-D.44/88 Yargıtay/Hukuk 9/88
(Dava No: 1232/86 Lefkoşa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Niyazi F. Korkut, Taner Erginel.
İstinaf eden: Özker Özgür c/o Cu-mhuriyetçi Türk Partisi L'şa, ve
diğerleri.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Rauf Raif Denktaş, c/o Cumhurbaşkanlığı, Lefkoşa.
A r a s ı n d a.
İstin-af eden namına: Av. Ergin Ulunay, Av. Hüseyin Celâl, Av. Aytekin Musa,
ve Av. Boysan Boyra.
Aleyhine istinaf edilen namına: Av. Fuat Veziroğlu ve Av. Ömer Adal.
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Bu istinafta Mahkemenin hükmünü Sayın Yargıç Niyazi F-. Korkut verecektir.
Niyazi F. Korkut: İstinaf eden davalı 1 Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı ve halen milletvekilidir. Davalı 1 ilâveten davalı 2 olan Yeni Düzen adlı günlük siyasi gazetenin yazarlarından ve keza yöneticilerinden biridir. Davalı 3- kayıtlı bir şirket olup Yeni Düzen adlı gazetenin sahibidir. Davalı 4 konu gazetenin basıldığı matbaa ve davalı 5 ise Yeni Düzen gazetesinin yayın müdürü olup bu sıfatla dava edilmiştir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan aleyhine istinaf -edilen davacı Lefkoşa Kaza Mahkemesinde yukarıda belirtilen istinaf edenler davalı 1, 3 ve 5 ile birlikte Yeni Düzen gazetesi ve ilgili basımevi de dahil 5 davalı aleyhine dosyalamış olduğu bir dava uyarınca davalıların 16.12.1985 gün ve 890 sayılı Yeni Dü-zen gazetesinin 3. sayfasında "BAKIŞ" köşesinde "BABALAR" başlıklı yazı ile davacı hakkında yazdıkları ya da yazdırılmasına müsaade ettikleri küçük düşürücü, ün kırıcı, şeref ve haysiyet zedeleyici, aleyhine nefret ve şüphe uyandırıcı yazılar ya da Zem ve -Kadihden dolayı uğramış olduğu özel ve genel zarar ziyan için tazminat ödemelerine ilişkin istemde bulundu.
Davacı tarafından dosyalanan talep takririnde paragraf 1-10'a kadar davacının 1941 yılında İngiliz okulundan mezuniyetinden itibaren Cumhurbaş-kan-ı oluşuna kadarki süreç içerisindeki özgeçmişine ilişkin savlar ileri sürülerek başarılı geçmişi ve mücadeleleri nedeni ile halkın büyük bir çoğunluğu tarafından sevilip takdir edilirken Kıbrıs Türk halkına yaşama hakkını bile çok gören Rum liderliği ve on-ların işbirlikçileri ya da sempazitanları tarafından sevilmeyip doğal olarak gerek Kıbrıs'ta gerekse Dünyada birçok düşman edindiğini, halkın gözünden düşmesi ve Dünya kamuyounda kazandığı itibarının sarsılması için düşmalarının her fırsatı değerlendirdikl-erini ve Kıbrıs Türk Halkının haklı davasının kazanılması, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin başarılı dünyada saygın bir yere kavuşması ya da Kıbrıs sorununun Türk halkının arzusu doğrultusunda sonuçlandırılmasının, sair şeyler yanında, yöneticilerinin ve -özellikle Cumhurbaşkanı olan davacının başarısına, güvenliğine, saygınlığına, becerisine ve itibarına bağlı olduğunu ve davacının bu zor görevini başarı ile sürdürmesinin onun yeniden seçilmesi ve halkın ona güven duyması ile mümkün olduğunu, 16.12.1985 ta-rihinde davalıların münferiden ya da müştereken basdıkları ve yayınladıkları ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Kıbrıs'ın Rum kesiminde, Türkiye'de, İngiltere'de ve diğer ülkelerde de dağıttıkları Yeni Düzen gazetesinin aynı tarih ve 890 sayılı nüshasınd-a 3. sayfada "BAKIŞ" köşesinde ve "BABALAR" başlığı altında çıkan yazının kendiliğinden davacı aleyhine Zem ve Kadih oluşturduğunu iddia etti.
Davacı talep takririnde ayrıca alternatif olarak sözü edilen yazıda "BABALAR" sözcüğü ile "çocuğu olan erkek" a-nlamı dışında "suç örgütlerinin lideri" anlamı ima edildiği ya da "mafia lideri" anlamında kullanıldığı savını ileri sürerek dava konusu yazının davacıya bir suç teşkil ederek davacının mevkii ile ilgili şöhretini zedeleyici ya da haleldar edici nitelikte- olduğunu, davacıya karşı nefret uyandırdığını ya da onu tahkir edici, gülünç düşürücü olduğunu, ya da başkalarının kaçındığı ve geri durduğu bir kişi durumuna getirmek olasılığını içerdiğini savunarak konu yazı nedeni ile davacının büyük üzüntü, elem ve ı-zdırap çektiği ileri sürülerek davalılar aleyhine münferiden ve/veya müştreken genel tazminat ve dava masraflarına ilişkin istemde bulunuldu.
Davalı 1 adına dosyalanan müdafaa takririnde, sair şeyler yanında, Cumhuriyetçi Türk Partisinin Başkanı ve mille-tvekili olduğu, Yeni Düzen gazetesinde yazı yazdığı ve dava konusu "BABALAR" başlıklı yazının yazarı ve kendi adına neşreden olduğu, davalı 2'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde yayınlanan günlük siyasi gazetesi olduğu ve davalı 3'ün kayıtlı Limited bir Ş-irket olduğu kabul edilerek davacının talep takririndeki sair savları reddedilmekte ve dava konusu yazının Zem ve Kadih teşkil etmediği savunularak ilâveten konu yazının içeriğinin doğru olduğu ve özellikle de konu yazının Zem ve Kadih teşkil etmesi dahi k-anun anlamında "Fair Commet" ve "Privilege" ya da "Qualified Privilage" teşkil etmesi nedeni ile davanın ileri gidemeyeceği savunuldu. Davalı 2, 3, 4 ve 5 tarafından dosyalanan müdafaa takririnde ise aynı savlara ilâveten davalı 2 ve 4'ün dava edilebilir k-işilikleri olmadığı ileri sürüldü.
Davalılar müdafaalarında alternatif olarak dava konusu yazı Zem ve Kadih teşkil etmiş olsa dahi bunun bir suç da olabileceği ve "felony" olabileceği ve henüz davalı 1 aleyhine böyle bir ceza davası dosyalayıp sonuçlanma-dığı nedeni ile bu davanın ileri gidemeyeceği savunuldu.
Davanın duruşmasında davacı bizzat şahadet verdi ve ayrıca 5 tanık dinletti. Müdafaa adına ise davalı 1 bizzat şahadet verdi ve ilâveten yedi tanık dinletti. Duruşma sırasında da dava konusu yazıyı- içeren 16.12.1985 tarihli Yeni Düzen gazetesi dahil 63 emare ibraz edildi.
Alt Mahkeme hükmünde, davacının şahadeti sırasında talep takririnde 1'de 10'a kadar olan paragraflarda ileri sürülen hususlar üzerinde hiç istintaka tabi tutulmadığı, bu şahadeti-n aksine müdafaa tarafından hiçbir şahadet sunulmadığı ve keza davacının Mahkeme üzerinde tam anlamı ile olumlu bir etki yaptığı ve verdiği şahadeti aynen doğru kabul ederek davacının talep takririnin 1'den 10'a kadar olan paragraflarındaki savları doğru o-larak kabul edip bu hususta bulgu yaptı. Alt Mahkeme keza davalı 1'in Cumhuriyetçi Türk Partisi adlı siyasi partinin genel başkanı olduğu ve halen milletvekili olarak Cumhuriyet Meclisinde görev yaptığı, ayrıca Yeni Düzen adlı siyasi gazetenin yazarlarında-n olduğu ve ilâveten bu gazetenin yöneticilerinden ve davalı 3 şirketin direktörlerinden biri olduğu, davalı 3 şirketin davalı 2 gazetenin sahibi olduğu ve bu gazetenin davalı 4 tarafından basıldığı ve davalı 4'ün de davalı 2 gazetenin dava ile ilgili tari-hlerde yayın müdürü olduğu hususunda da bulgu yaptı. Alt Mahkeme ilâveten konu gazetenin günde en az 2500 tirajı olduğu, Kıbrıs Rum kesimine de gönderilen ve oradaki yabancı elçilikler ve Rum ilgili makamları tarafından tercüme edilen ve okunan bir gazete -olduğu, KKTC tarafından yabancı memleketlerdeki temsilciliklerdeki temsilciliklerimize de gönderilip Kıbrıs Rum asıllı kişiler tarafından bu memleketlerde okunduğu, ilâveten "BABALAR" başlıklı dava konusu yazıya güneyde Rum Radyo ve Televizyonu tarafından -Türkçe olarak haftada iki kere yayınlanan Aktüralite programında yer verilerek bir özetinin yanınlandığı hususunda da bulgu yaptı. Alt Mahkeme bulgularına devamla konu yazının 27.3.1987 tarihinde aynı agzetede aynen ve tekrar yayınlandığı ve bu davdan önce- ve sonra dava konusu yazının özetinin aynı gazetede birçok kez tekrarlandığı hususunda da bulgu yaparak ilâveten Başsavcılığın, davalı 1 ve davaya taraf olmayan bazı milletvekillerinin emare 1 yazıdan ötürü aleyhlerine ceza davası getirilip yargılanmaları- için dokunulmazlıklarının kaldırılması ile ilgili olarak Meclis Genel Kuruluna başvurulduğu ve bunun sonucu olarak konu yazının içeriğinin sadece Kıbrıs dahilinde veya hariçte Kıbrıs asıllı Türklerin bilgisinde kalmadığı ve konunun tüm dünyaya duyurulduğu- hususunda da bulgu yaptıkan sonra davacının yasalara saygılı, düzen ve adaletin sağlanması için hayatı pahasına mücadele eden birisi olduğu, gerek geçmişte gerekse bugün suç örgütlerinin ve suçluların ortaya çıkarılıp adalete teslimi için gayret sarfetmek-te olduğu ve emare 1 yazının yayın tarihi olan 16.12.1985 tarihinden takriben 15 gün sonra geçirdiği bir trafik kazası sonucu vefat eden merhum Raif Denktaş'ın babası olduğu ve keza davalı 1'in de şahadetinde kabul ettiği gibi merhum Raif Denktaş'ın iyi bi-r insan olduğu hususunda bulgu yaptı. Alt Mahkeme emare 1 yazının davacının ve ailesinin büyük üzüntü, elem ve ızdırap çekemsine neden olduğu, bu yazı neticesi ortaya çıkan şayiaların davacıyı şahıs olarak rahatsız etmekle kalmayıp resmi görevinde dahi me-nfi yönde etkilendiği ve deniz aşırı ülkelerde toplantıya katıldığında resmi görevine girmeden önce muhatap olduğu sorular neticesinde bu dedikoduları izaha mecbur veya maruz kaldığı hususunda da bulgu yaptı.
Alt Mahkeme dava ile ilgili yasal durumu da i-nceledikten sonra Mahkeme olarak normal ve muteber şahısların gözü ile yazıyı okumaya çalışıp yazıya anlam verme yönüne giderek sadece emare 1'e bakıldığında davacıdan söz ederken "Mafia Babası" anlamında söz edildiği ve merhum Raif Denktaş'ın bababası an-lamında kullanılmadığı görüşüne vardı.
Alt Mahkeme bu karara varmakla beraber dosyalanan müdafaa ışığında dava konusu yazının Zem ve Kadih teşkil edip etmediğini incelemezden önce bir de konu yazıda "innuendo" olup olmadığını ve "innuenda" neticesi aynı -kelimelerin "Mafia Babası" anlamına gelip gelmediğini de incelemeyi uygun bularak bu hususta taraflarca sunulan şahadeti eleştirip sonuçta bu şahadetleri gözönünde bulundurarak dava konusu yazının davacının talep takririnin 15. paragrafında ileri sürülen m-anaları taşıdığı kanaatine vararak bu doğrultuda bulgu yaptı.
Bu bulguya vardıktan sonra Alt Mahkeme davalıların müdafaa takririnde öne sürdükleri müdafaaları bir bir ele alarak müdafaada ileri sürülen "justification" savını müdafaa avukatı duruşma sıras-ında geri çektiği cihetle bu hususu incelemeğe gerek olmadığını, "fair comment" müdafaası ile ilgili olarak müdafaanın en önemli şahidi olan Davalı 1 Mahkemede şahadeti sırasında dava konusu yazıda herhangi bir yorum olmayıp sadece bir saptama olduğunu söy-lediğine göre davalıların "fair commnet" müdafaasından yararlanamıyacağı kanaatına vardı. Ancak alt mahkeme davanın önemine binaen "fair comment" müdafaasında davalıların başarılı olabilmeleri için ne gibi şartlar gerektiğini de inceleyerek aranan sair koş-ullar yanında yazının içeriğinin doğru olması veya doğru olup olmadığını yazanın bir çaba harcayarak araştırması ve doğru olduğuna kanaat getirdikten sonra yazması gerektiğini halbuki davalı 1'in kendi şahadetinde konu yazının 2. paragrafında Günaydın gaze-tesinden yapılan alıntı haberin doğru olup olmadığını araştırmadığı bir yana doğruluğuna da inanmadığını teslim ettiği cihetle "fair comment" müdafaasının ayakta duramayacağı kanaatına vardı.
Davalıların 3. müdafaaları olan konu yazı "defanation" teşkil -etse dahi bunu bir de cürüm teşkil edebileceği hasebi ile ve henüz herhangi bir ceza davası dosyalayıp sonuçlanmadığı nedeni ile bu davanın daha ileri gitmeden iptâl edilmesi gerektiği savını da inceleyen alt mahkeme sunulan şahadete göre Başsavcının daval-ı 1 ve sair milletvekilleri aleyhine ceza davası dosyalanması için dokunulmazlıklarının kaldırılması amacı ile Meclis Başkanlığına başvurduğu, bu amaç ile Mecliste özel bir komite oluşturduğu, bu komitenin oyçokluğu ile davalı 1'in dokunulmazlığının kaldır-ılmasını Meclis Genel Kuruluna tavsiye ettiği ancak Meclis Genel Kurulunun bu konunun Meclis gündeminden geçici olarak çıkarılmasına karar verdiği ve Meclisin konuyu görüşmek için bu davanın neticesini beklediği ve onadan sonra davalı 1'in dokunulmazlığı k-onusunun görüşüleceği gerçeği ışığında davalılsrın bu müdafaalarının da başarılı olamayacağı kanaatine vardı.
Davalıların müdafaa takririnde ileri sürdükleri "privilage" müdafaasını da inceleyem alt mahkeme davalılar avukatının Mahkemeye hitabında "absol-ute privilege"e dayanmadığı ve davalıların "qualified privilage" den yararlana-bilmeleri için "common law" a göre, sair şeyler yanında, yazıda "malice" varolması gerektiği ve yazıda "malice" varolduğu nedeni ile "common law" altında bir müdafaanın başarılı- olamıyacağı, Fasıl 148 madde 21(2)'ye göre de yazının içeriğinin doğru olması ve yazanın da doğruluğuna inanarak yazıyı yazması ve alıntı yapması gerektiği halbuki davalı 1'in bunu yapmadığı ve yazının içeriğinin de doğru olmadığını davalı 1'in şahadetind-e kabul ettiği cihetle davalıların müdafaalarında ileri sürdükleri "qualified privilage" müdafaasının da ileri gidemiyeceği kanaatine vardı.
Alt Mahkeme daha sonra davacıya verilecek zarar ziyanın saptanmasını inceleyerek davacının bir Devlet Başkanı oldu-ğu, bunun ötesinde bir lider ve mormal bir Devlet Başkanının ötesinde olduğu, davalıların dava konusu yazıdan üzüntülerini beyan etmelerine karşı herhangi bir özür dilemedikleri, Emare 1 yazının Mart 1987'de tekrar yayınlanmış olduğu ve özetinin de hem dav-adan evvel hem davadan sonra tekrarlandığı, yazının içeriğinin KKTC dışında Rum televizyon ve basını aracılığı ile tüm Kıbrıs'a duyurulduğu ve davalı 1'in şahadetine göre tüm Dünyaya yansıdığı ve resmi görevinde dahi davacıyı menfi yönde etkilediği hususla-rının verilebilecek tazminatı çoğaltıcı hususlar olduğunu vurgulayıp davalı 1'in Ana Muhalefet Partisi genel Başkanı olup muhalefet yapmasının da onun en doğal ve tabii görevi olduğu ancak muhalefet yaparken şerefli bir kişiye çamur atılması gerektiği ve k-eza konu yazı ile davacının büyük üzüntü, elem ve ızdırap çekmesine sebep olduğu hususlarını da gözönünde bulundurarak ve keza verilebilecek zarar ve ziyanın davalıları cezalandırır mahiyette olmamasına özen gösterilmesi gerektiğini de belirterek gerek Kıb-rıs Rum Mahkemesi gerekse İngiltere'den bazı içtihat kararlarına da atıfta bulunduktan sonra davacıya verilebilecek tazminatı 200 milyon TL olarak saptadı.
Daha sonra alt mahkeme davalı 2'nin bir gazete ve davalı 4'ün ise basımevi olmakla beraber bu dava-lıların tüzel kişiliğe haiz olup olmadığının mahkemece meçhul olduğu gerekçesi ile davacı leyhine ve sadece davalı 1, 3 ve 5 aleyhine münferiden ve müştereken 200 milyon TL zarar ziyan için hüküm verip davalı 2 ve 4 aleyhine olan davanın iptaline ilişkin k-arar verdi.
Davalı 1, 3 ve 5 bu hükme karşı istinaf dosyaladılar.
45 istinaf sebebi içeren istinaf ihbarnamesindeki 1 ve 2'nci istinaf dava konusu haksız fiilin aynı zamanda bir cürüm oluşturup oluşturmadığı ile ilgilidir. 3'üncü istinaf sebebi ise da-vacının şahadetinde bu davayı oğlu Raif için açtığını belirttiğine göre ve ölen bir kişi için dava açılamıyacağına göre Mahkemenin böyle bir dava açılamıyacağına ilişkin bulgu yapmamakla hata ettiğine ilişkindir.
4'den 7'ye kadar olan istinaf sebepleri i-se alt mahkemenin doğal adalet ilkelerine aykırı hareketle davalılara adaletsizlik yaptığı hususundadır.
8'den 15'e kadar sıralanan istinaf sebepleri ise Innuendo, Fair Comment ve Qwualified Privilage ile bağlantılı olan tanıkların şahadetine ilişkin al-t mahkemenin bulgularına karşıdır.
16 - 19 istinaf sebepleri ise "BABA" ve "BABALAR" sözcüklerine ilişkin alt mahkemenin bulguları ile ilgilidir.
20 - 21'inci sebepler "Innuendo" 22 - 27'inci sebepler "Fair Comment", 28 - 32'inci sebepler "Qualified Pr-ivilage" ve 33'den 45'e kadar olan sebepler ise tazminatla ilgilidir.
İstinafın duruşması sırasında istinaf edenler 1 ve 2'nci istinaf ile ilgili olarak Emare I metin ve dokunulmazlığını kaldırılmasına ilişkin şahadet ve emarelerin alt mahkeme önünde olm-asına ve dokunulmazlığın kaldırılmasının 5 yılın üstünde suç gerektirdiği hususunda adli ihbar alınması gerektiğine karşın alt mahkemenin istinaf konusu davayı durdurmamakla hata ettiğini savundu.
İstinaf edenler 3'üncü sebeple ilgili olarak ise Emare I -yazının büyük bir kısmının davacının merhum oğlu Raif ile ilgili olup davacı da şahadetinde davayı oğlu Raif için açtı dediğine ve bir ölü için Zem ve Kadih davası açılamıyacağına göre davanın ileri gidemeyeceğini ve ayrıca oğluna olan saldırılardan davacı-nın şöhreti sarsılmışsa bunun da kanıtlanması gerektiğini halbuki davacının şahadetinde sadece üzüldüğünü belirtmekle yetindiğini ileri sürdü.
4'den 7'ye kadar olan sebebplerler ilgili olarak ise istinaf edenler, sair şeyler yanında, bazı emareler üzerin-de istintak yapmalarının alt mahkemece engellendiğini, bazı belgelerin ibrazına itiraz etmelerine karşın yine de itiraz ettikleri belgelerin emare olarak kabul edildiğini ve bu emarelerin Mahkemeyi etkilediğini ve Mahkemenin bu emarelere büyük önem verdiği-ni, emare olarak sunmak istedikleri bir belgenin sadece 4 satırının ibrazına izin verildiğini ve gerisinin ibrazının reddedildiğini, davalılar tanığı Oktay Akbal'a sorulan sorularla Mahkemenin davacı avukatının yerini aldığını, davalı 1'in Meclisteki davra-nışlarını anlatmasına izin verilmediğini, halbuki bu davranışlarla davacıya karşı muhasım olduklarını göstermek istedikelrini ve bunu yapmaktan da engelendiklerini ve bütün bunların davalıalra adaletsizlik yapıldığını gösterdiğini ve bunlara dayanarak dava-nın tekrar dinlenmesi gerektiğini savundular.
8 - 15. sebepler ile ilgili olarak ise; davalılar tarafından şahadet veren 2 Kıbrıslı tanığın şahadetine Mahkemenin hiç değer vermediğini ve bu hususta bir gerekçe de göstermediğini, davacı tanığı K.M. Ali'ni-n U.B.P.'den aday olan politik bir memur olduğunu ve şahadetine hiç değer verilmemesi gerekiren bu doğrultuda bulgu yapmamakla alt mahkemenin hatalı hareket ettiğini ve davalı tanıkları Oktay Akbal ile Atilla Özkırımlı'nın şahadetlerini de kaale almamakla -alt mahkemenin hata ettiği savunuldu.
16'dan 19'a kadar olan sebepler hususunda ise istinaf edenler, alt mahkemenin Kıbrıs Türkçesi ile Türkiye Türkçesi arasında fark olduğu bulgusuna varmakla hatalı hareket ettiğini çünkü Kıbrıs ve Türkiye Türkçesi diye -bir ayırım var olmayıp sadece belirli bölgelerde ağız farkı bulunduğunu, alt mahkemenin kendini makul bir kişi yerine koyarak dava konusu yazıdan "mafia babası" anlamını çıkarmakla hata ettiğini ve konu yazının siyasi eleştiri türünden güncel bir eleştiri -olduğunu ileri sürdüler.
"Innuendo" ile ilgili olan 20 - 21'inci istinaf sebepleri hususunda ise istinaf edenler alt mahekemnin konu yazının talep takririnde para. 15'de ileri sürüldüğü gibi mana taşıdığına ilişkin bulgu yapmakla hata ettiğini; çünkü dav-alıların tanıklarının şahadetini dikkate almış olsa idi bu karara varamıyacağını ve keza davacının talep takririnde para. 14'de yzaının alelade ve doğal anlamına daynıldığı ileri sürüldüğüne göre alt mahkemenin talep takririnde para. 15'de ileri sürülen "I-nnuendo" savlarına değer vermemesi ve bu hususta bir bulgu yapmaması gerektiği savunuldu.
"Fair Coment" ile ilgili 22 - 27 istinaf sebepleri ile ilgili olarak ise istinaf edenler alt mahkemenin kararında "Fair Comment" ile ilgili ilkeleri doğru koymakla -beraber hatalı bulguya vardığını, önünde Emare I olan yazıya bakarak yorum olup olmadığına karar vermesi gerekirken alt mahkemenin davalı I şahadetinde "yazıda yorum yok" dediğinden hareketle bir bulguya varmakla hata ettiğini, Fasıl 148 ile ilgili alt m-ahkeme bulgusunun da hatalı olduğunu, "Fair Comment" için isbat külfeti davalılarda olmasına karşın davacının müdafaaya cevapta "malice" ileri sürmediğini ve bu nedenle "malice" ile ilgili alt mahkemenin bulgusunun da hatlı olduğunu ileri sürdüler.
Quali-fied Privilage müdafaalarına ilişkin alt mahkeme bulgusuna karşı olan 28 - 32 istinaf sebepleri ile ilgili olarak ise istinaf eden davalılar, sair şeyler yanında, davalı I'in okuyuculara ve halka olan görevi icabı dava konusu yazıyı yazdığını, ve bu husust-aki savunmalarının başarılı olması gerektiğini ve daha önce "malice" için söylediklerinin bu savunma bakımından da geçerli olduğunu ileri sürdüler.
Tazminat ile ilgili 33 - 45 istinaf sebepleri üzerinde de Mahkemeye hitap eden istinaf eden davalılar kesi-len 200 milyon TL tazminatın KKTC koşullarına göre aşırı derecede fahiş, orantısız ve cezai mahiyette olduğunu, alt mahkemenin Yüksek Mahkemenin yaralanmalarla ilgili olarak verdiği miktarları gözönünde bulundurması gerektiğini, alt mahkemenin İngiltere'de-ki kararlardan yararla-nırken İngiltere ile KKTC arasındaki farklılığı dikkate aldı demesine karşın saptanan rakamın çok fahiş olduğunu, alt mahkemenin İngiltere'den tazminatlarla ilgili Jüri kararlarını emsal almakla hata ettiğini çünkü Jüri kararlarının -kontrolunun olanaksız olduğunu, dava konusu yazının birkaç kez yayınlanmasına davalı I'in dokunulmazlığının kaldırılması çabalarının neden olduğunu halbuki alt mahkemnin bu tür tekrar yayınlanmaları ağırlaştırıcı kabul ettiğini, alt mahkeme önünde davacını-n dava konusu yayın nedeni ile sosyal ve mesleki yönden etkilendiği hususunda da şahadet bulunmadığını ve bu bulgular kanıtlanmadığı sürece esaslı bir tazminat verilmesinin olanaksız olduğunu, tazminatı ağırlaştırıcı durumların da lâyihalarda ileri sürülme-si gerektiğini ve bu davada lâyihalarda böyle bir iddia var olmadığını, davacıya karşı Zem ve Kadih varsa bile davacıya direkt olarak bir saldırı bulunmadığını ve bu hususun tazminatı azaltıcı bir etken olduğunu, davacının politik bir kişi olup bugüne dek -KKTC'deki iletişim araçlarından yararlanarak verdiği demeçlerle yazının kendine yapmış olabileceği zararı büyük ölçüde azalttığını ve bu hususun adli ihbar olarak alınabileceğini, alt mahkemenin İngiltere'den alıntı yaptığı davalılarda maddı zarar var oldu-ğunu ve bu nedenle alt mahkemenin konu kararları bu davaya yanlış uyguladığını, gelir düzeyi düşük olan KKTC'de davacıya verilen tazminatın çok yüksek olduğunu ve bir davacının şerefinin korunması için verilecek bir tazminatın kalıcı yaralanmalarda bir dav-acıya verilebilecek tazminat miktarının altında olması gerektiğini savundu.
Aleyhine istinaf edilen avukatı ise Mahkemeye hitabında, sair şeyler yanında, bu gibi davalarda, yasal ilkelere göre Mahkemenin herhangi bir şahadete bakmak zorunluluğu olmayıp k-endini vasat bir kişi yerine koyarak yazıdan anlam çıkarabileceğini ve alt mahkemenin de bu ilkeyi uygulayarak konu yazıda Zem ve Kadih var olduğuna karar verip yazıdan "mafia babası" anlamı çıkardığını, bu karara karşı istinaf edildiğini ancak kararın hat-alı olduğunu isbat yükümlülüğünün istinaf edenlerde olduğunu, Yargıtayın müdahale edebilmesi için alt mahkemenin hukuksal hatalar yaptığının kanıtlanması gerektiğini ve bu yapılmadığına göre de bu nokta üzerinden bu istinafın ileri gidemeyeceğini ileri sür-dü.
Aleyhine istinaf edilen avukatı savlarına devamla bir yazıdan birden fazla anlam çıkarılabilse bile ilke olarak en kötü anlamın alınması gerektiğini vurgulayarak Yargıtay olarak, alt mahkemenin kararı incelenirken dava konusu yazıda geçen "BABA" sözc-ükleri iki anlamda ise ve alt mahkeme bu anlamlardan birini seçmişse buna müdahale edilemiyeceğini savundu. Aleyhine istinaf edilen avukatı iddialarına devamla davalı I'in müdafaasında konu yazı ile ilgili olarak aleyhine ceza davası getirilmesine ilişkin -şikâyette bulunduğuna değinmekle beraber davacının şikâyetinin içeriğine ilişkin şaahdet bulunmadığını, alt mahkemenin de iddia ve şahadete göre bu hususu karara bağlayabileceğini; davalıların konu yazının bir "felony" olduğuna ilişkin iddiaları olmadığını-; ancak bütün iddiaları doğru olsa bile bu davanın yine de yürütülebileceğini çünkü "felony" olsa bile suçu işleyen kişiyi makul olarak Mahkeme önüne getirme olanağı yoksa davanın yürütülmesine bir engel bulunmadığını ve bu meselede Meclisin aldığı karar ı-şığında ceza davası şimdilik yürütülemeyeceğine göre alt mahkemenin davanın yürütülebileceğine karar vermekle hata etmediğini savundu. Aleyhine istinaf edilen avukatı "Fair Comment" ile ilgili olarak alt mahkemenin kararında davalıların bu savunmadan yarar-lanabilemeleri için gerekli olan tüm unsurları doğru olarak sıralayıp doğru bir karara vardığını, davalı I şahadetinde yazıda yorum yok dedikten sonra bu husustaki müdafaasının ayakta duramayacağını, davalı I şahadetinde yazıda atıfta bulunulan Günaydın ga-zetesinden yapılan alıntının doğruluğuna inanmadım dedikten sonra "Fair Comment" savunmasından söz edilemiyeceğini ileri sürdü.
Fasıl 148 Madde 21'e de değinen aleyhine istinaf edilen avukatı "Qualified Privilage" ile ilgili koşulların konu madde ile bel-irlendiğini ve dava konusu yazının bu koşullardan hiçbirine giremiyeceğini ve davalıların bu husustaki savlarını kanıtlayamadıklarını, bu husus kanıtlanmadan davacının yazıda "malice" olduğunu ispat etmesine gerek olmadığını, ancak bir an için bu savlarını- kanıtladıkları varsayılsa bile davalı I yazının doğruluğuna inanmadan yazmışsa "malice"in kendiliğinden kanıtlanabileceğini ileri sürdü.
Aleyhine istinaf edilen avukatı "Innuendo" ile ilgili olarak da görüşlerini belirterek yazının doğal anlamı hareket -addelilmese bile "Innuendo" anlamına da kanıtladıklarını belirtti.
Kesilen tazminatın fahiş olduğuna ilişkin istinaf sebeplerine cevaben ise aleyhine istinaf edilen avukatı, sair şeyler yanında, kesilen tazminatın cezai nitelikte olduğuna ilişkin alt mah-ekme kararında bir belirti bulunmadığını, alt mahkemenin Yüksek Mahkeme kararlarına uygun olarak İngiltere'deki içtihatlardan toplumun bünyesine uygun gerekli adaptasyon yaparak yararlandığını, davacının kişiliğinin ve çektiği acı ve ızdırabın, yazının yay-gınlığının, özür dilenip dilenmediği gibi hususların dikkate alınması gerektiğini ve davalıların ödeme gücünün söz konusu olamıyacağını aksi halde parasız olan vatandaşlara bir nevi hakaret özgürlüğü tanımış olacağını ve politikacılara "nominal" tazminat v-erilir diye bir ilke bulunmadığını ileri sürdü. İstinaf edenlerin 1'den 15'e kadar olan istinaf sebeplerini de yanıtlayan aleyhine istinaf edilen avukatı, özetle, alt mahekmenin herhangi bir müdahalesinin söz konusu olmadığını, müdahale olsa bile davanın s-onucunu etkileyici bir özellik taşımadığını, davacı gibi davalıların da bazı gazeteleri emare yaptığını, yeminsiz şahadet verilmesine izin vermemede alt mahkemenin haklı olduğunu, tanıklara inanıp inanmama hususundaki bulgularında da alt mahkemenin hatalı -hareket etmediğini ileri sürdü.
Aleyhine istinaf edilenin davası Fasıl 148 Haksız Fiiller Yasasına dayanmaktadır. Fasıl 148 Madde (2) bu Yasanın İngiltere'de yürürlükte bulunan mevzuata paralel teşkil edecek şekilde yorumlanmasına ilişkin hüküm içermekte-dir. Fasıl 9 Şahadet Yasası Madde 3 de benzer bir hüküm içermektedir. İngiltere'deki mevzuata göre Mahkeme bu tip bir davayı karara bağlarken yasal anlamda yazıda "innuendo" olmaması halinde dava konusu yazıyı inceler ve yazının Zem ve Kadih oluşturup oluş-turmadığına yargıç karar verir. Yargıç bu karara vardıktan sonra ise hakikaten Zem ve Kadih teşkil edip etmediğine ise Jüri karar verir. Bu hususta bak: Halsbury's Laws of England, Third Ed. Vol.24, para.198, s.107 "Function of Judge and Jury."
Ancak biz-im hukuk sistemimizde Jüri olmadığına göre ise her iki hususta da Mahkeme karar verir.
Yukarıda belirtilen yasal çerçeve ışığında dava konusu olan Emare I yazıyı eleştirmeye geçmezden önce konu emareyi aynen aktarmada yarar vadır.
Emare I yazı aynen şö-yledir:
"2 Kasım 1978 tarihli Federe Meclis Birleşiminde UBP - MHP ilişkileri irdelenmişti. Tutanaklardan aktarıyoruz:
"Ö. Özgür: (..) Kıbrıs Türk Ocakları Derneği Başkanı, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile çok yakın ilişkili Kürşat, Gençlik, Spor ve -Kültür İşleri Dairesi Müdürü iken Federe Devlet Başkanını sık sık görür, ona rapor verirdi. Emekliye ayrılmış bulunan Kürşat ile Sayın Denktaş'ın ilişkileri devam ediyor. Kürşat'ın MHP ile ilişkileri de devam ediyor. TC. Meclis Başkanı Sayın Karakaşın başk-anlığında bir grup parlamenterle Ercan'a gelen MHP milletvekillerini karşılamaları kimsenin dikkatinden kaçmamıştır. Federe Devlet Başkanı'nın özel koruyucusu ülkücü bir polis Fikret Kürşat'la beraber MHP milletvekili, özel olarak karşılıyor ve uğurluyor. -denktaş, Kürşat, Denktaş'ın özel koryucusu ve MHP milletvekilleri arasında, kişi istemese de bağlantı kuruyor.
"Raif R. Denktaş (Lefkoşa), (Yenidüzen) - Hangi belgeye dayanıyor bu şimdi?
"Ö. Özgür (Devamla) - Bu gözlerimize dayanıyor. Gördük.
"Raif -R. Denktaş (Devamla) - Fotoğraf çekseydin bari.
"Ö. Özgür (Devamla) - Özellikle Federe Devlet Başkanı'nın bir MHP sempatizanı ve ülkücü komando olduğu belli olmuş bir polisi kendine özel muhafız seçmesi anlamlıdır. Sayın Denktaş isterse, o özel koruyucu -polisin adını da verebilirim.
"Raif R. Denktaş (Lefkoşa) Yerinden) - Eylemleri neymiş?
"Ö. Özgür (Devamla) - Kıbrıs Türk Ocakları Derneği üyesi ülkücü bir komandodur. Federe Devlet Başkanı açıkça:
- Ben Türkeşçi komandolara güvenirim, demeye getiriyor-.
"Alpaslan Türkeş'i de koruyanlar muhakkak ki kendi ülküdaşlarıdır. (..)"
Meclis'teki bu tartışmalardan bir süre sonra sözü edilen ülkücü komando koruyucu polis Londra'da havaalanında İngiltere'ye eroin sokmaya çalışırken yakalandı.
Halen Londra'da -hapistdir.
-------------------
11 Aralık 1985 tarihli Günaydın gazetesini okuyunca irkildik.
Gazetede şunlar var:
"- Ünlü babalardan Behçet Cantürk:
- Eroin Türkiye'den baz morfin olarak çıkar. Kıbrıs'ta içinde imalathane bulunan gemilere yüklenir -ve yolda giderken eroin haline getirilir" dedi.
Cantürk Ankara 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesinde dinlenen ifadesinde, ayrıca demiş ki:
"Kıbrıs'a Mehmet Gözen denilen kişiye eroin sevkiyatı yaptık. Mehmet Gözen'in Rauf Denktaş'ın oğlu Raif Denktaş'la -ilişkisi vardı. Bunlarla iş yaptı. Raif Denktaş da İngiltere'ye eroin sevkediyormuş. Biz Kıbrıs'a 3 seferde 15 kilo sevettik."
-------------------
Bir de 1986 Bütçesi ilgili Komitede görüşülürken, Başsavcı Yardımcısı Akın Sait'in Komite üyelerinin, Mağ-usa Gümrüğünde meyrana gelen kaçakçılık olayına ilişkin dosyalar hakkında söyledikleri vardır.
Başsavcı Yardımcısına göre, bu dosyalarla ilgili olarak Türkiye'den tanıklık yapacak kişiler Kıbırs'a gelmediler. Davayı gören yargıç da şahadet yetersizliği y-üzünden 16 - 20 dolaylarındaki dosyayı kapatmak zorunda kaldı.
---------------------
BABA Denktaş Günaydın gazetesinde yazılanlara tepki gösterdi. BABA içgüdüsü ile oğlunu aklamaya çalıştı. BABALAR hep öyledirler Resmi görevlileri ne olursa olsun iş BA-BALIĞA gelince akan sular durur. Hem Cumhurbaşkanı hem BABA olmak zor iş doğrusu..
Alt Mahkeme az önce değinilen yasal mevzuata uygun olarak Emare I yazıyı, Mahkeme olarak ve sunulan şahadeti bir tarafa iterek, mormal muteber bir vatandaş gözü ile okuyup- inceleyerek anlam vermeye çalıştı ve emare yazıda davcıdan söz ederken "mafia babası" anlamında söz edildiği kanaatına vardı ve sonuç olarak ilgili yazının davacının talep takririnde 15. paragrafta ileri sürdüğü manaları taşıdığına ilişkin bulgu yapıp ema-re I yazının Fasıl 148 Madde 17(1) uyarınca davacı aleyhine bir Zem ve Kadih oluşturduğuna karar verdi.
Alıntısı yapılan konu yazı 4 paragraftan oluşmaktadır. yazıda "BABA" ve "BABALAR" sözcüklerinin son paragrafta yer aldığı görülür. İstinaf edenler esa-s itibarı ile "Baba" ve "Babalar" sözcüklerinin "mafia babası" değil de normal çocuğu olan bir baba manasına gidebildiğini ısrarla iddia etmişlerdir. Bu paragraf ve bu deyimler olmamış olsa dahi yazının diğer paragrafları eroin ve eroin kaçakçılığı yapan k-işilerle Devlet Başkanının sıkı irtibatı olduğunu, sair şeyler yanında, vurgulamktadır. Bu gibi yazılarda Zem ve Kadih unsuru olup olmadığı ve özellikle üzerinde durulan "Baba" ve "Babalar" deyimine bir mana verebilmek veya bunların ne anlamda kullanıldığı-na karar verebilmek içn yazıyı bir bütün olarak inceleyip karar vermek en doğal yöntemdir. İlk Mahkeme de bunu yapmıştır. Bu yazıyı biz de incelediğimizde 1. 2. ve 3. paragrafların çizdiği görüntü davacının, sıkı ilişkiler içinde bulunduğu muhafızının İngi-ltere'de eroin kaçırırken yakalandığı, Türkiye'de bir mafia babası olan Cantürk'ün yaptığı beyanlar ve bu beyanlarında davacının oğlu Raif Denktaş'ın bu işlere karıştığı teması işlenmekte ve en son paragrafında da yukarıdaki paragraflarla bağlantılı olarak- "Baba" ve "Babalar" sözcükleri kullanmaktadır ki bu hususlar dikkate alınarak yazı bir bütün olarak incelendiğinde buradaki baba deyiminin mafia babasından başka bir anlam taşımadığı kanaatindeyiz ve ilk mahkemenin bu hususta yanılmadığı görüşündeyiz. Bu -nedenlerle istinaf sebepleri ileri gidemez ve reddelimesi gerekir.
Bu istinaf sebeplerinde davalılar başarılı olmadıklarına göre "innuendo" ile ilgili 20-21'inci istinaf sebepeleri, tanıklarla ilgili alt mahkeme bulgularına karşı yapılan 8'den 15'e kadar- olan istinaf sebepleri ve alt mahkemenin doğal adalet ilkelerine aykırı hareket ettiğine ilişkin 4'den 7'ye kadar olan istinaf sebeplerine değinmeye gerek kalmamıştır. Herhalukarda 4'den 7'ye kadar olan istinaf sebeplerindeki iddiaları gözönünde bulundura-rak tutanaklar ile davanın seyrini, tetkik ettiğimizde doğal adalet ilkelerinin ihlâl edildiği hususunda istinaf edenler tarafından iknâ edilmediğimizi de vurgulamakta yarar vardır.
Davacının bu davayı merhum oğlu Raif için açtığı ve bir ölü için Zem ve -Kadih davası açılamayacağına ilişkin istinaf sebeplerinde ise herhangi bir mesnet görmüyoruz. Davacının talep takriri bir tüm olarak okunduğunda davalıların ileri sürdükleri şekilde bir anlam çıkarmak olası değildir.
Konu yazıda davacı oğlu ile ilişki ku-rularak zemmedilmektedir. Esas dava sebebi davacıya yönelik olup davayı oğlunun teşviki ve onun adını temizlemek için açmış olması davacının varolan dava sebebini ortadan kaldırmaz.
İstinaf edenler 1 ve 2'nci istinaf sebepleri ile ilgili olarak, dava kon-usu haksız fiilin bir cürüm oluşturup oluşturmadığını karara bağlarken alt mahkemenin yanlış hukuki test uyguladıkları ve şahadet ve emarelere göre davalı I aleyhine müfsidane yayın cürmünden dolayı dokunulmazlığın kaldırılması için işlem başlatıldığına il-işkin bulgu yaparak davayı iptâl etmemekle hatalı hareket ettiğini ileri sürdüler.
Davacının davasını Fasıl 148 Haksız Fiiller Yasasına dayandırdığı her iki tarafca da kabul edilen bir olgudur.
Fasıl 148 Madde 67 ise aynen şöyledir:
"67. It shall be -no bar to anya ction in respect of a civil wrong that the facts upon which such action is absed constitute a crime or offence under the provision of any enactment:
Provided that if sych crime or offence is a felony no action shall be brought in respect o-f the civil wrong until the ofefnder has been brought to justice or the Court before which such action is to be ried is satisfied that it is not reasonably possible to bring the offender to justice."
Bu madde altında bir müdafaanın başarılı olabilmesi iç-in ilgili haksız fiilin sadece bir suç teşkil etmesi yeterli değildir. İlâveten Ceza Yasası anlamında bir "felony" de teşkil etmesi gerekir.
Bu gibi hallerde hukuk davasının ileri gidebilmesi için ya ceza davasının sonuçlanması ya da ilgili Mahkemenin il-gili haksız fiili ve aynı zamanda "felony"yi işleyen kişinin adalete teslim edilemiyeceği doğrultusunda kanaat getirmesi gerekir.
Bu meselede davalı I'in dokunulmazlığının kaldırılması için Meclis Başkanlığına başvurulduğu, Meclisin bu amaçla bir özel ko-mite oluşturduğu, bu komitenin ise davalı I'in dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin bir tavsiye kararı almasına karşın Meclis Genel Kurulu'nun bu konunun geçici olarak gündemden çıkarılmasına karar vererek bu davanın neticesini beklediği ve davalının b-u dava bitmeden konu suç için yargılanması olası olmadığı olgusu ışığında alt mahkeme de bu müdafaanın ileri gidemeyeceği kanaatına varmıştır.
Esasında davalı I'in dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin müracaatın dava konusu yazıdan kaynaklandığına ve- dokunulmazlığın kaldırılması halinde de aleyhine getirilebilecek dava Fasıl 154 Madde 194 altında bir "libel" davası olabileceğine ve bu madde altındaki bir suç da "felony" olmayıp bir "misdemeanour" olduğuna göre davalıların bu husustaki müdafaaları da h-erhangi bir mesnetten yoksun olup alt mahkemenin bu hususlarda verdiği karara bakıldığında mevcut yasal durum muvacehesinde hatalı hareket ettiği söylenemez ve bu nedenlerle 1 ve 2'nci istinaf sebeplerinin de reddedilmesi gerekir.
Bu durumda geriye "Fair- Comment" ile ilgili 22-27'inci istinaf sebepleri ile "Qualified Privilege" ile ilgili 28-32'inci istinaf sebepleri ve 33'den 45'e kadar olan tazminata ilişkin istinaf sebepleri kalır. "Fair Comment" ile ilgili istinaf sebeplerine değinmezden önce bu husus-taki yasal duruma bir göz atmada yarar vardır. Gatley on Libel and Slander 8. baskı, sayfa 300 para.709'da bu müdafaanın başarılı olabilmesi için 5 koşul sıralanmaktadır.
Para 709 aynen şöyledir:
"709. Conditions for fair comment. For comment to be fair-, it must meet the following conditions;
It must be based on facts contained in or referred to in the publication complained of.
The facts must be sufficiently true to make the comment fair.
If the comment contains an imputation of corrupt of dishonest mot-ives, or perhaps any inference of fact, the comment must be shown to be justifiable.
The comment be such as fairly to be described as criticism.
The comment must represent the honest opinon of the commentator, and be published without malice."
Fasıl 148 M-adde 19(b) ile konuya şamil 21(2) maddeleri birlikte okunduğunda aranan sair koşullara ilâveten yazının içeriğinin doğru olması ya da doğru olup olmadığının yazanın bir çaba harcayıp araştırması ve doğru olduğuna kanaat getirdikten sonra yazması gerektiği -vurgulanmaktadır.
Alt Mahkeme de bu davada şahadeti bu yasal durum ışığında inceleyerek gerek davalı I'in emare I'in yorum olmadığına ilişkin şahadeti gerekse emare I para.2'de Günaydın gazetesinden yapılan alıntı haberin doğru olup olmadığını araştırmad-ığını ve bunun doğruluğuna inanmadığını belirtmesi ve bir "justification" savının söz konusu olmaıyacağı olgusu ışığında davalıların "fair comment" müdafaalarının ayakta duramıyacağı kanaatına vardı. Alt Mahke-menin bu kanaata varmakla hatalı hareket ettiğ-i söylenemez ve bu nedenlerle 22-27'inci istinaf sebeplerinin de reddedilmesi gerekir.
Madde 21 (2) The publication of defamatory matter shall not be deemed to have been made in good faith by a person, within the meaning of subsection (1) of this section,- if it is made to appear either -
-(a) that the matter was untrıe, and that he did not believe it to be true; or
-
(b) that the matter was untrue, and that he published it without having taken reasonable care to ascertain whether it was true or false; or
(c) that, in publishing the matter, he acted with intent to injure the person defamed in a substantially greater d-egree or substantially otherwise that was reasonabley necessary for the interest of the private right or interest in respect of which he claims to be privileged."
Bu maddeye göre bir müdafaanın başarılı olabilmesi için yazının içeriğinin doğru olması ve -yazanın da yazının doğruluğuna inanarak yazıyı yazması ve alıntı yapması gerekir. Alt Mahkemenin de hükmünde vurguladığı gibi davalı I'in bu maddeye uygun hareket etmediğini ve yazının doğruluğuna inanmadığını şahadetinde söylediğine göre Yasa altında bir -"Qualified Privilage" hakkından söz etmek olası değildir. Bu nednelerle istinaf edenler 28-32'inci istinaf sebepelrinde de başarılı olamamışlardır.
İstinaf edenler 1'den 32'ye kadar olan istinaf sebeplerinde başarılı olmadıklarına göre geriye kalan 33-45- altında ileri sürdükleri alt mahkemenin saptadığı tazminatın fahiş olduğuna ilişkin istinaf sebeplerini incelemek gerekir.
Tazminatın hangi esaslara göre saptanacağına ilişkin Gatley on Libel and Slander, 8. baskı, sayfa 592 ve 593, para 1451'de aynen ş-öyle denmektedir.
Para 1451. " Province of the jury. In an action of Libel "the assesment of damages does not depend on any legal rule". The amount of damages is "peculiarly the provience of the jury," who in assessing them will naturally be governed by a-ll the circumstances of the particular case. They are entitled to take into their consideration the conduct of the plaintiff, his position and standing, the nature of the libel, the mode and extent of publication, the absence or refusal of any retraction o-r apology, and "the whole conduct of the defendant from the time when the libel was published down to the very moment of their verdict. They may take inti consideration the conduct of the defendant before action, after action," and also, it is submitted, t-he conduct of his counsel, who cannot shelter his client by taking responsibility for the conduct of the case. They should allow "for the sad truth that no apology, retraction or withdrawal can ever be quaranted completely to undu the harm it has done ore -the hurt it has caused. "They should aldo take into account the evidence led in aggravation or mitigation of the damages. They should not take into account in assessing damages any part of the words complained of in respect of which the defendant has made -out a defence, or any damage done to the plaintiff's raputation or feeling by any defamatory matter or other wrong for which the defendant is not responsible. They should not speculate on whether the defendant will be indeminified."
Alt Mahkeme, kararınd-a, verilecek tazminatı saptarken "davacının bir Devlet Başkanı olduğu, bunun ötesinde bir lider olduğu ve normal bir Devlet Başkanının ötesinde olduğu, davalıların davacıdan yazıdan sonra üzüntülerini beyan etmelerine rağmen herhangi bir özür dilemedikleri-ni, Emare I yazının Emare I haricinde Mart 1987'de tekrar yayınlanmış olduğunu, özetinin de hem davadan evvel hem davadan sonra tekrarlandığını, yazının muhteviyatının Kıbrıs'ın Kuzey kesiminde ve Rum Televizyonu ve babasını aracılığı ile tüm Kıbrıs'a duy-urulduğunu, Davalı I'in kendi şahadetine göre tüm dünyaya yansıdığını ve davacının resmi görevinde dahi kendini menfi yönde etkilediğini çoğaltıcı (aggravated) hususlar olarak gözönünde bulundurmak zorundayız" şeklinde bir görüş belirtip Davalı I'in ana mu-halefet partisi başkanı olduğu ve muhalefet yapmasının onun en doğal ve tabii görevi olduğu ancak muhalefet yapmanın şerefli bir kişiye çamur atmak olmadığı ve konu yazı ile muhalefet yapma dışına çıkılıp davacıya çamur atıldığı ve onun büyük üzüntü, elem -ve ızdırap çekmesine neden olduğunu da gözönünde bulundurarak ve keza zarar ziyan miktarını saptarken saptanacak miktarın davalıları cezalandırıcı mahiyette olmamasına özen gösterdiklerini de vurgulayarak Mahkeme olarak Fasıl 148 Haksız Fiiller Yasası'nı -uygularken, bir kişinin dikkatsizliği neticesi diğerine uğradığı bedensel yaralanmalardan ötürü almaya hakkı olabilecek zarar ziyanı saptarken "Kemp and Kemp, The Quantum of Damages" isimli yapıttan yararlanıldığını ve bu uygulama sırasında da, Yüksek Mah-kemece birçok kez belirtildiği gibi, İngiltere ile KKTC arasındaki sosyal, ekonomik ve diğer farkları ve rakamı etkileyen tüm hususları göz önünde bulundurmak gerektiği görüşüne de yer verdi. Alt Mahkemenin kararından özetlenen yasal durum, ilke ve görüşle-rde herhangi bir hata olduğu söylenemez. Ancak bunlar doğru olarak hükümde vurgulanmakla beraber sonuçta saptanan rakamların bu görüşe ve ilkelere göre doğru olarak saptanıp saptanmadığının incelenmesi gerekir.
Bu davadan bir tazminat saptanmasında esas- sorun Yüksek Mahkeme tarafından daha önce verilmiş benzeri bir karar olmayışıdır. Bu nedenle tazminat saptarken KKTC dışında başka kaynaklardan yararlanmak gerekecektir. Nitekim alt mahkeme de tazminat saptarken bu yönde hareket etmiştir.
Mahkemelerimiz-i bağlayıcı olmamakla beraber ışık tutucu olarak alıntı yapabileceğimiz Rum Yüksek Mahkemesinin General Press Agency "Poulias and Coniaris Ltd" v. Christoforos Christofides (1981) C.L.R. Part I, davasında sayfa 201 para. 2'de şöyle denmektedir:
"Having r-eviewed the autorities and having listened to the eloquent address of both counsel, it appears to us that the object of the award of damages in tort nowadays is not to punish the wrong-doer but to compensate the person to whom the wrong was done. Indeed it- would not be right to allow punitive or exemplary damages to creep back into the assessment in some other guise. In our view and ins pite of the fact that the trial Court took the view that defendants 3 were liable only to pay compensatory damageas, never-theless, ina warding the sum of £2.500 the Court erred in law because that sum awarded is in effect punitive or exemplary damages and crept back into the assessment in some other guise."
Yine McCarey v. The Associated Newspapers Ltd & Others (1964) 3 AER-'da sayfa 957'de şöyle denmektedir:
".. celar ditinction should be drawn between compensatory damages and punitive damages. Compensatory damages in a case in which they are at large may include several different kinds of compensation to the injured palin-tiff. They may include not only actual pecuniary loss and anticipated pecuniary loss or any social disadvantages which result, or may be throught likely to result, from the wrong which has been done. They may also include natural injury to his feelings; th-e natural grief and distress which he may feel in being spoken of in defamatory terms; and, if there has been any kind of hihg-handed, opressive, insulting or contumelious behaviour by the defendant which increases the mental pain and suffering which is ca-used by the defamation and which may constitute injury to the plaintiff's pride and self confidence, those are proper elements to be taken into account in a case where the damages are at large. There is, however, a sharp distinction between damages of that- kind and truly punitive or exemplary damages. To pot in it another way, when you have computed and taken inti account all the elements of compensatory damages which may be awarded to the plaintiff and arrived at a total of £X, then it is quite wrong to ad-d a sum of £Y by way of punishment of thed efendant for his wrong-doing. The object of the award of damages in tort nowadays is not to punish the wrong- doer, but to compensate the person to whom the wrong has been done. Moreover, it would not be right to -allow punitive or exemplary damages to creep back int the assesment in some other guise. For instance, it might be said:
"You must consider not only what the plaintiff ought to receive, but what the defendant ought to pay."
Alıntı yapılan kararlardan d-a görüleceği gibi takdir edilecek tazminatın amacı davacıyı tazmin etmek olup kusurlu tarafı cezalandırmak değildir.
Alt Mahkemenin kararında alıntı yaptığı Blackshaw v. Lord and another (1983) 2 AER davasında sayfa 328'de para.3'de Stephenson L.J. konu -davada verilen £45.000 tazminat hususunda şöyle demektedir:
"I confess that I regard the sum as very high and if it was an award of a judge I should be disposed to reduce it substantially. But it is an award of a jury, and in spite of the recommendadions- of the Faulks Committee and the considerations which led them to make those recommendations (ch 17 and in paryicular p 143, para 516), juries still have the function of assessing damages for defamation and this court has no power, simply because it thinks- tehir assessment wrong, to constitute such sum as in its view should have been awarded, except with the consent of all aprties concerned (which has in this case been given): RSC Ord 59, r 11(4). We cannot reduce (or increase) the sum awarded by this jury -unless it was one which no twelve reasonable jurors could have awarded if they had properly directed tehir minds to the evidence and been properly directed as to the relevant considerations and principles by the judge. In considering whether to allow an ap-peal against a jury's award of damages, this court applies and even stricter principle than to an appeal against a judge's award."
Yukarıdaki alıntıdan da görülebileceği gibi konu davada verilen tazminatın çok olduğu ancak bu tazmiantın bir Jüri tarafınd-an saptandığı ve bu rakamı değiştirip yerine başka bir rakam saptamaya yetkili olmadıkları halbuki bu rakam bir yargıç tarafından saptanmış olsa idi verilen tazminata çok oluşu nedeni ile müdahale ederek esaslı şeklde düşürüleceği vurgulanmaktadır.
Yuk-arıda özetlenen görüşten hareketle jüri tarafından saptanan rakamların emsal olarak alınıp gözü kapalı izlenmesinin pek sıhhatli olamıyacağı görüşündeyiz. Bu nedenle alt mahkemenin kararında atıfta bulunduğu gerek Hayward v. Thompsona and others (1981) 3 A-ER, sayfa 450, gerekse Blackshaw v. Lord and another (1983) 2 AER sayfa 311 davalarında tazminat jüri tarafından saptandığı cihetle bu kararların emsal veya ölçü olarak alınması saptanacak rakam banımında yanıltıcıdır. Bu nedenlerle İngiltere'deki jüri kar-arlarının emsal değil de ışık tutucu olarak dikkate alınıp ülkemizin koşullarına göre bu kararlardan yararlanılabileceği görüşündeyiz.
Alt Mahkeme tazminat saptarken kararında bir de "Financial Times" gazetesinin 25.11.1987 tarihli nüshasında yayınlanan -bir haberden alıntı yapmıştır. Bugüne dek uygulama resmi olarak yayınlanan içtihat kararları ile tanınmış yazarların eserlerinden yararlanmak olduğuna göre olguların tümünün aktarılıp aktarılmadığı belli olmayan bir gazetenin alıntısından yararlanmanın doğ-ru olamıyacağını vurgulamayı yararlı görmekteyiz. Bu nedenle alt mahkemenin alıntı yaptığı davanın olgularının neler olduğu ve hangi kriterlere dayanarak konu davadaki tazminatın saptandığı belli olmadığına göre alt mahkemenin böyle bir haberi de emsal ola-rak almaması grekirdi.
İstinaf edenlerin avukatı, McCary v. Associated Newspaper (1965) 2 Q.B. 86 davasında atıfla, bu tür davalarda saptanacak tazminatların kalıcı yaralanma davalarında saptanan tazminatlardan daha fazla olmaması gerektiğini de savunmuş-tur. Atıfta bulunulan davada L.J. Diplock bu görüşü savunmakla beraber davadan sonraki yıllarda İngiliz Mahkemelerince verilen yüksek tazminatlar dikkate alındığında bu görüşün izlenmediği anlaşılmaktadır. Ancak adaletli bir tazminat saptarken istisnai hal-ler dışında kalıcı yararlanma davalarında saptanan rakamları da ışık tutucu olarak dikkate almada yarar vardır.
Cumhurbaşkanı olan davacının davaya konu yazıdan dolayı büyük acı ve ızdırap çektiğine ve şeref ve itibarının da büyük ölçüde zedelendiğine hi-ç kuşku yoktur. Ancak davacının şeref ve haysiyetini para ile ölçerek 'şu kadar bir tazminat verildiği takdirde yazının davacıya yaptığı zarar ortadan kalkacaktır' diyebilmek olası değildir. Bu tür davalarda Mahkemelerin saptayacağı tazminat öyle bir rakam- olmalıdır ki kamu nazarında 'işte adalet yerini buldu' denebilsin. Yine hiç kuşku yok ki her davanın kendine has olguları ışığında bir rakama ulaşmak gerekir.
Daha önce de değindiğimiz gibi KKTC'de emsal alınacak bir dava olmadığında mehaz olarak İngilt-ere'deki benzeri davalardan yararlanılabilir. Ancak Alt Mahkemenin emsal aldığı davalarda rakamlar Jüri tarafından saptandığı cihetle bunlar emsal olarak itibar etmenin sağlıklı olamıyacağı bir yana ekonomik durumu bizden çok iyi olan İngiltere'deki koşull-ar ile KKTC'tindeki koşullar aynı değildir ve bu nedenle İngiltere'de verilen tazminatlara yakın bir tazminat saptamak olası değildir. Ancak İngiltere'deki benzeri davalarda saptanan tazminatlara yakın bir rakam saptanmadığına bu davadaki davacının şeref v-e haysiyeti İngiltere'deki bir davacıdan daha dün olduğu anlamında da alınmamalıdır. Bir rakamı saptarken alt mahkemenin de hükmünde vurguladığı gibi, bir yerde davlıları da cezalandırmamaya özen göstermek gerekmektedir.
Davanın bütün olguları ve özelli-kle davalıların müdafaalarında konu yazının içeriğinin doğru olduğuna ilşkin bir savunma ileri sürmeyişleri, özür dilememekle beraber yazıdan dolayı üzüntülerini belirtmeleri ve duruşma sırasında da konu yazının içeriğinin doğru olmadığını ve davacının şer-efli bir insan oluşunu teslim etmiş olmaları, davacının davasında herhangi bir özel zarar ziyan ileri sürmemiş oluşu ve KKTC'deki ekonomik koşullar dikkate alındığında alt mahkeme tarafından saptanan 200 milyon Tl tazminatın müdahalemizi gerektirecek derec-e aşikâr surette fahiş ve bir yerde davalıları cezalandırıcı nitelikte olduğu görüşündeyiz.
Yukarıda özetlenen olgular ve görüşler ışığında bu davada davacıya verilecek makul tazminatın 80.000.000TL olduğu görüşündeyiz.
Sonuç olarak davalıların istin-afı kısmen kabul edilerek Alt Mahkemenin saptamış olduğu 200 milyon TL tazminat iptal edilerek yerine 80.000.000 TL tazminat için hüküm verilir.
Masraflarla ilgili herhangi bir emir verlimez.
(N. Ergin Salâhi) (Niyazi F. Korkut) - (Taner Erginel)
Yargıç Yargıç Yargıç
26 Ekim 1988
-
23
-
Full & Egal Universal Law Academy