(818 S. K. m. 19, 20, 397) (4721 S. K. m. 642)
Dava Ve Karar: Davacı vekili, çarşı içinde 295 ada 7 parsel, 302 ada 20 (halen 39) parsel ve K. köyünde 360 parsel numaralı 3 parça gayrimenkul evvelce miras bırakanları A.S. adına tapuda kayıtlı iken, bilahare A.S.'in ölümü üzerine, mirasçıları tarafından davalıların miras bırakanına yapılan satışın muteber olmadığından bahsile davalılar namına mevcut kaydın iptaline ve payları oranında miras şirketini teşkil eden mirasçılar adına tashihen tesciline karar verilmesini istemiştir.
Özel dairece: (dava konusu üç parça taşınmazın, tapuda evvelce davacıların miras bırakanı A.S. adına kayıtlı iken ahiren mirasçıları tarafından yapılan satışın muteber olmadığından davalılar namına mevcut kaydın iptali ile davacılar adına tashihen tescili isteminden ibarettir. Mahkemece iştirak halinde mülkiyet üzere olan bir gayrimenkulde mirasçıların hisselerini satış vaad senedi ile satamayacakları mirasçılarından A.D. ve M.Ç.'ın resmi satışın yapıldığı 9.1.1954 tarihinden önce ölmüş olup hisselerinin satışı hususunda verdikleri vekaletnamede vekaletin ölümlerinden sonra da devam edeceği hakkında sarahat bulunmadığı gibi mirasçıları tarafından da bir vekaletname verilmediği, yine hissedarlardan 3.6.1939 tarihinde ölen A. kızı G. mirasçılarının satış yönünden vekaletnameleri bulunmadığı, ayrıca davalıların zilyetlik iddialarının 20 seneye baliğ olduğunun kesin şekilde anlaşılamadığı, bu yönün sabit olduğu kabul edilse bile, işbu zilyetliğin gayrimenkullerin 1954 yılında resmi şekilde satın alınması yoluna gidilmesi itibariyle davalılar lehine bir hak doğurmayı gibi sebeplerle satışın geçerli olmadığı sonucuna varılarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Dava konusu 3 parça taşınmazın tapuda Temmuz 1326 tarih, 79 sıra numarası ile davacıların miras bırakanı A.S. adına kayıtlı iken mirasçılarının tümünün 1940 yılından itibaren muhtelif tarihlerde verdikleri dosya içinde mevcut noterlikçe tanzim edilen satış vaadi senetlerine ve vekaletnamelere müsteniden vekilleri Ş.K. ve S.C.'nin intikal ve satış talepleri üzerine 9.1.1954 tarihinde davalıların murisi A.C.'ye resmi satışının yapıldığı ve alıcısı adına tapuya tescil edildiği dosyadaki tapu kayıtları ile yukarıda anılan satış vaadi vekaletname niteliğindeki belgeler münderecatından 6.9.1966 tarihli bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır. Esasen mübrez belgelerden gayri resmi satış ve tescilden evvel davacıların miras bırakanı A.S.'in vefat ettiği 1.1.1939 tarihinden sonra tüm mirasçıların davada sözü edilen 3 parça taşınmazı davalıların miras bırakanı A.C.'ye harici satışa istinaden terk ve teslim edilip satış bedelini de aldıkları belli olduğu gibi o tarihten beri tasarruf ve zilyetliğin davalılarda olduğu, davacıların gayrimenkullere vaziyet etmedikleri, davalı şahitlerinin beyanlarından da anlaşılmaktadır. Resmi satış işleminin ve tescilin bilahare 1954 tarihinde yapılmış olması, davalıların devam edegelen tasarruflarına etkili olmaz. İştirak halinde mülkiyet üzere olan bir taşınmazda paydaşlardan tümünün paylarını satmaları satış vaadinde bulunmaları kaydiyle bu satışın ve vadin geçerli olacağı şüphesizdir. Dava konusu olayda da bütün hissedarlar bu yolda hareket etmişler ve vekaletname vermişlerdir.
Gerçi hissedarlardan A.D. ve M.Ç.'ın resmi satışın yapıldığı tarihte ölmüş oldukları mübrez veraset belgelerinden anlaşılmakta ise de B.K.nun 397 nci maddesinde açıklandığı üzere işin mahiyetinden veya halin icabından vekaletname hükmünün tevkil edenin ölümünden sonra da devam edeceği anlaşıldığı taktirde işbu vekaletnamenin müvekkilin ölümünden sonraki devri için de muteber ve şamil bulunduğunun kabulü iktiza eder. Davaya konu olayda resmi satış ve tescilinden evvel ölen A.D.'e, M.Ç.'in verdikleri 27.11. 1940 tarihli vekaletnamede dava konusu taşınmazlardaki hisseyi irsilerinin tamamını K.C.'ye nakden almış oldukları 2916 lira, bedel mukabilinde sattıkları ve bu satışa müteferri işlemleri yapmak, alıcı adına tapu memuru karşısında takrir verip tescil muamelelerini yaptırmak üzere Ş.K.'i vekil olarak tayin ettikleri yazılı olduğuna göre işin niteliği ve halin icabı yönünden vekaletin ölümden sonra da devam edeceği, vekil Ş.K.'in müvekkil A.D. ve M.Ç.'in ölümlerinden sonra yaptığı işlemlerin geçerli olacağı BK.nun 397 inci maddeleri hükmüne uygundur. Bu hale göre mahkemenin bu yönlere ilişkin görüş ve noktai nazarı yerinde bulunmadığı gibi 13.6.1939 tarihinde öldüğü anlaşılan A. kızı G. mirasçılarının satış için vekaleti olmadığı hakkındaki kabulü de G. mirasçıları M. ve A.ş. tarafından verilen dosya içinde mevcut E. Noterliğince tanzim edilmiş, re'sen ferağı havi vekaletname ve gayrimenkul beyi vaadi senedi başlığını taşıyan 12.2.1949 tarih ve 1161 sayılı resmi belgenin mevcudiyeti karşısında isabetli değildir. Ayrıca dava konusu gayrimenkullerin davacıların miras bırakanı A.S.'in ölümünden sonra tüm mirasçıları tarafından satılıp bedeli de alınmak suretiyle davalılar murisi A.C.'ye terk ve teslim edilmiş olmasına ve bu suretle tasarrufun o tarihten beri davalılar elinde bulunmasına göre davacılar iyi niyetli değildirler. Mahkemece bu yönün gözönünde tutulmaması da doğru bulunmamıştır. Binaenaleyh bütün bu yönler itibariyle varit olmayan davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı sebeplerle kabulü yolsuz olduğu gerekçesiyle hüküm bozulmuş, mahkeme eski kararda direnmiştir.
Özel daire bozma ilamında izah olunduğu veçhile, dava konusu 3 parça taşınmaz mal, tapuda 1326 tarih 79 sıra numarası ile davacıların miras bırakanı A.S. adına kayıtlı iken mirasçılarının tümünün 1947 yılından itibaren muhtelif tarihlerde verdikleri, noterlikçe tanzim edilen satış vaadi senetleri ve vekaletnamelerle vekilleri Ş.K. ve S.C.'in intikal ve satış istekleri üzerine, 9.1.1954 tarihinde davalıların miras bırakanı A.C.'ye resmi satışın yapıldığı ve alıcı adına tapuya tescil edildiği anlaşılmıştır. İştirak halilnde mülkiyette kural olarak her paydaş satış vaadinde bulunabilir. B.K.nun 19 ve 20 nci maddeleri gereğince bu işlem borç doğuran bir akit olarak geçerlidir. Ancak iştirak halinde mülkiyette paylaştırmadan veya paydaşların tümünün tapu memuru önünde satış için ferağ işlemini yaptırmalarından önce, paydaşın belli bir pay üzerinde ayni hakkı bulunmadığından, Medeni Kanunun 642 nci maddesine dayanan borcu yerine getirme, diğer bir deyimle ferağa icbar davası açılamaz. Bu olayda bütün paydaşlar vaadde bulunmuşlar ve vekaletname vermişlerdir. A.D. ve M.Ç.'in resmi satışın yapıldığı 9.1.1954 tarihinden önce ölmüş olmaları sonradan yapılan satış işlemini geçersiz hale getirmez. Zira, bu tarihten önce taşınmaz mallar davalılarının miras bırakanının tasarrufuna terkedilmiştir. Bu yön uyuşmazlık konusu da değildir. İşin mahiyetinden ve halin icabından vekaletname hükmünün tevkil edenin ölümünden sonra devam edeceği anlaşılmaktadır. İş bu vekaletnamenin müvekkilinin ölümünden sonra dahi geçerli olacağı B.K.nun 397 nci maddesinin 1 inci fıkrası hükmü gereğidir. Olayda, 3.7.1940 gün ve 20/87 sayılı, müvekkil öldükten sonra da vekilin yetkilerinin bazı ahvalde devam edeceğine ve fakat mirası reddetmemiş olan mirasçıların tarafından azlolunabileceğine ilişkin içtihadı birleştirme kararına uymayan bir yön de bulunmamaktadır.
Resmi satış ve tescilden evvel A.D. ve M.Ç.'in verdikleri 27.11.1943 tarihli vekaletnamede, dava konusu taşınmaz mallardaki paylarının tamamını K. C.'ye nakten almış oldukları 2916 lira bedel karşılığında sattıkları ve bu satışla ilgili olarak, alıcıya tapu memuru karşısında takrir verip tescil işlemini yaptırmak üzere Ş.K.'i vekil tayin ettikleri yazılıdır. 13.6.1939 tarihinde ölen A. kızı G.'in mirasçıları M. ve A. ş., gayrimenkul beyi vaadi senedi ve resen ferağı havi vekaletnameyi 12.2.1949 gün ve 1161 sayı ile E. Noterliğinde tanzim ettirmişlerdir. Bu işlem dahi, yukarıda açıklandığı üzere geçerlidir. 656 parsel sayılı taşınmaz mal hakkında evvelce açılan bir davada davacılar yararına verilen 20.6.1961 günlü hükmün özel dairenin 12.1.1962 gün ve 7649/287 sayılı ilamiyle onanmış olması şimdiki dava ve hükümde bir dayanak olamaz.
Böylece, Borçlar Kanununun 397/1 inci maddesine ve içtihadı birleştirme kararına aykırı düşen bir husus söz konusu değildir. Özel dairenin bu yönü kapsayan bozma ilamı yerindedir. Bu görüşü Hukuk Genel Kurulunun 20.4.1960 gün, 1/22-25, 26.12.1960 gün, 1/65-94 ve 24.3.1965 gün ve 1/616-127 sayılı kararları doğrulamaktadır. O halde, eski hükümde direnilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, direnme kararının açıklanan sebepten H.U.M.K.nun 429 uncu maddesi uyarınca bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy