(1086 S. K. m. 293)
Dava: Taraflar arasındaki karşılıklı açılan, kiralanan fırının devri ile ibra sözleşmesindeki sigorta borçlarının devrine ait şartın iptali ve sigorta priminin ödetilmesi davasının yapılan yargılanması sonunda ilamda yazılı sebeplerden dolayı, dava konusu sigorta borçlarının devrine ait şartın iptali ile karşılık davanın reddine dair Asliye 3. Hukuk Mahkemesinden verilen hükmün incelenmesi davalı Avukatı tarafından istenilmekle, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin ilamı ile;
( ... Davacı, maliki olup davalının kirası altında bulunan fırının kendisine devrine ve karşılıklı ibraya ilişkin 23.05.1948 tarihli sözleşmeye davalının hile ile koyduğu sigorta borçlarının devri hakkındaki şartın iptalini, davalının da davacıya nakledilmiş olan sigorta borcu 5684 lira 67 kuruşun ödenmemiş olması sebebiyle işçi sigortaları kurumunca kendisinden istendiğini ileri sürerek davacıdan alınmasını karşılık dava olarak istemiştir. Davacının dayandığı vakıalar hile mahiyetinde değildir. Davacı senedi okumadan imza ettiğini ileri sürüp, buna iptal sebebi olarak dayanamaz ve açıklanan sebeplerden olayda tanık dinlenemez. Bu durum karşısında davanın reddi ve karşılık davanın esas bakımından kabulü gerektir. Mahkemece bu esaslar göz önünde tutulmadan tanığın sözleşme altındaki kendi tasdik şerhine aykırı olan sözlerine dayanılarak isteğe hükmedilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.
Temyiz olunan kararın gösterilen sebepten bozulmasına... ),
Karar verilip yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; bazı sebep ve düşüncelerle eski hükümde direnmeye karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnmeyi kapsayan son hükmün süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Her ne kadar dava dilekçesinde ileri sürülen sadece senedi okumadan imzalamış olma olayı, hile niteliğinde sayılamazsa da davacı vekilinin mahkemeye vermiş olduğu 26.12.1959 günlü açıklama yazısında tarafların sözlü anlaşmalarını yaptıktan sonra bunu yazdırmak üzere daktilocuya gittikleri, daktilocunun bulunduğu yerin darlığı yüzünden davacının ve tanıkların içeri girmeyip dışarıda kaldıkları ve sadece davalının içeri girip senedi daktilocuya yazdırmış bulunduğu ve böylece davacının ve tanıkların davalının neler yazdırmış olduğunu duymadıkları, senedi getiren davalının anlaştıkları şekilde senedin yazılmış olduğunu söyleyerek imza için verdiği ve okuma bilen tanıkların senedi okumalarına dahi imkan bırakmayıp senedin imzalanması için direndiği, davacının bu sözlere kanarak okumaksızın senedi imzalamış bulunduğu, sözlü anlaşmada davalının fırını işlettiği döneme ilişkin işçi sigortaları primlerinin davalıya ait olacağının kararlaştırıldığı halde senede bunun aksine yazılmış olduğunu bu sebeplerle davacı tarafından anlaşılmaksızın imza atılmış olduğu ileri sürülmüştür. Bu iddia şekli B. K.nun kabul ettiği anlamda hile iddiasıdır. Zira hile demek, gerçek durumu bilmesi halinde bir kimsenin kabul etmeyecek olduğu bir şeyi kabul etmesine diğer bir kimse tarafından yol açılmış olması demektir. Buna göre, mahkemenin usulün 293. maddesinin 5. bendi uyarınca tanık dinleneceğini göz önünde tutarak davacının gösterdiği tanıkların hepsini dinlemesi ve gerektiğinde daha önce dinlenmiş olduğu tek tanığı yeniden dinlemesi ve varacağı sonuca göre karar vermesi gerekli iken açıklanan sebepten ötürü doğru bulunan bozma ilamına uymamış olması usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Direnme kararının gösterilen sebepten bozulmasına, 03.04.1963 tarihinde bozmada oybirliği sebebinde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy