e dayandırıp şahadetlerini Emare (1) üzerinde yoğunlaştırmaya çalışmışlardır. Yukarıda arzettiğimiz gibi Emare (1)'in ivazı belli değildir. İvazsız sözleşmeler ise- Sözleşmeler Yasasına aykırıdır."
Bu davada olgular konusunda fazla tereddüt etmeye gerek yoktur. Davacılar hibenin daha geniş bir anlaşmanın bir parçası olarak yapıldığını öne sürdüler ve bu konuda en önemli kişiyi yani hibeyi yapan annelerini tanık -olarak dinlettiler. Anne Nevin Ertaç hasta olan eşinin tavsiyesi üzerine bu işi yaptığını, dava konusu taşınmaz malı değerlendirip kardeşlerine haklarını vermesi için Davalıya hibe ettiğini açıkca söyledi. Davacıların delilleri bu kadarla kalsa Davalının- müdafaasında başarı şansı büyük olabilirdi. Ancak Davacılar iddialarını teyid eden Emare 1, 25.1.1989 tarihli belgeyi de Mahkemeye ibraz ettiler. Bu belgenin tanığı olan Hayvancılık Dairesi Müdürü Erol Saygın şahadetinde taraflarla komşu olduğunu, Emare- 1'in içeriğinin aile içerisinde çok konuşulduğunu, belgede belirtilen hususları iyi bildiğini, bizzat Davalının kendisinden belgeye tanık olmasını istediğini söylemiştir.
İlk Mahkemenin görüşüne göre 14.7.1982 tarihinde yapılan hibe gerçekleştirilirken -tapuda yapılan beyanın dışındaki anlaşma geçerli olamaz. Bu doğrultuda şahadet dahi ibraz edilemez. 25.1.1989 tarihli belge ise karşılıksız olduğu için geçersizdir.
İlk Mahkemenin bu görüşlerine katılmaya olanak yoktur. Herşeyden önce tapuda yapılan- beyanın dışında anlaşma yapılamayacağı görüşü doğru değildir. Çünkü Fasıl 193 Mütevellilik Yasası -(Trustees Law)'na göre bir kişinin bir malı isminde mütevelli veya yediemin sıfatıyla kayıtlı tutması mümkündür. Eğer tapuda satış veya hibe şeklinde yapılan beyanın dışında bir anlaşma yapmak mümkün olmasaydı Fasıl 193 Trustees Law diye bir yasa olmayaca-ktı. İlk Mahkemenin benimsediği ilkeleri doğru kabul ettiğimiz takdirde Fasıl 193 ve buna benzeyen yasaları geçersiz kabul etmemiz gerekecektir.
-
Bir aile büyük oğullarına sorunlu olan bir taşınmaz malı sorunu çözsün ve kardeşlerine haklarını versin diye hibe ediyor. Burada amacı yasalara tamamen uygun bir anlaşma var. Böyle bir anlaşmanın yasalara aykırı ve geçersiz kabul edilmesi mümkün mü?
Hi-benin şartlı olamayacağı görüşü doğru olabilir. Örneğin Davacı hibe ettiği malı geri almak için dava açsa ve hibenin şartlı olduğunu şart gerçekleşmediğine göre malın iadesi gerektiğini öne sürse Davalı şartlı hibe yapılamaz savunmasını öne sürebilirdi. -Ancak burada karşılaştığımız sorun hibenin şartlı olup olmadığı sorunu değildir. Hibenin daha geniş bir anlaşmanın bir bölümü olarak yapılabilip yapılamıyacağı sorunudur.
Davalının imzaladığı taahhütname için de benzer argümanlar yapılabilir. Hukuk si-stemimizde karşılıksız sözleşmeler geçersizdir. Bu ilkenin nedenini anlamak kolaydır. Hukuk sistemimiz bazı açıkgözlerin hiç bir şey vermeden menfaat sağlayan sözleşme yapmalarını önlemek istemiştir. Ancak önümüzdeki olayda Davalıya bir hibe yapılmıştır- ve Davalı kardeşleri ile ortak olması gereken bir malı almıştır. Hibe yapılırken bir de anlaşma yapılmıştır. Taahhütname bu anlaşmayı teyid etmektedir. Olayların bütünlüğünü bir tarafa bırakıp olayları ayrı ayrı kesitler halinde değerlendirmeye kalksak- belki Davalının arzu ettiği gibi düşünebilirdik. Ancak aile içinde uzun bir süreçte meydana gelen olayları ve taahhütleri birbirinden ayırıp ayrı ayrı değerlendirmemiz mümkün değildir. Bu koşullarda bir belgenin karşılıksız olduğu için geçersiz kabul ed-ildiğini gösteren bir içtihat bulmak mümkün değildir. Önümüzdeki olayda gerçekte taahhüdün karşılığı vardır. Hatta yapılan iddianın aksine anlaşmanın geçersiz olması durumunda Davalı karşılıksız olarak malı almış olacaktır. Dolayısıyle asıl hukuğa ters -sonuç doğuracak olan taahhütnamenin geçersiz olmasıdır.
Borçlar hukukunda temel ilke tarafların özgür iradeleri ile yaptıkları sözleşmelerin geçerli olması ve tarafları bağlamasıdır. Bazı sözleşmeler yasaya aykırı ve geçersizdir. Ancak bir sözleşmeni-n geçersiz olması için yasa koyucunun o tür sözleşmelerin geçersiz olacağını belirtmesi gerekir. Diğer bir ifadeyle o tür sözleşmelerin geçersiz olmasını yasa koyucunun amaçlaması ve yasada ifade etmesi şarttır. Bir annenin büyük oğluna sorunları çözerek- kardeşlerine haklarını vermesi için mal hibe etmesi hukuka tamamen uygun bir davranıştır. Böyle bir anlaşmayı yasa dışı hale getirecek bir ilkeyi yasa koyucunun benimsemesi için bir neden yoktur. Şartlı hibe yapılamaz veya karşılıksız sözleşme yapılamaz- ilkeleri farklı amaçla farklı durumlar için benimsenmiş ilkelerdir. İlk Mahkemenin bu ilkelerin hangi amaçla kabul edildiğini dikkate almadan ve İngiliz hukuk sisteminde benzer durumlarda sözleşmelerin geçersiz kabul edilip edilmediğini araştırmadan böyl-e bir sonuca varması kanımca doğru değildir.
İlk Mahkemenin davayı red nedenlerinden biri de davanın Davacılar tarafından değil de anne tarafından açılmış olmasıdır. Kararın bir bölümünde şöyle denmektedir.
"Anne bu malı davalıya hibe ederken davalı -tarafından hile veya aldatma veya yalan beyan veya kandırmak suretiyle davacılara ait 1/3'er hisse veya haklarını haksız veya kanunsuz olarak iktisap etti diye bir iddia yapılmıştır. Bu mal üzerinde 14.6.82 tarihinde davacıların hiçbir hakları yoktur. An-ne sağdır ve davacıların henüz bu mal üzerinde hiçbir söz hakları mevcut değildir. Dolayısıyle eğer bir hile veya aldatma veya kandırma olmuşsa anneye olmuştur. Yoksa iddia edildiği gibi davacılar için bu iddiaların yapılmasına olanak yoktur. Çünkü yuka-rıda arzetmiş olduğumuz gibi henüz bu mal üzerinde davacıların herhangi bir hakları bulunmamaktadır. Böyle bir iddia varsa anne tarafından ileri sürülmesi gerekmektedir. Başka bir ifade ile, bu davada davacıların yerine annenin davacı olması gerekirdi. -Nitekim davacılar avukatı mahkemeye hitabesinin bir yerinde "hile bize değil annemize karşı yapıldı, bizim menfaatlerimiz sözkonusu olduğu için davacı biz olduk. Haklarımız gasp edilmiştir." demiştir.
İşbu davanın yukarıda açıkladığımız gerekçeler ışığ-ında, davacılar tarafından değil de anne tarafından davalı aleyhine ikâme edilmesi gerektiği hususunda da bulgu yaparız."
-Kanımca önümüzde teknik anlamda bir hile davası yoktur. Burada Davalının annesine taahhüdünü yerine getireceğine dair güvence vermesi ve sonra taahhüdünü yerine getirmemesi nedeniyle halkın kullandığı anlamda hileden söz etmek mümkündür. Davalı aldığı -malda kardeşlerinin haklarını vermeyi taahhüt etmiştir. Bu taahhüde göre hakkı olan ve alacağı olan kardeşleridir. Şüphe yok ki davayı açacak olan yine onlar olmalıdır. Orta Çağda geçerli olan ve daha sonra terkedilen şekilci hukuk gözlükleri ile olaya -bakıldığı zaman farklı bir sonuca varılabilirdi. O zaman kardeşlere " taahhüt size yapılmadı, dava açamazsınız" denirdi. Anneye ise "yapılan taahhüde göre senin bir alacağın yok sen de dava açamazsın" denirdi. Böylece usul tartışmaları ile dava kapatılı-rdı. Bu tür düşüncelere katılmama olanak yok. Burada açık bir taahhüt var. Taahhütten yararlanacak olanların dava açamamaları için bu yönde net bir usul kuralı olmalı. Yasa veya tüzük koyucu böyle bir usul kuralını benimsemeli ve açıkca ifade etmeli. -Böyle bir usul kuralı bulunmadığı için Davacıların dava açabilecekleri görüşündeyim.
-İlk Mahkemenin davanın Davacılar tarafından değil de anne tarafından açılması gerektiği bulgusu aleyhine istinaf yapılmadığına göre bu istinafın ileri gidemiyeceği görüşüne katılmıyorum. Kanımca İlk Mahkemenin söz konusu bulgusu hile iddiasına ilişkindir-. Halbuki ortada bir hile davası yoktu yani bu bulguya bir yanılgı sonucu varılmıştır. İstinafta tarafların bu konu üzerinde durmayıp kararın esas gerekçelerini tartışmalarının nedeni budur. Önümüzde uzun bir duruşma yapılmış ve kararın her yönü itirazs-ız tartışılmıştır. Kanımca İlk Mahkemenin söz konusu bulgusu istinaf edilmediğine göre istinafın anlamsız hale geldiği ve sonucun değişemeyeceği İstinaf Edilen avukatı tarafından ön itiraz olarak veya yasal bir itiraz olarak öne sürülmeliydi. Ancak o zam-an, yani İstinaf Eden avukatına istinaf ihbarnamesinde bir eksiklik olup olmadığı ve varsa bunun etkisinin ne olacağı konusunda söz hakkı verdikten sonra, istinafı bu gerekçe ile reddetmek mümkün olabilirdi.
Kararımı sonuçlandırmadan önce bir no-ktaya daha değinmek istiyorum. Yukarıda açıkladığım gibi Davalının imzaladığı 25.1.1989 tarihli taahhüdün yasal bir taahhüt olduğu ve Davalıyı bağladığı görüşündeyim. Davalının bu taahhüde karşı öne sürdüğü iddiaları tutarsız buluyorum. Buna rağmen kanımca- Davalının öne sürebileceği tutarlı bir iddia vardır. Şöyle ki: 25.1.1989 tarihli taahhüt iki yönlüdür. Davalı kardeşlerinin hakkını ya satış bedelinden ya da maldaki hisselerini devrederek vermeyi kabul etmiştir. Bu aşamada taahhüdün geçerli olduğu hususu-nda bir beyan (declaratory judgment) Davacılar için yeterlidir. Ancak ileride taşınmaz maldaki hisselerinin isimlerine devrini talep ettikleri anda Fasıl 232 Arazi Satışı (Aynen İfa) Yasası hükümleri karşılarına çıkacaktır. Çünkü bu yasa özel koşulların ge-rçekleşmesi dışında Mahkemelerin taşınmaz malın devri için emir vermesini engellemektedir. Dolayısıyle Davacılar taahhüt edildiği gibi hisselerine düşen malı alamayacaklar, buna karşılık bu malların değeri ölçüsünde tazminat talep edebileceklerdir.
Yukar-ıdaki nedenlerle istinafın kabul edilmesi ve 25.1.1989 tarihli belgenin geçerli olduğu ve tarafları
bağladığı yönünde ilâm, (declaratory judgment) verilmesi gerektiği görüşündeyim.
Nevvar Nolan: İstinaf eden Davacılar ile aleyhine istinaf edilen Davalı -kardeştirler. Davacılar Mağusa Kaza Mahkemesinde Davalı aleyhine aşağıdaki özet iddiaları içeren bir dava açtılar.
Tarafların annesi Nevin Ertaç Mağusa'da 3306 numaralı koçan tahtında kayıtlı 14 dönüm 3130 ayak kare taşınmaz malda 460/1980 hisse sahibi -idi. Anne Ertaç ileride Davacılara da eşit pay vermesi veya satması halinde satış bedelini 1/3 oranında Davacılarla paylaşması koşulu ile ve emanetçi sıfatı ile geçici bir süre için konu taşınmaz maldaki hissesini 14.6.1982 tarihinde tapu dairesinde Daval-ıya hibe yolu ile devretti. Davalı 25.1.1989 tarihli beyan ve taahhütname başlıklı bir yazı ile konu malda, annesinden bağış olması nedeni ile, Davacılar ile eşit oranda hak sahibi olduğunu beyan etti. Davalı daha sonra Davacılara konu maldaki haklarını -vermekten vaz geçtiğini açıkladı ve 25.1.1989 tarihli yazılı beyan ve taahhütnameyi haksız olarak ihlâl etti. Davalı konu malın kendi adına kaydını hile ve sahtekârlık yolu ile ve/veya yalan ve/veya aldatma ve/veya kandırma yolu ile sağladı.
Bu davada -Davacıların Mahkemeden talebi özetle aşağıdaki gibi idi:
25.1.1989 tarihli yazılı beyan ve taahhütnamenin kanunen geçerli ve icrası kabil olduğu hususunda bir beyan,
konu edilen 25.1.1989 tarihli beyan ve taahhütün aynen uygulanması için bir emir,
konu taş-ınmaz malın emanetçi sıfatı ile Davalının adına kaydedildiği hususunda bir beyan.
Davalı müdafaasında hile ve benzer iddiaları reddetti; konu taşınmaz malı annesinin kendisine koşulsuz, hibe yolu ile devrettiğini, 25.1.1989 tarihli yazıyı babalarının bas-kısı ile aile içinde huzursuzluk olmaması için imzalayıp verdiğini, ivazı olmadığı için de geçersiz olduğunu ileri sürdü.
Davayı dinleyen Tam Kadrolu Kaza Mahkemesi, hibeden önce malın anne adında kayıtlı olduğunu, hile veya aldatma veya kandırmanın, eğer- varsa, anneye karşı yapıldığını, annenin halen sağ olduğunu belirttikten sonra mevcut iddialar ışığında Davalı aleyhindeki bu davanın bu davadaki Davacılar tarafından değil de anne tarafından ikâme edilmesi gerektiği kararına vardı ve davayı yanlış açıldı-ğı gerekçesi ile red ve iptal etti. Kaza Mahkemesi davayı yukarıda belirttiğim gerekçe ile reddetmesine rağmen istinaf edilerek davanın Yargıtaya götürülebileceği düşüncesi ile huzurundaki şahadeti de değerlendirdi. Kaza Mahkemesi gerekçe göstererek Dava-lının şahadetini daha inanılır ve makul bularak Davacıların ve tanıkları annenin şahadetine tercih etti. Hisseli olan bu malı, diğer hissedarlar ile anlaşıp parsellemesi ve sonra da Davacılara hisselerini vermesi veya satıp elde edilecek parayı Davacılar -ile her biri 1/3 oranında almaları için annenin Davalıya emaneten tapu dairesinde hibe yolu ile devrettiği iddiasını Kaza Mahkemesi benimsemedi, amaç bu ise Davalıya bir vekaletname vermek sureti ile de Davalının bu amacı gerçekleştirebilecek konuma getiri-lebileceğini, yetkili kılınabileceğini, ifade eden Kaza Mahkemesi annenin konu taşınmaz maldaki tüm hisselerini koşulsuz Davalıya devrettiği, Davalı ile annesi veya Davacılar arasında konu taşınmaz mal hisselerini emaneten aldığı hususunda bir anlaşma olma-dığı, 25.1.1989 tarihli beyan ve taahhüt başlıklı yazının hibeden yedi yıl sonra babanın baskıları sonucu Davalı tarafından verildiği ve bunun bir ivazı olmadığı için geçersiz olduğu bulgularına vardı.
Davacılar davayı reddeden Kaza Mahkemesinin kararında-n Yargıtaya istinaf ettiler. Davacıların istinaf ihbarnamesinde sekiz istinaf sebebi görülmektedir. İstinaf sebepleri 1-4'te 25.1.1989 tarihli yazılı beyan ve taahhütün ivazı olmadığı gerekçesi ile geçersiz olduğu bulgusuna, istinaf sebepleri 5 ve 6'da a-nneden Davalıya yapılan hibenin koşulsuz olduğu bulgusuna, istinaf sebebi 7'de Davalının şahadetini Davacıların ve annenin şahadetine tercih etmekle ve istinaf sebebi 8'de Davacıların davalarını isbatlayamadıkları bulgusuna varmakla Kaza Mahkemesinin hata -ettiği ileri sürülmektedir.
Yukarıda özetlediğim istinaf sebepleri arasında Davalı aleyhindeki bu davanın bu davadaki Davacılar tarafından değil de anne tarafından ikâme edilmesi gerektiği kararına vararak yanlış açıldığı gerekçesi ile davayı reddeden Kaz-a Mahkemesinin bu kararına karşı dosyalanmış bir istinaf sebebi yer almamaktadır. Bu durumda istinafın daha ileri gitmesi mümkün değildir. Kaza Mahkemesinin mevcut iddialar ışığında Davalı aleyhindeki bu davanın Davacılar tarafından değil de anne tarafın-dan ikâme edilmesi gerektiği kararına karşı istinaf dosyalanmadığı, bu karar yakınma konusu yapılmadığı ve kararın hatalı olduğu ileri sürülmediği cihetle Kaza Mahkemesinin davayı reddeden kararı değiştirilemez.
Yukarıda belirttiğim nedenle istinafın masr-aflarla red ve iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim.
Vardığım sonuca rağmen Kaza Mahkemesinin huzurundaki şahadeti değerlendirmesine karşı dosyalanan istinafa da temas etmekte yarar görürüm. Yargıtayın çok kez ifade ettiği gibi, Kaza Mahkemesi, tanıklar-ı izleme ve dinleme avantajı nedeni ile şahadeti değerlendirmede de Yargıtaydan daha avantajlı konumdadır. Kaza Mahkemesinin şahadeti değerlendirmede açıkça hata yaptığı görülmedikçe Yargıtay Kaza Mahkemesinin şahadeti değerlendirmesine müdahale etmekten -kaçınır. Kaza Mahkemesi, huzurunda şahadet veren Davacıları, tanıklarını ve Davalıyı dinledi, onları izledi ve neticede huzurundaki tüm şahadeti değerlendirerek Davalının şahadetini, Davacıların ve tanıkları annenin şahadetine tercih etti; şahadetin bütün-selliği içerisinde daha inanılır ve makul buldu. Huzurundaki şahadet, Kaza Mahkemesinin bu bulguya varmasına makûl olarak açık olduğu bir yana Yargıtayın bu bulguya müdahale etmesini gerektirecek bir hatası da görülmemektedir.
Metin A. Hakkı: Usulu Mahke-me Nizamları Emir 35 Nizam 15(2) hükümlerini zihinde tutarak Sayın Nevvar Nolan'ın az önce okuduğu karara aynen katılırım.
Mahkeme : Yukarıdaki gerekçelerle Taner Erginel'in karşı oyu ve oy çokluğu ile istinaf reddedilir. İstinaf masrafları istinaf ede-n tarafından ödenecektir.
Taner Erginel Metin A. Hakkı Nevvar Nolan
Yargıç Yargıç Yargıç
4 Aralık 1998
-5
2
-
Full & Egal Universal Law Academy