42/88 Yargıtay/Hukuk 7/88(Dava No. 658/84; Girne)Yüksek Mahkeme HuzurundaMahkeme Heyeti: Salih S. Dayıoğlu, Celâl Karabacak, Taner Erginelİstinaf eden: Hasan H. Bamburi, Hatice Hasan Lefkaridi Terekesi İdare Memuru sıfatıyle, 34 Mecidiye Sokak, Lefkoşa. (Davacı) ileAleyhine istinafe dilen: 1. Leman Mehmet, Lulworth, Orpington, Chislehurst, Kent Londra. 2. Sevgi Hüseyin, Dale Wood Road, Petts Wood, Orington, Kent, Londra. (Davalılar) A r a s ı n d a.İstinaf eden namına: Ahmet M. Berberoğlu.Aleyhine istinaf edilenler namına: Menteş Aziz tarafından Kemal Aktay.H Ü K Ü MSalih S. Dayıoğlu: İşbu istinaf Girne tam kadrolu Kaza Mahkemesinin davacı (istinaf eden) tarafından açılan davasını reddettiği hükmünden yapılmış bulunmaktadır. İhtilâf konusu olmayan olgulara göre dava konusu olay aşağıda serdedildiği şekilde ceryan etmiştir. Davacı 26.7.1982 tarihinde Lefkoşa’da vefat eden Hatice Hasan Lefkaridi terekesinin idare memurudur ve ayrıca merhumenin kocası idi. Aleyhlerine istinaf edilen 1. davalı merhumun kardeşi kızı, 2. davalı ise 1. davalının kızıdır. Davalılar bütün ilgili zamanlarda olduğu gibi halen de İngiltere’de ikâmet etmektedirler. 1.11.1977 tarihinde davalıların Kıbrıs’ta gezi maksadı ile bulundukları zaman merhume Hatice Hasan Lefkaridi Girne Kazasında Vasilya toprağında bulunan 22 dönüm tarlasını ve içinde bulunan zeytin ağaçları ile birlikte davalılara hibe ettiği ve bu tarlayı Girne Kaza Tapu Dairesinde davalıların ismine yürüttü. Aynı gün davalılar da bir “Tahhüt Senedi” imzaladılar ve bununla merhumenin, hayatta bulunduğu sürece kendi isimlerine devrettiği tarladan ve ağaçlarından dilediği şekilde faydalanma, bunları icara verebilme ve icar bedelini kendisi kullanabilme hakkına sahip olduğunu kabul ettiler ve bunları yapması halinde davalılar ona herhangi bir şekilde müdahale etmemeyi taahhüt ettiler. Ayrıca davacıyı beraberlerinde Londra’ya götürüp orada tedavi ettirmeyi ve “iyilik zamanında Kıbrıs’a döndüğünde de tedavi masraflarını yapmayı ve maişeti hususunda gereken masrafı yaparak, dilerse ara sıra kendisine az miktarda para da vermeyi ve bakıma ihtiyacı olduğu takdirde gelip kendisine bakmayı veya baktırmayı taahhüt ettiler. Sözü edilen taahhüt senedinde davalıların taahhütlerine veya herhangi birisine ifada kusur etmeleri halinde merhumenin sözü edilen malın kaydının iptalini talep etmeğe hakkı olacağı dermeyan edildi. Merhume 1977 tarihinde davalılar tarafından Londra’ya götürüldü ve orada tedavi ettirildi. Sıhhatine kavuşan merhume 1978 yılında Kıbrıs’a avdet etmişse de bir süre sonra tekrar hastalandı. Merhume 3.1.1979 yılında yapmış olduğu bir vasiyetname ile Lefkoşa’da bulunan bir evinin yarısını 1. davalıya vasiyet etti. 4.7.1982 tarihinde ölümünden 22 gün evvel yaptığı 2. bir vasiyetname ile merhume 1. vasiyetnamesini iptal etti. Bu safhadan sonra olgular hususunda taraflar arasında görüş ayrılığı mevcuttur. Şöyle ki: Davacıya göre merhume, hastalığı süresince Dr. Pertev ve Dr. Bolayır tarafından uzun bir süre tedavi edildi ve bu tedavinin masrafı davalılar tarafından karşılanmadı. Ayırca davacıya göre davalılar merhumenin taahhüt senedi uyarınca bakımını yapmadılar ve yükümlülüklerinin bir kısmını yerine getirmediler. Davacıya göre merhume hayatta iken davalılardan sık sık şikâyet etti ve isimlerine kaydettiği tarlanın kaydını iptal edeceği arzusunu izhar etti. Davalılara göre ise taahhüt senedi altındaki tüm vecibelerini eksiksiz yerine getirdiler ve dolayısıyle davacı ileri sürdüğü iddialarını kanıtlayamadı. Yapılan duruşma sonucu İlk Mahkeme tarafların ve çağırdıkları tanıkların şahadetlerini esaslı bir şekilde inceledikten sonra davacının yukarıda özeti verilen iddialarını kanıtlayamadığı sonucuna vardı ve davacının davasını reddetti. Davacı, bu karardan istinaf etti. Dosyalanan istinaf ihbarnamesi gayet detaylı bir şekilde altı sebep içermekle birlikte aslında tüm bunları bir ana başlık altında toplamak mümkündür. Şöyle ki: Davacıya göre İlk Mahkeme kendine ve şahidine inanmayıp davalılara ve şahitlerine inanmakla ve dolayısıyle davasını reddetmekle hata etmiştir. İstinafın duruşmasında İlk Mahkemenin hata ettiğini göstermek için davacı 3 ayrı spesifik olaya atıfta bulunmuştur. Bunlar özetle merhumenin sağlığında sözü edilen tarlasını geri alacağına dair arzu izhar ettiği, davalıların 1978’den sonra merhumeye gerektiği şekilde bakmadıkları ve özellikle merhumenin 2. vasiyetnameyi yapmak ve bununla 1. davalıya 1. vasiyetnamesi ile verdiğini geri almakla ona karşı olan kırgınlığını gösterdiği olaylardır. Görülebileceği gibi davacının tüm yakınması İlk Mahkemenin kendisine ve şahidine inanmamasından kaynaklanmaktadır. Geçmiş birçok kararlarımızda üzerinde vurgulayarak söyeldiğimiz gibi hangi şahitlere inanıp hangi şahitlere inanmama konusunda İlk Mahkemeler Yargıtaya oranla daha avantajlı durumdadırlar ve bu yüzden Yargıtay bu konularda İlk Mahkemelerin yaptığı bulgulara müdahale etmekte son derece çekingendir. İlk Mahkemelerin bu konuda yapmış oldukları bulgulara müdahale edilebilmesi için onların yanıldıkları hususunda Yargıtay’ın kesin bir şekilde ikna edilmesi gerekir. Bu da ancak güçlü şahadet veya aksi iddia edilemiyecek belgesel şahadetle mümkün olabilir. Önümüzdeki meselede böyle bir kanıtlamanın davacı tarafından yapıldığını söylemek son derece zordur. 1978 yılında ölüm tarihi olan 26.7.1982 tarihinde kadar merhumenin bakımı davalılar tarafından arzu edilir bir şekilde yerine getirilmemişse merhumenin bu konuda sükut kalıp fiili birşey yapmamasını anlamak imkânsızdır. Keza 3.1.1979 tarihinde merhumenin davalı 1 lehine vasiyetname de yapması davacının bu konudaki iddialarını hiç olmazsa o tarihe kadar çürütmektedir. Davacının üzerinde ısrarla durduğu 2. vasiyetname merhumenin ölümünden ancak 22 gün evvel yapıldı ve anladığımız kadarı ile bu vasiyetname halen dava konusudur. Bu nedenle bu konuda bu safhada daha fazla birşey söylemeyi uygun görmüyoruz. Akla başka sorular de gelmektedir. Örneğin, taahhüt senedine davacı, hataya olduğu sürece sözü edilen tarlayı ve içindeki zeytin ağaçlarını dilediği gibi kullanma veya icar etme hakkını kendine bırakmıştı. Şayet davalılardan şikâyetçi idi ise, hiç olmazsa sözü edilen tarala ve ağaçları icar edebilirdi. Bunun yapmaması davalılara karşı varolduğu iddia edilen memnuniyetsizlik iddiası ile çelişki arzeder. Ayrıca şayet ikinci bir vasiyetname yapacak kadar davalılara veya davalı 1’e karşı kırgın idiyse vasiyetnameyi yapabildiği gibi bir davanın açılması yolunda bir takım fiili hareketlerde de bulunabilirdi. Meseleye hangi açıdan bakılırsa bakılsın davacı ve şahitlerine inanmamakla İlk Mahkemenin hata etmediği açıktır. Bilâkis davalılar inanmakla doğru ettiği inancındayız. Sonuç olarak bir hususa değinmek istiyoruz. Bu tip bir davanın davacı tarafından açılıp açılamayacağı hususu İlk Mahkemede konu edilmedi. Dava olgular üzerinde reddedildi. Bu nedenle davacının böyle bir davayı ikame edip edemiyeceği konusunda daha faza birşey söylememeyi uygun bulduk. Sonuç olarak istinaf reddolunur. İstinaf masrafları istinaf eden tarafından ödenecektir.(Salih S. Dayıoğlu) (Celâl Karabacak) (Taner Erginel) Yargıç Yargıç Yargıç7 Ekim 1988
Full & Egal Universal Law Academy