-D.17/82 Yargıtay/Hukuk 8/82
- (Dava No.266/79 Lefkoşa)
-
Yüksek Mahkeme Huzurunda
-Mahkeme Heyeti: Salih S. Dayıoğlu, N. Ergin Salâhi, Aziz Altay.
-
İstinaf eden: Ahmet Faiz Kaymak
- ile -
Aleyhine istinaf edilen: 1. Fikret Özgün, Lefkoşa
2. Mustafa Sıdkı, Lefkoşa
A r a s ı n d a
İstinaf eden namına: Oktay Feridun
Aleyhine istinaf- edilen namına: Kıvanç M. Riza
Kira mukavelesi - Mukaveleye göre vadenin bitiminde taraflardan biri müracaatta bulunmadıkça sözleşme her sene yenilenmiş sayılacaktı - Davacının 1978 yılında davalıya fshi ihbar göndermesi ve sözleşmeyi feshetmesi.
İhbar-name - Davacının 1978 yılında Davalıya ihbar göndererek sözleşmeyi feshettiğini bildirmesi - İhbarın Davalının adresine taahhütlü olarak postalanması ve Davalının karısının ihbarı alması - Davalının ihbarın bilgisine gelmediği iddiası.
Tahliye - İhtiyaca -binaen tahliye - Davacının evki ve üç çocuk sahibi oğlunun Amerika'dan döndüğünü konu eve yerkleşeceğini ve konu eve oğlunun itiyacı olduğunu ileri sürmesi.
Müşkilât - Tahliye emri verilmesi halinde Davalının Davacıya nazaran daha büyük üşkilâta uğrayacağ-ı iddiası - İlk Mahkemenin Davalının daha büyük müşkilâta uğrayacağı bulgusu.
Olgularla ilgili bulgu - İlk Mahkemenin bulgusuna genellikle Yargıtay tarafından müdahale edilmemesi - İlk Mahkemenin yaptığı bulguları yapabilmeleri için önünde hiç şahadet olm-aması veya dikkate alması gereken faktörleri almamaları veya dikkate almaması gereken faktörleri dikkate alması hallerinde Yargıtay müdahale edebilir.
Dava masrafı - İlk Mahkemelerin dava masrafları hususunda geniş takdir yetkisi bulunması İlk Mahkemeleri-n takdir haklarını adli bir şekilde kullanmaları gerekir.
OLAY: Davacı 1968 tarihinde yazılı bir mukavele ile evini Davalıya kiraladı. Mukaveleye göre vade bitiminde taraflardan biri sözleşmeyi feshetmedikçe sözleşme yenilenmiş sayılacaktı. 1973 yılında- taraflar mukaveleye bir madde ekleyerek kira bedelini artırdılar. 1978 yılında Daavcı Daavlıya bir ihbar göndererek sözleşmeyi feshettiğini, konu eve oğlunun ihtiyacı olduğunu ve evi tahliye etmesini bildirdi. İhbar taahhütlü posta ile gönderildi ve Daval-ı 1'in karısı tarafından alındı. Davacı 1979 yılında Davalıya aynı içerikte bir ihbar daha gönderdi ve yine Davalının karısı tarafından alındı. Davacı evi tahliye etöeyen Davalı aleyhine ihtiyaca binaen tahliye davası açtı. Davalı ise müdafaa dosyalayarak -kanuni kiracı olmadığını, gönderilen ihbarın bilgisine getirilmediğini ve Davacıya nazaran daha büyük müşkilâta uğrayacağını iddia etti.
-İlk Mahkeme Davalının kanuni kiracı olduğu ve ihbarların Davalının bilgisine getirildiği hususlarının ispatlanmadığı kanısına vardı. İlk Mahkeme ayrıca davacının konu eve ihtiyacı olduğunu ancak tahliye kararı verilmesi durumunda Davalının Davacıya naza-ran daha büyük müşkülâta uğrayacağı kanısına vardı ve tahliye istemini reddetti.
-Davacı talep takririndeki olguların davalıyı yasal kiracı yapmağa yeterli olduğunu ve gönderilen ihbarların Davalının karısı tarafından alındığına dair kesin şaahdet olduğu halde ihbarın Davalının bilgisine getirilmediği bulgusunun hatalı odluğunu iler-i sürerek istinaf etti. Davacı İlk Mahkemenina yrıca, Davalının daha büyük müşkilâta uğrayacağı bulgusunun hatalı olduğunu ileri sürdü.
SONUÇ: Yargıtay Davalının 1974 yılında kanuni kiracı statüsüne girdiğini, bu hususta talep takririnde yeterince iddiala-rın mevcut odluğunu belirttiğ. Yargıtay ihbarların Davalının bilgisine gelmediği konusunu ele aldı. Eve gelen ve karısı tarafından alınan her mektubun Davalıya verildiğini, sadece sözkonusu ihbarları içeren mektupların unutkalnık ileri sürülerek Davalının -bilgisine getirilemdiği iddiasının inandırıcı olmaıdğını, İlk Mahkemenin bu konudaki bulgusunun makul olmadığını ve böyle bir bulguda bulunmakla hata etttiğini belirtti.
-Yargıtay tahliye emri verilmesinin böyle bir emrin verilmemesine nazaran kiracıya daha büyük müşkilât yaratacağı hususunun bir olgu meselesi olduğunu ve bunu kiracının kanıtlanması gerektiğini belirtti. Yargıtay, İlk Mahkemelerin olgularla ilgili bulgul-arına genellikler müdahale etmediğini, hangi hallerde müdahale edilebileceğini vurgulayarak, İlk Mahkemenin Davalının Davacıya nazaran daha büyük müşkilâtla karşılaşacağı bulgusuna varması için önünde yeterli şahadet olduğu sonucuna vardı ve İlk Mahkemenin- bu hususta hata etmediği sonucuna vardı.
-yargıtay, İlk Mahkemenin müşkilât aısından davayı Davalı lehine sonuçlandırdığını ve daha masraflarını Davacının ödemesini emrettiğini, bu meseleye has olgular ışığında masraflar konusunda emir vermemesi gerektiğini dolayısıyle adli takdir yetkisini hat-alı kullandığını belirtti ve bu istinaf sebebini kabul etti.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
-Sims v. Wilson 1946 2 AER s.261.
-Smith v. Penny 1946 2 AER s.672.
Robinson v. Donovan 1946 2 AER s.731.
Atıfta Bulunulan Bilimsel İçtihatlar:
The rent Acts by P.E. Megary 10. baskı sayfa 296.
-H Ü K Ü M
-
Salih S. Dayıoğlu: İşbu istinaf Lefkoşa Kaza Mahkemesinin davacı (istinaf eden) tarafından açılan bir tahliye davasını reddeden hükümden yapılmıştır.
Davacı 13, şerif Arzık Sokak, Lefkoşa adresindeki bir evin kayıtlı mal sahibidir. 15.11.1968 tarihli ya-zılı bir icar mukavelesi tahtinde, davacı sözü edilen evi davalıya (aleyhine istinaf edilen no.1) 1 yıllığına ayda 25KL icar mukabilinde icar etmişti. İcar mukavelesinde yer alan hususi bir maddeye göre "vade hitamında tarafeinden birisi şifahi veya tahri-ri müracaatta bulunmadıkça her sene bu mukavelename bir sene daha temdit ve tecdid edilmiş olacaktı. davalı 2 (aleyhine istinaf edilen no.2) davalı 1'in kefili idi.
30.12.1973 tarihinde davacı ile davalı 1 arasında varılan ve icar mukavelesinin altına ge-çirilen yazılı bir anlaşma ile icar bedeli ayda 30KL'na çıkarılmış ve icar süresi ise "1 ocak 1974 tarihinden itibaren bir sene daha temdit" edilmişti.
25.10.1978 tarihli bir ihbarla davacı davalı 1'e aralarındaki her türlü kira ilişkisini feshettiğini b-ildirdi ve ihtiyaca binaen sözü edilen evi 1.11.1979 tarihinden itibaren tahliye edip kendisine teslim etmesini istedi. İşbu ihbar davalı 1'in adresine taahhütlü posta ile gönderildi ve davalı 1'in karısı tarafından alındı.
Davacı, 18.1.1979 tafrihinde d-avalı 1'e ikinci bir ihbar gönderdi ve 25.10.1975 tarihli ihbara atıfta bulunarak ve içeriğini hatırlatarak, oğlunun (davacının) Amerikadan döndüğünü ve eve ihtiyacı olduğunu ve bu nedenle 1.3.1979 tarihine kadar evin tahliyesini istediğini bildirdi. Bu ih-bar da davalı 1'in adresine taahhütlü posta ile gönderildi ve davalı 1'in karısı tarafından alındı. her iki ihbar ayni zamanda kefil sıfatıyle davalı 2'ye gönderildi.
Talep edildiği tarihte veya ondan sonra davalı 1 isteme uymayarak konu evi tahliye etme-di ve davacı da, bunun üzerine, davalılar aleyhine tahliye davası ikame etti. Davacı talep takririnde özetle evli ve üç çocuk sahibi olan oğlunun Amerika'dan döndüğünü ve konu evi onların ikameti için istediğini belirtti. Dosyalanan müdafaa takririnde ise -genelde davacının tüm iddiaları reddilmekte veya bunlar hakkında bilgisizlik dermeyan edilmekte, davalı 1'in statüsünün kanuni kiracı olmadığı, gönderilen ihbarların davalı 1'in bilgisine getirilmediği ve davalının dar ve sabit gelirli bir kişi olması nede-niyle tahliye emrinin verilmesiyle davacıya nazaran kendisinin daha büyük müşkilâtla karşılaşacağı iddialarında bulunmaktadır.
Davayı dinleyen Kaza Mahkemesi özetle:
a. Dosyalanan talep Takriri ve davacı tarafından ibraz edilen şahadet davalı 1'in kanu-ni kiracı olduğunu kanıtlamaya yeterli olmadığına;
b. Davacı tarafından gönderilen ihbarların davalı 1'in bilgisine getirildiğinin kanıtlanmadığına,
c. Davacının konu eve ihtiyacı olduğunu bir bulgu olarak bulmasına rağmen, tahliye kararından davacıya -nazaran davalının daha fazla müşkilâtla karşılaşacağına kanaat getirdi ve davayı reddetti. istinaf işbu ret kararından yapılmıştır.
İstinaf ihbarnamesi mufassal bir şekilde dört istinaf sebebi içermekle birlikte bunları şu şekilde özetleyebiliriz.
1. T-alep takririnde iddia edilen olgular davalı 1'in kanuni kiracı yapmağa yeterlidir ve davacı tarafından davalı 1'in adresine gönderilen ve davalı 1'in karısı tarafından alındığına dair kesin şahadet ışığında bunların davalı 1'in bilgisine getirilmediği doğr-ultusunda İlk Mahkemenin kararı, makûl olmadığı cihetle, hatalıdır.
2. Tahliye emrinin verilmesi halinde, bunun, davacıya nazaran davalı 1'in daha fazla müşkilâtla karşılaşacağı hususundaki İlk Mahkemenin kararı hatalıdır.
3. Davalı 2'nin kefillikten ç-ıktığına karar vermekle İlk mahkeme hatalı hareket etmiştir.
4. İlk Mahkemenin, dava masraflarınıın davacıya tahmili hususundaki kararı hatalıdır.
Şimdi de bu istinaf sebeplerini incelememiz gerekmektedir.
1. istinaf sebebi:
Daha ileri gitmezden ö-nce taraflar arasında 15.11.1968'de yapılan icar mukavelesinin 30.12.1973 tarihinde arkasına yazılan maddeyi buraya aktarmakta yarar olacaktır. Bu madde aynen şöyledir:
"İşbu kunturatonun icar bedeli ayda otuz liradan (KL30.000) olmak ve seneliği (KL360.-000) lira üçyüz altmış lira olmak şartı ile 1 Ocak 1974 tarihinden itibaren bir sene daha temdid edilmiştir."
İlk Mahkeme bu madde veya şerh hususunda şunları söyledi:
"İlk bakışta yukarıdaki şerh'ten her ne kadar da mukavelenin sadece bir sene için uza-tıldığı anlamı çıkarsa da taraflar bu şartı mukaveleye eklerken mukavelenin, kira hariç, diğer şatlarına tabi kalmak niyetini göz önünde bulundurmuşlardır. Taraflar, davacının iddia ettiği gibi düşünmüş olsalardı, eklenen şerh gereğince konu evin kirası 1.-1.1975 tarihinden sonra KL30,000 üzerinden değil eski aylık KL25.000 kira üzerinden ödenmesi gerekecekti."
İlk Mahkemenin, alıntısı yapılan madde için yaptığı tefsire katılma olanağını bulamadık Kanımızca madde gayet açıktır. Bu madde ile taraflar gerek -icar bedeli ve gerekse icar süresi hakkında tam bir anlaşmaya varmışlar ve esas mukavelede bu iki hususta ilgili maddeleri yeniden düzenlemişlerdir. Bu durumda önümüzde icar süresi 1.1.1974-31.12.1974 ve aylık icar bedeli ise 30KL olan bir yazılı mukavele -çıkmaktadır. kanımızca taraflar icar süresini 1.1.1974-31.12.1974 oalrak saptadıktan sonra esas icar mukavelesinde yer alan ve daha önce alıntısı yapılan hususi maddenin geçerliliğini koruduğu iddiasının yapılmasına olanak yoktur. Şayet bunun aksi düşünüle-cek olursa 31.12.1973'te varılan anlaşmada icar süresini belirlemeğe hiç gerek yoktu. taraflar sadece yeni icar bedeli üzerinde anlaşabilirler ve icar süresinin de önceki hususi madde tarafından düzenlenmesine devam edilmesini istemekle yetinebilirlerdi. D-iğer bir deyişle icar için hususi madde varken bunun yanı icar süresinin yeniden belirlenmesine gerek kalmazdı.
Kanımızca davalı 1, 31.12.1974'ten sonra icar süresinin sona ermesinden sonra yasa uyrınca kanuni kiracı durumuna girmişti. Fakat davacıbelki -de daha tedbirli davranmak amacıyle daha önce sözü edilen ihbarları göndererek her türlü icar ilişkisine son vermişti. Kanımızca talep takririnde yer alması gerekli esasa ilişkin olgular açısından davalının kanuni kiracı statüsüne nasıl girdiği hususunda y-eterli iddialar yapılmıştır. Bu babta talep takririnin daha açık ve belirgin bir şekilde olması muhakkak ki çok faydalı olurdu fakat şimdiki şekilde bu iddiaların yer almadığını söylemeğe imkân yoktur.
Davacı tarafından davalıya gönderilen ihbarlar husus-unda ise İlk Mahkeme şunları söyledi:
"Emare IV ve VII mektuplar davalı 1'er verildiğine ve davalı 1'in eşi Ünal Özgün'e verildiğini davacı tanığı 2, posta memuru ve davalı 1'in emare ihbarları almadığı hususundaki şahadetin doğruluğuna şüphem yoktur.
-Davalı 1 Emare mektuplar hususunda şahadet verip istintak edilmiştir ve istintakında, normal olarak eve gelen mektupları hanımının kendine verdiğini, konu taahhütlü mektupları hanımı bir taraf koyup kendisine vermediğini ve unutmuş olabileceğini söylemişti-r. davalı 1'e istintakında verdiği cevablara karşılık olarak, başka hususlarda olduğu gibi konu mektuplar ile ilgili olarak hiç bir şekilde söylediklerinin doğru olmayacağı veya mektupları aldığını imalı bir şekilde bile bir soru sorulmamıştır. Anladığım k-adarıyle davalı 1'in konu mektupları aldığı veya bilgisine getirildiğine kuşku duyulmaktadır ve bu nedenlerle davalı daha fazla istintak edilmemiştir; talep takririnde konu mektıpların davalı 1'e verildiğine dair bir iddia olmadığına göre yukarıda izahını -yaptığım kuşkuları destekler mahiyette olduğu kanısındayım. Bu hususta her ne kadar da davalı 1 kendisi konu mektupları almadığını ve kendine eşi tarafından verilmediğini söylemişse de eşinin bu hususta şahadet vermesi kendi şahadetini daha da desteklemiş -olacaktı, böyle olmasına rağmen huzurumda gerek bu hususta gerekse tüm şahadeti esansında davalı 1 tavır ve hareketleriyle ve yukarıda belirttiklerim ışığında konu mektuplar veya ihbarlar davalı 1'in bilgisine getirilmediği kanaatine vardım, kaldı ki bilgi-sine getirildiği veya postalanmış olan 844 ve 676 sayılı taahhütlü mektupların davalı 1'e veya evine adresine teslim edildiği veya aldığına dair talep takririnde ileri sürülmemiştir ve nasıl kanuni kiracı odluğunu gösteren herhangi bir olgu talep takrirind-e bulunamdığından tam bir dava sebebi mevcut olmadığı görüşündeyim."
Görülüyor ki İlk Mahkeme konu ihbarların doğru adrese postalandığını, bunların davalı 1'in karısı tarafından alındığını fakat bunların davalı 1'in bilgisine getirildiğinin davacı tara-fından kanıtlanmadığı bulgularını yapmıştır.
Bu husustaki görüşlerimizi serdetmeden bu konudaki şahadete bakmakta yarar vardır. Zabıtların 46. sayfasında davalı 1 istintakında şunları söyledi:
"S. Bu ihbarnameyi hanımınız aldı dediniz.
C. Evet.
S. -Sen ihbarnameyi görmedim?
C. Görmedim.
S. Hanımın sana bu ihbarnameyi vermedi?
C. Görmedim. İhbarnameyi bana göstermedi.
S. Emare 7 vardır 2'nci bir ihbarname bunun üzerindeki imza kimindir? C. Emare 7'deki imza benim değildir karımın imzasıdır.
- S. Fakat size bu ihbarnameyi göstermedi.
C. Hayır.
S. Eve mektup gelirmi sizer?
C. Gelir tabii.
S. Hanımın aldığında sana verir mi?
C. Verir gelen mektupları fakat bunu aldı bir tarfa koymuş olabilir ve
unutmuş olabilir."
Yukarıdaki ikt-ibastan da görülebileceği gibi bizzat davalı eve gelen ve karısı tarafından alınan mektupların kendisine iletildiğini ancak sözü edilen iki ihbarnameyi içeren mektupların unutmuş olabileceği gerekçesiyle karısı tarafından kendisine verilmediğini iddia etiğ-i ve İlk Mahkeme de bu iddiayı kabul etti Olguları değerlendirmek suretiyle bulguda bulmak ilk mahkemelerin, Yargıtayca kolaylıkla müdahalede bulunmaması gereken yetkilerindendir. Bunun da sebebi diğer şeyler meyanında olgular hususunda şahadet veren tanık-alrı yakından görüp onları müşahadeleri altında bulunduranlar ilk mahkemelerdir. Ancak bu yetki sınırsız değildir ve müsait durumlarda Yargıtay ilk mahkemelerin avantajlı durumları nedeniyle yaptıkları bulgulara müdahale edebilir. Kanımızca böyle bir müda-hale bu davada kaçınılmazdır. Eve gelen ve karısı tarafından alınan her mektup davalı 1'e verilirken sadece konu ihbarları içeren mektupların unutkanlık ileri sürülerek kendisinin bilgisine getirilmediği veya ona verilmediği iddiası inandırıcı olamaz. Bunu-n yanında davalı 1in karısının tanık olarak çağırılmması ve ondan söz konusu mektupları kocasına vermemesi veya bilgisine getirmemesi hususunda herhangi bri izahat istenmemesi de hayli düşündürücüdür. kanımızca davacı, uhdesine düşeni yaptıktan sonra ve öz-ellikle davalı 1'in eve gelen sair mektupların karısı tarafından alınması halinde bunlarınkendisine verildiğini beyan ettikten sonra İlk Mahkemenin, makul olarak, konu ihbarları içeren taahhütlü mektupların da davalı 1'e verildiği doğrultusunda bir bulguda- bulunması gerekirdi. Bunun aksine bir bulguda bulunmakla İlk mahkemenin hata ettiğine inanıyoruz.
İlk mahkeme yularıda bahsedilen iki hususta davacı açısından olumsuz bulguya vardıktan sonra Talep Takrirnin iyi bir dava sebebi içermediği sonucuna varmak-la hata ettiği ve bu nedenlerle bu istinaf sebebinin kabul edilmesi gerektiği kanısındayız.
2. istinaf sebebi:
Bu sebep altında davacı İlk mahkemenin kendisini bağlı bulup konu eve makûl surette ihtiyacı olduğu bulgusuna vardığı halde evin tahliye edil-mesi halinde bundan davacıya nazaran davalının daha fazla müşkilâtla karşılaşacağı bulgusuna varmakla hata ettiği iddia edilmektedir.
Bir tahliye davasında tahliye emri veya hükmünün verilmesinin böyle bir emir veya hüküm verilmesine nazaran kiracıya da-ha büyük müşkilât yaratacağı hususunu kiracının kanıtlanması gerekir. Gör: Sims v. Wilson 1946 2 AER s.261 ve Smith v. Penny 1946 2 AER s.672 Robinson v. Donovan 1946 2 AER s.731. Tahliye emri veya hükmünün verilmesinin böyle bir emir veya hükmün verilmeme-sine nazaran kiracıya daha büyük müşkilât yaratacağı hususu bir olgu meselesidir. Bu hususta yuakrıda anılan Sims v. Wilson davasında s.264'de Morton L.J. şunları söyledi:
".... but it is conceded and rightly conceded, by counsel for the plaintiff that th-is question of 'greater hardship' is a question of fact on which there is no appeal unless there is no evidence upon which the country Court Judge could so find, or unless he had misdirected himself in some way."
Her davda olduğu gibi bulgular konusunda -ilk mahkemelerin takdirlerine yargıtay genellikle müdahale etmez. Meğer ki ilk mahkemelerin yaptıkları bulguları yapabilmeleri için önlerinde hiç veya yeterli şahadet olmasın veya dikkate alınması gereken faktörleri dikkate almasınlar veya dikkate alınmama-sı gereken faktörleri dikkate alsınlar veya huzurlarındaki şahadete veya bir kısmına değerinden fazla veya az kıymet versinler. Şimdi de bu hususta İlk Mahkeme önünde kâfi derecede şahadet olup olmadığına bakmak gerekir.
İlk Mahkeme gerçekten davacıyı ko-nu eve ihtiyacı olduğu konusundaki iddialarında haklı buldu ve bu hususta şunları söyledi:
"Davacının dava konusu evin yanında kendinin eşi ile birlikte ikamet ettiği bir evi vardır ve ikamet etmekte olduğu ev, ve dava konusu ev dahil başka bir evi yoktu-r. Davacının oğlu tanık 2'nin de kendi adına kayıtlı herhangi bir evi bulunmamaktadır. Yukarıdakiler ışığında davacı Kıbrıs'a yerleşmek için eşi ve üç çocuğu ile birlikte dönen evlâdının dava konusu eve yerleştirmek için tahliye emri istemesinde haklıdır. -Bu nedenlerle davacının dava konusu eve makul surette ihtiyacı olduğu kanısındayım."
İlk Mahkeme müşkilât konusuna de değindi ve şunları söyledi:
"Mahkemenin, davacının dava konusu eve oğlunun makul surette ihtiyacı olduğuna bulgu yaptıktan sonra şimdi -de tahliye emri verildiği takdirde kiracıya daha büyük müşkilât yaratıp yaratmıyacağı hususunu tezekkür etmek isterim. tahliye verilmesi halinde kiracının daha büyük müşkilâtşa karşılaşacağı hususunun mahkemeyi kiracı tatmin etmesi gerekir."
Daha sonra İ-lk Mahkeme tarafların maddi durumlarını inceledi ve hükmünde şunları söyledi:
"Davalı 1'in halen kirasında bulundurduğu evin, banyo tuvalet hariç 4 odası vardır. 1981 yılında Ata Hikmet kiralık evleri için ayda TL20,000-, Yorgozlu Cemal Usta 22,000 ve Ku-msal'da Hasan Rifat Beyin evinin üst kısmına TL20,000-; 1979 yılında maaşı TL6000- olduğu zaman Balman Bey kiralık evi için ayda TL6000- istemiştir. Davalı 1 ismi geçen evlerin hiçbirinin iç kısmını, evleri kirasına alma kutereti olmadığından görmek ihtiya-cını da duymamıştır. Davalı 1 aylık TL33843- kazancı ile Ankara'daki kızının tahsili için TL10,000- kiralayacağı ev için TL20,000- ceman TL30,000- ödenmesi halinde, orta 2'ye devam eden kızı, kendisi ve eşinin TL3834- ile bir ay geçinebilmesi imkân ve iht-imal dahilinde değildir.
Şimdi de davacı ve davalının oğlunun maddi durumlarını incele- mek isterim.
Davacı dava konusu evin yanında veya itisalinde eşi ile bir evde ikamet etder; 500 dönümlük bir çiftlikteki hissesinden bir seneden beri seneliğine TL2-00,000- bir gelir sağlar, herhnagi bir maaşı yoktur.
Davalının oğlu Ayhan Faiz Kaymak halen Karaoğlanoğlunda kiralık bir evde ikamet eder, kira olarak ayda TL1800 ve Karaoğlanoğlundan Lefkoşa'ya iki çocuğunun otobüs parası olarak her ay TL2500- ödemekted-ir. Ayhan Beyin halen bir işi yoktur ancak 1971'de babasının kendisine verdiği Magosa'daki bir arazinin parsellenmesi ve bir inşaat projesi üzerinde çalışır. Kendine verilen araziyi 30 arsaya parsellemiş; 10 tanesini 5,125,000.-TL'na satmıştır. Parselleme -işlemi için 10,55,100-TL masrafı olmuştur; bu miktarın TL6,115,000-'nı ödedikten sonra halen elektrik dairesine TL4,400,000-, İş Bankası ve Kredi Bankalarına toplam TL832,000- borcu vardır. yaptığı masraf 6 milyon liranın üstündedir. Arsa satışlarından tak-riben 3 milyon lira para eline geçti; kendi deyimiyle 2,500,000-TL'yi babasından dilendi. Ayhan Bey inşaat projesi çalışmaları için her gün Lefkoşa veya Mağusa'ya gidiyor. Ayhan Bey'in hiç şüphesiz üzerinde çalıştığı proje çok büyük miktarda parayı gerekti-ren masraflı bir çalışması vardır. Yukarıda tafsilâtını verdiğim harcama ve kazançlara bakıldığında babasınından 2,500,000TL borçlandı veya kendine hibe edildi. Projesini yürütebilmek için hangi kaynaktan olursa oslun para borçlanabilir, kendine babası vey-a tanıdıkları para hibe edip yardımda bulunabilir ancak gerek elektri dairesine gerekse bankalara borçlarını nasıl ödediğini her ay veya zaman be zaman ne ödediğini veya ne zaman ödeme mükel- lefiyeti olduğuna dair huzurumda herhangi bir şahadet mevcut değ-ildir. Ayhan Bey arsa satışlarından TL 3 milyon lira para topladığıhalde, mütebaki TL2,500,000- babsından ve tanıdıklarından hibe olarak aldığını söyleyerek kaçamaklı şahadet vermiştir. Ayhan bey, davacının oğlu, 2,500,000Tl ve daha fazlasını elde etme imk-ânları olduğu gibi Lefkoşa'da kendi ailesi için başka bir ev kiralamak için maddi imkân ve olanaklara sahip odluğuna inanırım. Bu nedenlerle tahliye emri verildiği takdirde davalı 1. karşılaşacağı müşkilâtın davacının ve oğlunun karşılaşacağı müşkilâtyan d-aha fazla olduğu hususunda davalı 1. şahade- tiyle ikna oldum."
Önümüzdeki meselede tahliye emri veya hükmünün verilmesi halinde davalının, verilmemesi halinde davacının oğlunun karşılaşacağı müşkilâtlar hususunda şahadet olduğu açıktır. Ayrıca İlk Mahke-menin bu müşkilâtları dikkate aldığı ve bir kıyas yaptığı da hükmünde görülmektedir. Müşkilât hususunda İlk Mahkemenin yapmış olduğu bu müşkilât "bilânçosunda" müstedaaleyhin karşılaşacağı müşkilâtın İlk Mahkeme nazarında daha ağır bastığı görülmektedir. B-öyle bir kıyaslama sonucu belki biz daha başka bir yargıya varabilirdik ancak böyle bir yargısal bulguya varabilmek için İlk Mahkemenin önünde kâfi derecede şahadet mevcuttu. Bunu ters edip İlk Mahkemenin böyle bir bulguya varamayacağını söylemeğe hukuken -imkânımız yoktur. Mahkemeye sunulan olgular dikkate alındığında davacının davasına sempati duymamak elden gelmiyor. Ancak mahkemelerin görevi sempati ile değil hukuk kurallarının uygulanması ile yerine getirilir. Bu gibi meselelerde Yargıtayın, ilk mahkeme-lerin bulgularına müdahalede bulunmalarında çok yavaş hareket ettiklerini The Rent Act by R.E. Megarry 10. baskı sayfa 296'da serdedilen görüşler teyid etmektedir. İlginç olduğu için tüm paragrafı iktibas etmeği uygun bulduk:
"(f) Appeals. On an appeal, -the court will be slow to interfere with the decision of the trial judge on the balance pf hardship; for this is primarily a question of fact. To succeed, an appellant must "show that the county court judge misdirected himself on a question of law or that -he based his, judgment on some finding of fact of which there was no evidence." If in drawing up the "statutory balance sheet" there is some evidence of hardsip on each side, the decision of the trial judge is final. It is otherwise if there -is no evidence of hardship on one side, or if the trial judge has held to be hardship some matter which in law is not, e.g., "the absence of a view of an of a neighbouring bill, river, tree, or something pleasant of that kind."
Yukarıda söylenenlerden de- anlaşılacağı gibi İlk Mahkeme müşkilât konusunu inceldikten sonra önündeki şahadete dayanarak davalının davacıya nazaran daha fazla müşkilâtla karşılaşacağı kanısına vardı ve tahliye talebini reddetti. İlk Mahkemenin huzurunda böyle bir bulguya varabilmes-i için kâfi derecede şahadet olduğuna kuşku yoktur. Bu nedenle bu istinaf sebebinin reddolunması gerekir.
3. istinaf sebebi:
Kanımızca bu istinaf sebebinin bir karara bağlanmasına gerek yoktur. Çünkü davalı 2'nin herhnagi bir şekilde sorumlu tutulabilm-esi için, ilkin, onun kefaletinden ötürü ödemediği bir kira borcunun mevcut olması gerekir. Böyle bir iddia yapılmış değildir. Her ne kadar davacı talep takririnde davalı 2'yi davaya taraf ederek, onun, evde mütecaviz olarak ikamet ettiğini ve talep edilen- tahliye emrinin ona da teşmil edilmesini istemişse de bu talep İlk Mahkeme tarafından reddolunmuş ve davacı dosyaladığı istinaf ihbarnamesinde İlk Mahkemenind avalı 2'yi mütecaviz addetmemesinin hatalı olduğu doğrultusunda bir sebep ileri sürmüş değildir.- esasen 2. istinaf sebebinin reddolunması ile bu istinaf sebebinin karara bağlanmasında bir yarar görülmemektedir.
4. istinaf sebebi:
Bu istinaf sebebi dava masrafları ile ilgilidir. İlk Mahkeme davayı reddettikten sonra dava masraflarını da davacıya y-üklemişti. Genelde dava masrafları davaının netciesini takip eder fakat bu hususta İlk mahkemelerin geniş takdir hakları vardır. İlk mahkemelerin bu takdir hakalrını adli bir şekilde kullandıkları sürece Yargıtayın buna müdahale etmesi düşünülemez.
Önümü-zdeki meselede İlk Mahkeme davacının davayı ikame etmesinde haklı bir neden olduğunu kabul etmiş ancak davayı müşkilât açısından davalı lehine sonuçlandırmıştır. kanımızca bu meseleye has olgular dikkate alındığında dava masraflarının davacı tarafından öde-nmesini emretmekle İlk Mahkeme adli takdirini hatalı kullanmıştır. kanımızca yukarıdaki nedenlerle İlk mahkemenin masraflar konusunda hernagi bir emir vermemesi en uygun ve doğru bir yol olacaktı. Dolayısıyle bu istinaf sebebinin kabul edilmesi gerekir.
-Sonuç olarak 1. istinaf sebebi için söylenenlere tabi olarak masraflar konusundaki istinaf kabul edilir. Diğer hususlarda istinaf reddolunur. İstinaf masrafları için herhnagi bir emir verilmez.
(Salih S. Dayıoğlu) (N. Ergin Salâhi) - (Aziz Altay)
Yargıç Yargıç yargıç
25 Ekim 1982
Full & Egal Universal Law Academy