-D.11/87 Yargıtay/Hukuk 7/87
(Lefkoşa Dava No. 389/84)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: Salih S. Dayıoğlu, Aziz Altay, Celâl Karabacak.
İstinaf eden: Hüseyin Ali n/d Hüsey-in Onar şahsen ve/veya Merhum Mustafa
Ali Çavuş'un mirasçısı sıfatıyle ve/veya Mustafa Ali Çavuş'un
mirasçıları sıfatıyle, Lefkoşa.
(Davacı)
ile
Aleyhi-ne istinaf edilen: Münüse Derviş Eroğlu c/o Derviş Eroğlu,
Milletvekili, Mağusa.
(Davalı)
A r a s ı n d a.
Müs-tedi namına: Hüseyin Celâl
Müstedaaleyh namına: Fuat Veziroğlu
H Ü K Ü M
Salih S. Dayıoğlu: İşbu istinaf Lefkoşa Kaza Mahkemesinin 10.11.1986 tarihinde görmekte olduğu davanın duruşmasının bir başka güne ertelenmesini talep eden davacının (istinaf eden-in) istemini reddeden kararından yapılmıştır. Olgular özetle şöyledir:
13 Mart 1984 tarihinde merhum Mustafa Ali Çavuş'un mirasçısı veya mirasçılarının yetkili vekili sıfatı ile davacı (istinaf eden) davalı (aleyhine istinaf edilen) aleyhine açmış olduğu- bir dava ile özetle merhum tarafından davalı lehine yapıldığı iddia olunan 12.5.1969 tarihli vasiyetnamenin geçersiz olduğunun beyanı ile müteveffa Mustafa Ali Çavuş'un terekesinin idare memuru olarak davacının tayin edilmesi doğrultusunda bir emrin isdar-ını talep etti. Davalı ise dosyaladığı müdafaa ve mukabil talep ile davacının iddialarını reddedikten sonra mukabil dava yolu ile önceden tereke idare memuru olarak tayin edilmesi için yapmış olduğu 208/83 sayılı tereke istidasının kabul edilmesini ve sözü- edilen vasiyetnamenin kanunen muteber ve geçerli bir vasiyetname olduğunun beyanını talep etti.
Dava 1985 yılında açılmasına rağmen çeşitli nedenlerle duruşması 1986 yılına kadar maalesef gerçekleşemedi. En sonunda 6.10.1986 tarihli taraflara verilen bi-r ihbar ile davanın duruşmasının 3.11.1986 tarihinde yapılacağı Mukayyitlik tarafından bildirildi. Nitekim 3.11.1986 tarihinde davanın duruşmasına başlandı. O gün davacının şahitleri dinlendi ve duruşmaya devam etmek üzere celse 4.11.1986 tarihine ertelend-i. 4.11.1986 tarihinde de davacı şahit bir şahit daha celbetti ve ondan sonra esas vasiyetnamede görülen müteveffanın imzasının ona ait olup olmadığı hususunda şahadet vermek üzere bir bilirkişinin tanık olarak Mahkemeye celbedilmesine fırsat vermek için d-uruşmanın bir başka güne ertelenmesini talep etti. Bu müracaat esnasında Türkiye''en celbetmeyi düşündüğü tanığının isminin Hülkü Saner olduğu ve bu tanığın konu vasiyetname ile sair evrakı daha önce görüp tetkik ettiği ve şahadetinin de kısa olacağı husus-u belirtildi. Davalı bu isteme şiddetle itiraz etti ve davacı tarafından yapılan bu istemi davayı sürüncemede bırakmaya matuf bir hareket olarak gördüğünü, ilgili tanığa daha önceden haber verip onu hazır etmesi gerektiğini savundu. İlk Mahkeme erteleme is-temi hususunda sıhhatli bir karar verebilmek için İstanbul'dan Kıbrıs'a olan uçak seferleri ile ilgili şahadet dinlendi ve bunun neticesi 5 ve 6 Kasım 1987 tarihlerinde uçak seferleri olduğunu ve bu uçaklarda boş yer bulunduğunu tesbit etti. Bunun üzerine -tanığın Kıbrıs'a gelebilmesine fırsat vemek için duruşmayı 7.11.1986 tarihine erteledi. 7 Kasım 1986 tarihinde ise davacının avukatı Mahkemeye daha önce bildirdikleri bilirkişinin gelemeyeceğini bunun üzerine başka bir bilirkişi bulduğunu, bu bilirkişinin -bir el yazısı uzmanı olduğunu, bu kişinin 11 Kasım'da bir heyetle resmi davetli olarak Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini, bu hususların kesin olduğunu, duruşmanın da 11'inden sonraki bir güne ertelenmesini yeniden talep etti. Mahkeme böyle bir resmi davetin ve do-laysııyle resmi bir heyetin mevcut olup olmadığını saptamak için bunu en iyi bilecek durumda olan Emniyet Genel Müdürünü tanık olarak celbetti. Emniyet Genel Müdürü şahadetinde bilirkişi olarak ismi geçen Metin Karebenli'nin heyette yer alıp almadığını bil-mediğini fakat böyle bir heyetin Kıbrıs''a 4.11.1986 tarihinde beklendiğini ancak gelmediğini, ziyaretlerinin ertelendiği ve bu ziyaretlerinin de ne vakit gerçekleşeceğinin de bilinmediği, bu heyetin 11 Kasımda gelmesinin söz konusu olmadığı veya bundan ha-berdar olmadığını söyledi. Bu şahadet ışığında Mahkeme erteleme istemini reddeti. Bunun üzerine davacının avukatı bir beyanda bulundu ve müvekkili ile kendi arasında fikir ayrılığı nedeni ile güvensizlik doğduğunu beyan etti ve avukatlığından çekilmek için- müracaatta bulundu. Mahkeme bizzat davacıyı da dinledikten sonra avukatına davadan çekilmesi için izin verdi ve davacının bir başka avukat tutabilmesi için duruşmayı 10.11.1986 tarihine erteledi. 10.11.1986 tarihinde aynı avukat yazıhanesinde çalışan bir -başka avukat tarafından temsil edilen davacı tehir istemeye devam etti ve Mahkemeye yapmış olduğu müracaatta Metin Karabenli'nin 11.11.1986 tarihinde Kıbrıs'a geleceği hususu üzerinde ısrarla durdu. Mahkeme bu müracaatı tetkik etti ve özellikle Emniyet Gen-el Müdürünün şahadetini de dikkate aldıktan sonra erteleme istemini reddetti. Bunun üzerine davacı, avukatını azlettiğini Mahkemeye bildirip bir başka avukat tutacağını mahkemeye ifade etti ve tehir talebinde bulundu. Bu talebin reddedilmesi üzerine davacı- Mahkeme salonunu terketti. Davalı ise davacının gıyabında müdafaasını yapıp şahitlerini celbetti. Mahkeme bu şahitlerin şahadetini dinledikten ve değerlendirdikten sonra özetle, davacının davasını reddeti ve davalının mukabil talebini kabul ederek onun te-rekenin idare memuru olarak tayin edilmesine ve vasiyetnamesinin de geçerli olduğuna karar verdi. Bu istinaf işbu karardan yapılmış bulunmaktadır.
Dosyalanan istinaf ihbarnamesi on sebep içermekle birlikte bunların tümünü İlk Mahkemenin 10.11.1986 tarihi-nde davalının erteleme istemini reddetmesiyle adli takdirini hatalı kullandığı şeklinde bir başlık altında özetlemek mümkündür.
Duruşma için tayinli bir dayayı yapılan istem üzerine erteleyip ertelememe ilk etapta ilk mahkemelerin takdirine bırakıldığına- ancak ilk mahkemelerin bu takdir yetkilerini adli olarak kullanmak zorunda olduklarına kuşku yoktur. İlk Mahkemelerin bu gibi adli takdir yetkilerine sair adli takdir konularında olduğu gibi müdhale etmede Yargıtay çekingendir ancak gerek yerleşmiş ilkele-rin ihlâli ve gerekse adli takdirin aşikâr surette hatalı bir şekilde icra edildiğinin belirlenmesi halinde Yargıtayın müdahalede bulunabileceğine de kuşku yoktur.
Önümüzdeki meselenin zabıtları incelendiğinde 1984'ten beri sürünce-mede kalan bu davanın -duruşma olarak 3.11.1986 tarihine tayin edildiği ve bu hususun davalının tebliğ adresine 6.10.1986 tarihinde bildirildiği gözükmektedir. Davanın duruşması 3.11.1986 tarihinde başladı ancak bitmemesi üzerine 4.11.1986'da devam edildi ve davacı diğer tanıkla-rını dinlettikten sonra bilirkişi olarak çağıracağı tanığını Türkiye'den getirmek için erteleme talep etti. Ancak kendisine davanın duruşmasının 3.11.1986'da yapılacağı bildirildiği halde 6.10.1986'dan 3.11.86'ya kadar geçen 27 gün içinde tanığını niye cel-betmediği konusunda tatminkar bir yanıt vermediği bir yana bu hususta herhangi bir izahatta dahi bulunmadı. İhbar tarihi ile duruşma tarihi arasında olan 27 günü tanığını celbetmek için hiçbir çaba sarfetmeden heba eden davacının, erteleme istemine itibar -etmek son derece zordur. Elbette ki arada geçen bu süre zarfında davacı önceden bildiği saptanan tanığını celbetmek için makul her türlü gayreti sarfetmiş ve tanığın gelmemesini bir takım makul gerekçelere dayandırmış olsaydı, herhalde, erteleme talebi mak-ul karşılanacaktı. Bir davanın ertelenmesi, adaletin tecellisine yardımcı olacaksa, bu, her zaman mümkündür ve hatta zaruridir.
İstinaf konusu dava 1984'ten beri sürüncemede kalan eski bir davadır. Bunu söylerken davanın duruşma olarak tayin edildiği tar-ihe kadar vaki gecikmelerde davacının bir kusuru olduğunu murat etmiyoruz. Ancak nedeni ne olursa olsun 1984'te açılan bir dava 3.11.1986 tarihine kadar sonuçlanmamıştır. Bu hususun da erteleme isteminde İlk Mahkemece dikkate alındığı görülmektedir. Davacı-nın erteleme istemine mesnet teşkil eden tanık celbetmek konusunda tanığın 4.11.1986 tarihinde Mahkemede bulunması için herhangi bir girişimde bulunmadığı ve dolayısıyle makul gerekçe ileri sürmemesine rağmen yine de Mahkeme 5.11.1986 ve 6.11.1986 tarihler-inde İstanbul'dan iki uçak seferi olduğu ve bu seferlerde boş yer bulunduğu saptandıktan sonra davacının şahidinin gelmesine olanak sağlamak maksadıyle davayı 7.11.1986'ya tayin etti.
7.11.1986'da davacı tanığını getirtmedi. Bu sefer davacının avukatı bi-lirkişi tanığı Metin Karabenli isimli bir kişi olduğunu ve bu şahsın Kıbrıs'a resmi bir ziyaret yapacak Polis okulundan bir heyette yer alacağını, heyetin de 11.11.1986'da Kıbrıs'a geleceğini ifade etti. Davacının avukatı bu hususta o kadar kati konuştu ki- bu şahsın gelmeyeceği hususunda hiçbir "tereddütü" bulunmadığını beyan etmekten çekinmedi. Bunun üzerine bu konuda en salâhiyettar bir kişi olarak görülen Emniyet Genel Müdürü Mahkemeye celbedilerek şahadetine başvuruldu. Müdür, şahadetinde, böyle bir hey-etin 4.11.1986'da beklendiğini ancak gelmediğini, bundan sonra da gelecekse ne vakit geleceğini bilmediğini ifade etti. Nitekim en azından 1986 sonuna kadar bu heyet gelmedi. İlk Mahkeme yine de bu şahadete rağmen davacının şahidini getirmesine fırsat verm-ek amacıyla davayı 10.11.1986'ya erteledi. Esasen İlk Mahkeme, davacının istemine uygun olarak davayı 11.11.1986 tarihine ertelemiş olsaydı bile, bilirkişi olarak çağırmağı düşündüğü tanığının ne 11.11.1986'da ve ne de daha sonraki dönemde Kıbrıs'a gelmedi-ği gerçeği ışığında bu ertelemenin ona ne gibi bir yarar sağlayacağını anlamkta güçlük çekmekteyiz.
Bütün bu safahattan davacıya davasını lâyıkı veçhile takdim etmek üzere tanığını celbetmek için fırsat tanınmadığı söylenemez. İlk Mahkemenin makul gerekç-e yokluğu nedeniyle 4.11.1986'da erteleme istemini reddetmesi gerekirken bunu kabul edip kısa dahi olsa duruşmayı ertelemesinden davacının değil, davalının yakınması gerekir.
Yukarıda söylenenler ışığında, İlk Mahkemenin davacının erteleme istemini redde-tmekle adli takdirini hatalı kullandığı hususunda ikna edilmediğimizi söyleyemeyiz.
Son olarak bir hususa değinmeyi faydalı bulduk. Bu meselede müşahade edileceği gibi davacının avukatı ilkin tehir talebinde bulundu, muvaffak olamayınca, müvekkili ile ih-tilâfa düştüğünü ileri sürdü ve Mahkemenin izni ile davdan çekildi. Dava, daha sonra, aynı yazıhanede çalışan bir başka avukat tarafından yürütüldü. O da tehir talebinin ve davadan çekilmek için izin talebinin reddolunması üzerine verilen 5 dakikalık arada-n sonra müvekkili tarafından "azledildi". Buna rağmen yapılan istinaf birinci avukat tarafından yapıldı. Davadan çekilme veya azledilme olaylarının daha ziyade bir tehir istihsaline yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Böyle bir davranışı haklı görmek veya tasv-ip etmek olanak dışıdır.
Herhangi bir yargısal işlemde avukat ile müvekkil arasında çeşitli nedenlerle ihtilâf çıkabilir ve bunun sonucu olarak da ilgili avukat mahkemenin izni ile davadan çekilebilir veya müvekkili tarafından hatta azledilebilir. Böyle -bir durum olduktan sonra çekilen veya azledilen avukat veya aynı yazıhanede çalışan bir başka avukat artık o davada avukatlık yapmamalıdır. Çok istisnai durumlarda birinci avukat veya aynı yazıhanede çalışan bir başka avukat betekrar davayı yürütecekse va-ziyet Mahkemeye bütün çıplaklığı ile izah edilmeli ve mahkemenin izni alınmalıdır.
Sonuç olarak istinaf reddolunur. İstinaf masraflarının müteveffa Mustafa Ali Çavuş terekesi tarafından karşılanması emrolunur.
(Salih S. Dayıoğlu) - (Aziz Altay) (Celâl Karabacak)
Yargıç Yargıç Yargıç
27 Nisan 1987
-
1
-
Full & Egal Universal Law Academy