-D.22/97 Yargıtay/Hukuk:72/96
(Dava No: 1365/94; Magosa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti:Taner Erginel, Mustafa H. Özkök, Gönül Erönen.
İstinaf ed-en: Ömer Göçmen, Lefkoşa
- (Davalı)
-ile
-Aleyhine istinaf edilen: 1. Yusuf Yurtkorur'un Tereke İdare Memuru
sıfatı ile
-a) Olavan Yurtkorur, Magosa,
b) Hatice Zeybek Magosa ve diğerleri
(Davacılar)
A r a s ı- n d a.
-
Magosa Kaza Mahkemesinin 1365/94 sayılı davada 28.6.1996 tarihinde verdiği karara (Erdal Kadıoğlu Kaza Mahkemesi Başkanı, Ahmet Kalkan Kaza Mahkemesi Yargıcı) karşı Davalı tarafından yapılan istinaftır.
-
İstinaf eden namına: Avukat Hasan Balman
-Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Tevfik Pilli tarafından Avukat T. Mut.
-
H Ü K Ü M
Taner Erginel : İşbu istinafın hükmünü sayın Yargıç Gönül Erönen okuyacaktır.
Gönül Erönen: Olavan Yurtkorur ve Hatice Zeybek, Yusuf Yurtkorur'un terekesinin Tereke İdare Memurları olarak, Davacı No 2 Olavan Yurtkorur şahsen, Davacı No 3, 4 -ve 5 olan küçükler yasal varisleri ve/veya en yakın arkadaşları anneleri Olavan Yurtkorur vasıtası ile, Davalı aleyhine 3.8.1994 tarihinde ikame ettikleri bu davada, 3.4.1994 tarihinde Gazi Mağusa-Karpaz Anayolunun 7-8. milleri arasında meydana gelen kazad-a Yusuf Yurtkorur'un ölümü ve Davacı No 4 ve 5'in almış oldukları bedensel yaralar nedeni ile uğradıkları özel ve genel zarar ziyan için lehlerine hüküm verilmesi isteminde bulundular.
Davalı, 23.1.1995 tarihinde dosyalanan müdafaa takririnde Davacıların- iddialarını reddederek söz konusu kazanın tamamen Yusuf Yurtkorur'un yasalara olan riayetsizliği, ihmalkârlığı veya trafik kurallarını ihmalinden meydana geldiğini ileri sürmüştür.
Davanın duruşmasında Davacılar, 8 tanık dinletmişler ve 3 adet emareyi d-e Mahkemeye ibraz etmişlerdir. Davalı ise davanın duruşması sırasında Mahkemeye şahadet vermemiş ve leyhine 1 tanık dinletmiştir.
Alt Mahkeme, önündeki olgulara göre dava konusu kazanın aşağıdaki şekilde meydana geldiği hususunda bulgu yapmıştır:-
"İnand-ığımız şahadet ve emare 2 kroki ışığında kazanın 3.4.94 tarihinde saat 7.00(19.00) raddelerinde müteveffa Yusuf Yurtkorur'un V717 plâkalı Ford Cortine marka aracı ile içerisinde eşi Olavan yurtkorur ve çocukları olduğu halde Mağusa istikametine doğru seyre-tmekte olduğu bir esnada Mağusa - Karpaz anayolu üzerinde 7-8. milleri arasında Aygün yol kavşağı yakınında önünde seyretmekte olan bir aracı geçtikten ve bir müddet gittikten sonra müteveffanın önünde seyreden davalının AG009 plâkalı aracı ile kendi önünd-eki aracı geçmek için yolun sağına geçmesi ve bu esnada arkadan gelen müteveffanın aracı ile bankete düşerek davalının aracı ile davalının önündeki aracı geçmeye çalışması ve tekrar yola çıkmak için direksiyonu sola kırması neticesinde direksiyon hakimiyet-ini kaybederek yolu kroslamak suretiyle yolun karşı tarafına geçerek yolun karşı tarafındaki ağaçlara çarpması sonucunda meydana geldiğine ilişkin bulgu yaparız."
Bidayet Mahkemesi, huzurunda sunulmuş olan şahadeti değerlendirerek gerek Davalının gerekse -müteveffa Yusuf Yurtkorur'un kazanın oluşumunda sorumluluk oranlarını %50 olarak tesbit etmiştir.
İlk Mahkeme, 3.10.1994 tarihinde Sağlık Bakanlığı vasıtasıyle KKTC'nin davaya 3. şahıs olarak katılması konusunda emir vermesine rağmen, Davalının 3. Şahıs- aleyhine gerekli prosedürü başlatmadığını ve duruşma esnasında 3. şahıs aleyhine herhangi bir iddiada da bulunmdığını belirterek Davalının mukabil talebini reddetmiştir.
Özel ve genel zarar ziyan ile ilgili istemleri inceleyen Bidayet Mahkemesinin değer-lendirmiş olduğu hususları şöyle sıralayabiliriz.
Davacı No 1 müteveffa Yusuf Yurtkorur'un Terekesi Tereke İdare Memurları, müteveffaya ait V717 plakalı aracın kazadan sonra hurda haline geldiğini iddia ederek aracın değeri olan 70.000.000TL ile cenaze ma-srafı için yaptığı 15.000.000TL özel tazminat talep etmektedir. Davacı 2,3,4,5'in ise özel tazminat ile ilgili talepleri bulunmamaktadır. Kaza sonrası aracın uğradığı hasarı 50.000.000TL olarak saptayan Mahkeme, cenaze masrafları ile ilgili şahadet ibraz -edilmediği cihetle bu konudaki özel tazminatı reddetmiştir.
Genel tazminat ile ilgili istemleri incelerken müteveffanın ölüm tarihinde 35 yaşında olduğunu, eşi Olavan Yurtkorur'un da 35 yaşında olduğunu, küçük Canbulat Yurtkorur'un 6, küçük Selma Yurtkor-ur'un 10, küçük Zehra Yurtkorur'un ise 11 yaşında olduğu hususunda bulgu yaparak bu kişilerin müteveffanın ölümü sonucu bakımına muhtaç kişiler oldukları hususunda bulguya varmıştır. Müteveffanın inşaat yapıcısı, yapıcı ustası olduğu ve aylık gelirinin tak-riben 15.000.000TL olduğu hususunda bulguya varmıştır. Bidayet Mahkemesi bu konulardaki bulgusuna müteveffanın birlikte çalıştığı tanık Mehmet Taş ile tanık Salih Nino'nun şahadetlerine inanarak varmıştır.
Bu hususları belirttikten sonra Alt Mahkeme, ale-yhine istinaf edilen Davacıların genel tazminat ile ilgili istemlerini incelemiştir. Bidayet Mahkemesi hayat intizarı kaybı nedeni ile ilgili Davacı No 1 Terekeye ödenmesi gereken tazminatı saptarken içtihat kararlarından da faydalanarak özellikle Hukuk/İs-tinaf 5/75 sayılı kararda vaz edilen prensipleri uygulamayı uygun görmüştür.
Bidayet Mahkemesi genel tazminatı tesbit ederken belirtilen içtihat kararının 17. sayfasında bulunan şu prensipleri uygulamıştır.
"Tazminat tesbit edilirken ilk önce yapılacak -hususlar ölünün ölüm gününde kazancının ne olduğu ve duruşma gününde kazancının ne olabileceğini tesbit etmektir. Bu yapıldıktan sonra ölenin kazancından yardım görenlere yaptığı yıllık yardım miktarını tesbit etmek gerekir. Yapılan yıllık yardımın miktarı- tesbit edildikten sonra yardım görenlerin ölüm sebebi ile sağladıkları herhangi bir yıllık maddi yararı da tesbit etmek gerekir. Maddi yarar maddi zarara mahsup edilir, geri kalan yıllık miktar yukarıda belirtilen prensipleri uygulayarak yardım görenler-in tüm zararlarını sağlamak amacı ile yıllık yardım miktarını uygun bir çoğaltıcı rakamla çarparak yekün bir miktar tesbit edilir. Bu yapılırken esas gaye ölen ölmemiş olsaydı ölünceye kadar yardım görenlere yaptığı yardım miktarını yekün bir miktar olara-k sağlamaktır."
Bidayet Mahkemesi, müteveffanın ölüm tarihinde yıllık kazancını 180 milyon TL olarak bulduktan sonra müteveffanın sağlığında bu miktarın %30'unu şahsına geriye kalanı ise bakımına muhtaç kişilere harcadığını dikkate alarak müteveffanın ö-lüm tarihindeki yıllık yardım miktarının 126 milyon TL'sına tekabül ettiği hususunda bulguya varmıştır.
Bunun akabinde Bidayet Mahkemesi müteveffanın duruşma tarihinde kazancının ne olabileceğini tesbit etme yönüne gitmiştir. Müteveffanın ölüm tarihi ola-n 3.4.1994 tarihinden duruşma tarihi olan 9.11.1995 tarihine kadar 1 sene 7 aylık bir süre geçtiğini, keza müteveffanın sağlık durumunun iyi olduğunu, istikbalde elde edilecek kazancın olup olmıyacağı, olacaksa bunun ne olabileceği hususunun lâyihalarda ye-r almadığını, bu kazancının yıllara göre artış kaydedebileceği hususunda huzurunda herhangi bir iddia olmadığı nedeniyle müteveffanın sağlık durumu ve istikbaldeki kazancının yıllara göre artış gösterip göstermeyeceği hususunda herhangi bir bulguya varamam-ıştır.
Bu durumda müteveffanın gelirinin istikbalde artacağına ilişkin herhangi bir bulguya varamayan Bidayet Mahkemesi, müteveffanın ölüm tarihindeki yıllık yardım miktarını duruşma tarihi itibarı ile de aynı kabul ederek bakıma muhtaç kişilerin yıllık y-ardım miktarını bu şekilde saptama ve değerlendirme yönüne gitmiştir. Ölüm tarihindeki yıllık yardım miktarını 126 milyon TL olarak tesbit etmiş olan Bidayet Mahkemesi, bakıma muhtaç kişilerin müteveffanın ölüm tarihinden duruşma tarihine kadar olan süre i-çerisinde mahrum oldukları toplam miktarının 199.500.000TL.'sına baliğ olduğu hususunda bulguya varmıştır. Bundan sonra müteveffanın ölümü nedeniyle Davacıların uğramış oldukları genel zarar ziyanın toplam olarak hesaplanabilmesi için duruşma tarihi itibar-ıyle kabul ettiği 126 milyon TL yıllık yardım miktarına uygulanacak rakamın tesbiti yönüne gitmiştir. Özellikle Yargıtay/Hukuk 27/78 ile Birleştirilmiş Yargıtay/Hukuk 23-24/94 sayılı Yargıtay kararlarında vaz edilen prensipleri uygulayan Bidayet Mahkemesi -buradaki prensipleri göz önünde bulundurarak çoğaltıcı rakamı 15 olarak saptamanın makul ve adil olduğuna kanaat getirmiş ve bu konuda bulguya varmıştır. Buna göre daha önce duruşma tarihi itibarıyle kabul ettiği 126 milyon TL yardım miktarını 15 ile çarpa-rak çoğaltmış elde ettiği rakamı ölüm tarihi ile duruşma tarihi arasındaki yardım miktarına ekleyerek, toplam rakamdan Terekeye ödenecek hayat intizarı kaybından doğan tazminat miktarı olan 120.000.000TL'nı tenzil ederek, neticede bakıma muhtaç kişilere ö-denecek genel tazminat toplamının tam mesuliyet esası üzerinden 1,969,500,000TL olduğu hususunda bulguya varmıştır.
Alt Mahkeme, Davacı 1'e ödenecek olan özel tazminat miktarını 25,000,000TL olarak tesbit ettikten sonra, müteveffanın kazanın oluşumunda %-50 nisbetinde kusuru olduğunu gözönünde tutarak, 1,950,500,000TL genel tazminat miktarını %50 azaltarak, müteveffanın bakımına muhtaç kişilere ödenecek toplam tazminat miktarının 984,750,000TL'sına baliğ olduğu hususunda bulguya varmıştır.
Müteveffanın öl-üm tarihinde dul eşi olan Olavan Yurtkorur'un 35 yaşında olduğunu, çalıştığı için belli oranda bir geliri olduğunu ve yeniden evlenme şansının olduğunu, küçük Zehra Yurtkorur'un 11 yaşında küçük Selma Yurtkorur'un 10 yaşında kız çocukları ve öğrenci oldukl-arını, küçük Canbulat Yurtkorur'un 6 yaşında öğrenci olduğunu ve tüm çocukların bakıma muhtaç olduklarını dikkate aldıktan sonra tazminatın bakıma muhtaç kişiler arasında aşağıdaki şekilde bölüştürülmesini adil ve uygun görmüştür. Alt Mahkeme Olavan Yurtko-rur'a 160,000,000TL, Zehra Yurtkorur'a 260,000,000TL, Selma Yurtkorur'a 260,000,000TL, Canbulat Yurtkorur'a 304,750.000TL genel tazminat ödenmesi gerektiği hususunda bulguya vararak bu doğrultuda hüküm vermiştir.
Davacı No.4 ve 5'in meydana gelen kazada -bedensel yaraları ile ilgili genel tazminat isteminde bulunduklarını gözönünde bulunduran Bidayet Mahkemesi bu konuyu incelemiş ve Davacı 4 Selma Yurtkorur'un kaza neticesinde Sağ köprücük kemiğinin kırıldığını, gördüğü tedavi sonucunda tamamen iyileştiğin-i, her kırıkda olduğu gibi zaman zaman ağrı yapabileceğini, fonksiyonel olarak hiçbir kaybı olmadığını ve olamayacağını sabit gördükten sonra, aldığı yaralar neticesinde bir müddet acı ve ızdırap çektiğini, yaralarının tamamen iyileştiğini ve fonksiyonel k-aybı olmadığını, benzer yaralanmalarda verilen tazminat miktarlarının ülkemizdeki enflasyon nedeniyle Türk Lirasının yabancı paralar karşısındaki satın alma gücünün düşeceğini de dikkate aldıktan sonra Davacı 4'e ödenmesi gereken tazminat miktarını 35,000,-000TL olarak saptamıştır. Davacı 5 Zehra Yurtkorur'un kaza sonucu sol ayağında yaygın yumuşak doku travmasına bağlı acı ve ızdırap çektiği, kalıcı hiçbir arazı olmadığı, tamamen iyileştiği, noktasından hareketle Davacı 5'in yaşını, yaralarının ciddi olmadı-ğını, sadece acı ve ızdırap çektiği hususlarını ve tazminatın saptanmasındaki prensipleri dikkate aldıktan sonra Davacı 5'e ödenmesi gereken genel tazminatı 10,000,000TL olarak saptamış olup bu doğrultuda bulguya varmıştır.
Davalının (istinaf eden) bu k-arardan istinaf etmesi üzerine Davacılar (aleyhine istinaf edilenler) mukabil istinaf dosyaladılar.
Taraflar istinafın duruşması sırasında Bidayet Mahkemesinin %50 kusur konusunda varmış olduğu bulguları benimsediklerini belirterek, ihmalkarlık ve çoğaltı-cı rakam ile ilgili konulardaki karşılıklı istinaf sebeplerini geri çektiler.
Davalının 13 istinaf sebebi olmakla beraber tarafların ihmalkarlık, kusur oranı ve çoğaltıcı rakam ile ilgili hususlarda anlaşmaları neticesinde 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8 ve 13. is-tinaf sebepleri geri çekilmiş bulunmaktadır. Bunun üzerine istinaf eden Davalı, 9. 10. 11. ve 12. istinaf sebeplerine ilişkin Mahkemeye hitapta bulunmuştur. Davalının 9. 10. 11. ve 12. istinaf sebepleri aynen şöyledir:-
9. istinaf sebebi: Alt Mahkeme müte-veffanın geliri ile ilgili olarak Mehmet Taş ve Salih Nino'nun şahadetlerini yanlış değerlendirdi.
10. istinaf sebebi: Alt Mahkemenin davalının aylık kazancının 15,000,000TL olduğu şeklindeki bulgusu verilen şahadetle terstir.(see D2/95 p5, p7 ,p8)
11. i-stinaf sebebi: Alt Mahkemenin %50 sorumluluk bulgusundan sonra hayat intizarı için terekeye kesinti yapmadan verilen, 120,000,000TL yanlıştır.
12. istinaf sebebi: 15,000,000TL'sının %30'unun Davalı tarafından kendisine harcandığı hususu şahadetle destekl-enmemektedir. %40'nın müteveffa tarafından kullanıldığı şeklinde şahadet vardır veya bulgu yapma imkanı vardır.
İstinafın duruşması safhasında geri çekilen istinaf sebeblerinden sonra Davacıların geriye kalan mukabil istinaf konuları şöyledir:
1. İlk Mah-kemenin tespit ettiği hayat intizarı tazminatı alenen azdır ve Yüksek Mahkemenin vereceği hüküm günündeki kur üzerinden tesbit edilmesi gerekir.
2. Müteveffanın kazancının %30'nu kendisine diğer kısmını ise eş ve çocuklarına harcadığı yönündeki bulgus-u huzurumuzdaki şahadet ışığına hatalıdır.
3. Müteveffanın kazancını duruşma tarihindeki kazancına göre tespit etmeyip ölüm tarihindeki kazancına göre değerlendirme yapmakla hata etmiştir.
4. Müteveffanın kazancının para değerindeki düşüşü gidermek amac-ıyle Yüksek Mahkemenin hüküm günündeki değerler üzerinden tespit edilmesi gerekmektedir.
Sorumluluk ve ihmâlkarlıkla ilgili istinaf sebeplerinin geri çekilmesiyle Davalının geriye kalan istinaf sebepleri daha çok Alt Mahkemenin tazminat tesbitinde takdi-r yetkisini yanlış kullandığına ilişkindir.
Bidayet Mahkemesi, kararının bir kısmında Müteveffanın kazancı, aylık geliri ve harcamaları ile ilgili şöyle demiştir:-
"Müteveffanın sağlığında yapıcılık mesleği ile iştigal ettiği yukarıdaki tanıkların şahad-etlerinden açıklıkla görülmektedir. Esasen huzurumuzda bu hususun aksine herhangi bir şahadet mevcut değildir.
Yukarıda belirttiğimiz tanıkların şahadetleri ışığında müteveffanın ölmeden önce yapıcılık mesleği ile iştigal ettiğine ilişkin bulgu yaparız.
Mü-teveffanın ölümden önce aylık gelirinin ne olguğu ve bakımına muhtaç kişilere ne kadar yardım yaptığına gelince
..............
Davacılar tanıkları Mehmet Taş ile Salih Nino'nun inandığımız şahadetleri ışığında müteveffanın ölüm tarihinde yapıcılık mesleği-nden elde ettiği aylık kazancı 15,000,000 Türk Lirası olarak saptamayı uygun ve adil bulduk ve bu hususta bulgu yaparız.
.................
Müteveffanın yapıcı ustası olduğu, arabası bulunduğu arabası ve mesleği için zorunlu harcamalar yapması gerekeceği i-çki gibi zevklerine belli bir harcamada bulunacağı, diğer şahsi (giyim, ayakkabı v.s)ihtiyaçları için gerekli olabilecek harcamalarını da dikkate aldıktan sonra müteveffanın aylık gelirinin %30.unu şahsına, geriye kalan miktarı ise bakımına muhtaç kişilere- harcadığı şeklinde saptamada bulunmayı adil ve uygun bulduk ve hususta bulgu yaparız."
Müteveffanın kazancı, aylık geliri ve harcamaları ile ilgili yukarıda 9. 10. ve 12. istinaf sebebleri olarak sıralanan bu hususlarda karar veren Alt Mahkemenin belirtt-iği görüşlere ve bulgulara varması için huzurunda yeterli şahadet bulunduğu görüşündeyiz. Bu konuda takdir yetkisine ve davayı dinleyip tanıkları izleme fırsatına sahip olan Alt Mahkemenin bulgularına müdahalemizi gerektirecek nitelikte adaletsizlik veya h-ata yapıldığına kani olmadık.
Davalının 9. 10. ve 12. istinaf sebeplerinde başarılı olmadığı görüşü ile bu istinaf sebepleri ile ilgili daha fazla birşey söylemeye gerek duymuyoruz.
Bu durumda Davacıların mukabil istinafta tazminat miktarının tesbiti -ile ilgili yapmış oldukları iddia ve taleplere ve Davalı avukatının Davacıların mukabil istinafına verdiği cevaba geçmemiz gerekir.
Davacılara göre Alt Mahkeme, müteveffanın ölüm tarihinde değil duruşma tarihindeki gelirinin ne olabileceğini dikkate almal-ıydı. Bu husustaki iddilarını desteklemek açısından Birleştirilmiş Y/H 23-24 (D.2/95) ve Y/H 65-66/90 (D.16/92)'ye ve Y/H 56/93 (D.10/94) kararlarına atıfta bulunmuştur.
Davacılar avukatı, enflasyonun yarattığı anomaliler ve Türk parasının alım gücünün -azalmasında yaptığı olumsuz etkiyi de dikkate alarak, Bidayet Mahkemesinin duruşma gününde sterlini baz alıp, duruşma gününde sterlinin Türk Lirası karşılığını bularak bir artırmaya gidebileceğine değinmiş, bu şekildeki hesaplamanın gerçek adalete ulaşılma-sı için yeterli olacağını, belirtmiştir.
Y/H 56/93 (D.10/94) sayfa 5 de şöyle denmektedir:-
"Bu nedenle İlk Mahkemenin karar verdiği tarihte saptadığı tazminat miktarı doğru ise İstinaf Mahkemesinin buna müdahale etmemesi gerekir. Ancak son zamanlarda pa-ra değerinde o kadar süratli düşüş olmaktadır ki bu ilkeye bağlı kalmak da adaletsizliklere neden olmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi tazminat tespitinde önemli olan temel ilkenin doğru uygulanması ve sağlıklı bir sonuç vermesidir. Bu da haksızlığa uğr-ayanın mümkün olduğu ölçüde haksızlığa uğramamış duruma getirilmesi ve haksızlık yapanın ödüllendirilmemesi ile mümkün olur. Bazen İlk Mahkemenin karar tarihi ile istinafın karar tarihi arasında para değerindeki düşüş o kadar fazla olmaktadır ki bunu dikka-te almamak ve bu devrede ortaya çıkan kaybı gidermemek temel ilkenin ihlâli sonucunu doğurmakta ve dolayısıyle tüm tazminat verme işlemini anlamsız hale getirmektedir. Bu nedenle adaletsizliği önlemek ve temel ilkeye uygun bir sonuç alınmasını sağlamak içi-n İlk Mahkemedeki karar tarihi ile istinaftaki karar tarihi arasında para değerindeki düşüşü giderecek bir artış yapmanın gerekli olduğu görüşündeyiz."
Davalıya göre, Davacıların 3. ve 4. istinaf sebeblerinin dayanağı olan 56/93 D.10/94 sayılı istinaf ko-nusunun mukabil istinaf konusu ile hiçbir bağantısı ve benzerliği yoktur. Y/H 56/93 sayılı davada ihtilâf konusu bir akit ihlâlinden kaynaklanmıştır. Akit ihlâllerinde tazminat tesbitindeki takdir yetkisi farklı prensiplere dayanmaktadır. Akit ihlâllerinde- tazminat miktarını kuruşu kuruşuna saptama olanağı vardır. Halbuki haksız fiillerde ve bilhassa trafik kazalarından doğan tazminatlar da yapılan tesbitler, takribi ve tahminidir ve zarara uğrayanı sanki zarara hiç uğramamış gibi (restitutio in integrum)bi-r konuma koymak prensibi uygulanamaz ve uygulanmaması gerekir. Her meselede bu prensip uygulamaya konulamayacağı gibi, bilhassa haksız fiiller meselelerinde böyle bir prensibi uygulamaya koymak adaletsizlik yaratır.
Restitutio in integrum prensibi akitl-erde olduğu gibi haksız fiillerde de uygulanmakla birlikte aynı kesinlikte uygulanması mümkün değildir. (Bak bu konuda Mayne & McGregor on Damages 12. Baskı sayfa 6) Bir akit meselesinden doğan zarar ziyan ile bir haksız fiilden doğan zarar ziyan miktarını-n tesbiti, muhakkakki farklı ölçüler, farklı hukuki prensipler, farklı açılardan, farklı değerlendirmeye tabi tutularak yapılmalıdır.
Akitten doğan zarar ziyanın rakamını belirleyebilmek için taraflar arasındaki ilişkilerin türü, yapılan ve yapılmayan iş-lemler, hareketler ve kullanılan sözler, teati edilen belgeler v.s. hususlar, rakamı belirleyici faktörlerdir. Tüm bu faktörlerin tesbiti ise kesin bir tazminat rakamını ortaya çıkarabilmektedir. Halbuki haksız fiillerden doğan zarar ziyanlar bu hukuk dalı-ndaki prensipler çerçevesinde, daha esnek ve soyut ölçüleri kapsayan, keza manevi ve maddi kayıp ve zararlar içeren hususlara dayanmaktadır. Örneğin hayat intizarı kaybı, haksız fiilden doğan manevi çöküntü, ızdırap veya şok gibi hususlar. Büyük ölçüde bu -faktörlerin rakamsal açıdan değerlendirilmesi yargıcın takdirine kalmıştır. Dolayısıyle haksız fiilden dolayı meydana gelen zarar ziyan tazminatının tesbitinde akitlerde uygulanan ölçüleri aynı kesinlikte kullanmak mümkün değildir.
Gerek akitler gerekse -haksız fiil tazminatlarında dikkate alınan faktörler arasındaki tek benzerlik ise, Türk Lirasının diğer para birimleri karşısındaki güçsüzlüğü nedeniyle verilen tazminatın ödendiği tarihteki gerçek alım gücündeki anomaliler veya düşüşlerdir. Bu durumlarda -Mahkemece öngörülen ve uygun bulunan tazminat miktarları, meydana gelen zararı telâfi etmek açısından amacına ulaşmamaktadır. Bu anomalilere karşı koyabilmek ve adaleti sağlayabilmek için Mahkemelerin gerekli düzenlemeye ve uygulamaya gitmesi gerekir.
Bu- düzenleme ve uygulama, akit ihlâllerinde Y/H 56/93 D.10/94'de belirtildiği şekilde, haksız Fiillerde ise, Yargıtay/Hukuk Birleştirilmiş 65-66/90 D.16/92 sayılı kararda belirtildiği şekilde ve yaklaşımla olmaktadır.
Yargıtay/Hukuk 65-66/90 (D.16/92) sayı-lı davada sayfa 5 'de şöyle denmektedir:-
"İstinaf edenin 3. istinaf sebebine gelince Yargıtay/Hukuk 59/90'da (D.11/92) oyçokluğu ile verilen kararda belirtildiği gibi bu gibi hallerde verilecek tazminatın sterlinin istinafın hükmünün verildiği gündeki d-eğeri üzerinden saptanması gerekir. Ancak bu istinafta istinaf edenin talebi sterlinin Alt Mahkemedeki duruşma günü yerine hüküm günündeki sterlin değerinin esas alınmasına ilişkindir. Yukarıda atıfta bulunulan Yargıtay/Hukuk 59/90'da verilen ilkeler çerçe-vesinde istinaf eden bu talebinde de haklıdır. Bu nedenle 11,000 sterlinin hükmün verildiği 21.6.1990 tarihindeki Resmi Kur değeri esas alınarak saptanması gerekirdi".
Yargıtay/Hukuk 65-66/90 (D.16/92) sayılı davada iktibas edilen Y/H 59/90 D.11/92 sayıl-ı dava, yine bir akit ihlâlinden doğan bir tazminat talebi ile ilgilidir. Yargıtayın, 59/90 sayılı davadaki tazminat konusuna, (yukarıda değinilen ve yine akit ihlâlinden kaynaklanan 56/93 sayılı davadaki yaklaşımdan farklı), değişik bir yaklaşımı vardır. -Yargıtay/Hukuk 59/90 sayılı davada Yargıtay "restitito in integrum" diye bir uygulamaya gitmemektedir. 59/90 sayılı davada Yargıtay, tesbitin enflasyon nedeniyle alım gücündeki eksiklikten doğan adaletsizlikleri gidermek amacıyle Türk Lirasının alım gücünü- güçlendirecek bir formül bulmaya çalışmaktadır.
Bu formül, Alt Mahkemenin karar gününde verilecek bir tazminatın stabil bir para birimi olan sterlini baz alarak, günün koşullarına ve istinaf edenin talebine göre aradan geçmiş olabilecek uzun zaman dilim-inde, Türk parasının uğradığı veya uğrayacağı kaybı önlemek için istinafın karar günündeki Türk parasının sterlin karşısında rayiç bedeline göre rakamı yeniden tesbit etmek de olabilir.
Y/H 59/90 (D.11/92) sayılı davada Sayın Yargıç Ergin Salâhi sa-yfa 11 de şöyle demiştir:-
"....Yerleşmiş hukuk ilkesine göre bazı istisnalar dışında, makul tazminatın hesaplanmasında sözleşmenin ihlâl tarihi esas alınarak çarşı fiyatı göz önünde bulundurulmak suretiyle makul bir tazminat kararlaştırılmaktadır. Ancak -bu genel ilkeden, daha az düzeyde enflasyon oranı yaşanan ülkelerde bile adaletin tecellisi için Mahkemelerin, uygun ve münasip hallerde, ayrılarak daha ileriki bir tarihi esas aldıkları görülmektedir."
Yukarıda alıntısı yapılan davada, Sayın Yargıç Celâ-l Karabacak'ın karşıoyu ve oyçokluğu ile, İlk Mahkemece Davacı leyhine tespit edilen Türk Lirası zarar ziyan miktarı sözleşmenin ihlâl tarihindeki sterlinin, istinafın karar tarihindeki resmi kuru esas alınarak Türk parasına dönüştürülmüş ve zarar ziyan mi-ktarı bu şekilde yükseltilerek Alt Mahkemenin hükmü değiştirilmişti.
Yargıtay, bu prensibi Y/H 65-66/90 sayılı trafik kazasına ilişkin davada, verilen tazminat ile ilgili karardan dolayı yapılan istinafta, söz konusu tazminatın haksız fiilden kaynaklanan- bir tazminat davası olduğuna bakılmaksızın, uygulamıştır. Yargıtay/Hukuk 65-66/90 sayılı davadaki bu uygulama, Yargıtayın enflasyonun Türk parası üzerindeki etkisi konusunda adli ihbar alarak herhangi bir adaletsizliği önlemek için uygun gördüğü bir çare- olarak anlaşılmaktadır.
Bir çok meselelerde davanın gerek Alt Mahkeme gerekse istinaf safhasında sonuçlandırılmasındaki gecikmeler TL olarak tazminat talep eden için haksızlık doğurmaktadır. Yargıtayın bu yaklaşımı ise adaletin tecellisini sağlayacak yö-ndedir. Diğer taraftan, alım gücündeki düşüş sorunuyla karşılaşmamak için hükmün sterlin olarak verilmesinin ve/veya yüksek tutulmasının bu anomaliyi ortadan kaldırabileceği argümanı da yapılabilir. Ancak bu yolun bir çare olarak görülmemesi gerekir çünkü -bu defa da abartılmış bir rakam ile gerçek zarar ziyanın ötesinde bir tazminat rakamı ortaya çıkacak ve bu da karşı tarafa haksızlık yaratmış olacaktır.
Bu nedenle Yargıtay/Hukuk 65-66/90 (D.16/92) sayılı davada uygulanan prensibi değiştirme gereği duym-uyoruz ve huzurumuzdaki meselede uygulanmasının adil bir netice sağlayacağı inancındayız.
Huzurumuzdaki meselede Davacı mukabil istinafında, sterlinin Alt Mahkemedeki 28.6.1996 tarihinde tespit edilen 1000 sterlinin muadili olan 120,000,000TL'nin istinafı-n karar günündeki sterlin değerinin esas alınarak belirlenmesine ilişkin talepte bulunmuştur.
Alt Mahkeme kararını 28.6.1996 tarihinde okumuştur. İlgili tarihte sterlinin Türk Lirası karşılığının 125.000TL civarında olduğunu dikkate aldığımızda Alt Mahkem-enin hayat intizarı kaybı nedeni ile 1000 sterlin civarında bir tazminatı uygun gördüğü ortaya çıkmaktadır. Alt Mahkemenin doğru prensipleri uygulamaya çalıştığı da görülmektedir. Ancak Alt Mahkemenin kararını açıkladığı tarihten bu güne kadar geçen zaman -dilimi, sterlinin muadili olan Türk Lirasının enflasyonun etkisiyle erozyona uğramasına neden olmuştur. 120,000,000TL'sının bugünkü alım gücü 360 sterlin civarındadır. Bu hususu dikkate alıp ve sterlinin bugünkü alım gücüne bakarak söz konusu miktarın Türk- Lirası karşılığının düzeltilmesi en doğru yol olacaktır.
- Alt Mahkemenin karar gününde 125.000TL civarında olan sterlinin bu günkü alım gücü takriben 330,000TL dir. 1000 sterlini bu rakam ile çarptığımızda ortaya çıkan meblağ 330,000,000TL civarında olacaktır. Bu nedenle Davacıların hayat intizarı nedeniyle Dava-lıdan alacağı tazminatın Alt Mahkemenin saptadığı miktar yerine yukarıda belirtilen meblâğa yakın bir rakamla değiştirilmesi uygun ve adil olacaktır.
-
Bu durumda Davacılar, 1 ve 2. mukabil istinaf sebeblerinde başarılı olmuştur. Davalının 11. istinaf sebebinin bu nedenle reddedilmesi gerekir.
Yukarıda belirttiğimiz prensiplerin Bidayet Mahkemesinin hükümünde verilen diğer zarar ziyan kalemlerine de u-ygulanması gerekmektedir:-
Bidayet Mahkemesi terekeye ödenecek hayat intizarı kaybından doğan tazminat miktarını tenzil ettikten sonra, bakıma muhtaç kişilere ödenecek genel tazminat toplamının, tam mesuliyet esası üzerinden 1,969,500,000TL olduğu, müteve-ffanın kazanın oluşumunda %50 nisbetinde kusuru nedeniyle %50 azaltarak, müteveffanın bakımına muhtaç kişilere ödenecek toplam tazminat miktarının 984,750,000TL'sına baliğ olduğu hususunda bulguya varmıştır. Bidayet Mahkemesinin karar tarihini esas alarak -bu rakamı 125,000TL ile böldüğümüzde takriben 7878 sterline eşit olduğunu görmekteyiz. Keza, 7878 sterlini 330,000TL ile çarptığımızda ortaya takriben 2,600,000,000TL çıkar. Bu durumda Davacılara verilecek olan toplam genel tazminatın, faizi hariç, 2,600,0-00,000TL civarına yaklaşan bir rakamla değiştirilmesinin adil olacağı görüşündeyiz.
Keza aynı şekilde Davacı 1 leyhine verilen 25,000,000TL özel tazminatın İlk Mahkemenin hüküm tarihinde 200 sterline baliğ olduğunu 200 sterlinin bugünkü alım gücünün is-e 65,000,000TL civarında olduğu dikkate alındığında, Davacı 1'e öngörülen özel tazminatın, faizi hariç, 65,000,000TL civarında bir rakamla değiştirilmesinin uygun ve adil olacağı görüşündeyiz.
Davacıların 2. mukabil istinaf sebebi, Davalının 12. istinaf- sebebinde olduğu gibi müteveffanın harcamaları ile ilgili orantılara ilişkindir.
Alt Mahkemenin müteveffanın harcamaları ile ilgili yaptığı yüzdelik hesapları takdir yetkisini kullanarak vardığı bir sonuçtur. Yukarıda da değindiğimiz gibi Bidayet Ma-hkemesinin takdir yetkisini kullanırken bu konudaki bulgularına müdahalemizi gerektirecek bir hatanın yapılmadığı gibi, Bidayet Mahkemesinin huzurunda bu kanıya varması için yeterli şahadet bulunduğu görüşü ile bu konudaki mukabil istinafı ret etmeyi uygun- görmekteyiz.
-Davacılar mukabil istinaflarının 3. ve 4. sebeplerinde Bidayet Mahkemesinin müteveffanın kazancını duruşma tarihine göre değil de ölüm tarihine göre değerlendirmekle hata ettiğini, keza müteveffanın kazancının Yüksek Mahkemenin hüküm günündeki değerler üz-erinden belirlenmesini talep etmektedirler. Buna cevaben Davalı, müteveffanın ileride gelirinin artmasının söz konusu olduğu ve ne olabileceği hususlarının lâyihalarda yer alması gerektiği halde bu iddiaların talep takririnde yer almadığını, bu nedenle Bid-ayet Mahkemesinin bu konuda herhangi bir bulguya varamadığını, neticede tesbit ettiği rakamın yeterli olduğunu iddia etmiştir.
-
Davalı bu iddiasını Yargıtay/Hukuk 5-6/86, (D.16/86) sayılı davada belirtilenlerle desteklemiştir. Bu kararda şöyle denmektedir:-
"Bu istinaf sebebi altında davalı 2'nin esas şikayeti İlk Mahkemenin takrirlerde yer alamayan ve esasa müteallik birer olg-u niteliğinde olan hususları dikkate alıp tazminatı saptadığıdır. Özetlemek gerekirse, davalı 2'ye göre davacılar talep takrirlerinde Hasan Cengiz için kaza tarihinde yıllık geliri 300,000TL olduğu iddia edilirken Mahkemenin sağlıklı bir yargıya varabilmes-i için müteveffanın istikbaldeki kazancının ne olabileceği hakkında sukût kalındı.
Talep takririnin en azından özeti yapılan şikâyet hususunda arzu edilir bir şekilde olduğunu söylemek oldukça güçtür. Her ne kadar da ilerideki kazançlar bir yerde spekülâti-f olmaktan öteye geçmiyorsa da bunlar hakkında hiç olmazsa bir iddiada bulunmak ve Mahkemeyi bunlar hususunda bulguda bulunmaya davet etmek gerekir. Yargıtay/Hukuk 5/86'nın talep takririnde 10. paragraf Hasan Cengiz'in "genç, dinamik, sağlıklı, güçlü kuvv-etli bir şahıstı ve mesleğinde ilerlenmesi beklenmekteydi" denmektedir. Bir kişinin mesleğinde ilerlemesi halinde maaşının da artacağı gerçeği herhalde yadsınamaz. Bu nedenle talep takririnde merhum Hasan Cengiz'in istikbaldeki kazancından hiçbir şekilde s-öz edilmediğini söylemek olası değildir.
................................................................................................... ...............
Bu talep takririnde Eşmene Cengiz'in ölüm tarihindeki aylık kazancı hakkında iddia varken onun ist-ikbalde kazancı olup olmayacağı veya olacaksa, bunun ne olabileceği hususunda hiçbir iddia yoktur. Bunun yokluğunda İlk Mahkemenin Eşmene Cengiz'in ileride kazancının ne olabileceğini dikkate alarak tazminat saptamasına olanak yoktur. Müstakbel kazanç kayb-ı ve buna ilişkin sair konularda talep takririnin nasıl hazırlanması gerektiği hususunda Bullen and Leake and Jacob'sta örnekler mevcuttur. Bu örneklerde yukarıda temas ettiğimiz hususların açıkça iddia edildiği görülecektir. Bak:- Bullen and Leake and Jac-ob's Precedents of pleadings, 12rd Ed. sayfa 436 ve 437.
Bu nedenle bu istinaf sebebinin kısmen kabul edilmesi gerekir".
Huzurumuzdaki meselede Davacıların talep takririnde müteveffanın muhtemel kazancının ne olabileceği konusunda hiç bir ibare, cümle ve-ya kelime yoktur. Bu durumda Alt Mahkemenin bu konuda herhangi bir neticeye varması mümkün değildi. Ayni konuda Alt Mahkeme huzurunda şahadet olması dahi durumu değiştirmemektedir. Çünkü Mahkeme layihalarla bağlıdır. Nitekim doğru ve yerinde bir kararla A-lt Mahkeme bulguya varmamıştır. Bu nedenle duruşma tarihi itibarıyle bakıma muhtaç kişilerin yıllık yardım miktarlarını saptarken Bidayet Mahkemesinin müteveffanın ölüm tarihindeki gelirini esas alarak saptaması hatalı değildir. Bu görüşlerle Davacıların 3-. istinaf sebebi ret edilmelidir.
Yukarıda belirttiklerimizin tümü ışığında, sonuç olarak, Davalı istinafında başarılı olamamıştır. Davalının istinafı bu nedenle ret edilir.
Davacıların mukabil istinaflarındaki 2. ve 3. sebepleri reddedilir.
Mukabil i-stinafın diğer sebeplerine gelince:-
Davacılar 1. ve 4. istinaf sebepleri altında başarılı olduklarından yukarıda belirttiğimiz prensipler çerçevesinde Alt Mahkemenin kararı aşağıdaki şekilde değiştirilir:-
Davacı 1 leyhine Davalı aleyhine bu güne kadar -birikmiş faizleri ile birlikte özel tazminat olarak 80,000,000TL ve müteveffanın hayat intizarı kaybı nedeniyle 330,000,000TL tazminattan ibaret bir meblağın ödenmesine,
Davacı 2 leyhine Davalı aleyhine bu güne kadar birikmiş faizi ile birlikte 550,000,0-00TL genel tazminat ödenmesine,
Davacı 3 leyhine Davalı aleyhine bu güne kadar birikmiş faizi ile birlikte 900,000,000TL genel tazminat ödenmesine,
Davacı 4 leyhine Davalı aleyhine bu güne kadar birikmiş faizi ile birlikte 800,000,000TL genel tazminat öden-mesine,
Davacı 5 leyhine Davalı aleyhine bu güne kadar birikmiş faizi ile birlikte 750,000,000TL genel tazminat ödenmesine,
-hüküm ve emir verilir.
Yukarıdaki miktarlara bugünden itibaren yasal faiz uygulanacaktır.
-
İstinaf masraflarını Davalı, Davacılara ödeyecektir.
Taner Erginel Mustafa H. Özkök Gönül Erönen
Yargıç Yargıç Yarg-ıç
29 Aralık 1997
-
-
-
-
Full & Egal Universal Law Academy