-D.12/97 Yargıtay/Hukuk 76/96
(Dava No:3705/94;Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Taner Erginel, Mustafa H. Özkök, Gönül Erönen.
İstinaf eden: Duman Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., -
Necatibey Cad., Demirciler sok., Hafızbey
Han, Kat 2, Karaköy, İstanbul
(Davacı)
-ile-
Aleyhine istinaf edilen: Hulusi Harper, Gelibolu Bölgesi,
12. sok. Pirgalı Apt. No:4, Lefkoşa
(Davalı)
A r a s- ı n d a.
Lefkoşa Kaza Mahkemesinin 3705/94 sayılı davada 26.3.1996 tarihinde verdiği karara (Hasan Sözmener Kaza Mahkemesi Yargıcı) karşı Davacı tarafından yapılan istinaftır.
İstinaf eden namına: Avukat Serhan Çınar adına Avukat Figen Ulutekin
Aleyh-ine istinaf edilen namına: Avukat Mustafa Asena ve Avukat Levent Celalettin.
--------------
H Ü K Ü M
Taner Erginel: Bu istinaftaki Mahkeme hükmünü sayın yargıç Gönül Erönen okuyacaktır.
Gönül Erönen: Davacı (istinaf eden) -Türkiye Cumhuriyetinde kayıtlı tüzel kişiliğe sahip bir anonim şirkettir.
Davacı talep takririnde; aralarındaki bir satış sözleşmesine istinaden Davalıya (aleyhine istinaf edilen) dava
konusu 10 adet PVC doğrama ve aksesuarını ceman 62 milyon Türk Lir-asına sattığını ve satış sözleşmesine uygun olarak söz konusu emtiayı 1.6.1994 tarihinde İstanbul'da FOB olarak gemiye teslim ettiğini, 31.5.1995 tarihli faturayı tanzim ederek Davalıya gönderdiğini, Davalının 8.6.1994 tarihinde KKTC'de mezkûr emtianın güm-rüğünü ödeyip teslim aldığını, ancak teslim alma tarihinde ödenmesi gereken satış bedelini ödemediğini iddia ederek, uğradığı faiz kaybı ile birlikte satış bedeli için hüküm talep etti. Davalı ise müdafaa takririnde Davacının iddialarını reddederek dava ko-nusu emtianın başka maksatlar için Saim Anlayışlı isimli bir kişi tarafından kendisine gönderildiğini iddia etmiştir.
Davanın duruşmasını müteakip Alt Mahkeme, Davacının taraflar arasında bir satış sözleşmesinin yapıldığı hususundaki ispat külfetini yerin-e getirmediği cihetle davasını reddetmiştir.
Davacı bu karardan istinaf etmiştir.
İstinaf sebepleri 3 başlık altında yazılmakla birlikte bunlar bir başlık altında toplanabilir. Şöyle ki;
Bidayet Mahkemesi huzurundaki tüm şahadet ve emareler ışığında d-avacı ile davalı arasında herhangi bir
satış sözleşmesinin yapılmadığı bulgusuna vararak davacı aleyhine hüküm vermekle hatalı hareket etmiştir.
Davacı davasını ispat etmek için bir tanık dinletmiş, Davalı ise kendisi şahadet vererek başka tanık çağırma-mıştır.
Davacı lehine şahadet veren tanık Ahmet Nurettin Gürpınar Davacı şirketin kurucularından olup Yönetim Kurulu üyesidir. Tanık, emare 1 olarak Ticari Sicil Gazetesinin 3.üncü sayfasını ibraz ederek 28.4.1987 tarihinde şirketin tescil
edildiğini -ispat etmiştir. Keza emare 2 olarak 4 sayfadan müteşekkil dava konusu mallarla ilgili faturayı, emare 3 olarak da konu malların gümrük belgesini ibraz etmiştir.
İlgili emareler ilk nazarda Davacının davasında haklı olabileceğini göstermesine karşın, Bida-yet Mahkemesi Davacının davasını reddederken, tarafların sözlü şahadetini incelediğini, bu şahadetin taraflar arasında herhangi bir karşılıklı görüşme olmadığını, aralarında herhangi bir satış sözleşmesinin olmadığını, Davalının tüm temaslarının Saim Anlay-ışlı isimli bir kişi ile olduğunu, dava konusu emtiayı adı geçen Saim Anlayışlı'nın isteği üzerine Davalıya gönderdiğini, gösterdiğine işaret etmiştir.
Huzurumuzda karar verilmesi gereken konu taraflar arasında bir satış sözleşmesinin var olup olmadığıdı-r.
İki kişi arasında gerek zımni(implied) gerekse açık (express) bir sözleşmenin var olup olmadığı ile ilgili hususlar Fasıl 149 Akitler Yasasının ilgili maddelerinde yer almaktadır.
Akitler hukukunun amacı en basit tabiri ile Chitty on Contracts kitabı-nın 21. baskısının ilk bölümün 1. sayfasının birinci cümlesinde şöyle ifade edilmektedir:-
"Undertakings enforceable by law. The law
of contract is concerned with those under
takings between man and man which the law
will, if necessary, enforce in case
-either of the parties fails to carry out
his bargain in order that the legitimate
expectation of the other in the realisation
of his object may not be defeated."
Huzurumuzdaki meselede Davacı davasını ispat etmek açısından ispat külfetini yerine get-irmek için ne gibi şahadet sunmuştur ?
Mahkeme huzuruna gelmeyen ve davaya dahil edilmeyen Saim Anlayışlı ile ilgili ileri sürülen iddialar Davalının müdafaa takririnin 1.inci paragrafında yer almaktadır.
Müdafaa takririnin 1.inci paragrafı şöyledir:-
-
"1. Davalı,Talep takririnin 1,2,3,4 ve 5'inci paragraflarındaki iddiaları kabul etmez ve Davalı ile herhangi bir zaman herhangi bir şart altında ve/veya şartta anlaşma yapmadığını dava konusu emtiaların Saim Anlayışlı ile Davalı arasındaki anlaşmaya göre -de mezkur mallar için Davalı herhangi bir bedel ödemek zorunda değildi. Ancak mezkur emtiaları Davalı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sanayi Fuarında, fuar süresince teşhir edecek ve tüm masrafı Davalı karşılayacaktı."
Duruşma safhasında sunulan ilgili ema-relerden de görüleceği gibi dava konusu mallar Davacı tarafından Davalı adına gönderilmiş olup, Davalı tarafından teslim alınmıştır. Bu belgeler üzerinde Saim Anlayışlı'nın ismi görülmemektedir. Bu kişinin taraflar arasındaki anlaşma ile ilgili taraf olduğ-u hususunda herhangi bir belirti görülmemektedir. Taraflar arasındaki emtia ithalinin gerçekleşmesinde Saim Anlayışlı'nın rolü iki taraf arasında sadece aracılık rölü olarak yorumlanması gerektiği anlaşılmaktadır. Acaba bu kişinin varlığı veya yaptığı ara-buluculuk işleri taraflar arasında aktin yapılmadığına işaret midir?
Davalı, Saim Anlayışlı ile ilgili iddialar ileri sürmüş olmasına rağmen bu kişiyi davaya katmamıştır. Hatta
istinaftaki duruşmasında Davalı avukatı bu kişinin bulunamadığını ve ortadan- kaybolduğunu beyan etmiştir.
İddia edenin ispat etmek zorunda olduğu ile ilgili hukuki prensibi bu mesele için uyguladığımızda Davalının, Saim Anlayışlı ile ilgili iddiasını kanıtlamak için üzerine düşen ispat külfetini yerine getirdiği söylenemez. Da-valının
taraflar arasında bir akit olmadığına ilişkin iddiaları havada kalmıştır. Mevcut sözlü ve yazılı şahadet ışığında taraflar arasında bir aktin mevcut olduğu görülmektedir.
Bu aktin gerçekleşmediğini kanıtlamak ise Davalıya düşmekte idi. İlgili t-araflar arasında bir aktin varlığını ilk nazarda kabul eden Bidayet Mahkemesi diğer taraftan sırf tarafların karşılıklı görüşmediği ve satış anlaşmasının gerçekleştirilmesinde Saim Anlayışlı'nın isminin geçmesi nedeniyle bu aktin şartlarının gerçekleşmediğ-i bulgusuna varmıştır.
Saim Anlayışlı ile ilgili şahadetin şayia şahadete dayanmış olmasına rağmen, Bidayet Mahkemesinin bu konudaki şahadete değer vererek taraflar arasında bir anlaşmanın gerçekleşmediği hususunda bulguya varması hatalıdır.
Davacının -talep takririnde bir satış sözleşmesinden bahsedilmektedir. Bu satış sözleşmesinin "yazılı" veya "sözlü" olduğu hususu talep takririnde yer almamaktadır. Davacının talepleri açısından tarafların sözleşme yapmış olup olmadıkları önemlidir. Bu itibarla, lâyi-haların hazırlanması açısından bir eksiklik olmakla beraber, bu dava maksatları bakımından konu sözleşmenin yazılı veya sözlü olması hususunun etkili olmaması nedeniyle davanın ispatında sorun yaratmayacağı kanısındayız.
Alt Mahkeme huzurunda bulunan şa-hadet, Davalının Saim Anlayışlı ile değil Davacı ile akit yapmak niyeti olduğunu, ilgili malların Davacıdan geldiğini bildiğini ve teslim alarak kabul ettiğini göstermektedir. Bu durumda gerçek satıcının kim
olduğu hususunda tereddüt olmadığı olayların c-ereyan tarzından anlaşılmaktadır. Gerçek satıcının Davacı olmadığı hususundaki
Davalı iddiaları ise Davalının akit altındaki sorumluluklarını yerine getirmek istememesinden kaynaklanmaktadır.
Davalı, Davacı şirketten 10 adet PVC doğrama ve aksesuar satı-n almak istemiştir. Davacı, Davalıya 10 adet PVC doğrama ve aksesuarının her birini 6,200,000 Türk Lirasından toplam 62 milyon Türk Lirasına FOB İstanbul olarak teslim etmeyi ve Davalı da teslim almayı kabul etmiştir. İlgili belgeler bu doğrultuda hazırlan-mıştır. Davacı bu anlaşma doğrultusunda 31.5.1994 tarihinde A O66 no'lu faturayı tanzim edip Davalıya göndermiştir. Davacı 10 adet PVC doğrama ve aksesuarları İstanbul'da Yenigün isimli gemiye 1.6.1994 tarihinde teslim etmiştir.
Davalı, Davacı tarafından- yüklenen malı 8.6.1994 tarihinde tamam ve sağlam olarak teslim almış ve gümrüğünü ödemek suretiyle KKTC'ye ithal etmiştir. Davalının mezkûr fatura bedelini, Davacının Türkiye Cumhuriyeti İş Bankası Anonim şirketi Galata şubesi İstanbul nezdindeki 583330 s-ayılı hesabına malı teslim aldığı tarihte havale etmesi gerekirdi. Davalı konu malı teslim aldığı ve bedeli Davacı tarafından 5.10.1994 tarihli bir yazı ile talep edilmiş olduğu halde mezkûr bedeli ödemekten imtina etmiştir.
Bu gerçekler Mahkeme huzurunda-dır.
Tüm bu hususlar ve Bidayet Mahkemesi huzurundaki şahadet çerçevesinde tarafların dava konusu mesele sırasındaki hal ve
davranışları taraflar arasında bir aktin gerçekleştiğini göstermektedir.
Sunulan şahadet, taraflardan herhangi birinin hiçbir za-man Saim Anlayışlı isimli bir kişi ile bir akit yapmak niyet
ve arzusunda olduğunu göstermemektedir. Dolayısıyle tüm olayların ve işlemlerin Davacı ve Davalı arasında gerçekleşmiş
olmasına rağmen Bidayet Mahkemesi Saim Anlayışlı'nın bu
meseledeki varl-ığına gereğinden fazla önem vererek Davacı ile Davalı arasında satış sözleşmesinin gerçekleşmediği kanaatine varmakla hata etmiştir. Bunun neticesinde ihtimaller dengesi üzerinden Davacının davasını ispat etmediği söylenemez.
Yargıtay genellikle davayı di-nleyen Bidayet Mahkemesinin yerine geçmemekte ve tanıklara inanıp inanmama hususunda takdir yetkisine müdahale etmemektedir. Davacı tanığı TC uyruklu bir kişi olup sorulan sorulara elinden geldiği kadar dürüst cevap vermeye çalıştığı görülmektedir. Alt Mah-kemenin takdir yetkisini kullanırken inanıp inanmama konusundaki hususları doğru değerlendirmiş olup olmadığını incelediğimiz zaman Bidayet Mahkemesinin Davacı adına şahadet veren tanığın şahadetinin neden inanılır ve güvenilir şahadet olmadığı hususundaki- bulgularını hangi gerekçelere dayandırdığını belirtmemiş olduğunu görmekteyiz.
Keza Alt Mahkeme huzurunda Davalıya inanmamak için de bir çok neden bulunmaktadır.
Davalının ilgili malları teşhir amacı ile getirttiği ile ilgili şahadeti sırasında Davalı -ilgili malların Saim Anlayışlı'nın olduğunu beyan etmiştir. Şahadetinin bir başka yerinde ilgili malların Fuarda sergilenmek amacı ile gönderildiğini söylemiş ve herhangi bir ücret talep edilmesinin söz konusu olmadığına değinmiştir. Hatta ücret
istenmesi- halinde Davalı ilgili malları gümrükten çekmeyeceğini beyan etmiştir. Huzurumuzdaki meselede Davacı tarafından Davalıya gönderilen ilgili fatura ve gümrük belgeleri üzerinde ihracaatcı firma olarak Davacının ismi görülmektedir. Bu durumda ise konu malları-n Davacı tarafından Davalıya gönderildiğini kabul etmek gerekmektedir.
Eğer Davalı, Davacı ile bir anlaşma yapmak istememiş olsa idi, bu malları ilgili belgeleri imzalayarak gümrükten almayacaktı, almaması gerekirdi. Bir an için, komisyoncunun konu malla-rı çektiğini kabul etsek dahi, malların çekildiği sırada Davalı
orda bulunmaktaydı, emare 3 belgeyi kendisi imzalayıp, keza gümrüğünü de kendisi ödemiş olması gerçeği karşısında Davalının bu husustaki iddialarının doğru olamayacağını kabul etmek durumund-ayız. Kaldı ki davanın duruşma tarihine kadar, ödediği gümrük bedelini neden Saim Anlayışlı'dan henüz geri almadığı hususundaki izahatı ise yetersizdir.
Keza, Davalı ihtilâfsız olarak Mahkemeye sunulan belgeleri okumadan imzaladığını, 62 milyon Türk Lira-sı bedel ödemesi gerektiği hususlarını farketmediğini, bu hususları Ayhan bey isimli bir şahıstan malları gümrükten çektikten 5 ay sonra telefoniyen öğrenmiş olduğunu beyan etmiştir. Davalının bu beyanları Mahkeme huzurunda bulunan diğer değer verilebilen -şahadet ve emareler ile çelişkilidir ve gerçek durumu gizlediğini göstermektedir. Bu nedenle şahadetine inanılmaması gerekirdi.
Olayların, Davalı ve Saim Anlayışlı arasında konu ile ilgili bir ilişkinin var olduğunu gösterdiği kabul edilse bile, Saim Anla-yışlı ile konu mallar hakkında bir anlaşma yapıldığını göstermemektedir. Davacı tanığının, Saim Anlayışlı ile ilgili hususları kabul etmesine rağmen aktardığı hususlar daha sonra başkalarından duyduklarından ibarettir. Dolayısıyle bu konudaki şahadetine de-ğer vermek mümkün değildir.
Kanaatimizce Mahkeme huzurundaki şahadet ve emareler Davacının talebini kanıtlayabilmesi için yeterliydi ve Davacı lehine talep takriri gereğince hüküm verilmesi gerekirdi. Davacı lehine olan 'prima facie' şahadeti bertaraf etm-ek
amacıyla Davalı tarafından ileri sürülen iddialar ve sunulan şahadet yeterli değildir.
Tüm yukarıdaki nedenler ışığında Davacı lehine talep takriri doğrultusunda hüküm vermemekle Bidayet Mahkemesi hata etmiştir ve kararı iptal edilmesi gerekir.
-
Neticede Bidayet Mahkemesinin Davacı aleyhine 26.3.1996 tarihinde vermiş olduğu karar iptal edilir ve onun yerine aşağıdaki şekilde hüküm verilir.
Davacı lehine ve Davalı aleyhine 62,000,000 Türk Lirası ve bu meblağ üzerinden hüküm tarihinden itibaren ni-zami faiz ve masrafların Davalı tarafından Davacıya ödenmesine hüküm verilir.
Keza işbu istinaf masraflarını Davalı, Davacıya ödeyecektir.
Taner Erginel Mustafa H. ÖzkökGönül Erönen
Yargıç Yargıç- Yargıç
10 Kasım 1997
9
9
Full & Egal Universal Law Academy