(1475 S.K. m.1)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 16 ncı Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 31.5.1966 gün ve 907/354 sayılı hükmün incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiş olmakla Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesince: (Mahkemenin bozma kararına uyduğu halde bozma gereklerini yerine getirmemiş, yersiz ve dayanaksız bilirkişi raporu ile yetinerek hafta tatili dışındaki günlerdeki yarım saatlik çalışmayı fazla çalışma olarak kabul etmiş olması usule ve kanuna aykırıdır.
O halde yapılacak iş, davacının 1.4.1961 ile 1.7.1963 tarihleri arasındaki geçen sürede yaptığı çalışmalarını gösteren kayıt ve belgeleri getirmek ve bunlar üzerinde yukarıda belirtilen esaslar çerçevesinde inceleme yapmak, gerekirse bilirkişiye inceletmek ve fazla çalışması olduğu anlaşılırsa davacının aynı süre içindeki cumartesi günleri öğleden sonra yaptığı fazla çalışmalar ile birlikte isteğin tümünün tahsiline karar vermek şayet haftanın diğer günlerindeki yarım saatlik çalışmaların fazla çalışma olmadığı sonucuna varılırsa bu kalem isteği reddetmek ve sadece cumartesi günleri öğlenden sonraki çalışmalar karşılığının tahsiline karar vermekten ibarettir.
Temyiz edilen son kararın dahi gösterilen sebepten bozulmasına 725/481 sayı ile 23.1.1967 gününde) karar verilip yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; bazı sebep ve düşüncelerle eski hükümde direnmeye karar verilmiştir.
Temyiz eden : PTT Genel Müdürlüğü.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnmeyi kapsayan son hükmün süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar : Görev konusu, kamu düzeni ile ilgili olduğundan usule ait kazanılmış hak kuralının istisnasını teşkil eder. Özel daire, bozma ilâmı'nda bu konuya ilişmemiş ise de bu husus her zaman ve re'sen gözönünde tutulabilir. Bu itibarla Hukuk Genel Kurulunda işin esasının incelenmesinden önce yargı yerinin belirtilmesi tartışma konusu yapılmıştır.
Genel katma ve özel bütçelerle yönetilen kurumlar ve özel dairelere ait daire ve kurumlardan maaş ve ücret alan personel ile idare arasındaki ilişki, iş aktiyle doğmuş bir hizmet ve iş ilişkisi, değildir. İdarenin, memurlarıyla olan ilişki, görevlinin gördüğü işin niteliği ne olursa olsun atama tasarrufundan doğar. Bu da kanunun alanına giren bir ilişkidir.
İşçi, hizmet aktine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı çalışan kimsedir. Bir kimsenin işçi sayılabilmesi için hizmet anlaşmasının olması zorunluluğu vardır. Halbuki davacı ile davalı idare arasında akdedilmiş bir hizmet sözleşmesi yoktur. Aralarındaki hukukî ilişki; tayin tasarrufuna bağlı kamu alanına giren, idarî kanun, tüzük ve yönetmeliklerle düzenlenmiş bir kamu ilişkisidir. O halde, davacı işçi değil kamu hizmeti görevlisidir.
Kamu idare kurumlarının, kamu personelleri hakkındaki karar ve işlemleri idarî karar ve işlem niteliğindedir.
İdare ile, kamu hizmeti görevlisi arasındaki idari kanunlarla düzenlenmiş bulunan münasabetten doğan uyuşmazlığı çözümlemeye idarî yargı yeri görevli olduğundan dâvanın görev yönünden reddi gerekir. Mahkemece davalının görev itirazının reddine karar verilmesi usule ve yasaya aykırıdır. O halde mahkemenin direnme kararının bu yönden bozulması gerekir.
Sonuç : Temyiz itirazlarının kabulüne, direnme kararının yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, çoğunlukla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy