-D.6/84 Yargıtay/Hukuk 8/84
(Dava No: 802/80; Lefkoşa)
Yüksek Makeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: Salih S. Dayıoğlu, Niyazi F. Korkut, Aziz Altay.
İstinaf eden: 1. Beliğ Arif, Le-fkoşa.
2. Aziz Altınören, Lefkoşa.
(Davalı)
-ile-
Aleyhine istinaf edilen: Tahsin Ali Riza, Lefkoşa.
(Davacı)
- A r a s ı n d a .
İstinaf eden namına: Şefika Durduran
Aleyhine istinaf edilen namına: Ümit Özdil.
H Ü K Ü M
Salih S. Dayıoğlu: Davacı (aleyhine istinaf edieln) Lefkoşa Kaza Mahkemesinde aç-tığı 802/80 sayılı bir dava ile daha önce aynı Mahkemede açılıp neticelendirilen 1036/78 sayılı davadaki hükün iptali, tahliyesi istenen ve tahliyesine hükmolunan dükkânın tasarrufunun kendisine verilmesi, özel ve genel tazminat talebinde bulundu.
İşbu i-stinafta konu 802/80 sayılı davanın duruşması esnasında davacıya avkatının bazı sorular sorması, karşı tarafın buna yaptığı itiraz ve İlk Mahkemenin de itirazı yerinde bulması üzerine davacı bu gibi soruların cevaplandırılmasına cevaz verrrrecek şekilde ta-lep takririni tadil için müracaatta bulundu. Davalı bu müracaata itirazname dosyaladı. Tadil istidası dinlendikten sonra İlk Mahkeme talep edilen tadilâtın yapılmasına izin verdi. İstinaf işbu ara karardan yapılmış bulunmaktadır.
802/80 sayılı dava henüz- sonuçlanmadığı için tebiatıyle olgular üzerinde henüz İlk Mahkemece bir bulguda bulunulmamıştır. Dolayısıyle biz de bu istinaf maskatları bakımından taraflarca ileri sürülen iddialara sadece değinmekle yetineceğiz.
1036/78 sayılı dava, şimdiki davalı ta-rafından ikame edilmiş ve şimdiki davacının tasarrufunda bulundurduğu 28 Posta Sokak, Lefkoşa adresindeki dükkânın, esasa müteallik tadilât veya müessir yeni inşaat veya yıkmak nedenlerine binaen, tahliyesi talep edilmiş ve bu maksada matuf olarak gerekli- inşaat izninin istihsal edildiği iddia edilmişti. Davalı tarafından yapılan bu beyanlar ışığında davacı tahliyeye riza göstermiş ve konu dükkânı takriben Temmuz 1979'da tahliye etmişti. İddiaya göre davalı, dükkânın tasarrufunu geri aldıktan sonra bunun y-erine ne yeni bir inşaat yapmış ve nede esasa müteallik bir tadilât yapmıştır.
İddiaya göre davalı bu dükkânı 2. davalıya kiraya verdi. Bunun üzerine davacı 802/80 sayılı davayı ikame etti ve davalının, diğer şeyler meyanında, yaptığı hileli davranış ve-ya beyanlardan ötürü davacıyı ve mahkemeyi yanılttığını iddia etti ve 1036/78 sayılı davada verilen hükmün iptalini veya tazminat talep etti.
Davanın duruşması esnasında, davacı davalının kendisine yaptığını sair kiracılarına da yaptığını ve böylelikle b-aşka davalarda da tahliye kararı istihsal ettiğini ileri sürerek bu konuda şahadet ibraz etmek istedi. Böyle bir isddianın talep takririnde yer almadığı doğrultusunda yapılan itirazın mahkemece yerinde bulunmasıyle davacı bu sefer talep takririni tadil etm-e yönüne gitti.
Davacı, dosyaladığı tadil istidası ile talep takririni, davalının muciri veya idrecisi bulunduğu sair taşınmaz malların da, aynı hileli beyanlarla tasarrufunu elde ettikten sonra, bunları daha sonra daha yüksek kira ile kiraya verdiği şek-ilde tadil etmek istediğini belirtti. İstidasına ekli yemin varakasında ise, diğer şeyler meyanında 1977 yılından 1. davalının İdadi Sokaktaki bir başka taşınmaz malı esasa müteallik tadilât veya yeni inşaat yapmak için izin çıkardığı, keza bu konuda benze-r olgu şahadetin (evidence of similar acts) dava ile ilgisi bulunduğu ve ayrıca bu açıdan talep takririnin istidada belirtildiği şekilde tadil edilmesi gerektiği iddia edildi.
İstidayı ve tarafları dinleyen İlk Mahkeme tadilât istidasını olduğu gibi kabu-l etti.
İstinafın duruşmasında davalı, esas itibarıyle iki nokta üzerinde durdu. öyle ki:
1- Yapılması istenen tadilât konu dışı (irrelevant), önemsiz (inmaterial) ve zararlıdır (prejudicial).
2. İstiaya ekli yemin varakası, talep edilen tadilâtın kabu-l edilmesine cevaz vermemektedir, çünkü yemin varakasında sadece bir taşınmaz maldan bahsedilmekte halbuki istenen tadilâtın içerdiği birden fazla taşınmaz bahsetmektedir. İlk önce bu noktaları sırası ile ele alalım.
nokta:
Davanın konusuna ilişkin benz-eri olgular hakkında, genel olarak, dava konusunu kanıtlamak veyahut bunun sahibini (author) belirlemek amacı ile şahadet ibraz edilmez. Ancak bu genel kuralın istisnaları vardır. halsbury's Laws of England 3. edition Vol.15 p.291 para.527'de bu hususta şö-ykle denmektedir:-
"Facts similar to a fact in issue are not, in general admissible to prove either the occurance of the fact in issue of the identity of its author. The rule is, however, subject to various exceptions. This rule of exclusion is not based-, as is sometimes said, on the ground that evidence of similar facts may be res inter alios acta, for such evidence might be inadmissible if it were inter partes; nor is it based primarily on the incon- venience and delay which the admission of such eviden-ce might occasion. The rule is based on the ground that evidence of similar facts may be irrelevant."
Genel kaide olan istisnalar için ise aynı sayfada para.528'de şöyle denmektedir:
"When evidence of similar facts is relevant, that is, when there is a -nexus between the similar fact and the fact in issue, such evidence may be received to prove either the occurance of the fact in issue or the identity of its author. When a practice to do or omit an act is in issue, evidence of similar acts or omissions on- other occasions by the person concerned is admissible."
-Yukarıdaki alıntılardan görülebileceği gibi Mahkeme huzurundaki olgunun vukuunu kanıtlamak için Mahkeme önündeki olgular ile benzeri olgular arasında bir bağ bulunduğu sürece benzeri olgular üzerinde şahadet ibraz edebilir. Bu tür şahadetin kabul edilebil-irliği birçok içtihat kararlarında yer almıştır. Bunlardan birkaç örnek vermek uygun olur.
-
Joy v. Rhillips, Mills and Co. Lim. 1916 L.J. Vol.85 s.770 Lord Cozens-hardy, M.R. s.773'de bu konuda şöyle demiştir:
"It is suggested that it is reasonable fr that purpose to enquire what were the habits of the boy. If you are entitled tp enquire int-o the habits of the horse in order to consider whether the gorse was vicious and lkely to kick out, are you not entitled to enquire what were the habits of the boy? was he a boy who was in the habit of playing with with or teasing the horses, and thus lik-ely to bring upon himself this unexpected accident? The foreman said that he had had occasion to speak to the boy for hitting the horses with a halter and teasing them. In the long argument by counsel for the appellant he argued that tat evidence is inadm-iissible and outh to be struck out altogether; and that it so influenced the learned Cournth Court Judge's mind that at the least a new triaal should be granted. I am unavle to assent to that. It seems to me that in a case like this the habits of the decea-sed cannot be disregarded. It is utterly impossible to do so. If the question was whether a man was drowned in s stream in one circumstance of another, could your not ask whether the man was in the habit of going his work by the side of the stream and then- crossing over a bridge? It seems to me that you could. Otherwise you would be shutting your eyes altogether to facts necessary for drawing the proper inferences. So it is here. I cannot disregard the fact that this lad had no more than one occasion een re-mostrated with for teasing the horses. On one occasion he was remonstrated with by the foreman for teasing horses with a halter, and when his body was found a halter was found cluched in his hand, and that was close to the rear or a very quiet horse."
Ha-les v. Kerr Law Journal 1908 Vo.77 s.870 sayfa 872'de Mahkeme şöyle söylemiştir:
"The question of the admissibilty of other similar occureces is one that not unfreguently arises. In criminal cases the rule ise clearly settled that evidence is not admissi-ble to shew that a person who is charged with an offence is a likely person to have committed it because he has committed a similar offence before; still, evidence can always be given to negative the idea that what happened was a mere accident, inasmuch as- it had happende frequently before. In civil cases the rule is not very dissimilar. I donot think it is legitimate to ask the tribunal of fact to infer that a man eas negligent on a particular occasion in October because it is shewn that he had been neglig-ent on every single day in September. he may have mended his ways by october. There are many objections to such evidence. It is not directly, relevant, and the defendant does not come prepared to answeer all such cases. Nevrtheless, when the question is wh-ether a particular thing which has in fact caused the accident on which is the subject of the enfuiry is danerous, it is legitimate, to shew it has caused similar accidents other occasions. So here I think this evidence was admissible to shew that the mode- of treating the rajora was a dangerous mode."
-İstenilen tadilâtla davacı, kendisinden işyrinin tahliyesi istendiği zaman davalının hileli hareket ettiğini, tahliye davasını esasa müteallik tadilât vyea yıkıma dayandırdığını halbuki esas ve gerçek niyetinin bu olmadığı ve sadece tahliyeyi elde etmek i-çin bunu sahte bir araç olarak kullandığını bunu kanıtlamak için de davalının bu yolda başka taşınmaz malların tahliyesinde de tevessül ettiğini, tahliyeyi elde ettikten sonra dava konusu işyeri gibi onları da yıkmayıp daha yüksek fiata icar ettiğini kanıt-lamak istemektedir. Bunlar ile dava konusu olan hileli beyan iddiası ile davalının geçmişteki benzeri hareketleri arasında -şayet iddia doğru ise- bir bağlantı olmadığını söylemeğe imkân yoktur. Böyle bir bağlantı olduğuna ve esas dava konusu olguyu -kanıtlamada ilişkili bulunduğuna göre istenilen tadilâtla kanıtlanmaya çalışılacak iddiaların konu dışı, önmsiz veya zararlı olduklarını söylemeye imkân yoktur.
-
2. nokta:
Bir istidada yapılan istemin yemin varakasında serdedilecek iddialarla desteklenmesi gerektiğine kuşku yoktur. Davalı davacının yemin varakasında sadece İdadi Sokakta bulunan bir taşınmaz maldan hasedildiği halbuki tadilât yoluyla Talep Takri-rine ithal edilmek istenen kısımda birden fazla taşınmaz mallardan bahsedildiğini iddia etti.
Davacının tazmin ettiği yemin varakasının arzu edilir bir şekilde tanzim edildiğini söylemek oldukça güçtür. İdadi Sokaktaki taşınmaz maldan hahsettiği gibi şah-adet ibraz etmeği düşündüğü sair taşınmaz mallardan da yemin varakasında bahsetmesi çok daha iyi olurdu. Mamafih yemin varakasının 5. ve 6. paragrafları sair taşınmaz mallara dolaylı da olsa atıfta bulunmaktadır. BU bakımdan davalının bunokta altında ileri- sürdüklerinde esaslı ve geçerli bir haklılık nedeni göremedik. Yukarıda söylenenler ışığında istinafın reddolunması gerekir.
Sonuç olarak istinaf reddolunur. Masraflar için herhangi bir emir verilmez.
(Salih S. Dayıoğlu) (N. Ergin Sa-lâhi) (Aziz Altay)
Yargıç Yargıç Yargıç
2 Nisan 1984
-
-6-
-
Full & Egal Universal Law Academy