-D.23/89 Yargıtay/Hukuk 82/87
(Dava No: 1484/84; Lefkoşa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Niyazi F. Korkut, Celâl Karabacak.
İstinaf eden: K.T. Kooperatif -Merkez Bankası Ltd., Lefkoşa.
(Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen:Erdoğan Kanioğulları ve diğerleri, Lefkoşa.
- (Davacı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Ali Rıza Görgün, Hatıce Görgün ve Zeki Bayram.
Aleyhine istinaf edilen namına:- Menteş Aziz.
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Davacılar Lefkoşa Kaza Mahkemesinde açmış oldukları 1484/84 sayılı bir dava ile, 25.8.1983 tarihinde davalılardan satın aldıkları 5000 okka hellimin bozuk olduğunu iddia ederek bu hellimler için ödedikleri 3,450-,000 TL'sının iadesi ile bu hellimlerin pazarlanacağı yer olan İngiltereye taşıma ücreti, gümrük vergisi olarak ödedikleri miktarlar, muhtemel kâr ve sair tazminat taleplerinde bulunmuşlardır.
İhtilâfsız veya istinaf konusu yapılmayan olgulara göre davac-ılar daha önce yaptıkları bir anlaşma uyarınca 25.8.1983 tarihinde 5000 okka hellimi 500 teneke içerisinde davalılardan teslim almışlardır. Tenekelerin üzerinde hellimlerin 14 ile 21 Ağustos 1983 tarihinde imal edildikleri yazılı idi. Davacılar konu hellim-leri İngiltereye ihraç etmek için davalılara sipariş vermişler ve onlar da bu hellimlerin İngilterede pazarlanacağını biliyorlardı. Davacılar bu hellimleri davacı (2) adınaihraç izni alarak Londraya sevketmişler ve 6 günlük bir tır yolculuğundan sonra satı-lan mal, 31.8.1983 de Londra'ya ulaştırılmıştır. Davacılar hellimler için İngilterede 5500 Stg. gümrük ücreti ödemişler ve Londraya satışı yapıldığında da 2000 Stg. gelir sağlamayı tasarlıyorlardı. Davacılar, satın alınan hellimin tümünü Edy's Tropical Foo-d Şirketine 15300 Stg.'e satmayı taahhüt etmişlerdi. Ancak bu şekilde satılıp teslim edilen hellimlerin, 138 tenekesi hariç, geriye kalanı bozuk ve insan sağlığına zararlı olduğu tespit edilmiş ve bu durumda alıcı firma da davacılara 15,300 Stg.'i ödemekte-n imtina etmiştir. Davacılar hellimlerin bozuk çıktığını derhal davalılara bildirmişler, onlardan bir yanıt almamaları üzerine KKTC Londra Temsilciliğine müracaat ederek hellimlerin bozuk olduğunu bildirerek onların da bu hellimleri görmesini istemişlerdir-. Bu şekilde davalılara haber verildikten sonra ve Temsilcilik mensuplarınca bu hellimler tetkik edildikten sonra, davacılar bir teneke hellimi tahlil ettirmek amacı ile Kıbrıs'a getirmişler, yapılan analiz neticesinde, bu hellimlerden alınan bir teneke nu-mune hellimin bozuk ve insan sağlığına zararlı olduğu saptanmıştır.
Davacılar talep takririnde, konu hellimlerin, İngilterede pazarlanacağını davalılara bildirip, hazırlanacak hellimlerin bu maksada uygun olmasını özellikle talep ettiklerini, ancak davac-ılara teslim edilen hellimlerin bu evsafta olmadığını iddia etmektedirler. Davacılar, gümrük ücreti olarak ödenen 5500 Stg., taşıma ücreti olarak ödenen 2000 Stg., muhtemel kazanç kaybı olarak 2000 Stg. ve bozuk hellimlerden alınan numune tenekenin geri Kı-brısa taşıma ücreti olarak 50 Stg., cem'an 9550 Stg. ile hellimler için davalılara ödenen 3,450,000 TL'nin kendilerine davalılar tarafından ödenmesini talep etmektedirler. Bu talep takririne karşı davalılar ön itiraz mahiyetinde muhtelif müdafaalarda bulun-muşlardır. Davalılar olarak Kıbrıs Türk Koopertif Merkez Bankası Ltd., dava edilmiş olmasına rağmen hangi bölümün dava edildiği belirtilmediği cihetle dava ünvanının hatalı olduğu ileri sürülmüştür. Keza ön itiraz mahiyetinde, dava sebebinin Kıbrıs'ta doğm-adığı ve bu nedenle Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nin bu davayı görme yetkisi olmadığı ileri sürülmüştür. Ön itirazların ilki duruşma safhasında geri çekilmiş, ikincisi ise İlk Mahkemece reddedilmiş ve buna karşı istinaf yapılmamıştır. Davalılar bu ön itirazların-a ilâveten, davcı (1) ve (2)'nin satış sözleşmesi ile hiçbir ilgisi bulunmadığını, davacı (3)'e yapılan satışın ise fabrikadan satış (Ex-Factory) olduğunu ve satılan mallar teslim alındıktan sonra tüm risklerin davacılara geçtiğini, keza konu hellimlerin V-eteriner Daiesince teftiş edilerek sağlık sertifikası verildiğini, ilk nazarda bu hellimlerin insan sağlığına zararlı olmadığını, hellimlerin siparişte belirtilen evsafa uygun olarak imal edildiğini iddia etmişlerdir. Yine davalıların iddiasına göre hellim-ler şayet bozulmuş ise, tır içerisinde tenekelerin kâfi havalandırılması yapılacak şekilde istiflenmediği ve Ağustos ayı gibi bir sıcak ayda buzluksuz bir araçta taşınması nedenine bağlı olduğunu iddia ederek davacıların talep ettikleri miktarları almağa h-akları bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.
Davanın İlk Mahkemedeki duruşmasında davacılar 11 tanık dinleterek davalarını isbata çalışmışlar, davalılar ise ileri sürdükleri iddiaları kanıtlamak için 4 tanık dinletmişlerdir.
Şahadete özetle göz atıldığında -ihtilâfsız veya istinaf konusu yapılmayan olgulara göre, davacı (3) muhtelif tarihlerde davalılardan ada haricinde pazarlanmak maksadı ile hellim almış, iki defasında bozuk çıkmış, davalıların fabrika müdürüne müracaat ederek, bozuk çıkan hellimlerin yerin-e başka hellim verilmek suretiyle zararı telâfi edilmiştir. Davacı (3)'ün belirttiği gibi bu tarihte de davalının fabrika sorumlusuna konu hellimlerin İngiltereye pazarlanacağı ve bu nedenle imalâtının dikkatli yapılması gerektiğini söyleyerek gerekli titi-zliğin gösterilmesini rica etmiştir. Bu şahidin ve taşımacılıkla iştigal eden diğer çağrılan şahitlerin ifadesine göre Londraya teneke içerisinde sevkedilen hellimler kapalı ve lehemlenmiş olduğundan buzluksuz tırlarla sevkedilmesi olağandır. Hellimlerde h-erhangi bir bozukluk yoksa taşıma süresince bozulmamaları gerekirdi. Yine davacı ve şahitler tarafından sunulan şahadete göre bu hellimler iyi pişmediğinden tez bozulmakta ve nakliye yapıldıktan sonra pazarlanması öngörülen yere bozulmadan ulaştırılmaları -zordur. Özellikle şahit 2 olarak çağrılan ve uzun seneler davalıların İdare Heyeti Başkanlığı'nı yapmış olan Mustafa Hacı Ahmet şahadetinde yeni alınan birçok personelin hellim yapmayı pek bilmediklerini, özellikle dışarıya sevkedilmesi ögörülen hellimleri-n dayanıklı olması için fazla pişirilmesi gerektiğini, birçok ikazlara rağmen bu önerilere uyulmadığını ve bu nedenle davacıalra konu hellimlerin satıldığı anda bu şikâyetlerin büyük boyutlara ulaştığını bozuk çıkıp gereği iade edilen hellimlerin ise tahri-p edilmesi veya elden çıkarılması için komite kurulduğunu açık bir lisnala ifade etmiştir. Yine sunulan şahadete göre konu hellimlerin sevkiyatına başlanmazdan önce bu hellimler Veteriner Servislerince incelemeye tabi tutulmuş ve ihracat izni alınmamıştır.- Takriben 6 gün tır yolculuğunu müteakip bu hellimler Londra'da gümrüğü verildikten sonra satış bağlantısı kurulan firmaya teslim edilmiş ancak kısa bir süre sonra bunların bozuk olduğu tespit edildiğinden aralarında ihtilâf çıkmış ve neticede alıcı firma -parayı ödememiştir. Davacı (3) derhal davalıları durumdan haberdar etmiş ancak davalılar, bozuk olduğu için ayrı bir yerde muhafaza edilen hellimleri görüp tespit etmek istememeşiler. Bunun üzerine davacı (2) de KKTC Londra Temsilciliği'ne müracaat ederek -konu hellimlerin bozuk olduğunu, onlara tespit ettirmiş ve Temsilcilik mensupları önünde almış olduğu teneke numuneyi Kıbrısa getirmiş, yapılan tahlilde hellimlerin insan sağlığına zararlı mikroplar içerdiği, lezeti ve kokusunun bozuk olduğu tespit edilmiş- ve bu hususta düzelnelen bir rapor da Mahkemeye emare olarak sunulmuştur. Davalılar tarafından çağrılan şahitlere gelince; Kooperatif Merkez Bankasına bağlı süt fabrikasının müdürü ve kimyageri şahadet vererek fabrikada hiçbir zaman bozuk hellim üretilmed-iğini, üretilmesinin dahi olası olmadığını, bozuk üretilen hellimlerin müşetriye satılmadığını, sıhhi olmadığını, bozuk üretilen hellimlerin müşteriye satılmadığını, sıhhi yöntemlerle üretildiğini ve makûl şartlar altında bozulmasının söz konusu olmadığına- dair uzun boylu şahadet vermişlerdir. Kooperatife ait olup imha edilen bozuk hellimler hususundaki davacıların iddiası hususuda ise bu şahitler bozuk olup imha edilen hellimlerin imalât hatasından değil geçmiş senelere ait miyadları dolmuş olduğundan imha- edildiklerini ileri sürmüşlerdir. Davalılar tarafından son olarak çağrılan şahit no 4, davacı (3) ile kendi arasında geçen bir konuşmayı Mahkemeye aktararak davacı (3)'ün hellimler için garanti istediklerini Kooperatifin ise bu hellimlerin sevkiyatının bu-zluksuz araçta yapılacağı için vermediğini iddia etmiş, bu yönde lâyihalarda bir iddia bulunmadığı gerekçesi ile itiraz yapılmış ve bu yöndeki şahadetin kaale alınabilmesi için müdafaa lâyihasında tadilât gerektiğini düşünen davalılar tadilât için müracaat- etmişler ancak geç safhada yapıldığı ve karşı tarafa adaletsizlik olacağı için İlk Mahkemece reddedilmiştir.
Neticede davayı dinleyen İlk Mahkeme 138 teneke hellim dışındaki hellimlerin bozuk olduğu kararına vararak 500 teneke hellimden 138 teneke sağla-m olan miktar tenzil edildikten sonra geriye kalan bozuk hellimler için davacılar tarafından davalılara ödenen miktar, bu bozuk hellimler için ödenen gümrük miktarı, ayni oranda muhtemel kâr yapmaktan uğradıkları zarar ve numune tenekenin Kıbrısa sevki içi-n 50 Stg. olmak üzere sırası ile 2,497,800, 5158,50, 1448 ve 50 Stg. ve dava masraflarının ödenmesi hususunda hüküm vermiştir.
İstinaf bu karara karşı yapılmakta olup 19 istinaf sebebi içermektedir. Ancak istinafın duruşmasında bu istinaf sebepleri aşağı-daki şekilde özetlenerek ele alınmıştır.
Konu hellimlerin yapımında imalât hatası olamazdı, İlk Mahkeme bu yönde bulgu yapmakla hata etmiştir.
Ex-Factory, F.O.B. ve C.I.F. üzerindeki kontratları ve taraflara bu kontratlar tahtında satılan eşyalarda riskl-erin geçmesi hususundaki prensipleri yanlış uyguladı ve Fasıl 267 madde 16'yı bu meseleye uygulamakla hata ettiği gibi bu maddedeki prensipleri de yanlış uygulamıştır.
Davacıların davalarını ispatlayıp ispatlamadıklarına ağırlık vereceğine İlk Mahkeme dav-alıların müdafaasının zayıf olduğu varsayımından hareketle bu durumu davacılar lehine kullanarak ihtilâflı konulardaki bulguları bu hususa dayandırmakla hata yapmıştır.
Davalıların son tanığının şahadetini süpriz şahadet olarak kabul etmekle ve buna kıyme-t vermemekle ve ayrıca bu şahidin şahadetinin dikkate alınmaması için tadilât yapmak yönünde davalıların yaptığı müracaatı reddetmekle hata etmiştir.
Davacı şahitlerinin şahadetlerini değerlendiriken çelişkilere önem vermediği gibi bilirkişi olarak çağrıl-an tanıkların verdikleri bilimsel şahadeti de layıkı ile değerlendirmekle veya yanlış değerlendirmekle hata etmiştir.
Davacı No.2'nin davasını reddettikten sonra tüm davayı reddetmemekle hata etmiştir.
2. istinaf sebebini ele aldığımızda müstenifler avuk-atının iddiasına göre fabrikada yapılan hellimlerin davacılara tesliminden sonra bu hellimleri pazarlama riski tamamen davacılara geçmiş ve bu hellimlerin fabrikadan bozuk çıktığı, imalât hatası olduğunu ispat etme külfeti davacılara düşer. Davacılar bu ma-mullerin pazarlanacağı yere kadar taşınmaları sırasında iyi muhafaza edildikleri ve yolda bozulmadıklarının da davacılar tarafından ispat edilmesi gerekmektedir. Yine müstenif avukatının iddialarına göre fabrika çıkışlı (Ex-Factory) satışlar ile F.O.B. ve -C.I.F. satışlrında risk geçme zamanı farklıdır. İlk Mahkeme bu hususta yanılmıştır.
Sipariş üzerine yapılıp satılan bir malda riskin alıcıya geçip geçmediğine karar vermezden önce böyle bir malın pazarlanabilir kalitede (merchantable quality) olması gere-ktiğine dair şart içeren Fasıl 267'nin 16. maddesinin incelenmesi gerekir. Madde 16 şöyledir:
"16. Subject to the provision of this Law and of any other Law for the time being in force, there is no implied warranty or condition as to the quality or fitne-ss for any particular purpose of goods supplied under a contract of sale, except as follows:-
Where the buyer, expressly or by implication, makes known to the seller the particular purpose for which the goods are required, so as to show that the buyer rel-ies on the seller's skill or judgment, and the goods are of a description which it is in the course of the seller's bussiness to supply (whether he is the manufacturer or producer or not), there is an implied condition that the goods shall be reasonably fi-t for such purpose:
Provided that, in the case of a contract for the sale of a specified article under its patenet or other trade name, there is no implied conditionas to its fitness for any particular purpose;
Where goods are bought by des-cription from a seller wh deals in goods of that description (whether he is the manufacturer or producer or not), there is an implied condition that the goods shall be of merchantable quality:
Provided that, if the buyer has examined the go-ods, there shallbe no implied condition as regards defects which such examination ought to have revealed;
an implied warranty or condition as to quality or fitness for a paticular purpose may be annexed by the usage of trade;
an express warrantly or cond-ition does not negative a warrantly or condition implied by this Law unless inconsistent therewith.
Bu madde İngiliz 1893 Sale of Goods Act.'ın 14. amddesinden aynen alınarak Yasamıza aktarılmıştır. Bu durumda 1893 Sale of Goods Act altında benzer İngiliz- içtihat kararalrının bizde de geçerl olması grekir. ne var ki bu yasa 1973 ve 1979 yılalrında İngiltere'de değiştirilmiş olduğundan bu tarihten sonraki İngiliz içtihat kararalrının bize uygulanamayacağı açıktır. Müstenif avkatları 1973 yılından önceki dav-alara, daha sonraki içtihadi kararlarla değiştirildiğine değinmişlerdir. Hakikatte değiştirilen içtihadi prensipler olmayıp, Kıbrıs'ta uygulanmayacak yasa değişikliği ışığında yeni içtihat kararalrı oluşturulmuştur. Bu durumda 1973 yılından sonraki kararla-rı dikkate almamamız gerekir. Halsbury's Statutes 4th Ed., vol.39, sayfa 119'da pazarlanabilir kaliteye (merhantable quality) verilecek mananın 1973'dem sonraki yasalarla değiştirildiğine değinmekte ve şu görüşe yer verilmektedir:
"Merhantable quality. T-his expression has a long history in the law of sale of goods and there are mant decisions on its meaning. Those decisions are now of doubltful value, since a new defiiation of "merchantable quality" was introduced by the Supply of Goods (Implied terms) Ac-t 1973, s.7(2) (repealed) and this is reproduced in sub-s (6) bove. As to the extent tow hich the pre_1973 decisions may still be relevant..."
Bu durumda 1973 yılından sonraki kararlarının bize ışık tutamayacağını kabul etmemiz gerekir. Mash & Murrel Ltd-. ve Joseph I. Emanuel, Ltd. (1961) 1 All. E.R. sayfa 485 at 488'de hakim Diplock pazarlanabilir kalite (merhantable quality) hakkındaki hukuki durumu şu şekilde derleyerek aşağıdaki görüşe yer vermiştir:
"On those finding of fact a question of Law, whic-h has been hotly debated,a rises. I have far travelled through my legal life under the impression, shared by a number of other judges who have sat in this court, that when goods are sold under a contract such a c.i.f. contract, or f.o.b. contract, which in-volves transit before use, there is an implied warrantly not merely that they sgall be merchantable at the time they are put on the vessel, but that they shall be in such a state that they can endure the normal journey and be in a merchantable condition on-a rrival. It has been strenously argued by counsel for the defendants in this case that that impression under which I have ben for so long is quite erroneous and, like a similar impression (2) of ATKIN, J., is founded on a misreading of the famous old case- about rabbits, Beer v. Wlaker (3). It is, therefore, necessary to analyse the way in which the plaintiffs put their case.
The plantiffs have put their case in three different ways. First, founding themselves on s.14(1) of the Sale of Goods Act, 1893, the-y say that here was a case where the buyer by implication made known to the seller the particular purpose for which the goods were required so as to show that they relied on his skill and judgment, and that accordingly they rely on the implied condition th-at the goods were fit for hat purposes, namely, the purpose of being carried by the Ionian on her voyage to Liverpool and for the purpose of being carried to Liverpool for sale for use after arrival for human consumption. Alternatively, they rely on s. 14(-2), namely, on an implied condition as to mercahntabel quality, and they say that the merchantable quality as egards these potatoes is that at the time of shipment they should be merchantable as potatoes sold for carrying and delivery to Liverpool by the I-onian. the third way in which the plaşntiffs put their case is that there is an implied warrantly in a c.i.f. or c.&f. contract, as this was, that the goods shoul be fit to satnd the voyage from Cyprus to Liverpool on which the Ionian was about to embark, -anormal voyage from Cyprus to Lievrpool, and should arrive sound and fit for sale for human conspumtion after arrival."
Yukarıdaki kararda hakim Diplock (1893) Sale of Goods Act'tan önce karara bağlanan birçok içtihat kararını, örneğin Cammel Laird and C-o. Ltd. v. Mangenese Bronze and Brase Co. Ltd., (1934) All. E.R.'ı mukayese ederek Kıbrıs Yasalarında Fasıl 267 madde 16'nın muadili olan 14(1)'in içeriğine açıklık getirmektedir. Yukarıdaki alıntıdan görülebileceği gibi bir alıcı satın almış olduğu eşyanı-n ne maksatla satın alındığını satana veya imal edene bildirmesi halinde satın alınan eşyada satıldığı maksada uygun olması gerektiğine dair zımni bir garanti vermektedir. Yukarıdaki davada bu prensip genişletilmiş ve satın alınan eşyanın pazarlanabilir ol-ması yönündeki zımni garantinin satın alındığı anda olduğu gibi satın alındıktan sorna normal yöntemlerle taşınması halinde pazarlanacağı yer kadar ulaştıktan sonra da aynı kalitede olması gerektiğine dair zımni bir garanti içerdiği vurgulanmıştır.
Önüm-üzdeki meseleye bu hukuki durumu uyguladığımızda davacı (3)'ün konu hellimleri İngilterede pazarlamak maksadı ile satın aldıklarını davalılara bildirdiği görülmektedir. Esasen aynı şahıslar geçmişte davalılardan aynı maksatla hellim almakta ve bunları İngi-lterede pazarlamakta idiler. Satılan evsafa uymayan ve bozuk çıkan hellimler ise davalılar tarafından anlayışla karşılanarak ya değiştirilmiş veya bedelleri ödenmiştir. Bu kez de 500 tenekeden oluşan ve davalılar tarafından davacılara satılan hellimin İngi-lterede pazarlanacağının davalılara bildirildiği hususunda açık şahadet vardır. Bu bir yana, bu hellimlerin miktarı dikkate alındığında bunların Kıbırs gibi küçük bir yerde pazarlanamayacağı da kendiliğinden bir hakikat olarak ortadadır.
2. husus bu hell-imlerin normal yöntemlerle pazarlanacakları yere taşınmasının yapılıp yapılmadığıdır. İlk Mahkemenin mevcut şahadete dayanan bulgusuna göre geçmişte gerek davacılar tarafından gerekse sair ihracatçılar tarafından satın alınan hellimler teneke içerisinde mu-hafazalı olduğu cihetle buzluksuz tırlarda taşındığı görülmektedir. Bu şekilde satın alınan hellimlerin davacılar veya sair ihracatçılar tarafından buzluklu kamyonlarda taşınmadığı ve taşınmalarına da gerek olmadığına dair şahadet mevcuttur ve bu şahadet ı-şığında teneke içerisindeki bu hellimlerin normal taşıma yönteminin bu olduğuna dair İlk Mahkemenin bulgusu vardır. Kanaatimizce İlk Mahkeme bu bulgusunda yanılmış değildir. Keza konu hellimlerin buzluksuz kamyonda taşınacağının davalılara davacılar tarafı-ndan bildirildiğine dair şahadet mevcuttur. Bu durumda müstenifler tarafından iddia edildiği gibi fabrikada imal edilip davacılara teslim edilen hellimlerin riskinin, satıldığı andan itibaren davacılara geçtiğini kabul etsek dahi ne maksatla satın alındıkl-arı, nerede pazarlanacakları davalılar tarafından bilindiğine göre, normal şartlar altında, pazarlanacakları yere kadar taşınma süresinde de bozulmayacaklarına dair zımni bir garantinin (implied warranty) mevcut olduğunu kabul etmek gerekir. Bu durum F.O.B-. satışalrında olduğu gibi Ex-Factory satışlarında da aynıdır ve aynı ilkelerin her iki tür satışa da uygulanması gerekir. Bu nedenle 2. istinaf sebebi reddedilir.
1. 3. ve 5. istinaf sebeplerine gelince; bu istinaf sebeplerinde özetle davacılara satılan -hellimlerde imalât hatası olmadığı ve İlk Mahkemenin davacıların davasını ispat için davacıların iddialarına değil de davalıların zayıf müdafaasına dayandırmakla hata ettiği argümanları yer almaktadır.
Şahadete göz atıldığında konu hellimlerin ihracı içi-n gerekli ihraç izni alınırken teftiş edildiği ve teftiş sırasında insan sağlığına zararlı mikroplar bulunmadığı, kaliteli olduğu yönünde bilirkişi şahadeti mevcuttur. Bu şahadet dikkate alındığında ilk nazarda konu hellimlerin imâlâtında bir hata olmadığı- düşünülebilir. Ancak bu yöndeki şahadet dikkatlice incelendiğinde yapılan tetkik ve neticesinde verilen belgenin konu hellimlerin insan sağlığına zararlı mikroplar içerip içermediğidir. Öyle anlaşılıyoer ki bu hellimler steril şartlarda imal edilmiş ve im-alatı sırasında insan sağlığına zararlı mikroplar içermiyordu. Ancak sair şahadet ve özellikle uzun seneler Kooperatif İdare Heyeti Başkanlığı yapmış olan kişinin şahadeti dikkate alındığında fabrikada imal edilen hellimlerin uzun bir yolculuğa dayanabilme-si için iyi pişirilmesi gerektiği, iyi pişirilen hellimlerin uzun süre dayandığı, halbuki yeni değişen fabrika personel kadrosunun bu talimatlara uymadığı, birçok kişinin bu hellimlerin dayanıksız olduğu ve tez bozulduğu yönünde şikâyetleri vaki olduğu, bo-zulan hellimlerin imha edilmesi için komite kurdukları yönünde şahadeti vardır. Buna karşın davalılarda çalışan personelin ise şahadetine göre bozuk hellimleri imha etmek için komite kurulduğu ancak bozulan hellimlerim eski hellimler olduğu iddia edilmekte-dir. İlk Mahkeme ise davalıların bu yöndeki şahadetini inanılır bulmamış, özellikle bu fabrikadan hiçbir zaman bozuk hellim çıkmadığı yönündeki şahadetlerine hiç kıymet vermemeyi uygun görmüştür. Kanaatimizce İlk Mahkemenin bu yöndeki yargısı tamamen doğru-dur. Bu nedenle 1., 3. ve 5. istinaf sebeplerinin de reddedilmesi gerekir.
4. istinaf sebebine gelince; İlk Mahkeme davalılar tarafından çağrılan tanık No.4 Ertan Peynircioğlu'nun şahadetine ağırlık vermemeyi 2 nedene bağlamaktadır. Birincisi, bu şahit d-uruşma boyunca Mahkemede bulunup şahadeti izlemiş ve sonra şahit olarak çağrılmıştır. İkinci husus ise şahadetinde söyledikleri müdafaa takririnde iddia edilmemiştir. Bu şahidin söylediklerinin dikkate alınmaması gerektiği yönünde davacılar avukatları tara-fından itiraz yapılması üzerine davalılar müdafaa lâyihasını tadil etmek istemişlerdir. Bu kez de İlk Mahkeme duruşmanın sonuna gelindiğini, verilen şahadete uydurulmak için tadilât yapılmasının uygun olmadığını dikkate alarak bu talebi reddetmiştir. İlk M-ahkeme kararında bu hususta aşağıdaki görüşe yer vermektedir.
"Bu aşamada Ertan Peynircioğlu'nun şahadeti üzerinde durmamız ve bu şahadeti davacı 3'ün şahadeti ile karşılaştırmamız yerinde olacaktır. Duruşmanın son tanığı olan Ertan Peynircioğlu taşıma k-onusunda ve hellimlerin bozulması konusunda davacı 3 ile aralarında geçen konuşmalara ilişkin süpriz bir şahadet vermeye başladı. Davacı avukatının müdafaa takririnde yer almayan şahadet verildiği itirazına karşılık davalı avukatı müdafaa takririni tadil e-tmek istedi. Uzun bir duruşmanın son günü tadilât yapılmasını adil bulmayan mahkeme Ertan Peynircioğlu'nun ilk günden itibaren Mahkemede hazır olduğunu da dikkate alarak tadil müracaatını reddetti. Tadilâtın yapılmamış olması Ertan Peynircioğlu'nun şahadet-ine bir ölçüde gölge düşürdü. Fakat bundan daha önemlisi Ertan Peynircioğlu'nun konuşulduğunu iddia ettiği sözlerle ilgili olarak davacı 3 istintak edilmiş değildir. Ertan Peynircioğlu'nun şahadetine gerçekten önem verebilmek için iddialarıyla davacı 3'ü k-arşılaştırmak, davacı 3'e yanıt verme ve gerekirse tanık çağırarak Ertan Peynircioğlu''un iddialarını çürütme fırsatı vermek gerekirdi. Bu yapılmadan son anda getirilen süpriz şahadetin fazla bir ağırlığı olmamalıdır. Ertan Peynircioğlu'nun şahadetini zayı-flatan diğer bir neden de fazla yetkili olmadığı ve sık sık genel müdürlüğe başvurarak konuyu onlara havale ettiği halde genel müdürlükten birinin gelerek iddialarını desteklememiş olmasıdır. Bu nedenlerle Ertan Peynircioğlu'nun şahadetine fazla önem verme-mek ve davacı 3 ile Ertan Peynircioğlu'nun şahadetini karşılaştırdığımızda davacı 3'ün şahadetini tercih etmek gerektiği görüşündeyiz."
-İlk Mahkemenin yukarıdaki nedenlere dayanarak Ertan Peynircioğlu'nun şahadetine önem vermemekle hata etmediği gibi bu şahidin sunduğu şahadet ışığında geç bir safhada müdafaa lâyihasını tadil etmek isteyen davalılara da bu yönde izin vermemekle hata etmed-iği kanaatindeyiz.
-Netice olarak 4. istinaf sebebinin de reddedilmesine karar verilir.
-6. istinaf sebebine gelince; davacı No.2'nin davaya taraf olduğunu gösterecek haklı bir durumun mevcut olmadığı görüşünde olan İlk Mahkeme bu davacı lehine hüküm vermemiş ve bu davacı tarafından da istinaf yapılmamıştır. Davalılar ise davacı No.2''in davad-an ihraç edilmesi neticesinde davacı (1) şirket ile davacı No.3'ün davasının daha ileri gitmemesi ve tüm davanın iptal edilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Şahadeti tetkik ettiğimizde bu davada davacı No.2, davacı No.3'ün kardeşi olup konu hellimlerin taşı-macılığını yapmakta, keza davacı No.1'in ortağı olmaktadır. Bu dava ile başka bir ilgisi de yoktur. İlk Mahkeme bu hususları dikkate alarak davacı No.2 lehine hüküm vermemiş ve onu davadan ihraç etmiştir. Konu hellimleri satın alan davacı No.1 ve 3'tür. En- azından dava lâyihalarında bu şekilde iddia edilmiş ve müdafaa takririnde bu husus inkâr edilmemiştir. Diğer bir ifade ile müdafaa lâyihasında davacı No.3'e veya davacı No.1'e konu hellimlerin satılmadığı yönünde bir iddia yoktur. Esas müdafaa bu hellimle-rin davacı (3) tarafından teslim alınırken bozuk olmadığı her halûkârda fabrikadan çıkarılıp davacı (3)'e teslim edildikten sonra riskin davacılara geçtiği yönündedir. Bu durumda taşımacı olarak görev yapan davacı No.2'nin davadan ihraç edilmesinin davacı -(1) ve (3)'ün davasına ne şekilde tesir edeceğini anlamakta zorluk çekmekteyiz. Özellikle davacılara konu malların satılıp satılmadığı konu edilmeyip kabul edilen bir olgu olduğuna göre bu istinaf sebebininde reddedilmesi gerekir.
-
Netice olarak yukarıdaki görüşler ışığında istinafın reddedilmesine, İlk mahkeme kararının aynen tasvibine ve istinaf masraflarının müsteif tarafından aleyhine istinaf edilenlere ödenmesine, oybirliği ile, karar verilir.
(N. Ergin Salâhi) - (Niyazi F. Korkut) (Celâl Karabacak)
Yargıç Yargıç Yargıç
11 Mayıs 1989
-
-11-
-
Full & Egal Universal Law Academy