(765 S. K. m. 36) (6831 S. K. m. 113, 117) (3116 S.K. m. 23, 105, 107, 133) (YİBK. 10.06.1968 gün E. 1968/1 - K. 1968/12)
Ormanlardan ruhsatsız ağaç kesilmesi halinde orman mahsullerinin zoralımından başka ayrıca tazminata da hükmolunması lazım gelip gelmiyeceği hakkında Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.12. 941 gün ve 189/221 sayılı ilamı ile 5.11.945 gün ve 86/114 saylı ilamı arasında hasıl olan aykırılığın halli Yargıtay Birinci Başkanlığının 24.12.945 günlü tezkereleriyle istenilmesi üzerine aykırılığın konusunu teşkil eden ilamlar çoğaltılarak Genel Kurul Üyelerine dağıtılmıştı.
Müzakere için tayin olunan 9.1.946 Çarşamba günü saat 9,30 da toplanan Genel Kurul Birinci Başkan Halil Özyörük'ün başkanlığı altında müzakereye başlıyarak ihtilafın esasını teşkil eden noktalar kısaca Birinci Başkan tarafından izah edildikten ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra devamla:
Birinci Başkan: Efendim Yargıtay Üçüncü Ceza Dairesini diğer dairelerle ihtilafa düşülen müsadere ve teşcir meselelerini geçen oturumlarda halletmiştik; bugün diğer bir iş tazminat işi mevzuubahistir.
Biraz evvel aynen okuduğum aykırı ilamların muhteviyatından anlaşılacağı üzere bu meseledeki mübayenet açıktır.
941 Tarihli Umumi Heyet kararında: Her ne kadar Orman K. nun 105. maddesinde ruhsatsız ağaç kesilmesi halinde müsadereye karar verildikten sonra talep vukuunda ayrıca tazminata da hükmolunacağı tasrih ve bunun mıntıka tarifesinde gösterilen bedel olduğu irae edilmişse de, (Ormandan ağacın kesilmesi üzerine tarife bedeli noktasından fark hasıl etmediği yerlerde tazminata hükmedilmesi lazım gelmiyeceği gibi) denilerek hakikaten fark hasıl etmeyen yerler bulunup bulunmadığı ve bunların hangi mıntıkalar olduğu belirtilmemiştir. Bildiğinize göre ormanlar sekiz mıntıkaya ayrılmış ve her birine ait tarife bedeli ağaçların nevi ve cinsi itibariyle gösterilmiştir. Bu tarife bedelinin kesilen ağaç bedeline hangi mıntıkada tekabül ettiği izah olunmadığı gibi tekabül edilen yerlerin mevcudiyeti kabul olunduğu takdirde dahi tazminat hükmüne mahal olmadığının müstenidatı tesbit olunmamıştır.
Mezkur kararda bundan sonra: (Orman mahsulatının müsaderesi halinde dahi bu halin her zaman ve mutlak surette tazminat talebinin reddi için sebep teşkil etmiyeceğine) denilmektedir. Şu hale göre Ceza Umumi Heyetinin bu kararında müsadere vaki olsa dahi her zaman tazminat talebi reddolunmamak lazımdır deniliyor. Ve fakat bunun hangi ahval ve şerait dahilinde tahakkuk edebileceği izah olunmuyor. Yalnız şu ibareden bir hüküm çıkarmak kabil olacak gibi görünmektedir. Yani Genel Kurul bu hüküm fıkrasında müsadere vakı olur ve müsadere olunan ağaçların o günkü kıymeti o mıntıkada yürürlükte bulunan tarife bedeline müsavi olursa ayrıca tazminata hükmolunmamak icap eder, demek istediği anlaşılmaktadır. Kararın alt tarafını takip edelim. (Ve hadisede ormandan kesilen ağaçların tamamen zapt ve müsadere edilmiş olmasına ve orman idaresi tarafından mutlak surette tazminat istenilmiş ve eldeki orman mahsulatının bedeli noktasından arada fark hasıl olduğu ileriye sürülmek suretiyle bir talep sepketmemiş bulunmasına göre tazminat talebinin reddi hakkındaki karar binnetice kanuna uygun görülmüştür) denilmektedir. Şu son ibarenin açık manasından anlaşılıyor ki: Eğer ruhsatsız kesilmiş ağaçların bedeli ile mıntaka tarife bedeli arasında bir bedel farkı varsa orman idaresi yalnız bunu isteyebilir. Aksi halde yani müsadere edilmemişse, mıntıka tarife bedeline hükmolunmak lazımdır. Ve şayet ağaç bedeli ile tarife arasında fark yoksa tazminat istenemez deniliyor.
Kararın muhtevası şu tahlile göre açıktır. Ceza Genel Kurulu evvelki kararında (Müsadere vaki olsun olmasın tazminat istenebilir) hükmünü koyduktan sonra ancak bunun istenebilmesi için bir kerre müsadere vakı olmamasını veyahut müsadere vaki olduğu surette tarife bedeli ile ağaçların bedeli arasında fark bulunmasını bir kıstas olarak kabul etmektedir.
Halbu ki: 105. madde hükmü izaha muhtaç olamayacak derecede aşikar olarak belirtmiştir ki, müsadere ile tazminatın hiç bir alaka ve münasebeti yoktur, ibare sarihtir. (Ruhsatsız kesilen ağaçlar müsadere olunur ve talep halinde ayrıca tazminata da hükmolunur. Bu tazminat mıntıka tarifesinde gösterilen bedeldir) denilmek suretiyle iki hüküm birbirinden tamamen müstakil ve ayrı olarak sevk edilmiştir.
Tazminat hükmü, müsaderenin vücut veya ademi vücuduna talik edilmediği gibi tarife bedeliyle kesilmiş olan ağaç bedelleri arasında fark olup olmadığına da tabi tutulmamıştır. Filhakıka 3116 sayılı kanunda mıntaka tarife bedeli denilen mefhumun nelerden terekküp edeceği izah edilmemişse de, 340 tarihli ve 504 sayılı mülga kanun ki: (Türkiye'de mevcut bilumum ormanların fenni usul idare ve işletmeleri hakkında kanun) dur. Bunun yedinci maddesinde (Gerek devlet ormanlarından ve gerek köy koru ve baltalıklarından çıkarılacak eşcar ve mahsulat bedeli ve hususi ormanlardan alınacak öşür miktarı, ormanların iskele ve istasyonlara olan mesafesi, mevki ve masarifi istihsaliyesi nazara alınarak mıntakalara taksim edilmek suretiyle her mıntaka için mahalleri meclisi idarelerince orman memurlarının mütalaa ve muvafakati alındıktan sonra takdir ve ziraat vekaletince tasdik olunacak tarife mucebince istifa olunur) denilmek suretiyle mıntaka tarife bedelinin hangi esaslardan vücut bulacağı ve bunun nasıl yürürlüğe gireceği gösterilmiştir.
Bu kanunun yani 504 sayılı kanunun tatbik şekline taalluk eden 18/Haziran/340 tarih ve 619 sayılı Vekiller Heyeti Kararına mukterin Orman Talimatnamesinin ikinci maddesinde de:
(Her kaza dahilinde gerek devlet ve gerek eşhasa ait ormanlar menatika taksim olunur her mıntaka ormanında nazarı dikkate alınacak mevad berveçhi atidir.
1- Ormanın tabi olduğu satış piyasası,
2- Ağaçların masarifi katiyesi,
3- Ağaçların masarifi imaliyesi,
4- Ağaçların masarifi nakliyesi,
5- Tekalifi saire,
6- Tesisatı esasiye amortismanları,
7- Menatıkın yekdiğeriyle olan münasebatı iktisadiyesi,
8- Eşcarın cinslerine ve kıymeti sınaiyelerine göre derecesi mergubiyeti,
9- Hissei temettü,
10- Devrilmiş veya kaim bulunmuş olmalarına göre istihsal olunacak kerestenin mergubiyeti orman amirinin muvafakati alındıktan sonra idare meclislerince tanzim olunacak bedelat tarifeleri Ziraat Vekaletince tasdik olunarak mevkii meriyete vazolunur).
Diye tarife bedelinin esaslı unsurları birer birer sayılmıştır.
Şimdi 3116 sayılı Orman K.nun 105. maddesindeki mıntaka tarife bedeli denen şeyin bu olduğu kabul olunduğu takdirde görülüyor ki: Bu tarifede gösterilen bedel ile ruhsatsız kesilmiş ağaçların yalnız o mahal piyasasında değeri olması lazım gelen odun bedeli arasında münasebet yoktur. Biri yalnız odun olarak mevcut kıymettir. Diğeri bir çok unsurlardan vücut bulmuş bir kıymettir. Şu hale göre hiç bir zaman aralarında bir tevafuk bulunacağı düşünülemez.
Mıntaka tarife bedeli diye kanunda yer almış bulunan tabirin eldeki orman kanununda başkaca izahı bulunmaması sebebiyle bunu böylece kabul etmek yani 504 sayılı kanun ile orman talimatnamesinde gösterilen tarife bedelinin kastedildiğini düşünmek doğru olur. Binaenaleyh 1940 tarihli Ceza Umum Heyeti kararında olduğu gibi tazminatı, müsaderenin vuku veya ademi vukuuna talik ve rapteylemek nasıl ki kanun metninin sarahatına aykırı ise tazminatı kesilmiş ağaçların bedeli olarak tasavvur etmek de kanunun ruhuna uygun düşmez.
Görülüyor ki elimizde tarife bedeli hakkında bir sarahat yoktur. Şayet bu 504 sayılı kanundaki ve Orman Talimatnamesinin ikinci maddesindeki tarife ise bunun bir çok unsurlardan teşekkül ettiğini yukarıda arz ettim; bu hususta orman umum müdürlüğüne müracaat ettikse de oradan da sarih bir bilgi edinemedik.
3116 sayılı kanunla 504 sayılı kanunun ilga edilmiş olduğu sarih bir keyfiyet bulunmasına göre mülga bir kanunun bir maddesine istinat etmek garip bir durum arzedecektir.
Elimizde mıntıka tarifesi diye bir şey yoktur; fakat şurasını da söylemek icap eder ki müsadere tazminat demek değildir. Yargıtay daireleri müsadere olunması halinde ayrıca tazminata hükmolunmaz diyorlar. Halbuki tazminat odun kıymetine müsavi bir bedel demek değildir? Kesilen o ağacın bir elli-altmış sene sonraki bir kıymeti ve bir de yaşadığı müddetçe memleketin havasına, sıhhat ve iktisadiyatına yapacağı hizmetler itibariyle bir kıymeti vardır. Binaenaleyh tazminat yok edilen ağacın muayyen müddette memleket sıhhat ve iktisadiyatına yapacağı hizmete karşılık hükmedilecek manevi bir tazminattır. Adam öldürme suçlarında ölenin yardımından mahrum kalan kimseler bir maddi bir de elemleri sebebiyle manevi tazminat isteyebilirler.
Elimizdeki Orman Kanununda tazminatın nevi hakkında bir sarahat yoktur; binaenaleyh tazminatı ağacın ödün kıymeti olarak kabul etmek için hiç bir sebep yoktur.
Birbirine aykırı ilamları okumuş ve farklarını belirtmiş bulunuyorum; karar Yüksek Kurulunuzundur. Söz isteyenler buyursunlar.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı İ. Ertem: Orman mahsullerinin müsaderesi halinde ayrıca tazminata hükmedilmesi lazım gelip gelmiyeceği hakkında Yüksek Ceza Genel Kurulu kararları arasında hasıl olan ihtilaf; müzakeremizin konusunu teşkil etmektedir. Dairemizin müstekrar içtihadı da evvelce verilmiş olan karar dairesindedir. Bu ihtilafı doğuran, Orman K.nun 105. maddesinde yer alan, (orman mahsulleri müsadere olunur. Ve talep halinde ayrıca tazminata da hükmolunur. Bu tazminattan maksat; mıntıka tarife bedelidir) fıkrasıdır. Her ne kadar bu fıkrada talep halinde ayrıca tazminata da hükmolunur denmiş ise de, bu tazminatın, mıntıka tarifesindeki bedel olduğu tasrih edilmiştir. Orman K.nun otuz yedinci maddesinin Orman Umum Müdürlüğüne verdiği yetkiye dayanılarak tanzim ve neşredilmiş olan Orman Nizamnamesinde yirmi ikinci maddesinde aynen (Odun ve her nevi orman mahsulleri için her kaza ormanlarının iktisadi vaziyetine göre bedel tarifesi yapılır. Bu tarifeler yapılırken ormanın tabi olduğu mahalde mahsulün cinsine ve mergubiyetine göre satış piyasası gözönünde bulundurularak bundan kesme ve imal masrafı veya istihsal masrafı ve nakıl masrafı ve sair tekalif ve % 20 temettü hissesi hesap ve tenzil olunarak tarife bedeli tesbit olunur) denilmiştir. Nizamnamenin bu maddesinin tetkikinden de anlaşılacağı üzere istenilen bedel; yüksek Ceza Genel Kurulunun tasvip buyurduğu mahalli mahkemesi kararında izah olunan kesilen ağacın kaimen kıymeti değildir. Ve bu bedel; ve kaimen kıymet ile makusen kıymet arasındaki fark da değildir. Böyle bir tazmin bedelinin hükmedilmesine gerek 105. maddenin ve gerek kanuna mülhak olan Nizamnamenin yirmi ikinci maddesinin açık sarahatları manidir. Hükmedilmesine cevaz verilen tarife bedelidir. Yani odun bedelidir. Kesilen bir ağacın aynı tamamen elde edildiği takdirde bedele ve bu bedeli talep etmeye de sıra gelmez. O şahıs hapis ve para cezasıyla mahkum edilir. Ve kesilen ağaçlar da elinden alınır. Kanun maddesinde esasen (talep halinde) denilmesi de bedelin istenilmesi zamanının; idareye bırakılmış olduğunu göstermektedir. Ve tatbikatta da ekser ahvalde orman mahsulünün kısmen istihlak edilmiş veya tamamen istihlak olunmuş olduğu halde bedel talep edilmektedir. Müsadere edilen orman mahsulü; tarife bedeli noktasından fark hasıl ettiği yerlerde; tazminat hükmedilmesi lazımdır. Yoksa mutlak surette tazminata hükmedileceğini kanun tecviz etmiş olsaydı, kanunda (Müsadere olunur ve tazminata da hükmolunur) denirdi. Bunu katiyetle belirtmek lazımdır ki, (tarife bedeli) demek (kesilen ağacın kıymeti) demek değildir. Bu iki tabirin birbirine karıştırılmakta olmasıdır ki, ihtilafı meydana getirmektedir. Orman Kanununun yürürlüğe girdiği günden bugüne kadar dairemizin tatbikatı; Yüksek Ceza Genel Kurulunun Oybirliğiyle vermiş olduğu ilk kararı dairesinde devam edegelmekte bulunmuştur. Ve dairemiz ilk kararda isabet olduğu kanaatındadır.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı F. Bozer: Belki de müzakereye konu olur mülahazasıyla kısa bir noktai nazar arzedeceğim: Maddenin son fıkrasına göre müsadere tazminat istemeye mani değildir demek lazım gelir. Yalnız bendeniz bu tazminatı buyurduğunuz gibi manevi tazminata kadar teşmil etmek tarafına gidemiyorum. Çünkü hukukta manevi tazminata hükmolunabilmek için kanunda sarahat bulunması lazımdır. Binaenaleyh buradaki tazminat herhalde maddi tazminat olacaktır. Fakat bu nasıl taayyün edecektir meselesine gelince: Bir ağaç her zaman kemale gelmiş olarak kesilmiş olmaz; kemale gelmemiş bir ağaç da ancak yakmaya yarar. Buradaki zarar müspet menfi bütün zararlara şamil olmalıdır. Ağacın kemale erdiği zamanki kıymeti nazara alınmalı, bundan müsadere olunan ağacın bedeli tenzil olunmalı ve aradaki fark tazminatı göstermelidir.
Birinci Başkan: Efendim maruzatım yanlış anlaşılmış. Bendeniz şu tazminat bedelini tayine memur olsa idim söylediğim unsurlardan terkip ederdim demek istedim; müsadere ettiğim kıymeti o manevi zarardan tenkis ederdim. Fakat tazminat müsadereden ayrı bulunduğuna göre o cepheden meseleyi ele almak icap eder.
C. Başsavcısı F. Karaoğlan: Bendeniz Baş Reis Beyin mütalaalarına tamamen iştirak ediyorum. Filhakika ruhsatsız kesilmiş bir yaş ağacın tazmininde nazara alınması maslahatca lazım gelecek olan hususlar, o ağacın yalnız piyasa bedelinden ibaret olmamalıdır. Piyasa bedeli yaş ağacın kesilmesinden husule gelmiş olan zararı telafiye kifayet etmez. Fakat orman Kanununun 105. maddesinde bu tazminatın devlet ormanları için yapılan mıntıka tarifesinde gösterilen bedel olmak üzere takyit edilmiş olması tazminat tayininde başka mülahazaların nazara alınmasına mani teşkil etmektedir. Gerçi, 3116 sayılı kanunla kaldırılmış bulunan 504 sayılı kanunun yedinci maddesi dairesinde vaktiyle yapılmış olan mıntıka tarifesinden başka bir tarife yapılmış olmadığı anlaşılıyorsa da; Orman K.nun 133. maddesine dayanılarak tanzim olunmuş olan Orman Nizamnamesinin yirmi ikinci maddesinde bedel tarifesi yapılırken ormanın tabi olduğu mahalde mahsulün cinsine ve mergubiyetine göre satış piyasası gözönünde bulundurularak bu piyasadan kesme, imali istihsal ve nakil masraflarıyla sair teklifler ve % 20 temettü hissesi hesap ve tenzil olunmak suretiyle tarife bedeli tesbit olunacağı yazılı bulunmasına göre binnetice tazminatın tayininde de kesilen ağacın cins ve nevine göre her kazadaki satış piyasasının esas tutulduğu anlaşılmaktadır. Şu halde bu esasın mahkemelerce hükmolunacak tazminatlarda da bir esas olması lazım gelir. Hatta bedel tarifesi yapılmış olmasa bile her kaza piyasasının ve o piyasa miktarından indirilmesi lazım gelen vergi vesaire miktar ve nisbetlerinin mahkemelerce mahallen de tahkik ve tesbiti mümkün olduğu için bu tazminat bahsinde kanuna dayanan nizam hükmüne göre mahkemeler için tatbik kabiliyetini haiz bir esas var demektir. Böyle olunca da ruhsatsız kesilmiş olan ağaçlar yaş ise bunların müsadere edilmiş olmasına bakılmaksızın bulundukları kazadaki mahsulat piyasası esas tutulmak şartiyle tazminat hükmü lazım geleceği tabiidir.
Müsadere olunmuş olmalarından dolayı tazminat hükmü lazım gelmeyecek olanlar kuru ağaçlardır. Çünkü bunların kesilip çıkarılmasını da ruhsata bağlı tutan yirmi üçüncü maddenin ceza müeyyidesini teşkil eden 107. maddede bu gibi kuru ağaçların ruhsatsız kesilmiş ve çıkarılmış olmalarından dolayı tazminat da lazım geleceği hakkında bir kayıt ve işaret yoktur. Esasen yaş ağaç kesilmesinde tazminatı da gerekli kılan mucip sebepler kuru ağaç için varit olamaz.
Hulasai maruzatım şudur: Yaş ağaç kesilmesinden dolayı tazminat talebi halinde bu tazminatın kesilen ağacın cins ve nevinde ve mergubiyeti derecesine göre tazminat hükmü lazım gelir. Mıntıka bedel tarifesinin, 3116 sayılı kanuna dayanılarak yapılmış olmaması, başka tabir ile o kanuna müstenit bir bedel tarifesi bulunmaması bu tazminata Nizamnamenin yirmi ikinci maddesi hükmü dairesinde bulunduğu kaza piyasasının esas tutulmasına mani teşkil etmez.
Demeleriyle;
Sonuçta;
Ormanlardaki yaş ağaçların kanuna aykırı olarak kesilmelerinden dolayı müsadere edilmiş olmaları, kesilme yüzünden sebebiyet verilmiş olan maddi, manevi zarar ve hasarı telafi etmiş olmaz. Hatta müsadere ile birlikte mücerret kesilme zamanındaki kıymetlerinin tazmin ettirilmiş olması bile kesilen ağacın neşvü nema devresinde vasıl olmuş bulunduğu dereceye göre çok kerre ilerde kespetmiş olacağı iktisadi ve sıhhi kıymeti karşılayamaz. Bu cihetler nazara alınınca yaş ağacın kesilmesinden doğan zararın tazmininde kesilenin ilerde kespetmiş olacağı kıymet bakımından Devletin mahrum kalmış olacağı kar ile birlikte yeniden dikilecek ağacın dikme ve yetiştirme masrafının da hesaba katılmasından başka, neşvü nema halinde bir ağacın memleket havasına ve dolayisiyle genel sağlığına ve umranına yaptığı hizmetler itibariyle kesme yüzünden sebebiyet verilmiş olan manevi zararın dahi nazara alınmış olması mevzuun önemiyle mütenasip bir tedbir olur. Burası böyle olmakla beraber 3116 sayılı Orman Kanunu 105. maddesinde yaş ağaca müteallik tazminatta devlet ormanları için yapılan mıntaka bedel tarifesinin tatbik olunacağı açıkça gösterilmiş olması bu bahiste bedel tarifesinden başka esas ve mülahazaların nazara alınmasına mani teşkil etmektedir.
Gerçi orman idaresince bugün de tatbik edilmekte olan mıntıka bedel tarifesinin 3116 sayılı kanun ile kaldırılan 504 sayılı "Ormanların Fenni Usul Dairesinde İdare Ve işletilmesine Dair" kanunun yedinci maddesine dayanılarak yapılmış olan tarife olduğu anlaşılmakta ise de, Orman Kanunu, sözü geçen kanununun yedinci maddesinde bedel tarifesi için konulu esaslar yerine başka hükümler koymamış olmasına karşı 504 sayılı kanunun uygulama şekline dair olan 18/Haziran/340 tarihli Orman Talimatnamesinin ikinci maddesinde her kaza idare meclisine bedel tarifesinin yapılmasında nazara alınmak üzere birer birer gösterilmiş olan hususlar 3116 sayılı Orman K.nun 133. maddesine dayanılarak yapılıp yayınlanmış olan Orman Nizamnamesinin yirmi ikinci maddesinde de hemen ayniyle tekrar olunmak suretiyle tazminat bahsinde o zamana kadar yürümüş olan uygulamanın ayniyle devamı iltizam olunmuş olduğundan Orman Kanunundan önceki bedel tarifeleri o kanunun yürürlüğe başlamasından sonra da cari olmak kuvvetini ihraz etmiştir.
Böyle olunca yaş ağaçların kanuna aykırı olarak kesilmelerinden dolayı orman idaresi tarafından tazmınat istenilmesi halinde o ağaçların müsadere edilmiş olup olmadığına bakılmaksızın devlet ormanları için yapılan bedel tarifelerine göre tazminat hükmü lazım geleceğine on üç muhalif oya karşı kırk iki oy çoğunluğuyla 09.01.1946 gününde karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy