(2644 S. K. m. 5, 35) (2762 S. K. m. 1, 44)
Dava: Taraflar arasındaki vasiyetnamenin tenfizi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Üçüncü Sulh Hukuk Hakimliğinden verilen 13.05.1971 gün ve 17/53 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay ikinci Hukuk Dairesinin 6.7.1971 gün ve 4449/4399 sayılı Hamiyle bozulmasına karar verilip yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; bazı sebep ve düşüncelerle önceki kararda direnmeye karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnmeyi kapsayan son hükmün süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: 16 Şubat 1328 (1912) tarihli Eşhasi Hükmiyenin Emvali Gayri Menkuleye Tasarrufu hakkındaki kanuna göre, önce Hükümet ve Belediye Daireleri, sonra özel kanunları gereğince dernekler ve daha sonra Hükümetçe sözleşme veya şartname ya da tüzükleri uyarınca, Türk Ticaret ve Sanat ve inşaat Şirketleri taşınmaz mal edinebilirler. Aynı Kanunun geçici fıkrasında ise, Türk Hayır Kurumlan tarafından şimdiye kadar Namı müstear ile köy ve ilçelerde tasarruf oluna gelen taşınmazların bu Kanunun yayımından başlayarak 6 ay içinde başvurmaları halinde, kurumlar adına kaydın düzeltileceği, böylece tapuya başvurmayan veya davayı gerektiren bir hal var olmasına rağmen davaya konu yapılmayan yerlerin bundan sonra kurumlara ait olduğu yolundaki iddiaların dinlenemeyeceği ön görülmüştür.
Görülüyor ki, Türk olmayanların meydana getirdikleri tüzel kişiliklerin taşınmaz mal edinmeleri yasaklanmıştır. Çünkü; Tüzel kişiler gerçek kişilere oranla daha güçlü oldukları için, bunların taşınmaz mal edinmelerinin kısıtlanmamış olması halinde, Devletin çeşitli tehlikelerle karşılaşacağı ve türlü sakıncalar doğabileceği açıktır, işte bu görüşten hareket edilerek 2644 sayılı Tapu Kanununun 35. maddesi ile Kanuni hükümler yerinde kalmak ve karşılıklı olmak şartıyla yabancı gerçek kişilerin Türkiye'de satın alma veya miras yolu ile taşınmaz mal edinmeleri mümkün kılınmış, olduğu halde, tüzel kişiler bundan yoksun bırakılmışlardır. Esasen 1. Osmanlı İmparatorluğu devrinde de 7 Sefer 1284 tarihli kanunla yabancı gerçek kişilere Türkiye'de taşınmaz mal edinme hakkı verilmişken, 1328 tarihli kanunla yabancı tüzel kişiler bundan ayrık tutulmuşlardır.
Lozan Antlaşmasına bağlı ikamet ve salahiyeti adliyeye sözleşmesinin birinci maddesiyle Türkiyedeki yabancı tüzel kişilere tam bir muameleyi mütekabile uygulanması şartı öngörülmüş ve bu sebeple de 2644 sayılı Tapu Kanunun 5. maddesiyle (mevcudiyetleri Türkiye Cumhuriyeti Hükümetince tanınmış olan yabancılara ait dini ilmi ve hayri müesseselerin fermanlara ve Hükümet kararlarına müsteniden sahiplendikleri gayrimenkullerin, bu belgelerin dışına çıkmamak ve hükümetin izni alınmak şartıyla müesseselerin hükmi şahısları namına tescil) olunacağı hükmü konulmak suretiyle kazanılmış haklar korunmuştur,
5404 sayılı Kanunla değiştirilen Vakıflar Kanununun 1. maddesinin son fıkrasında, cemaatlerin ve esnafa ait vakıfların kendileri tarafından seçilen kişi veya kurullarca yönetileceği öngörülmüş, böylece bunlar, tüzel kişiliklerine dokunulmamak üzere bir statüye bağlanmıştır. Vakıflar Kanununun 44. maddesinde, (16 Şubat 1328 tarihli Kanunun yayınlanmasından sonra tapuya verilmiş defterleri ve buna benzer belgelerle anlaşılacak olan yerlerin o yolda vakıflar kütüğüne geçeceği hükmü yer almıştır. Bu suretle, vakıf niteliği kazanan cemaatlere ait hayri, ilmi, bedii amaçlar güden kuruluşların düzenlenmiş vakıfnameleri bulunmadığı için az önce belirtilen 44. madde gereğince bunların süresinde verdikleri beyannamelerinin (vakıfname) olarak kabulü zorunluğu ortaya çıkmıştır. Nasıl ki, vakıfnamede mal edinme için açıklık olmayan hallerde vakıf tüzel kişiliği mal edinemezse; beyannamelerinde bağış kabul edecekleri yolunda açıklık olmayan hayır kurumları da gerek doğrudan doğruya, gerekse vasiyet yolu ile taşınmaz iktisap edemezler. Çünkü, vasiyeti kabul yararına vasiyet yapılana ait bir haktır. Vakıf (vakfeden) vakıfnamesinde izin vermedikçe onun iradesi dışına çıkılıp mal kabul olunamaz. Öyle ise Balıklı Rum Hastanesinin vasiyet yolu ile taşınmaz mal edinemeyeceği gözetilip Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen özel daire bozma kararına uyularak Hazinenin itirazlarının kabulü gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz itirazlarının kabulü ile derinme kararının yukarıda ve özel daire bozma kararında açıklanan nedenlerle HUMKnun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA 08.05.1974 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy