(818 S. K. m. 21)
Taraflar arasındaki gabin sebebi ile akdin feshi ve zarar ziyan davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair İstanbul İkinci Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 18/3/1970 gün ve 72/150 sayılı hükmün incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmiş olmakla Yargıtay Birinci Hukuk Dairesince: (Dosya münderecatına ve karar yerinde gösterilen gerekçelere göre (120.000) liralık bono bedelinin tahsiline ait talep ile davalı Yusuf Gürün hakkındaki davanın reddine ilişkin hükme karşı ileri sürülen temyiz itirazları yerinde olmadığından reddine, diğer temyiz itirazlarına gelince:
Borçlar K.nun 21 nci maddesi hükmüne göre, gabine maruz kalan taraf bu nedenlerle akdi bozmak hususundaki iradesini akit tarihinden itibaren 1 yıl içinde beyan etmek zorunluluğundadır. Akitle bağlı olmama hususun iki irade beyanı, bozucu yenilik doğuran bir beyan olduğu için kanunda öngörülen süre içinde karşı tarafa tevcih edilmiş olmakla, akdi bozmak isteyen bakımından gerekli sonuçları husule getirmiş olur. Gerçi yenilik doyuran diğer irade beyanları gibi bozucu yenilik doyuran irade beyanının da, dava haricinde yapılması halinde, tekemmülü muhataba vusule bağlı ise de; bu beyanın, dava hakkını kullanmak suretiyle yapılması halinde muhataba tevcih kafi olup bu takdirde tekemmülü, karşı tarafa ulaşım şartına bağlı değildir. Gerçekten bir sözleşmenin gabin ile malûl olduğu ve bunu yerine getirmemek yolundaki bir beyan aynı zamanda mütekabil bir edanın yerine getirilmesi talebini de kapsadığı hallerde, dava yoluyla böyle bir beyanın karşı tarafa tevcihi zorunlu olur. Bu güne kadar yapıla gelen uygulama tarzı da bu yoldadır. Gabin iddiasıyla bağıtın feshini isteyen davacı aynı zamanda davalı namına tapu sicilinde müesses bir kaydın iptalini de talep eylediğinden bunu, ancak dava açmak suretiyle temin edebilmek imkânına sahiptir. Bu takdirde bir senelik süre içinde mahkemeye başvurarak dava açmış bulunan davacının, bağıtla bağlı olmadığı yolundaki bozucu iradesini karşı tarafa tevcih ve ulaştırmış demektir. Davanın sürenin bitimine rastlayan son günü açılmış olması buhurumu değiştirmez. Satış akdi 21.2.1963 tarihinde yapılmış ve davada 21.2.1964 gününde açılmamış bulunduğuna nazaran süresinde olduğunun kabulü gerekir. Binaenaleyh dava arzuhalinin davalı tarafa tebliğ tarihi itibariyle bir senelik sürenin geçmiş bulunduğu sebebine dayanan gerekçede isabet yoktur.
Kanunumuza göre bir sözleşmede gabinin varlığı, karşılıklı ivazlar arasında açık nispetsizlik bulunması ve akdin taraflardan birisinin müzayaka halinde olması veya hiffetsizlik veya tecrübesizliğinden faydalanılarak yapılmış olması gibi üç şartın birleşmesine bağlı tutulmuştur. İvazlar arasında açık nispetsizlik satılan bir mal ile alınan para arasında açık ve fahiş bir farkın bulunması halidir. Karşılıklı edalar arasında açık bir nispetsizlik bulunup bulunmadığının tayinine yarayacak ölçü ilmî eserlerde de açıklandığı üzere, satılan bir mal için ödenen paranın normal olarak o mal için herkes tarafından kabul ve takdir edilen piyasa değerinin çok dununda olması keyfiyetidir. Dava konusu yapılan iş hanının İstanbul'un, Eminönü gibi, iş ve ticaret hayatının çok canlı ve hareketli bir yerinde olduğu ve bu hanın davacılara ait nısıf hissesinin 21.2.1963 tarihinde davalılardan Makbule Gürün'e dört milyon liraya satıldığı ve mezkur nısıf hissesinin satış tarihindeki gerçek değerinin (7,561000) lira olduğu dosyada mevcut bilirkişi raporlarıyla tesbit edilmiştir. Buna nazaran karşılıklı ivazlar arasında %90 nın üzerinde açık bir nispetsizlik bulunmaktadır. Mahkemece de kabul edilen bu açık farkın, sair yollarla karşılandığı ve peşin para ile fazla bir fiyatla satılmasının mümkün olamayacağı ve tarafların yakın akraba oluşunun bedelin düşük gösterilmesinde amil bulunduğu gibi nedenlere bağlandığı karar yerinde açıklanmışsa da, davalıların da bidayetten beri savunmalarına mesnet teşkil eden ve esasında birbirleriyle bağdaşması ve bir arada yorumlanması mümkün olmayan bu kabil iddia ve def'iler ispat edilmemiş ve delil ve dayanaktan yoksun bulunmuştur. Söz konusu nısıf hisse için, davacıların bankalara olan borçlarının davalılardan Yusuf Gürün tarafından ödendiği ve ayrıca davacıların annelerine (6 milyon 350 bin) lira ödendiği yolundaki iddiaların delilleri dosyada mevcut olmadığı gibi mahkeme kararında da tartışması yapılmış değildir. Tarafların akraba oluşunun, nizalı yerin değerinin çok düşük bir fiyatla satışını gerektirmeyeceği ve böyle bir ilişkinin bir ilişkinin satışta, satılan şeyin yüzde yüze yakın bir değer noksanıyla ilden çıkarılmasını icap ettirmeyeceği, aksine olarak bahsi geçen nısıf hissenin davacılar tarafından, davalı Yusuf Gürün'e satış vaadi sözleşmesi ile satışının vadedilmiş olması ile başlayan akdi ilişkinin gerçekleşmemiş olması nedeniyle taraflar arasında başlayıp devam ede gelen şiddetli bir gerginlik ve husumet halinin mevcut olunduğu karşılıklı keşide edilen protesto İve dava dosyaları münderecatından anlaşılmaktadır. Dava konusu handaki davacılar hissesinin 1.2.1960 tarihli satış vadi sözleşmesi ile davalılardan Yusuf Gürün'e (6.750.000) liraya satışının vadedildiği ve çeşitli icra dosyalarında yapılan takipler nedeniyle, tamamına daha önceki tarihlerde (15) milyon liranın üstünde bir değer takdir edildiği cihetle, davacılar hissesinin peşin para ile daha fazlaya satılamayacağına ilişkin mahkeme görüşü de kanun hükmüne ve gerçeğe uygun değildir. Gabinin diğer şartı, buna maruz kalanın şahsi durumu ile ilgilidir. Zarar görenin akdi yatma anında müzayaka halinde olması veya tecrübesizliği söz konusudur. Müzayaka, genel olarak bütün ilmî eserlerde: Zaruret içinde olma veya çok önemli şahsi ihtiyaçlar içinde bulunma veyahutta mevcut veya muhtemel iktisadı bir zarara veya sıkıntıyı karşılamak için ölçüsüz bir fedakarlıkta bulunma şeklinde tanımlanmıştır. Bir kimsenin ticari itibarını ve mal varlığını sarsam iktisadi sıkıntı veya o anda karşılanması gereken hayati bir tehlike, müzayaka halinin varlığını kabule sebep teşkil eder. Durum böyle olunca davacıların satışa takaddüm eden safhada pek çok taşınmaz mallarının bulunması ve varlıklı kimseler olması müzayaka halini bertaraf eden bir unsur olmaktan çıkar, Esasen Borçlar kanununun 21. maddesinde yer alı gabin müessesesi, iktisaden zayıf durumda olan bir kimsenin bu durumundan faydalanılmasını önlemek ve onun kuvvet'liye, karşı korunmasını sağlamak amacıyla sevk edilmiş olduğu için iddia ve savunmalar ve mevcut delilleri bu açıdan değerlendirilmesi doğru olur. bilirkişi raporlarında göre satıştan önce davacıların gerek doğrudan doğruya ve gerekse üçüncü şahıs ve şirketlerle birlikle ödemekle yükümlü oldukları muaccel borçları yekunu (13 milyon 289 bin 12 lira 20) lira olduğu ve yine o tarihte serbest durumda hemen satışı mümkün taşınmaz malların (2.500.000) lira değerinde bulunduğu ve haklarında otuza yakın icra dosyasında icra takibi yapıldığı ve bunlardan bazılarına satışa karar alındığı anlaşılmaktadır, önemli bir miktara baliğ olan borçların muaccel hale gelmesi icra takibine konu teşkil etmesi davacıların hepsini-iktisaden tazyik eden ticari itibarlarının esaslı şekilde sarsan sebep ve amillerdir. Bundan başka davacıların mal varlıkları ile muaccel hali gelmiş borçları karşılaştırıldığı takdirde serbest durumda olan taşınmaz mallarının borçlarını karşılamayacağı da belirgindir, çünkü: diğer taşınmaz malları üzerindeki pek çok ipotekli borçların hacze çevrilmiş olması, serbest durumda olan mallarının istenilen zamanda değeriyle satışını imkânsız kılar. Filhakika icra takipleri ve hacizler ve bunların kesin safhaya intikal etmiş olması ve muaccel borçları zamanında ödeyememek endişeci, davacıların ticari itibarını ağır şekilde sarsan ve gelecek hakkında moral bakımından ciddi. konu ve üzüntü sebebi olabilir. Bir kimsenin bu gibi olayların etkisi altında diğer malları üzerinde serbestçe tasarruf etmesi ve onları normal piyasa rayici içerisinde değerlendirerek satabilmesi dahi mümkün değildir. Bütün bu olaylardan her birisi ve dosyada mevcut belgelerle sabit olan durum, davacıların akit tarihinde müzayaka hali içerisinde bulunduklarının kabulünü gerekli kılmaktadır. Davalılardan Yusuf Gürün, davacıların amcasıdır. Ayrıca gerek dava konusu taşınmazda ve gerekse diğer taşınmaz mallarda müşterek mali durumunda oldukları için bu ilişkiler dolayısıyla davacıların içinde bulundukları maddi ve ekonomik sıkıntıları ve bunları karşılamaktaki imkânsızlıklarını yakinen bilmektedir. Bundan başka taraflar arasında satış vadi sözleşmesi ile başlayan ihtilâf üzerine davalıların, davacıların içinde bulundukları imkansızlıklardan yararlanmak yoluna gittikleri dosyadaki delillerden anlaşılmakta ve tarafların dinlettikleri şahit sözlerde bu yönü açıklığa kavuşturmuş bulunmaktadır. Binaenaleyh yukarıdan beri açıklanan sebepler ve sabit olan olaylar muvacehesinde dava konusu hissenin satışında, karşılıklı ivazlar arasında açık nispetsizlik bulunduğu ve satış anında davacıların müzayaka halinde bulundukları ve davalılardan Makbule Gürün'ün bu durumdan yararlanmak suretiyle nısıf hisseyi satın aldığı gerçekleştiğinden davanın kabulü ile iptal ve tescile karar verilmek gerekirken yazılı olduğu üzere davanın reddi cihetine gidilmesi yolsuz ve temyiz itirazları bu itibarla yerinde olduğundan kabulüyle hükmün yukarıda yazılı sebeplerden dolayı bozulmasına, 3521/4361 sayı ile 23.6.970 gününde karar verilip yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; bazı sebep ve düşüncelerle önceki hükümde direnmeye karar verilmiştir.
Temyiz eden ve duruşma isteyen: Davacılar Nail Gürün ve arkadaşları vekilleri avukat Feyzi N.Feyzioğlu, avukat Tahir Çağa, Av. Nüvit Yetkin,
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Duruşma yapılması için tayin olunan 23.2.1972 Çarşamba günü belli zamanda temyiz eden davacılar adına avukat F.Feyzioğlu, Av. Salih Türkmen, Av. Nüvit Yetkin ve Av. Tahir Çağa ile davalılar adına avukat Esat Budakoğlu, Av. S.Ekşi ve Av. Selahattin Sulhi Tekinöz geldiler.
Temyiz süresi hakkında bir diyecekleri olmadığı davalılar vekillerinden sorularak, temyiz dilekçesinin müddetinde verilip kaydedildiği incelenerek anlaşıldı.
Hukuk Genel Kurulunca gelen avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra, vaktin yetersizliğinden ötürü işin karara ballanmasının başka ı güne bırakılması uygun görüldü:
Bugün Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki kâğıtlar okunup iş anlaşıldık tan sonra gereği görüşüldü:
Davacıların paydaş bulundukları taşınmaz malın yarı payının 1963 yılında, 4.000.000 liraya davalıya yapılan satışının gabin nedeniyle iptali tapu kaydının düzeltilmesi istenilmiş; mahkemece, bu olayda gabinin şartlarının bulunmadığı gerekçesiyle dava reddolunmuştur.
Davalılardan Yusuf'a husumet yöneltilemeyeceğine ve davacıların = (120.000) lira tazminat istediklerinin reddine dair verilen hüküm, özel dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş bulunduğundan, Yargıtay özel dairesiyle mahkeme arasındaki uyuşmazlık, satış sözleşmesinde gabinin unsurlarının mevcut olup olmadığı noktasında toplanmıştır.
1- Borçlar Kanununun 21. maddesi uyarınca, gabine uğradığını iddia eder kişi akdi bozmak hususundaki isteğini akit tarihinden itibaren bir yıl içinde beyan etmek zorunluluğundadır. Akdin feshini isteyen davacı, ayı zamanda davalı adına olan tapu kaydının iptalini de istemiş olduğundan, ancak dava açmak suretiyle bu isteğini gerçekleştirebilir. Satış akti = 21.2.1963 gününde yapılmış, gabin davası ise 21.2.1964 gününde açılmış ve bu konudaki istek bir yıllık süre içinde daya yolu ile karşı tarafa tevcih edilmiştir. Bu bakımdan, bu davanın süresi içinde açıldığının kabulü gerekir.
2- İvazlar arasındaki açık nispetsizlik:
Dava dilekçesinde, nizalı taşınmaz malın yarı payının satış tarihindeki gerçek değerinin milyon liranın üstünde olduğu ve satış bedelinin ise 4.000.000 liradan ibaret kaldığı açıklanarak, ivazlar arasında açık nispetsizlik bulunduğu ileri sürülmüştür. Davalı ise, verdiği karşılıkta, gerçek satış bedelinin (7.025.129) lira olduğunu, resmî kayıtta bedelin 4.000.000 lira gösterilmesinin, davacıların noksan tasarruf bonosu almaları maksadıyla, kendi israfları ile olduğunu savunmuş ve 2 Temmuz 1964 günlü dilekçesinde ödenen bedele dair hesap durumu açıklanırken: 9. icra memurluğundaki taahhüt ile Yapı Kredi Bankasına borçlanılan 1.500.000 liranın ve ayrıca, davacıların borcu olarak Ticaret Bankasına borçlanılan 1.500000 lira ile birlikte nakden davacılara tediye olunan (25-129) liranın da, satış bedeline dahil bulunduğunu iddia etmiş olduğuna göre, dav konusu taşınmaz nalın satış tarihindeki değeri ile, satış bedelinin gerçek miktarının ortaya konulması gerekmektedir.
Mahkemece, dosya içindeki bilirkişi raporları göz önünde tutularak, taşınmaz malın yarı payının değerinin yedi buçuk milyon lira olduğu kabul edilmiş ve özel dairenin bozma ilamında da sözü geçen yarı payın, satış tarihindeki değerinin (7.561.000) lira olduğu açıklanmıştır. Bu itibarla taşınmaz malın değeri yönünden, özel daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık söz konusu değildir. Tarafların huzuru ile tapuda düzenlenen resmi senette ise, satış bedeli (4.000.000) lira olarak gösterilmiş bulunduğuna göre, gerçek satış bedelinin (4.000.000) lira olduğunun kabulü gerekmektedir. Davalıların, gerçek bedelin yedi milyonun üstünde olduğuna ilişkin savunmalarını ispata yarayacak bir belge ibraz edilememiştir. Bilirkişi Necmettin Damcı'nın 4.10.1966 günlü raporunda, davacıların Yapı ve Kredi Bankasına olan Borçlarının (1.500.000) lirasına 18.03.1960 tarihinde Yusuf Gürün'ün kefil olduğu ve bunun 255.000 lirasının ödendiği, bundan başka Yusuf Gürün'ün 11.2.1960 günlü taahhüt senedi ile, davacıların Ticaret Başkasına olan borçlarının (1.500.000) lirasını ödemeyi taahhüt ettiği, bu borcun (Alsat ve Birlik Şirketleri) lehine verilen teminat mektuplarıyla ilgili bulunduğu, gerek Yapı ve Kredi Bankasına olan kefaletin ve gerekse Ticaret Bankasına Yusuf Gürün'ün sözü geçen taahhüdünü: satış bedeline mahsup edilemeyeceği açıklanmıştır. Esasen bu kefalet ve taahhütlerin, kesinleşen hükümle, davada hasım olamayacağı anlaşılan Yusuf Gürün ile davacılar arasındaki 1950 yılında cereyan eden ticari münasebet'lere ilişkin bulunması, davalı Makbule'nin ödediği satış bedeli ile bir ilgisi olmaması ve satış gününden çok önceki sarihlerde yapılmış olması nedenleriyle, saçış bedeline dahil edilemeyeceği ortaya çıkmaktadır. Bu durum karşısında, taşınmaz malın yedi buçuk milyon lira değerindeki yarı payının davalı Makbule Gürün'e 4.000.000 liraya satılmış olduğunun kabulü gerekmektedir. Borçlar kanununun 21. maddesinde, ivazlar arasındaki açık nispetsizliğin miktarı belirtilmemiş olduğundan, bunun takdiri hakime aittir. Kökleşmiş Yargıtay içtihatlarına göre, hakim, ivazlar arasında açık nispetsizlik mevcut olup dolmadığını takdir ederken, normal zekalı (vasat) bir kişinin ilk bakışta gözüne çarpacak bir nispetsizliğin bulunup bulunmadığı ortaya koyarak bir sonuca varacaktır. Hakim belli bir yüzde nispeti üzerinden karar vermeye zorunlu değilse de, bu satış dolay isiyle bir tarafın aşırı fayda sağlarken, öteki tarafın aşırı zarara uğramış olup olmadığının da göz önünde tutulması gerekir Nizalı taşınmaz malın gerçek değerinin yedi buçuk milyon lira ve satış bedelinin ise 4.000.000 lira olması karşısında, bu iki değer arasındaki nispetsizliğin aşırı bulunduğu açık olarak görülmektedir.
3- Borçlar kanununun 21. maddesine göre, bir sözleşmenin gabin nedeniyle feshi yoluna gidilebilmesi için, zamanda mutazammın müzayaka halinde bulunmasından veyahut hiffetinden veya tecrübesizliğinden istifade suretiyle o sözleşmenin yapılmış olması gerekir.
18.12.1969 günlü olup, üç bilirkişi tarafından düzenlenmiş olan raporun 23. sayfasında davacıların aleyhinde açılmış olan dava ve icra takipleri dolayısıyla sorumlu bulundukları borçların satış tarihi 21.2.1963 günündeki toplamının on üç milyon liranın üstünde olduğu açıklanmış ve aynı raporun 39 uncu sayfasındaki sonuç, bölümünde, borçların muacceliyet durumu gösterilirken, davacıların doğrucan doğruya ve yalnız başlarına sorumlu oldukları borçlarını: 1.428.696 lira;
Üçüncü kişi ve şirketlerle birlikte sorumlu oldukları muaccel borçların: 2.046.855 lira;
Ortak bulundukları şirketler dolayısıyla sorumlu oldukları muaccel borçların 7.813.460 lira bulunduğu açıklanmıştır.
Davacıların yıllık gayrimenkul gelirinin ise, (700.000) liradan ibaret kaldığı görülmekte olup (aynı rapor sayfa: 22),bunların dışında, başka gelirleri tesbit edilememiştir. Borçların faizlerini bile karşılanmayacak olan, bu kadar cüz'i bir gelirle, on milyonu aşan borçların ödenmesi büyük güçlük çekildiği ortaya konulmuştur, sözleşme gününe yakın tarihlerde davacıların, taşınmaz mallarından bir kısmını satarak ellerinden çıkarmak zorunda kaldıkları ve (4.000.000) liralık satış bedelinden büyük bir kısmını banka borçlarına yatırdıkları görülmektedir.
Bilirkişi Necmettin Damcı'nın 4.10.1966 günlü raporunda, davacıların satılan malları arasında, Beşiktaş'daki taşınmaz malın 850.000 liraya, Eminönü (balabanağadakinin) 650.000 liraya, Sinanağa mahallesindeki taşınmaz malın 32.500 liraya satıldığı, bunların ipotekli ve icraca mahcuz olması nedeniyle davacıların eline bir şey geçmediği bildirilmiştir. Bunlardan başka, 18.12.1969 günlü raporda, Üsküdar'daki bir arsanın da 10.10.1964 gününde Vakıflar başkasına 775.000 liraya satıldığı açıklanmış tır. Böylece, davacıların milyonlarca liraya ulaşan borçlarının tazyiki altında, dava konusu Katırcıoğlu hanından başka, bir kısım, taşınmaz mallarını da satmak zorunda kaldıkları görülmektedir. Esasen, tarafların dinletmiş oldukları şahitler de davacıların müzayaka içinde bulunduklarını ve müzayaka nedeniyle dava konusu taşınmaz malı satmak zorunda kaldıklarını söylemişlerdir. Davacıların, daha birçok taşınmaz mallarının mevcut bulunması, müzayaka halinde olmadıklarını göstermez. Bir miktar gelirleri ve taşınmaz malları bulunmasına rağmen milyonları aşan borçlarını ödeyemediklerinle, bu borçların tazyiki altında bir kısım taşınmaz mallarını satmaya zorunlu kalmaları, müzayaka halinde bulunduklarının en kuvvetli bir delilidir.
Kaldı ki, davacılardan Ali Doğan Gürün'ün 941 ve Fadime Gürün'ün 943 doğumlu olmaları ve sözleşme tarihinde pek genç bulunmaları nedeniyle bu alanda tecrübeli kişiler oldukları yolundaki iddia da doğrulanmamaktadır.
4 - Davalı Makbule ise, davacıların teyzesi bulunması ve kocası Yusuf dolayısıyla ticarî durumlarını yakından, vakıf olması nedeniyle, davacıların müzayaka içinde bulunduklarını bilmektedir. Esasen Makbule'nin kocası ve davacıların amcası olan Yusuf ile davacılar arasında düzenlenen 1.2.1960 günlü satış vaadi sözleşmesinde, dava konusu taşınmaz malın yarı payının, 6 yıl süre ile vefa hakkı davacılarda kalmak şartıyla, Yusuf Gürün'e (6.750.000) liraya satışının vaat edildiği, aralarında çıkan anlaşmazlık üzerine satışın tahakkuk etmediği anlaşılmıştır. Dosyadaki belgeler ve şahitlerin açıklamaları karşısında, davalı Makbule'nin davacıların müzayaka içinde bulunduklarını bilmediği düşünülemez. Davalı Makbule, davacıların müzayaka halinde olduklarını bilerek yedi buçuk milyon lira değerindeki yarı hisseyi (4.000.000) liraya satın alınış ve bu satış sözleşmesi ile kendisine üç buçuk milyon lira gibi büyük bir çıkan sağlamış ve davacılar da aynı miktarda zarara uğramış olduklarından, bu satış sözleşmesinin gabin nedeniyle feshi ve satış bedeli ödendiği takdirde tapu kaydının davacılar yararına düzeltilmesi gerekmektedir.
Mahkemece, özel dairenin yerinde olan bozma ilamına uyulmayarak es-hükümde direnilmesi, bu yönlerden yasaya ve usule aykırıdır.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazlarının kabulüne, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerle bozulmasına, davacı taraf yararına avukatlık ücret tarifesi uyarınca takdir olunan 850 lira avukatlık parasının karşı tarafa yüklet pisine 24.01.1973 gününde çoğunluk ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy