-D.7/2001 Yargıtay/Hukuk 71/99
(Dava No:1819/93;Mağusa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Taner Erginel,Mustafa H.Özkök,Gönül Erönen.
İstinaf eden: 1. Mustafa Akay Alptuğ,Beyarmudu (Pergama),
- Mağusa
2. Ahmet Alptuğ, Beyarmudu(Pergama),Mağusa
(Davalılar)
- ile -
Aleyhine istinaf edilen:Ahmet Salih Emir Ali,Beyarmudu
(Pergama),Ma-ğusa
(Davacı)
A r a s ı n d a .
Mağusa Kaza Mahkemesinde dinlenen 1819/93 sayılı davada Kıdemli Yargıç Mustafa Güzoğlu'nun 25.2.1999 tarihinde verdiği karara karşı Davalılar tarafı-ndan yapılan istinaftır.
İstinaf edenler namına: Avukat Orhan Z.Bilgehan ve Tağmaç Bilgehan
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Tevfik Pilli.
---------------
H Ü K Ü M
Taner Erginel:Davacı Beyarmudu köyünde kayıtlı sahibi bulunduğu taşınmaz malın- 1800 ayak karelik kısmına Davalıların haksız yere tecavüz ettiğini öne sürdü ve Mahkemeden bu tecavüzü sona erdirecek bir emir verilmesini talep etti. Davalılar ise dosyaladıkları mukabil davada ihtilaf konusu 1800 ayak karelik yere 50 yıldan beri tasarr-uf ettiklerini buraya 1943 - 1944 yıllarında ev yaptıklarını iddia ettiler ve bu yeri zamanaşımı ile iktisap ettiklerini öne sürerek söz konusu avlu ve binanın kendi isimlerine kaydını talep ettiler. İlk Mahkeme mukabil davayı reddetti ve talep doğrultusu-nda Davalıları 1800 ayakkarelik alana müdahale etmekten men eden bir emir verdi. Davalılar bu hükme karşı dosyaladıkları istinafta hükmün hatalı olduğunu öne sürmektedirler.
Davanın olguları özetle şöyledir.
Taraflar Beyarmudu köyünde yaşayan iki komşu-durlar. 1990 yılında Davacı kendisine ait parsellerin sınırlarını tespit ederken Davalıların kullanımında olan 1800 ayak karelik yerin kendisine ait 48 numaralı parselin bir bölümü olabileceğini öğrendi. Komşusundan bu yeri terk etmesini istedi. Komşusu -olan Davalılar bu talebi kabul etmediler. Böylece iki komşu arasında yıllar süren bir anlaşmazlık ve kavga başlamış oldu. Davacı 1993 yılında Tapu Dairesine başvurarak sınırın resmen saptanmasını istedi. Tapu Dairesi yerinde yaptığı araştırmadan sonra k-onuya ilişkin kararını verdi. 21 Ekim 1993 tarihli bu karar şöyledir.
"TAPU VE KADASTRO DAİRESİ
Fasıl 224 Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasası ve 3/60 ve 7/78 Sayılı Yasanın 58(3) ve (4) maddesi uyarınca
İhbarname Gazi Magosa Ta-pu Dairesi Dosya No:D.190/89
Tapu ve Kadastro Müdürü Dosya No:T.K.19/70 Beyarmudu sakinlerinden Ahmet Salih Emirali tarafına
Beyarmudu köyünde 5019/27.1.1986 kayıt numaralı ve tarihli malınızın hudutları ile ilgili, 9.4.1993 tarihinde yapılan yerel araştır-maya konu olan, sizin ile Beyarmudu sakinlerinden Ahmet Alptuğ ile Mustafa Akay Alptuğ arasındaki münazaa hakkında, ayrıntıları aşağıda verildiği gibi, bir karara vardığımı tarafınıza saygılarımla bildiririm.
2- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 1/2500 ölçekl-i kadastro haritasının (XXX 11/51 31&311 pafta/plan/blok) bir kısmı olan ilişikteki plan üzerindeki kırmızı boyalı sahanın arazisi Beyarmudu sakinlerinden Ahmet Salih Emin Ali'nin Beyarmudu köyünde 5019/27.1.1986 kayıt numaralı ve tarihli malının bir kısmı-dır.
3- Hudut işaretleri için masraf istenmemiştir.
(İmza)
Aygün F. Okray
Tapu ve Kadastro Dairesi
- Müdürü.
Lefkoşa 21 Ekim 1993"
Davacı bu karara dayanarak önümüzdeki davayı açtı ve tecavüzün sona erdirilmesini talep etti.
Davanın duruşmasında Davacı şahsen şahadet verdi, ve- iki tanık dinletti. Davalılar ise şahadet vererek 5 tanık dinlettiler. Duruşma sonunda İlk Mahkeme Davalıların iddialarını reddetti. Kararda şöyle denmektedir.
"Aksine şahadet yokluğunda,Davacı ve tanıklarının şahadetine inanır ve Davalıların Emare (1)- krokide kırmızı işaretli yere Emare (2) müdürlük kararında gösterildiği gibi, 1800 ayakkare tecavüz ettiği hususunda bulgu yaparım.
Davalıların, haksız ve de kanunsuz olarak Davacının yerine tecavüz ettikleri sabit olduğundan, bu tecavüzlerine son vermele-ri gerekmektedir.
Müdafaa ve Mukabil Davada Davalılar, söz konusu malı 1943-90'a kadar kendi malları bilerek kullandıklarını iddia ettiler. Ayrıca buraya ev inşa ettiklerini öne sürdüler. Şahadetten ortaya çıkmıştır ki, mutfak, banyo, aşevi ve garaj ola-n bu binaların hiçbirisini Davalılar şimdi kullanmamaktadırlar. Bunlar yıkılmak üzere olan çok eski binalardır. Bu binaları, Davalıların babasının, müdafaa ve mukabil dava takririnde iddia edildiği gibi, 1942-43 yılında yaptığını kabul etsek bile, bu tarih-ten önceki tasarrufla ilgili kesin bir şahadet yoktur. Çünkü orası harman yeriydi ve hudutlarla ilgili kesin bir şahadet sunulamamıştır. Zamanaşımı ile mal iktisabı için 1946'dan önce 10 yıl tasarruf gerekir ki 1942-43'den 1946'ya kadar geçen 3-4 yıl yete-rli değildir. 1946'dan sonra kayıtlı malların zaman aşımı yolu ile iktisabı ise mümkün değildir."
Bu noktada taşınmaz malların zamanaşımı ile kazanılması konusundaki yasal duruma açıklık getirmemiz gerekiyor. Fasıl 224 Taşınmaz Mal Yasasının 9.maddesin-e göre kayıtlı bir taşınmaz malın zamanaşımı ile kazanılması mümkün değildir. Ne var ki Fasıl 224 yürürlüğe girdiği 1 Eylül 1946 tarihinden önce bu mümkündü. Taşınmaz malın türüne göre değişmekle birlikte en az 10 yıl ihtilâfsız ve sürekli kullanmakla bi-r kişi başkasının ismine kayıtlı taşınmaz malı kazanabiliyordu. Bu nedenle bir taşınmaz malın zamanaşımı ile kazanılabilmesi için yasanın yürürlüğe girdiği 1 Eylül 1946 tarihinden önce sürenin tamamlanması ve hakkın kazanılmış olması gerekmektedir.
İst-inafın duruşmasında Davalılar avukatı İlk Mahkemenin şahadeti hatalı değerlendirdiğini, anlaşmazlık konusu 1800 ayak kareye Davalılar tarafından bina yapılmadan önce orasının Davalılar tarafından harman yeri olarak kullanıldığını ve bu süre de dikkate alın-dığında, 1946 yılından önce 10 yılın tamamlanmış olduğunu, dolayısıyle malın Davalılar tarafından zamanaşımı ile kazanılmış olduğunu ve bu yönde karar verilmesi gerektiğini öne sürdü.
Davalılar avukatı bu iddiasına ek olarak davanın vakitsiz açıldığı ve -bu nedenle reddedilmesi gerektiği üzerinde durdu. Bu iddiaya göre Davacı davasını Tapu Dairesinin 21 Ekim 1993 tarihli kararına dayandırmış bulunmaktadır. Böyle bir karara karşı Davalıların 30 gün içinde itiraz etme hakları vardı. Kararın kesinleşmesi i-çin 30 günlük itiraz süresinin geçmesi gerekiyordu. 21 Ekim,1993 tarihli Tapu Dairesi kararı aynı gün Davalılara tebliğ edilmiş olsa bile yine 30 gün tamamlanmış değildir. Çünkü dava 18 Kasım 1993 tarihinde açılmıştır. Kararın kesinleşmesi beklenmeden bu- karara dayanarak dava açıldığına göre dava vakitsiz açılmıştır ve iptal edilmesi gerekmektedir.
Davacı avukatı davanın vakitsiz açıldığı iddiasına karşı bu iddianın daha önce öne sürülmediğini, böyle bir istinaf nedeni olmadığını ve bu aşamada böyle bir -itirazın yapılamayacağını öne sürdü. Davacı avukatı ayrıca 30 gün beklemeye gerek olmadan dava açılabileceğini iddia etti. Davalılar avukatı ise yapılan itirazın Mahkemenin yetkisine ilişkin yasal bir nokta olduğunu, bunun her aşamada öne sürülebileceğin-i ve hatta Mahkeme tarafından resen dikkate alınması gerektiğini öne sürdü.
Bu iddialardan sonra tartışmalar Tapu Dairesi kararının verilmesinden sonra 30 gün geçmeden bu karara dayanarak dava açılabilip açılamayacağı ve açılamazsa bu konudaki itirazın i-lk defa istinafta yapılabilip yapılamayacağı üzerinde yoğunlaştı.
30 gün geçmeden Tapu Müdürü kararına dayanarak dava açılabilip açılamayacağı konusunda içtihat aradığımız zaman doğrudan ilgili bir içtihat bulamadık. Ancak dolaylı olarak bu konuya değin-en kararlar vardır. Örneğin Yargıtay/Hukuk 60/86, D.38/86'da Tapu Müdürünün 30 gün içinde karara karşı istinaf edilebileceğini gönderdiği ihbara eklediğini yani 30 gün beklemek gerektiğini ima ettiğini görüyoruz.
Fasıl 224 Taşınmaz Mal Yasasının konumuz-la ilgili 58,80 ve 81'inci maddelerini incelediğimiz zaman da 30 günlük sürenin kesin olduğu ve kararın kesinleşmesi için bu sürenin geçmesi gerektiği izlenimini ediniriz. Bir an için bunun aksinin doğru olduğunu düşünelim. O zaman 30 gün geçmeden hem bu- karara dayanarak dava açmak hem de bu kararın iptali için dava açmak mümkün olacaktır. Böyle bir düzenleme hem çelişkilidir hem de 58,80 ve 81'inci maddelerin kesin ve emredici düzenlemesi ile uyum içinde olamaz. Bu nedenlerle 30 gün geçmeden Tapu Müdür-ünün kararının kesinleşmeyeceği, dolayısıyle bu karara dayanarak dava açılamayacağı kanısındayız.
Şimdi de bu noktanın ilk defa istinafta öne sürülebilip sürülemeyeceği üzerinde durmamız gerekmektedir. Daha önce öne sürülmeyen ve istinaf nedenleri arası-nda yer almayan bir iddianın ilk defa istinafın duruşmasında öne sürülmesi mümkün mü? İlk Mahkemede öne sürülmeyen ve istinaf nedenleri arasında yer almayan usul itirazlarının ilk kez İstinaf Mahkemesinde öne sürülemeyeceği çeşitli Mahkeme içtihatlarında -vurgulanmıştır. Buna karşılık Mahkemenin yetkisine ilişkin itirazların İlk Mahkemede öne sürülmese ve istinaf nedenleri arasında yer almasa bile İstinaf Mahkemesinde öne sürülebileceğini ve hatta öne sürülmese bile Yargıtay tarafından doğrudan dikkate alı-nabileceğini belirten içtihatlar vardır. Bunlar arasında aşağıda içtihatları sayabiliriz.
"Snell v. Unity Finance Ltd. (1963) 3 All E.R. 50 at p.60; Oscroft & Other v. Benabo & Another (1967) 2 All E.R. 548; Whall and Another v. Bulman (1953) 2 All E.R.- 306; Pilayachi & Co. Ltd. v.International Chemical Co. Ltd. (1965) 1 C.L.R. 97 at p. 115"
- 1 C.L.R. 1984, (Central Co-operative Bank Ltd. v. Cy.E.M.S. Co.Ltd v. Central Co-operative Industries Cyprus Ltd) davasında şöyle denmektedir.
-
"Held, that point of law going to jurisdiction of a Judge of the District Court is a matter of public policy and even if not raised by the parties or the trial Judge and the trial proceeds, and even if not raised in the notice of appeal, the Appellate Cou-rt has a duty to raise it of its own motion;"
Acaba önümüzdeki tartışma konusu herhangi bir aşamada öne sürülebilecek Mahkemeni-n yetkisi ile ilgili bir yasal nokta mıdır?
Bu soruya yanıt bulmaya çalışırken davanın 30 gün geçmeden açılmasının İlk Mahkeme kararını etkileyip etkilemediği üzerinde durduk. İlk Mahkeme kararında şöyle denmektedir.
"Fasıl 224 madde 80 ve 81 açıktır. -30 gün zarfında Emare (2) müdürlük kararına istinaf edilmemiştir. Dolayısıyle, müdürlüğün kararı kesinleşmiştir. Bu nedenle Davalılar, tecavüz edilen bu yer ile ilgili olarak bir hak iddiasında bulunamazlar."
Görüleceği gibi İlk Mahkeme 30 gün geçmeden- kararın kesinleşmeyeceği fakat 30 günün geçtiği ve bu nedenle kararın kesinleştiği düşüncesi içinde kararını vermiştir. Halbuki davanın açıldığı 18 Kasım 1993 tarihinde 30 gün henüz dolmamıştı ve bu husus dosyada açıkca görülmektedir. Yukarıdaki alıntıd-an anlaşılacağı gibi 30 günün geçmesi konusu İlk Mahkeme kararında etkili olmuştur. Dosyada görülen bir gerçek İlk Mahkemenin dikkatinden kaçtığı için bu karar verilmiştir. Bu koşullarda 30 günün geçmediği konusunun istinaf aşamasında öne sürülebileceği -ve İstinaf Mahkemesi tarafından dikkate alınabileceği görüşündeyiz.
Bu nedenlerle önümüzdeki davanın zamansız açıldığı kanısındayız ve davayı red ve iptal ederiz. İtirazın İlk
Mahkemede yapılamaması konusunu masrafları etkileyen bir husus olarak kab-ul ederiz. Bu nedenle taraflar kendi masraflarını ödeyecektir.
Taner Erginel Mustafa H.Özkök Gönül Erönen
Yargıç Yargıç Yargıç
15 Haziran 2001
-1
2
-
Full & Egal Universal Law Academy