(818 S. K. m. 18, 234, 237, 238, 351) (743 S. K. m. 2, 507, 616) (1086 S. K. m. 290, 293)
Dava: Tenkis talebini havidir.
Hüküm: Dava kabul olunmuştur.
Karar 2. HD Kararı: Dava, mahiyeti itibariyle tenkisi tazammun etmektedir. Murisin mahfuz hisseyi bertaraf etmek maksadıyla bu temliki yaptığı kabul edildiğine göre, murisin tasarruf nisabı hesap edilerek davacıların mahfuz hisselerine bur tecavüz vaki olup olmadığı tespit edildikten sonra, varsa o miktar nispetinde tenkise karar verilmesi icap ederken bu hususta bir tetkik yapılmadan temlikin tamamının iptali cihetine gidilmesi yolsuz ve temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Karar HGK Kararı: Davacılar, miras bırakanlarının tapulu mallarını davalılara satmış ve parasını almış gibi iki senet düzenlemiş bulunduğumu, gerçekte her hangi bir para alma söz konusu olmadığım, davalıların para ödeyecek durumda bulunmadıklarını, senetlerinin düzenlenmesiyle kedilerinden mal kaçırmak amacı güdüldüğünü ileri sürerek senetlerin iptalini istemiştir.
Davalılar, kendilerinin para verip malları satın aldıklarını ortaya atıp davanın reddini istemiştir.
Mahkemece tarafların tanıkları dinlenmiş, satışı gösteren senetlerin iptaline karar verilmiş, özel dairece, dava hukuki nitelikçe mahfuz pay kuralını çiğnemek için yapılmış, tasarrufun tenkisi davası olduğu kabul edilmiş ve mahfuz payın çiğnenmiş olup olmadığı incelenmeksizin karar verilmiş olması yönünden iptale ilişkin hüküm bozulmuştur.
1) Hükme esas edan senetler, birer vekaletnamedir, miras bırakan, onlarda yazılı taşınan malları orada gösterilen paraları alınması karşılığında davalılara satmış bulunduğunu, resmi işlemlerin yapılması için orada yazılı kimseye temsil yetkisi verdiğini bildirmiştir. Miras bırakanın ölümüyle temsil yetkisi (Borçlar Kanunu'nun 351 inci maddesi hükmünce), sona ereceğinden, vekaletnamedeki yetki, hükümsüz kalmıştır. İptal isteği, ancak ve ancak, para alınmış olduğunu gösteren bildirimin hükümsüzlüğünün tespiti bakımından bir anlam taşıyabilir. Hükümsüzlüğün sebebi olarak mal kaçırmak amacı görüldüğü, para alınmış olmadığı halde alınmış gibi bildirimde (beyanda) bulunulduğu ileri sürülmüş olduğundan, miras bırakanın almadığı halde almış gibi gösterdiği parayı davalılara bağışlamayı vaat etmek istediği ve fakat gerçek durumu saklamak üzere bağışlama vaadini açıktan açığa yapacağı yerde kendisini mal parası almış gibi gösterdiği ve bundan dolayı para alma yolundaki bildirimin hükümsüz bulunduğu, ortaya atılmakta ve para alma yolundaki bildirimlerin hükümsüzlüğünün tespiti istenmekte, diğer deyimle para alınmış bulunduğu yolundaki bildirimin muvazaa yüzünden hükümsüz olduğunun tespiti davası açılmış bulunmaktadır,
A) Gerçekten, bir kimsenin belli bir parayı, hiçbir karşılık söz konusu olmaksızın, bir kimseye vermesi durumu, elden bağışlama, yine bir kimsenin belli bir parayı, hiç bir karşılık söz konusu olmaksızın başka bir kimseye vermeyi borçlanması durumu ise, bağışlama vaadidir. Borçlar Kanunu'nun 234 üncü madeninin birinci fıkrasıyla 237 nci maddesinin ve 238 inci maddesinin birinci fıkrasının birlikte incelenip birbiriyle karşılaştırılmasından çıkan sonuç budur.
B) Olayda Borçlar Kanunu'nun 18 inci maddesinde yazılı muvazaa durumunun bulunup bulunmadığı incelendiğinde, muvazaa iddiasının bulunduğu dahi anlaşılmaktadır; nitekim, muvazaa iki şekilde olur.
a - Taraflar, her hangi bir akit yapmak istemezler, fakat görünüşte belli bir akit yapmak üzere irade bildiriminde bulunurlar; bu akit, tarafların iradesine dayanmaması bakımından hükümsüzdür.
b - Taraflar, gerçekten, belli bir akit yapmak isterler ve bu aktı yaparlar, fakat bu gerçek akdi saklamak amacıyla başka bir akit yapmak istiyormuş gibi ayrıca irade bildiriminde bulunurlar. Bu halde, görünüşte yapılan akit tarafların iradesine dayanmadığı için biç bir zaman geçerli olmaz ise de esas akıt, kural olarak, geçerli olur.
Geçerliliği, yasa uyarınca, belli bir şekle bağlı tutulan bir akde varlık veren iradenin, ancak şekle uygun olarak açığa vurulması halindedir ki o akit meydana gelebilir; diğer deyimle bu gibi akitlerde, şekle uygun olmayan irade bildirimleri, istenilen hukuki sonuçları doğurmaz ve bu yüzden, geçerliği şekle bağlı akit varlık kazanamaz. Bundan dolayı, tartışma konumuz, olan ikinci şekildeki muvazaada, gerçekten yapılmak istenilen akit, geçerliği bakımından şekle bağlı bir akit ise, o zaman, bu akit dahi, hükümsüz olur.
C) Muvazaaya ilişkin hukuki esaslar, yalnız akitlerde değil, bir tek kimsenin irade bildirimi ile meydana gelen tek taraflı hukuki işlemlerde dahi uygulanır. Bundan dolayı, yalnız bir taraf imzasını taşıyan bir senette dahi, bu esasların uygulama yeri bulacağında tereddüt edilemez. Bundan başka, yalnız bir tarafın imzasını taşıyan bir senet ve mesela bir vekaletname dahi, hemen hemen her zaman, iki taraf arasında yapılmış bir akdin sadece taraflardan birisince, yazıyla bildirilmiş olan şartlarını kapsar ve bu yazı diğer tarafa verilerek onun akitten yararlanması sağlanır. Demek kir yalnız bir tarafın imzasını taşıyan bir senedin tek taraflı bir hukuki işleme ilişkin olup bir akde ilişkin bir belge olmadığı, onun tek tarafın imzasını ve beyanını kapsadığı göz önünde tutularak, ileri sürülemez; zira, senedin bir akde veya tek taraflı bir işleme ilişkin sayılmasında göz önünde tutulacak esas, ancak ve ancak, ondaki yazıların anlamıdır.
2) Miras bırakanın, vekaletnamedeki para almış olduğu yollu sözleriyle, davalı tarafa bağışlama vaadinde bulunmak istediği, yukarı maddedeki tanımlamalardan ve mahkemeyi para alınmış olmadığı kanısına ulaştıran tanık sözlerinden anlaşılmaktadır. Nitekim, özel dairece, tanık sözlerinin yanlış takdir edilmiş bulunduğu yolunda bir bozma sebebi, benimsenmiş değildir.
Borçlar Kanunu'nun 238 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bağışlama vaadinin geçerli olması, yazılı şekle bağlı tutulmuştur. Vekaletnamedeki yazılarla belli bir paranın davalıya bağışlanmasının vaat edildiği (yeni bağışlama vaadi iradesi) bildirilmiş değil, fakat davalının vekaletnameyi veren miras bırakana, mal parası ödemiş bulunduğu bildirilmiştir, o halde, yazılı bildirimde (beyanda) açığa vurulmuş olmayan bağışlama vaadi iradesi, şekil şartının gerçekleşmemiş olması yüzünden, hükümsüzdür. Aslında mal satılıp davalıdan mal parası alınmış olmadığı için, esas akdi (yani yapılması kasdedilmiş bulunan bağışlama vaadini) örtmek üzere yapılmış olan ve mal parasının alınmış olduğu esasına dayanan bildirim dahi, gerçeğe uymadığından ötürü, hükümsüzdür; kısacası burada yukarıda açıklanan muvazaa şekillerinden ikincisine başvurulmuştur. Birinci akit yani yapılması gerçekten kastedilen akit, şekil şartının gerçekleşmemiş bulunması, görünüşü kurtarmak üzere yapılan bildirim dahi, gerçeğe aykırı olması yüzünden hükümsüzdür.
3) (Senet iptal davasını mirasçılardan birisi dahi yalnız bacına açabilir) çünkü mirasçılar, mirasın paylaştırılmasından beş yıl sonraya değin, miras bırakanın borçlarından müteselsil olarak sorumlu olurlar (Medeni Kanun madde 616). Senetle alacaklı durumunda olan kimse kovuşturma ile borcu her hangi bir mirasçıdan isteyebilir. Demek ki (mirasçıların hep birlikte bu davayı açmalarına ihtiyaç yoktur ve hukuki nitelikçe muvazaa sebebiyle borçlanmanın hükümsüzlüğünün tespiti davası olan bu davayı açmakta, her mirasçının hukuki yararı (menfaati) vardır.
4) Medeni Kanunun miras hükümlerince tenkisi istenilen işlemler aslında geçerli bulunan işlemlerdir Burada geçerli bir bağışlama vaadi bulunmadığı cihetle, tenfiz hükümlerinin uygulanması söz konusu olamaz. Böyle bir görüşle Medeni Kanun'un 507 nci maddesinin 4 üncü bendi hükmünün uygulama alanının kalmayacağı yollu düşünce doğru değildir: Zira her hangi bir davacı, miras bırakanının iradesine de bir derecede kadar saygı göstermek düşüncesiyle yahut bu konuda delil bulamayacağını hesaba katarak aslında karşılıksız bir akit olduğu halde karşılıklı bir akit şeklinde yapılmış bulunan işlemin mahfuz pay kuralının çiğnenmesi amacıyla yapıldığını ileri sürerek tenkisini isteyebilir ve yine gerçek değerden az bir karşılık ile yapılmış bulunan (mesela hem bağışlama, hem satış niteliğinde olan) akitlerde davacının sözü geçen madde ve bent gereğince tenkis istemesi düşünülebilir.
5) Miras bırakan tarafından muvazaa yoluyla, mal kaçırmak üzere senet düzenlenmesi halinde Usulün 293 üncü maddesi uyarınca iddianın tanıkla ispat edilebileceği iddia edilebilirse de, burada Medeni Kanunun ikinci maddesinin birinci fıkrası uyarınca da davacının tanık dinletme isteği kabul olunabilir.
Gerçekten, davalı miras bırakan ile karşılıksız bir akıt yaptığı halde onun karşılıklı akit yapılmış gibi verdiği belgeyi kabul etmiş ve böylece onun mirasçısından mal kaçırmasını sağlamıştır Böyle bir durumda tertibin hedefi olan kimsenin elinde, bu akdin gerçeğe uygun olmadığını gösteren bur senet veya yazılı delil bulunması, imkansızdır. Davacılara karşı tedbir alanlar, böyle bir belgenin onların eline geçmemesi için her çareye elbet başvurmuşlardır. Böyle bir durumun gerçekleşmesin de önemli etkenlerden (amillerden) birisi bulunan alacaklı davalının, davacı tarafın muvazaa iddiasını tanıkla ispat edemeyeceğini ileri sürmesi, afaki iyi niyet kurallarına aykırı bir davranış olur ki, bu dahi, Medeni Kanunun ikinci maddesi uyarınca, yasa tarafından korunamaz.
Şayet miras bırakanın kendisi sağlığında, davalıya karşı bu muvazaa iddiasını ileri sürmüş olsaydı, onun senede karşı tanık dinletme isteği, Usulün 290 ıncı maddesi uyarınca reddolunurdu, zira, kendisinden mal kaçırılmak istenen davacının özel durumu, miras bırakan için söz konusu edilemez ve bundan dolayı, Medeni Kanunun 2 nci maddesi onun yararına uygulanamazdı.
6) Toplanan delillere, yukarıdaki anıklamalarla kararda gösterilen gerekçelere göre temyiz itirazlarının reddiyle doğru olan direnme kararının onanması gereklidir.
Sonuç: Temyiz itirazlarının reddiyle direnme kararının ONANMASINA 03.06.1964 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy