- Birleştirilmiş
D.27/89 Yargıtay/Hukuk 91, 92, 93, 94 ve 95/87
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Niyazi F.- Korkut, Aziz Altay.
Yargıtay/Hukuk 91/87
(Dava No. 1121/83, Mağusa)
İstinaf eden: Fatih Bahadırlı, Reyhanlı, Hatay-Türkiye
şimdi Mağusa Genel Hastahanesi, Gazi Mağusa.
- (Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Tülây Şükrü Zorba, Yenişehir, Gazi Mağusa.
(Davacı)
- A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Kıvanç M. Riza.
Aleyhine istinaf edilenler namına: Ali Dana.
Yargıtay/Hukuk 92/87
(Dava No. 1122/83, Mağusa)
İstinaf eden: Fatih Bahadırlı, Reyhanlı, Hatay - Türkiye
şim-di Mağusa Genel Hastahanesi, Gazi Mağusa.
(Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: 1. Mahmut Zorba, 10 yaşından küçük, en yakın
akrabası ve annesi Tülây Şükrü Zorba vas-.
Gazi Mağusa.
2. Mustafa Zorba, 6 yaşından küçük, en yakın
akrabası ve annesi Tülây Şükrü Zorba, vas.
Gazi Mağusa
- (Davacı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Kıvanç M. Riza.
Aleyhin-e istinaf edilenler namına: Ali Dana.
Yargıtay/Hukuk 93/87
(Dava No. 1123/83; Mağusa)
İstinaf eden: Fatih Bahadırlı, Reyhanlı, Hatay - Türkiye
şimdi Mağusa Genel Hastahanesi, Mağusa
- (Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Müteveffa Mağusalı Özlem Şükrü Zorba'nın
Terekesinin İdare Memuru sıfatıyle ve mezkûr
Terekeye ve Müteveffaya muhtaç kimseleri
- (Dependants) temsilen Kilitkayalı Güner Mustafa.
(Davacı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden- namına: Kıvanç M. Riza.
Aleyhine istinaf edilenler namına: Ali Dana.
Yargıtay/Hukuk 94/87
(Dava No. 1124/83; Mağusa)
İstinaf eden: Fatih Bahadırlı, Reyhanlı, Hatay - Türkiye
şimdi Mağusa Genel Hastahanesi, Gazi Mağusa
- (Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Müteveffa Mağusa sakinlerinden Şükrü Mevlüt
Zorba'nın Tereke İdare memurları sıfatıyle ve
Mezkûr terekey-e ve müteveffaya muhtaç kimseleri
(Dependants) temsilen:
Güner Mustafa, Kilitkaya
Hüseyin Diner, Girne
(Davacı)
- A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Kıvanç M. Riza
Aleyhine istinaf edilenler namına: Ali Dana.
Yargıtay/Hukuk 95/87
(Dava No.1125/83, Mağusa)
İstinaf eden: Fatih Bahadırlı, Reyhanlı, Hatay - Türkiye
- şimdi Mağusa Genel Hastahanesi, Gazi Mağusa.
(Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Müteveffa Kilitkaya sakinlerinden Şafak Diner'in
Tereke İdare Memurlar-ı sıfatıyle ve mezkûr terekeye
ve müteveffaya muhtaç kimseleri temsilen
(Dependants)
1. Hüseyin Diner, Girne.
2. Ayşe Coşar, Lefkoşa.
(Da-vacı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Kıvanç M. Rıza.
Aleyhine istinaf edilenler namına: Ali Dana.
Trafik kazası nedeniyle tazminat talebi - Davalı Fatih Bahadırlı'nın kullandığı araç ile müteveffa Şükrü- Zorba'nın kullandığı aracın çarpışması sonucu Şükrü Zorba'nın kullandığı araçta bulunan 3 kişi hayatını kaybetti diğer 3 kişi ise yaralandı - Davalı aleyhine 5 ayrı dava açıldı - Ölenlerin Tereke İdare Memurları ve yaralananlar Davalının aracını dikkatsiz- kullandığını ileri sürerek özel ve genel tazminat talep ettiler - Davalı müdafaasında kazanın meydana gelmesinde diğer araç sürücüsü müteveffa Şükrü Zorba'nın katkısı olduğunu ileri sürdü - İlk Mahkeme Davalının sağ şeritte seyrederek diğer aracın yolunu- tıkadığını ve kazanın oluşunda kusurlu olduğunu, müteveffa Şükrü Zorba'nın ise kusuru bulunmadığını belirterek Davacılar lehine tazminata hükmetti - Davalı, İlk Mahkemenin saptadığı tazminat oranlarının yüksek olduğunu ileri sürerek istinaf etti - Davacıl-ar ise, tespit edilen tazminatların az olduğunu ileri sürerek istinaf ettiler - İstinaflar birleştirilerek dinlendi - Yargıtay, müteveffa Şükrü Zorba'nın kazayı önlemek için elinden geleni yaptığını ve katkısal kusuru olmadığını belirterek Davalı tarafınd-an yapılan istinafları reddetti - Davacıların mukabil istinaflarında ise 91/87 sayılı istinafın dışındaki diğer istinaflarda İlk Mahkeme bulgularının hatalı olmadığı kanısına vararak bu istinafları da reddetti - 91/87 sayılı mukabil istinafta ise çoğunluk- kararı şahadeti dikkate alarak rakamsal düzeltme yaptı.
Tazminatın tespiti - Türk parasının değerindeki düşüş oranı ve enflasyonun dikkate alınması - Davacının kaza günündeki kazancının dikkate alınması - Duruşma günündeki kazanç veya muhtemel kazancın d-ikkate alınarak çoğaltıcı rakamın saptanması - Kazanç kaybının dikkate alınması gereği - Davacının çektiği sızı, ızdırap ve kalıcı yaraların dikkate alınması - İngiliz içtihat kararlarının dikkate alınması.
Vasi tayini (guardian ad litem) - Davanın ikame -edildiği tarihte Davalının 18 yaşını doldurmamış olması nedeniyle vasi tayini istemi - Davalının duruşma tarihinde 18 yaşını doldurması nedeniyle bu istemin reddedilmesi - Davalının 18 yaşını doldurmaması halinde protestolu isbatı vücut dosyalanması gereği- - Davalının müdafaa dosyaladıktan 3 yıl önce reşit olması ve bu nedenle dava ünvanında değişikliğe gerek duyulmaması.
Kusur oranı - Davalının yolun solunda seyretmesi gerekirken sağında seyretmesi - Müteveffanın kazanın engellenmesi için elinden geleni- yapması ve kusuru olmaması.
Aracın değerinin tespiti - Aracın değerini tespit ederken kazadan önceki değerinin esas alınması gereği.
Hayat intizarı kaybı - Hayat intizarı kaybına ilişkin tazminatın saptanması - Hayat intizarı kaybına ilişkin tazminatlar-ın genellikle sabit tutulması - Bazı hallerde değişen koşullar dikkate alınarak tazminatın değiştirilebilmesi.
Çoğaltıcı rakam - İlk Mahkemenin 10 yılı çoğaltıcı rakam olarak tespit etmesi - Yargıtayın, Müteveffanın eşinin yaşını, sosyal durumunu, mütevef-faya muhtaç kimselerin sayısını ve durumlarını dikkate alarak çoğaltıcı rakamı onaylaması.
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Birleştirilerek ele alınan bu istinaflarda olgular detaylı olarak Sayın Niyazi F. Korkut tarafından derlenmiştir. Özetle 26.7.1983 tari-hinde Salamis - Karpas anayolunun 8 ve 12. milleri arasında Fatih Bahadırlı yönetimindeki 31DS747 plâkalı araç ile Şükrü Zorba yönetimindeki TAK808 plâkalı araç arasında vukubulan kazada, TAK808 plâkalı aracın sürücüsü Şükrü Zorba ile araçta yolcu olarak s-eyreden Şafak Diner ve küçük Özlem Zorba yaşamlarını yitirmişler, ayni araçta yolcu olarak seyreden Tülây Zorba, Mahmut Zorba ve Mustafa Zorba ise yaralanmışlardır.
Birleştirilerek ele alınan istinaflar, hayatını yitirenlerin terekelerine ve bunların ba-kmakla mükellef oldukları yakınlarına verilen tazminat ile yaralanan kişiler lehine verilen tazminatlar aleyhine, Fatih Bahadırlı tarafından dosyalanmıştır.
Bu istinafların reddedilmesi gerektiği hususunda Sayın Yargıç Niyazi F. Korkut'un görüşleri ve va-rılan netice ile hemfikir olduğumdan ek bir görüş belirtmeyi lûzumsuz görmekteyim.
Yukarıdaki istinaflara karşı mukabil istinaf olarak dosyalanan istinaflar hususunda ise 91/87 sayılı istinaftaki özel zarar ziyan hususunda söylenenler dışında Sayın Yargı-ç Niyazi F. Korkut'un görüşlerine katılma olanağını bulamadım. Bu mukabil istinaflara aşağıda teker teker değineceğim.
91/87 sayılı istinafa karşı dosyalanan mukabil istinafta davacı avukatı sözü edilen kazada yaralanan Tülay Şükrü Zorba lehine ilk mahke-mece hükmedilen 10,000,000 TL tazminatın, davacının çektiği sızı ve ızdırap, kalıcı yaralar ve tüm olgular dikkate alındığında İstinaf Mahkemesinin müdahalesini gerektirecek derecede az olduğu yönündedir.
Davacı avukatı Tülay Zorba'nın aldığı yaralar, çe-ktiği sızı ve ızdırap ile kalıcı yaralara değinerek benzeri İngiliz içtihat kararlarına atıfta bulunmuştur.
Bu argümanlar ışığında ilk mahkemenin bulgularını tetkik ettiğimde Tülây Zorba'ya verilen 10,000,000 TL tazminatın aşikâr surette az olduğu kanaat-indeyim.
Tülây Zorba'nın aldığı yaralar ilk mahkeme kararının bulgularına göre şöyledir:
"26.7.1983 tarihinde davacı doktor Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastahanesine yatırılarak tedavi altına alınmıştır. Hastahaneye götürül- düğünde şok durumunda olup şu-uru kapalı, nabız filiform, tansiyon alınamayacak kadar düşük vaziyette idi. Acilen ameliyat ile kan damarı bulunarak tazikli kan transfüzyonu yapıldı, tansiyon yükselince batına yapılan fonksiyon ile hastada bir iç kanama olduğu teşhis edilmiş ve acilen a-meliyata alınmıştır. Ameliyatta batından 1500 cc. kan serbest olduğu görüldü ve dalak yırtığı tesbit edildi. Dalak çıkarılıp batın temizlendi, yüzde sağ zigomatik kemikte kırık ve kırık bölgesinde geniş hematom ve kanama, 4-5 cm.lik yara, burunda kanama te-sbit edildi. Davacının solunum zorluğu olduğu tesbit edilip herhangi bir tıkanmayı önlemek için acilen trakeotomi yapıldı. Sağ femurda diz mafsalına yakın bölümünde parçalı açık kırık, sağ kalça kemiğinde ramus pubis-iskion kolunda parçalı kırık tesbit edi-lmiştir.
.............................
Davacının 3-4/11/1986 tarihinde Cerrahi Mütehassısı, Göz Mütehassısı, Ortopedi Mütehassısı, Çene Cerrahı ve Röntgen Mütehassısı tarafından yapılan son muayenesinde yaralarla ilgili davacıda görülen bulgular ise aşağ-ıdaki şekildedir:-
Sol hipocondriumde, sağ fossa iliacaya doğru uzanan (karında) 20-25 cm. uzunluğunda ameliyat nedbesi,
Yüzde sağ maxilla bölgesinde 6-7 cm.lik nedbe,
Boyunda 2-3 cm.lik Trakeotomy insizyonu, nedme dokusu,
Sol dirsek ön yüzde 3-4 cm.l-ik nedbe,
Sağ dirsek ön yüzde 3 cm.lik nedbe,
Sol hemerus 1/3 iç yanda 4-5 cm.lik nedbe,
Sol ayak bileği iç malleolde 3 cm.lik nedbe,
Sağ dizde iki adet 1 cm.lik nedbe,
Hastada dalak çıkarılmıştır. Batında bir organ eksikliği vardır."
Görülebileceği gibi -davacı uzun süre sızı ve ızdırap çekmiş, iki üç defa ameliyat olmuş, dalağı çıkarılmıştır. Genç bir hanım olan bu davacının vücudunda yukarıda izah edilen çirkin birçok kalıcı iz ve yaralar mevcuttur. Bunların etkileri ise yine ilgili kararda görülmektedir-. Bu durumda bu davacıya verilebilecek makul tazminatın kararın verildiği tarihten bu yana Türk parasının, daha istikrarlı para birimlerine karşı düşüş oranını da dikkate aldığımda 18,000,000 TL'ye yükseltilmesinin makul ve adil olduğu kanaatindeyim.
92/8-7 sayılı mukabil istinafa gelince; davacı 2 olarak davaya eklenen Mahmut Zorba'nın aldığı yaralar cüzi olmakla beraber çektiği sızı ev ızdırap ve aldığı yaralar dikkate alındığında hükmedilen 200,000 TL'nin aradan geçen zaman zarfında etkenliğini yitirdiği-ni, Türk parasının değer yitirdiği de dikkate alındığında çok düşük olduğu ve mevcut olgular ışığında 800,000 TL'ye yükseltilmesi gerektiği görüşündeyim. Ayni nedenlerle davacı no 3 Mustafa Zorba leyhine hükmedilen 300,000 TL'nin de 1,000,000 TL'ye çıkarıl-ması gerektiği görüşündeyim.
93/87 sayılı istinafa gelince; bu istinaf genel mahiyette olup müteveffiye küçük Özlem Zorba'nın terekesine verilen 1,000,000 TL'nin normal şartlar ve değişen koşullar dikkate alındığında az olduğu yönündedir.
Bilindiği üze-re terekelere hayat intizarı kaybı başlığı altında verilen tazminatlar oldukça sabit tutulmakta ve zaman be zaman değişen koşullar dikkate alınarak değiştirilmesi gerekmektedir. Ancak bu husus üzerinde istinafta lâyıkı ile durulmadığı ve yeterli argüman il-eri sürülmediği cihetle bu aşamada terekelere verilen tazminatın bir miktar artırılmasının uygun olabileceği kanaatinde olmama rağmen ne oranda artırılması gerektiği hususunda sıhhatli bir karara varmak olası olmadığından bu istinafın reddedilmesi gerektiğ-i görüşündeyim.
94/87 sayılı mukabil istinafa gelince; bu istinaf aşağıdaki istinaf sebeplerini içermektedir.
1) Müteveffanın terekesine ödenmesi öngörülen 1,000,000 TL tazminat tüm ahval ve şerait altında ve özellikle paranın değer kaybı göz önünde tu-tulduğunda aşikâr surette azdır.
2) İlk mahkeme, müteveffaya muhtaç kimselere ödenecek genel tazminatı ve onların kayıplarını saptarken yanlış metod ve prensipler uygulamış ve özellikle KKTC'deki ekonomik durum ile Türk parasının değerinin sürekli düşmes-i, enflasyon ve genel olarak tüm çalışanların gelirlerinin devamlı artmakta olduğu gibi hususları göz önünde bulundurmayarak müteveffanın kaza günündeki gelirini hesap ettiği gibi duruşma günündeki gelirini de dikkate alıp çoğaltıcıya bu rakamı tetbik etme-mekle hata etmiştir. Her halûkarda müteveffa için ilk mahkemece tesbit edilen 1,600,000 TL yıllık gelir mevcut şahadet ışığında hatalıdır.
3) Müteveffanın yaşayan eşinin yaşı, sosyal durumu, müteveffaya muhtaç kimselerin adet ve durumları dikkate alındığ-ında ilk mahkemece tesbit edilen 10 yıl çoğaltıcı rakamı düşüktür.
Yukarıda özetlenen istinaf sebeplerinin ilki daha önce 93/87'de değinilen nedenlerle reddedildiği cihetle ayni nedenlerle bunun da reddedilmesi gerekir.
3. istinaf sebebine gelince, para-nın düşüş oranı dikkate alınarak çoğaltıcı rakamın yüksek tutulması gerektiğine geçmiş bazı içtihat kararlarında değinilmiştir. Ancak süratli enflasyon hızı karşısında bu çoğaltıcı rakamın da anormal derecede yükseltilmesi dahi yeterli olamayacağı, makul b-ir tazminata hükmedilebilmesi için davacının kaza günündeki kazancı yanında duruşma günündeki kazancının da dikkate alınması ve duruşma günündeki kazanç veya muhtemel kazancının hesaplanarak bunun çoğaltıcı rakama tatbik edilmesi, daha uygun ve adil olacak-tır. Bu nedenle yukarıdaki görüşlerim saklı kalmak koşulu ile ilk mahkemece tesbit edilen 10 yıl çoğaltıcı rakamının az olduğuna ikna edilmedim.
2. istinaf sebebine gelince; müteveffa Şükrü Zorba'nın ölümü ile neticelenen ve 26.7.1983 tarihinde vukubulan -kazada müteveffanın kaza tarihindeki kazancı ilk mahkemece ayda 135,000 TL olarak tesbit edilmiştir. Müteveffanın kazancının bu rakamın çok üstünde olduğu hususunda şahadet mevcuttur. Ancak ilk mahkeme makul sayılabilecek abartmaları dikkate alarak mütevef-fanın makul kazancını ayda 135,000 TL olarak tesbit etmiştir. Bu husustaki ilk mahkeme bulgularına müdahale etmeyi uygun bulmuyorum. Ancak ilk mahkeme müteveffanın aylık kazancını 135,000TL olarak tesbit ettikten sonra bu kazancı sabit olarak kabul etmiş v-e kaza günü ile karar günü arasında geçen 3 yılı aşkın bir süre zarfında bu kazancı hiç artmayacakmış gibi kabul ederek çoğlatıcıya bu rakamı tatbik etmiştir ki kanaatimce bu hatalı bir metoddur.
Müteveffa Şükrü Zorba'nın 26.7.1983 tarihinde vukubulan ka-zada vefat ettiği sırada ilk mahkemece tesbit edilen kazancı 135,000 TL idi. Müteveffanın bir memur olmadığı ve kazancının ne oranda artabileceği hususunda direkt olarak mahkeme önünde şahahdet yoktur. Bu nedenledir ki ilk mahkeme kaza gününde tesbit edile-n rakamı çoğaltıcıya uygulamayı düşünmüştür. İlk Mahkeme önünde müteveffanın kazancının kesin olarak ne miktarda artacağına dair direkt şahadet olmamakla beraber benzeri iş ile iştigal edenlerin gelirlerinin bir hayli arttığı ve birkaç misline ulaştığı yön-ünde şahadet mevcuttur. Davacı avukatı mukabil istinafta Mahkemelerin adil bir tazminata hükmedebilmesi için hızlı enflasyonu dikkate alarak bir karara varmaları gerektiğine değinmiş ve İlk Mahkemenin, bu yönde yapılan argümanlara rağmen bu hususu lâyıkı i-le değerlendirmediği ve verilen tazminatın son derece düşük olduğunu ileri sürerek, aydınlatıcı içtihat kararlarına değinmiştir.
Bu iddialar ışığında şahadeti ve İlk Mahkeme kararını tetkik ettiğimde duruşmanın 3 yılı aşkın uzun bir süre devam ettiği göz-önünde tutulduğunda Müteveffaya Şükrü Zorba'nın İlk Mahkemece kaza gününde tesbit edilen 135,000 TL aylık kazancının Türk parasının hızlı enflasyonu karşısında sabit kalmıyacağı iddiasız kabul edilecek bir olgudur. Ancak İlk Mahkeme önünde kaza tarihi itib-arı ile tesbit edilen 135,000 TL aylık gelirin artmış olduğuna dair şahadet olmasına rağmen ne oranda ve ne miktarda arttığına dair şahadet bulunmadığından İlk Mahkeme bu miktarı esas alarak tazminatı tesbit yönüne gitmiştir. Ne oranda artış olduğuna dair -direkt şahadet bulunmamasına rağmen Resmi Gazetede peyder pey yayınlanan ve Mahkemelerin bilgisi dahilinde olması gereken Türk parasının değer kaybı ile enflasyon oranı ve buna bağlı olarak ücretlerdeki yayınlanan Resmi artış oranlarını dikkate alarak tazm-inat hususunda karar verilmemiştir. Kanaatimizce Türk parasının devamlı değer kaybı ile ücret artış oranları adli ihbar olarak alınabilirdi. Resmi Gazetede, bu yıllarda asgari ücretin ne olduğu, müteakip yıllarda ne kadar arttığı da yayınlandığına göre bu -oranlar dikkate alınarak daha sıhhatli ve adil bir tazminata hükmetmek mümkündü. İlk Mahkeme bu hususları ve yapılan argümanları dikkate almamak ve kaza tarihinde olduğu gibi duruşma tarihinde de müteveffa Şükrü Zorba'nın kazancının ne olduğu bulgusuna var-mamakla hata etmiştir.
Kazanın vukubulduğu 1983 yılında asgari ücretin 22,000 TL, duruşmanın hitam bulduğu 1987 yılı başında ise 90,000 TL olduğu dikkate alındığında, asgari ücretin 22,000 TL olduğu dönemde 135,000 TL aylık kazancı olan bir kişinin bu ka-zancının sabit kalmayacağı iddia kabul etmez bir olgudur. Tazminat hesaplanmasında çoğaltıcı rakama bir yıllık gelir kayıp miktarının tatbik edileceği gözönünde bulundurulduğunda, kaza günündeki rakamın sabit tutulmasının davacılara büyük bir adaletsizlik -yarattığı açıklıkla görülmektedir. Bu adaletsizliğin ortadan kaldırılması ve daha adil bir tazminat rakamına ulaşılabilmesi için ilk mahkemece asgari ücret artış oranları dikkate alınabilirdi. Konuyu bu açıdan değerlendirirken KKTC'de yayınlanan resmi veri-lerin ve enflasyon oranının senelere göre şu şekilde olduğu görülmektedir; 1983 yılında %83, 1984 yılında %70.72, 1985 yılında %43.04, 1986 yılında %48.09, 1987 yılında %43.01 ve 1988 yılında %62.57 idi. Yine ayni senelere göre bir dereceye kadar enflasyon- oranı dikkate alınarak yapılan uygulamaya göre asgari ücret 1983 yılında 22,000 TL, 1984'de 30,300 TL, 1985'de 46,000 TL, 1986'da 75.000 TL, 1987'de 90,000 TL ve 1988'de 121,000 TL idi. Bu rakamlar resmi gazetede açıklıkla görülmektedir. Bir kamu görevlis-i veya sabit bir geliri olmayan bir kişinin kazancında muhtemelen enflasyon oranına göre bir gelir artışı olabileceğini kabul etmek doğal olabilir. Ancak bu rakamları tetkik ettiğimizde Devletimizin kendi mali olanaklarını da dikkate alarak asgari ücreti e-nflasyon hızı düzeyinde artırmadığı ve daha düşük bir düzeyde artırdığı görülmektedir. Yapılan hesaplamada 1983 yılında 22,000 TL olan asgari ücret 1984 yılında 30,000 TL'ye ulaşmış, diğer bir ifadeyle %37.7 bir artış kaydetmiştir. Halbuki ayni yılda enfla-syon oranı %70.72 idi. Müteakip yıllarda ise asgari ücret daima enflasyon hızının altında bir artışla seyretmiş ve 1985 yılında %35.33, 1986'da %38.66, 1987'de %16.66 düzeyinde bir artış kaydetmiştir. Müteveffanın gelirinin hiç artmayacağını kabul etmek in-safsızlık olacaktır. En kötü ihtimalle, Devletimizin dar mali olanakları çerçevesinde asgari ücretin arttığı oranda bir artış sağlayacağını söylemek bir yanılgı olmasa gerek ve en azından asgari ücretin artış oranını bu rakama uygulayarak bir hesaplama yap-manın adil ve doğru olduğu kanaatindeyim.
Yukarıdaki görüş ve ilke doğrultusunda bir hesaplama yapılmadığında müteveffanın 1983 yılından itibaren müteakip yıllarda kaza tarihinden duruşmada karar verildiği tarihe kadar mevcut aylık ve yıllık kazanç kaybı- şöyle olması gerekir. 1983 yılında aylık 135,000 TL yıllık ise 1,620,000 TL. Bu hususta İlk Mahkemenin bulgusu vardır. 1984 yılında ise 135,000 TL + 50,895 = 185,895TL, yıllık kaybı ise 2,230,740 TL, 1985 yılında aylık kaybı 189,895 TL + 63,445 TL = 253,3-40 TL, senelik ise 3,400,000.80TL, 1986 yılında aylık 253,340 + 97,941 TL = 351,281 TL, yıllık kaybı ise 4,215,372 TL, 1987 yılındaki aylık kaybı ise 351,281 TL + 56,077 TL = 408,048 TL. Bu yılın Nisan ayında karar verildiğine göre merhumun bu yıldaki sade-ce 4 aylık kaybının hesaplanması, geriye kalan yılların ise çoğaltıcıya bakılması gerekir. 4 aylık kazanç kaybı 1,432,192 TL etmektedir.
İlk Mahkeme kaza tarihi ile duruşma tarihi arasındaki kazanç kaybını ayrı, duruşma tarihinden sonraki kaybını ise ayr-ı hesaplama yönüne gitmiştir. Bu yöntem doğru olmakla beraber İlk Mahkeme duruşmanın başlangıç tarihini esas almış, karar verildiği tarihi dikkate almayarak ilk etapta 33 aylık kazanç kaybını ayrı hesaplamıştır. Halbuki karar tarihi esas alındığında kaza t-arihinden karar tarihine kadar geçen süre 3 sene 8 ay olduğuna göre bu sürenin ayrı olarak hesaplanması ve bu sürenin 10 olarak tesbit edilen çoğaltıcı rakamdan tenzil edilerek geriye kalan kazanç kaybını 6 sene 4 ay olarak ayrı tesbit etmemiz gerekir.
B-u durumda müteveffanın kazanın vukubulduğu 1983 yılından itibaren duruşmada karar verildiği tarihe kadar mevcut kaybı 3 sene 8 ay olarak hesaplandığında 1983 yılında, 1,621,000TL, 1984 yılında 2,230,740TL, 1985 yılında 3,400,000.80 krş., 1986 yılında 4,215-,372 TL, 1987 yılının ilk 4 ayındaki kazanç kaybı ise 1,432,192 TL tutmaktadır ki yekünü 12,899,304.80 krş. etmektedir. Bu kazancın %80'ini ailesine harcayacağı hususundaki şahadet dikkate alındığında merhumun bakmağa muhtaç çocuklarına bu dönem için veril-mesi gereken tazminat 10,319,443 TL etmektedir. Bu miktarın merhumun annesi, hanımı ve bakmağa muhtaç çocukları arasında İlk Mahkemenin münasip gördüğü oranda taksim edilmesi uygundur.
Müteveffanın 1987 yılı içerisinde aylık kazanç kaybı 408,048 TL idi. -Merhum bu miktarın %80'ini bakmağa muhtaç kişilere harcadığına göre 326,438 TL aylık kazanç kaybı mevcuttur. Bu miktarın çoğaltıcı rakamının son 6 sene 4 ayı ile çarptığımızda 24,809,388 TL etmektedir. Bu miktar ise müteveffa Şükrü Zorba'nın bakmakla yüküm-lü olduğu kişilere verilmesi gereken ve daha önce tesbit edilen tazminat rakamına ilâve edilmesi gereken tazminattır. Bu tesbit edilen tazminatın ise eşi ve çocukları arasında bunların 21 yaşına kadar tahsil görecekleri durumu ve yaşları dikkate alınarak, -İlk Mahkemenin tesbit ettiği oranlara sadık kalarak taksim edilmesi gerekir ve bu istinafın kabul edilerek İlk Mahkemece müteveffa Şükrü Zorba'nın bakmakla mükellef olduğu karısı, yaşlı annesi, yetim üç oğluna genel tazminat olarak ödenmesi öngörülen ceman- 7.830,968 TL'nin son derece az olduğu ve yukarıdaki gerekçelerle 24,809,388 TL + 10,319,443 = 35,125,831 TL'ye yükseltilmesi gerektiği kanaatindeyim.
95/87 sayılı istinafa gelince özetle aşağıdaki istinaf sebeplerini içermektedir:
1) Müteveffiyenin ha-yat intizarı kaybı olarak terekesine ödenmesi hükmolunan 1,000,000 TL tüm ahval ve şerait altında azdır.
2) İlk mahkeme, müteveffiye muhtaç kimselere ödenecek genel tazminat miktarını tesbit ederken yanlış metod ve prensipler uygulamıştır. Her halûkârda -tesbit edilen 8 yıl çoğaltıcı rakam azdır.
1. istinaf sebebini ele aldığımızda daha önce değinilen nedenlerle bu istinaf sebebinin reddedilmesi gerektiği görüşündeyim.
2. istinaf sebebine gelince;
Paranın enflasyon hızı dikkate alındığında kanaatimce 8 -yıl çoğaltıcı rakam son derece azdır. En azından bu rakamın ayni kazada hayatını yitiren Şükrü Zorba'nın terekesine uygulanan 10 yıl çoğaltıcı rakama yükseltilmesi gerektiği görüşündeyim. Bu karara varırken müteveffiyenin kaza tarihindeki kazancı ile duruş-ma tarihindeki kazancı arasındaki şahadetle belirlenen artış oranını dikkate aldığımda gelirlerin ne denli enflasyondan etkilendiği açıklıkla ortadadır. Bu durumda 8 yıl çoğaltıcı rakamın 10 yıla yükseltilmesi doğru ve adil olduğu kanaatindeyim. Ayrıca bu- istinaftaki müteveffiyenin kaza tarihi ile duruşma tarihindeki kazanç kaybı ayrı olarak hesaplanmış olduğundan davacılara büyük bir adaletsizlik olmamıştır. Ancak, müteveffiyenin kazancının %75'ini ailesine harcadığına dair kesin şahadet ve bulgu olmasına- rağmen ilk mahkeme bu hususu gözden kaçırmış ve sadece kazancın yarısını esas alarak çoğaltıcıya uygulamıştır. Bu durum göz önünde tutularak ilk mahkemece yapılan hesaplamanın ¼ olarak yükseltilmesi gerektiği görüşündeyim.
Netice olarak bu istinafın da -kısmen kabul edilmesi gerektiği görüşündeyim.
Niyazi F. Korkut: Fatih Bahadırlı yönetimindeki 31DS747 plâkalı araç ile Şükrü Zorba yönetimindeki TAK808 plâkalı araç arasında 26.7.1983 tarihinde Salamis-Karpas Anayolunun 8 ile 12. milleri arasında meydan-a gelen kaza sonucu TAK808 plâkalı aracın sürücüsü olan Şükrü Zorba ile bu araçta yolcu olan küçük Özlem Zorba ve Şafak Diner yaşamlarını yitirip aynı araçta yolcu olan Tülây Zorba, küçük Mahmut Zorba ve Mustafa Zorba yaralandılar.
Bu kaza sonucu 31DS747- plâkalı aracın sürücüsü olan Fatih Bahadırlı aleyhine 5 ayrı tazminat davası dosyalandı.
Kazada yaralanan Tülây Zorba 1121/83 sayılı davayı, annesi vasıtasıyle küçük Mahmut ve Mustafa Zorba 1123/83 sayılı davayı, müteveffiye Özlem Zorba'nın tereke idare- memurları 1123/83 sayılı davayı, müteveffa Şükrü Zorba'nın tereke idare memurları 1124/83 sayılı davayı ve müteveffiye Şafak Diner'in tereke idare memurları 1125/83 sayılı davayı açarak davalı Fatih Bahadırlı'nın 31DS747 plâkalı aracını gereken dikkat ve -ihtimamı göstermeden tehlikeli, dikkatsiz, ihmalkârane ve yasalar ile yol kurallarına aykırı kullanarak kazaya sebebiyet verip TAK 808 plâkalı aracın sürücüsü olan Şükrü Zorba ile aracın içerisinde yolcu olarak bulunan küçük Özlem ve Şafak Diner'in ölümüne- ve Tülây Zorba ile küçük Mahmut ve Mustafa Zorba'nın yaralanmalarına neden olduğundan ayrı ayrı özel ve genel tazminat talebinde bulundular.
Davalı ise dosyaladığı müdafaalarında davalardaki iddiaları reddederek kazanın oluşuna müteveffa Şükrü Zorba'nın- dikkatsizliğinin sebep olduğunu veya katkıda bulunduğunu ileri sürdü.
1122/83, 1123/83, 1124/83 ve 1125/83 sayılı davalarda tereke idare memurları 3. şahıs olarak davaya dahil edildiler.
5 davanın da aynı kaza ile ilgili ve davalının da aynı kişi oluş-u nedeni ile 16.6.1986 tarihinde davalar Mahkeme tarafından birleştirilerek dinlendi.
Davalı adına dosyalanan müdafaa takrirlerinde davalı, kaza tarihi ile davaların dosyalandığı tarihte, 26.9.1965 doğumlu oluşu nedeni ile, henüz 18 yaşını ikmal etmemiş- bir küçük olduğunu ve bu nedenle davaların bir vasi "Guardian ad litem" tayin edilmeden ileri gidemiyeceğine ilişkin bir ön itiraz ileri sürdü ve Alt Mahkeme de bu ön itirazı öncelikle incelemeyi uygun buldu.
Alt Mahkeme davalının 26.9.1965 Reyhanlı doğ-umlu olduğuna ve gerek kaza tarihinde gerekse davaların ikâme edildiği tarihte davalının 18 yaşını ikmal etmemiş olduğuna ilişkin bulgu yaptıktan sonra yaşı küçük bir kişinin ancak bir vasi vasıtası ile dava edilebileceğini vurguladıktan sonra davaların ün-vanlarındaki eksikliğin usul ve şekle ilişkin bir eksiklik olduğu ve bunun da Emir 64 ile düzeltilebileceği kanaatına varıp daha sonra da davalının duruşma tarihinden önce 18 yaşını ikmal ettiğine de değinerek zaman unsurunun davalarda var olan eksikliği -kendiliğinden hallettiği kanaatına vararak ön itirazı reddetti.
Alt Mahkeme daha sonra kazanın oluşunda tarafların sorumluluğunu saptama yönüne giderek bu husustaki şahadeti eleştirdikten sonra TAK808 plâkalı aracın Mağusa'dan Karpaz istikameti doğrultus-unda, 31DS747 plâkalı aracın ise Karpaz'dan Mağusa istikametine doğru seyretmekte oldukları bir sırada kazanın TAK 808 plâkalı aracın gidiş istikametine doğru asfalttan dışarı sol şerit dışında banket üzerinde olduğuna, davalının kendisine göre yolun sol ş-eridinde seyretmesi gerekirken sağ şeritte seyrederek TK 808 plâkalı aracın yolunu bloke ettiğine ve araçların yüz yüze çarpıştıklarına ve bu nedenle davalının makul bir sürücüden beklenen dikkat ve ihtimamı göstermeyip kazanın oluşunda kusurlu olduğuna, m-üteveffa Şükrü Zorba'nın ise kazanın oluşunda herhangi bir katkısal kusuru olmadığına ilişkin bulgu yaptı.
Alt Mahkeme daha sonra 5 ayrı dava altında talep edilen özel ve genel tazminatları inceleyerek sonuçta:
1121/83 sayılı davadaki davacı lehine 1,69-0,000 TL özel ve 10,000,000TL genel zarar ziyan;
1122/83 sayılı davadaki davacı 1 lehine 500 TL özel ile 200,000 TL genel, davacı 2 lehine 500 TL özel ile 300,000 TL genel zarar ziyan;
1123/83 sayılı davada davacı tereke lehine 80,000TL özel zarar ziyan il-e hayat intizarı nedeni ile 1,000,000TL genel zarar ziyan;
1124/83 sayılı davada davacı tereke lehine 2,500,000TL özel zarar ziyan ile hayat intizarı nedeniyle 1,000,000 TL genel zarar ziyan;
ve müteveffaya muhtaç kişilerden
a)Tülây Zorba lehine 1,850,54-5.20 TL;
b) Mevlüt Zorba lehine 1,591,666.75 TL;
c) Mahmut Zorba lehine 1,810,878 TL;
d) Mustafa Zorba lehine 1,810,878.20 TL;
e) Fatma Zorba lehine 765,000 TL genel zarar ziyan ve
1125/83 sayılı davada davacı tereke lehine 1,018,000 TL özel zarar ziyan i-le hayat intizarı nedeni ile 1,000,000 TL genel zarar ziyan ve müteveffiyeye muhtaç Fahri Diner lehine 2,379,625 TL tazminat için hüküm vererek 1122/83, 1123/83, 1124/83 ve 1125/83 sayılı davalardaki 3. şahıs ile ilgili talepleri de reddetti.
Davalı bu ka-rara karşı 5 ayrı istinaf dosyaladı.
İstinaf ihbarnamelerinde ilk 3 istinaf sebebi, Alt Mahkemenin davalının dava ikâme edildiği tarihte küçük olduğu bulgusuna vardıktan sonra davayı yanlış açıldığı gerekçesi ile iptal etmemekle ve bu husustaki içtihat k-ararlarını yanlış yorumlayıp yanlış uygulamakla ve kazada müteveffa Şükrü Mevlüt Zorba'nın bir katkısal kusuru olmayıp tüm sorumluluğunun davalıda olduğu hususunda bulgu yapmakla hata ettiğine ilişkindir. Dosyalanan istinaflarda geriye kalan istinaf sebepl-eri Alt Mahkemenin davacılar lehine verdiği özel ve genel zarar ziyan miktarlarının fahiş olduğuna ilişkindir.
Aleyhlerine istinaf edilenler de istinaflarda, Emir 35 Nizam 10 altında bir ihbar dosyalayarak, Alt Mahkemenin verdiği özel ve genel tazminatla-rın az olduğunu ve ölenlere muhtaç olanlara verilecek tazminatı saptarken yanlış metod ve prensipler uyguladığını ileri sürdüler. Konu istinaflar birleştirilerek duruşma yapıldı.
İstinafın duruşması sırasında istinaf eden avukatı, sair şeyler yanında, da-va açıldığı zaman davalı küçük olduğuna göre ve Mahkeme bu doğrultuda bulgu yaptıktan sonra davaları reddetmesi ya da davaları durdurup davalıya bir vasi tayin etmesi gerektiğini, davalının küçük oluşu nedeni ile ortada bir "nullity" durumu bulunduğunu ve -bunun düzeltilemiyeceğini ve dava esnasında davalının reşit olması üzerine lâyihalarda gerekli tadilin yapılarak bu hususun belirtilmesi gerektiğini ve bu nedenlerle Alt Mahkemenin bunlarla ilgili değerlendirmesinin yanlış olduğunu ileri sürdü. İstinaf ede-n avukatı argümanlarına devamla şahadete göre kaza yerinde 200 ayak görüş mesafesi olmasına karşın müteveffanın 88.5 ayak kala tehlikeyi görüp 50 ayak kala fren yapmasının onun viraja girerken sürat düşmediğini gösterdiğini ve bu nedenle Alt Mahkemenin büt-ün kabahati davalıya bulmakla hata ettiğini savunarak ilâveten müteveffanın 4 kişilik olan aracında kaza anında 6 kişi bulunuşuna da Alt Mahkemenin hiç değinmediğini belirtti.
İstinaf eden 91/87 sayılı istinaf ile ilgili olarak konu davanın lâyihalarında- özel zarar ziyan ileriye sürmekle beraber lâyihalarda ileri sürülen bu özel zarar ziyanın şahadet ile ispat edilmediğini, davacının şahadetinde 1000 sterlin harcadığını söylemesinin yeterli olmayıp bu hususta "strict proof" gerektiğini ve davacının örneği-n bilet yahut makbuz ibraz etmediğini ve İngilerede tedavisi gerektiğinin de dava lâyihalarında ileri sürülmediğini, halbuki kendi tanıkları olan doktorun davacının burada tedavi edilebileceğini söylediğini ve Alt Mahkemenin talep takririnde var olmayan hu-suslarda bulgu yaparak fahiş tazminat verdiğini savundu.
92/87 sayılı istinaf ile ilgili olarak ise istinaf eden avukatı sadece kesilen miktarların fahiş olduğunu belirtmekle yetindi.
93/87 sayılı istinaf ile ilgili olarak ise haksız fiillerde emsal al-ınabilecek kararlardaki sterlinin kaza tarihindeki resmi kur değerinin dikkate alınması gerektiğini çünkü şimdi, dava tarihinden itibaren, mevcut yasal duruma göre, yasal faiz de verilmekte olduğunu ve bu davada da istenen özel zarar ile ilgili olarak yete-rli şahadet bulunmadığını ileri sürdü.
94/87 sayılı istinaf ile ilgili olarak ise müteveffaya ait TAK808 plâkalı aracın kaza sonucu hurda hale gelip değerinin 1.5 - 2 milyon TL olduğu hususunda şahadet olmasına karşın Alt Mahkemenin arabanın 1983 tarihin-i esas aldığını halbuki duruşma günündeki değerini esas alması gerektiğini, müteveffanın vergi için doldurduğu beyannamede yıllık kazancının 400,000 TL göstermesine karşın Alt Mahkemenin müteveffanın ayda 300,000 TL kazancı olduğuna ilişkin hatalı bulgu ya-ptığını, müteveffanın annesine ve oğluna yardımda bulunduğuna ve gelirinin %80'ini ailesine harcadığına ilişkin şahadet bulunmamasına karşın Alt Mahkemenin bu hususlarda hatalı bulgu yaptığını ve keza saptanan çoğaltıcı rakamın ve bu rakama dayanılarak yap-ılan hesaplamanın da yanlış olduğunu savundu. İstinaf eden daha önce özel zarar ziyan ile ilgili olarak diğer davalarda söylediklerini yineleyerek bu istinaftaki 8 ve 9. sebeplerinde ise ısrar etmedi.
95/87 sayılı istinafla ilgili olarak da istinaf eden -sair istinaflarda özel zarar ziyanla ilgili olarak söylediklerini yineleyerek bu davadaki müteveffiyenin maaşı hakkındaki bulguların hatalı olduğunu ancak Türk Lirasının değer kaybı nedeni ile bu hususta ısrar etmediğini, müteveffiyenin adındaki arsalar hu-susunda şahadet olduğu halde Alt Mahkemenin bu hususu dikkate almadığını halbuki maaş bir "accelaration" olduğuna göre bu gibi hallerde bu hususun da bir dereceye kadar dikkate alınması gerektiğini savundu.
Aleyhine istinaf edilenler avukatı ise Mahkemey-e hitabında, sair şeyler yanında, Alt Mahkemenin davalının davalarda küçük olarak gösterilmemesini bir usulsüzlük "irregularity" olarak değerlendirdiğini ve Mahkemenin bu bulgusuna karşın bir istinaf yapılmadığını, bu davalarda müdafaa verilmezden 3 yıl ön-ce davalının reşit olduğu dikkate alındığında vasi tayinine gerek kalmadığını, davalının protestolu isbatı vücut da dosyalamadığını ve keza davacıların dava açıldığı zaman davalının yaşının küçük olduğunu bilmelerine de olanak bulunmadığını savundu.
Soru-mluluk ile ilgili olarak ise davacılar avukatı katkısal kusur hususunu davalının ileri sürdüğünü ve bu hususun isbatının da ona ait olduğunu, davalının kazanın oluşu ile ilgili tanık çağırmadığını ve müteveffanın davalının aracını ne zaman gördüğüne ilişki-n de şahadet bulunmadığı bir yana müteveffanın kazayı önlemek için mümkün olduğu oranda yolun soluna kaçtığını ve tehlikeyi gördüğü anda fren yaptığını ve davalının müteveffanın hatalı olduğunu kanıtlayamadığını ileri sürdü. Müteveffanın aracında fazla yol-cu olduğuna da değinen aleyhine istinaf edilenler avukatı bu hususun kendiliğinden bir ihmalkârlık sayılamayacağını ve araçta fazla yolcu oluşu nedeni ile müteveffanın arabayı kontrol edemediği görüşünde ise bunun da davalı tarafından şahadet ile kanıtlanm-ası gerektiğini ve bu hususta da herhangi bir şahadet sunulmadığını savundu.
Özel zarar ziyan istemlerinin kanıtlanması için "strict proof" gerektiğine ilişkin istinaf edenlerin savını da yanıtlayan aleyhine istinaf edilenler avukatı "strict proof" için -mutlaka yazılı belge ibrazı gerekmediğini ve bu hususta sarih ve kesin şahadetin yeterli olduğunu ve keza şahadet veren davacılar tanıklarına istintakları sırasında bu hususta soru tevcih edilmediğini ve davalı tarafından da davacıların sunduğu şahadetin a-ksine bir şahadet sunulmadığını savunarak keza mahkemece saptanan tazminatların da bugünkü koşullarda fahiş olmadığını ileri sürdü.
Aleyhine istinaf edilenler avukatı argümanlarına devamla müteveffa Şükrü Mevlüt Zorba'nın aracının değeri ile ilgili Alt M-ahkeme bulgusunun da doğru olduğunu ve keza müteveffanın sağladığı gelir hususunda da Mahkeme önünde yeterli şahadet varolduğunu ve müteveffanın doldurduğu gelir vergisi beyanının hakiki kazancını göstermediğini belirtti.
Emir 35 Nizam 10 altındaki ihbar-ları ile ilgili olarak da aleyhlerine istinaf edilenler avukatı:
91/87 sayılı istinafa konu davada alt mahkeme müteveffanın karısının şahadetini doğru olarak kabul ettiğine göre de istendiği gibi 500,000 TL için hüküm vermesi gerektiğini ve bu davacının ş-ahadet ile belirlenen yaraları ve çektiği acı ve ızdırap ışığında davacı için saptanan tazminatın aşikâr surette az olduğunu;
92/87 sayılı istinafa konu küçük Mahmut ile Mustafa için saptanan miktarların da aynı nedenlerle aşikâr surette az olduğunu;
93/-87 sayılı istinafa konu davada saptanan rakamın da çok düşük olduğunu ve Alt Mahkemenin 1000 sterlini esas alarak paranın ödenebileceği tarihteki TL olarak karşılığının verilmesine ilişkin bir hüküm vermesi gerektiğini;
94/87 sayılı istinafta ise 93/87 iç-in söylenenlerin aynı geçerli olup ilâveten Alt Mahkemenin müteveffa sağ kalsa idi çocukların 21 yaşına kadar değil de üniversite tahsillerini dikkate alarak 25 yaşına kadar yardım görebileceklerine ilişkin bulgu yapması gerektiğini ve bu prensipten hareke-tle de 10 olarak saptanan çoğaltıcı rakamın az olduğunu;
95/87 sayılı istinaf ile ilgili olarak da öteki istinaflarda söylenenlere ilâveten bu istinafa konu davada saptanan rakamların da çok az olduğunu ileri sürdü.
Yukarıda özetlenen olgulardan görüleb-ileceği gibi istinafa konu davalar dosyalandığı tarihte davalının yaşının küçük olmasına karşın davalı protestolu isbatı vücut dosyalamamış ve bu husus bir yana davalarda müdafaa dosyalanmazdan 3 yıl kadar önce davalı reşit olduğu dikkate alınarak Alt Mahk-eme davalının ünvanında bir düzeltme yapılmasına gerek kalmadığına ilişkin bulgu yapmıştır. Alt Mahkmenin bu bulgusunda yanıldığını söylemek olası değildir ve bu durumda istinaf edenlerin bu nokta üzerinden davaların iptal edilmesi gerektiğine ilişkin savı-na itibar etmek olası değildir.
Sorumluluk ile ilgili olarak ise şahadetten görülebileceği gibi müteveffa Şükrü Zorba kazayı önlemek için elinden geleni yapmıştır. Müteveffanın tehlikeyi daha evvel görüp önlem almadığına ilişkin bir şahadet de mevcut değ-ildir. Bu durumda müteveffa Şükrü Zorba'nın kazanın oluşunda bir katkısal kusuru söz konusu olmayıp Alt Mahkemenin sorumlulukla ilgili bulgusu hatalı değildir.
Özel zarar ziyanın ispatı hususunda istinaf edenlerin ileri sürdüğü şekilde "strict proof" ger-ektiğine ilişkin savında da bir mesnet görmüyorum. Davacılar özel zarar ziyanları hususunda Mahkemeyi ikna edecek şahadet sunup bu şahadetin aksine başka bir şahadet bulunmadığı hallerde Mahkemenin özel zarar ziyana hükmedebileceği görüşündeyim. Bu nedenle-rle 91/87 sayılı istinaf dışındaki özel ziyanlara müdahale etmemiz gerektiği hususunda istinaf edenler tarafından ikna edilmedim.
91/87 sayılı istinafa konu davada aleyhine istinaf edilenler avukatı, Alt Mahkemenin, müteveffanın karısının şahadetini doğr-u olarak kabul ettikten sonra ve bu şahadetin aksine bir şahadet de sunulmadığına göre normal ev işleri yaptırmak için istihdam edilen kişiye ödenen 500,000 TL için hüküm vermesi gerektiğini savunmuştur. Alt Mahkeme hükmünde hakikaten davacının şahadetine -inanmakla beraber bu miktarı 380,000 TL olarak saptamış olup bunun da bir izahını yapmamıştır ve bu istinaftaki aleyhine istinaf edilen bu nokta üzerinde haklıdır.
İstinaf eden avukatı 94/87 sayılı istinafla ilgili olarak da müteveffa Şükrü Zorba'nın kaz-ancı hususunda Alt Mahkemenin bulgusunun hatalı olduğunu ve keza müteveffanın aracının değeri hususunda da hatalı bulgu yapıldığını ileri sürmüştür. Müteveffanın kazancı ile ilgili şahadet incelendiğinde Alt Mahkemenin varmış olduğu bulguya varabilmesi içi-n önünde yeterli şahadet olduğu görülmektedir ve bu nedenle bu husustaki Alt Mahkeme kararı hatalı değildir.
Müteveffanın aracının değerine ilişkin bulguya gelince, duruşma tarihinde konu aracın değerinin 1,5 - 2 milyon TL civarında olduğuna ilişkin şaha-det olduğu doğru olmakla beraber bu değer aracın hurda halindeki değeri olup bu değerin esas olarak alınması doğru değildir. Alt Mahkeme aracın kazadan önceki değerini esas olarak almış olup böyle hareket etmesi de doğrudur, çünkü kaza olmamış olsa idi ara-cın değeri kazadan önceki değeri olacaktı. Bu nedenle bu husustaki argümanda bir mesnet görmüyorum.
Yukarıda değinilen hususlar dışında kalan istinaf sebepleri kesilen tazminatların fahiş olduğuna ilişkin olup istinaf eden, birleştirilerek dinlenen istin-afların duruşmasında bu sebepler üzerinde fazla durmayıp bunların sadece fahiş olduklarına değinmekle yetinmiştir.
Aleyhine istinaf edilenler ise aksine konu tazminatların aşikâr surette az olduğunu ileri sürmüşlerdir. Meselenin tüm olguları dikkate alın-dığında kesilen tazminatların müdahalemizi gerektirecek derecede çok ya da az olduğu hususunda taraflarca ikna edilmedim. Bu nedenlerle tazminatlarla ilgili istinaf ve mukabil istinafların da reddedilmesi gerekir.
Sonuç olarak 91/87 sayılı istinaftaki öz-el zarar ziyan hususu dışındaki istinaf ve mukabil istinaf sebeplerinin reddedilmesi, 91/87 sayılı mukabil istinafın kısmen kabul edilerek ev işleri ile ilgili davacının talebi için Alt Mahkemece verilen 380,000 TL özel zarar ziyanın 500,000 TL'ye yükselti-lerek davacıya Alt Mahkemece saptanan özel zarar ziyanın 1,690,000 TL yerine 1,810,000 TL olarak düzeltilmesi gerektiği görüşündeyim.
Aziz Altay: Daha önce okuma fırsatını bulduğum Sayın Yargıç Niyazi F. Korkut'un hükmünde belirtilen görüşlere ve varılan -sonuca katılırım.
N. Ergin Salâhi: Sonuç olarak 91, 92, 93, 94 ve 95/87 sayılı istinaflar ile 93/87 sayılı mukabil istinafların oybirliği ile reddedilmesine; 91/87 sayılı mukabil istinafın kısmen kabul edilerek özel zarar ziyan miktarlarının 1,690,000 TL'-den 1,810,000 TL'ye yükseltilmesine oybirliği ile; 91/87 sayılı mukabil istinaftaki geriye kalan talepler ile 92, 94, 95/87 sayılı mukabil istinafların N. Ergin Salâhi'nin karşı oyu ve oyçokluğu ile reddedilmesine karar verilir.
(N. Ergin Salâhi) - (Niyazi F. Korkut) (Aziz Altay)
Yargıç Yargıç Yargıç
11 Mayıs 1989
-
1
-
Full & Egal Universal Law Academy