(743 S. K. m. 919, 931) (1086 S. K. m. 186)
Davasının bayileri aleyhine açtığı 1969/417 esasta kayıtlı ferağa icbar davasına davalı Asife G.'in davalı tarafa iltihak etmek suretiyle katıldığı ve bu dava görülmekte iken davacının bu kere davalı Asife G. aleyhine ayrıca 1970/457 esasta kayıtlı bulunan ve temyizen inceleme konusu olan işbu davayı açtığı anlaşılmaktadır. Bu hale göre davacıya 1969/417 esas sayılı dava yönünden davasını kendi bayileri aleyhine mi yürüteceği; yoksa usulün 186 ncı maddesi hükmüne göre Asife G. aleyhinde mi takip edeceği hususu sorulup bu yön tesbit edildikten sonra ve lüzumu halinde her iki davanın tevhit edilip birlikte görülmesi ciheti düşünülüp davacının davasını Asife G. aleyhinde yürütmesi halinde kötü niyet iddiası incelenip varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekli iken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. Davacının yerinde görülen temyiz itirazının kabulü ile hükmün anılan nedenle HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA 10045/8136 sayı ile 31.12.1970 tarihinde karar verilip yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; bazı sebep ve düşüncelerle önceki hükümde direnmeye karar verilmiştir.
Dava konusu taşınmazdaki bir kısım payların, davalıya satış yapan kimsenin bayii bulunan Fatma L. tarafından noterde usulüne uygun olarak düzenlenen bir sözleşme ile davacıya satışı vaadedilmiştir.
Davacının bu satış vaadine dayanarak Fatma L. aleyhine açtığı hükmen tescil davasının görüldüğü sırada, satışı vaat olunan paylar üzerine mahkeme kararıyla tedbir konulmuştur.
Mahkeme kararında hükmen tescil davasının sonuçlanmasına kadar payların üzerine tedbir konulduğu açıkça belirtilmiştir. Bu tedbir kararının anlamı açıktır. Hükmen tescil davası sona erinceye değin bu payların herhangi bir şekilde devir ve temlik olunması veya ipotek edilmesi olanağı ortadan kaldırılmıştır.
Satış vaadi sözleşmesinde taraflardan biri olan satıcının tasarrufunu önleyen tapu sicilindeki bu şerhe rağmen satışı vaad edilen paylar el değiştirmiş, önce davalının bayiine ve beş gün sonra da onun satışı ile davalıya geçmiştir.
Tapu siciline intikal eden tedbir kararının öngördüğü kısıtlama ile satış vaadi sözleşmesinin tapuya tescil edilmiş bulunması halinin hukukî sonuçları arasında hiçbir fark yoktur.
Medenî Kanunun 919 uncu maddesinde tapuya şerhedilen şahsî hakların sonradan iktisapta bulunan hak sahiplerine karşı ileri sürülebileceği öngörülmüştür.
Davacı satış vaadi sözleşmesiyle şahsî bir hak sahibi olmuş, tedbir kararı ile bu hak tapu siciline şerh verilmekle sonradan iktisapta bulunanlara yani davalı ile önceki sahiplere karşı, bu hakkı ileri sürebilmek imkânını kazanmış, adeta aynî bir hakkın sağladığı nitelikte dava açabilmek yetkisini elde etmiştir.
Davalı davacı tarafın satış vaadi sözleşmesinden elde etmek istediği hususları bertaraf eden ve pazarlık bozan iyiniyetli sayılmayan bir kimse olması itibariyle Medenî Kanunun 931 inci maddesinden yararlanamaz.
Hal böyle olduğuna göre, bozma kararına uyulmak gerekirken davanın reddine ilişkin bulunan önceki kararda direnilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden kabulüyle direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy