(4721 S. K. m. 931)
Dava Ve Karar: Taraflar arasındaki davada; Davacı Hazine, davalıya ait tapu kaydının tesis tarihindeki miktar ve sınırlarının haklı bir neden olmaksızın değiştirilerek Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kayıt kapsamına katıldığını ileri sürmüş işbu tapu kaydının kısmen iptali isteminde bulunmuştur. Davalı dava konusu taşınmazı M.K.'nun 931. maddesi uyarınca tapu kaydı ve krokisine dayanarak önceki maliklerinden satın aldığını ve hudud tesbiti yaptırdığını, bu hususun Hazine aleyhine olarak kesin hüküm halini aldığını ileri sürmüştür. Mahkeme ilk kararında iyiniyet ve kesin hükme dayanan savunmayı yerinde bulmamış, iptali istenen tapu kaydının 2452 dekar yeri kapsadığı gerekçesiyle davayı kısmen kabul etmiştir. Tarafların temyizi üzerine özel daire davalının temyiz itirazlarını yerinde görmemiş ve tesis tapusunun uygulanmasındaki yetersizlik nedeniyle hükmü Hazine yararına bozmuştur. Mahkeme ilk bozma kararına uymuş ve tapu tesis tarihindeki sınırların nizalı taşınmazı çevirmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü yönüne gitmiştir. Bu hükmün de özel dairece davalının nizalı taşınmazı iyiniyetle iktisap ettiği, olayda kesin hüküm bulunduğu, keşfe göre 1320 tarihli geldi kaydının 6.3.1971 tarihli krokide gösterilen 5582 dekar miktarındaki sahayı tamamen kapsadığı gözönünde tutularak sözü geçen krokide esas alınmak suretiyle hüküm tesisi gerektiği noktasında bozulması ve mahkemenin önceki kararında direnmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunca 25.4.1973 gün ve 1-1630/355 sayılı kararla olayda kesin hüküm bulunmakla bozma kararının yerinde olduğu gerekçesiyle direnme kararı bozulmuş, öteki temyiz itirazlarının incelenmesinde lüzum görülmemiştir.
1 - Düzeltilmesi istenilen Hukuk Genel Kurulu Kararında dava konusu taşınmazın geldi kaydı 120 dönüm miktarında iken önceki malikler tarafından açılan hasımsız dava sonunda yüzölçümünün 600 metrekareye çıkarıldığı, davalının, tapu siciline yazılan bu miktar üzerinden iktisapta bulunduğu, sonradan mahallî tapuya izafetle Hazine ve orman idaresi aleyhinde dava açarak tapu sınırlarının kroki uyarınca tesbit ve tahdidine ilişkin 17.11.1961 gün ve 138/268 sayılı hükmü elde ettiği belirtilmiş, ancak geldi kaydının gerçekten krokideki sahayı kapsayıp kapsamadığı ve davalının M.K.'nun 931. maddesine dayanıp dayanmayacağı hususlarına yönelen temyiz itirazları incelenmeyerek yalnız kesin hüküm sorunu tartışılmış, kesin hükmün Hazine'nin dava hakkını ortadan kaldıracağı ve yargılamanın her kesiminde gözönünde tutulacağı gerekçesiyle davanın kabulüne dair olan direnme kararı bozulmuştur. Karar düzeltme isteminde bulunan davacı vekili hudud tashihi adı altında açılan ve hükme bağlanan davanın Hazine'yi bağlamayacağını ileri sürmektedir. Gerçekten anılan dava mahallî tapuya izafetle Hazine hasım gösterilerek açılmıştır. 4353 sayılı kanun gereğince Mal Müdürünün tapu idaresini temsil yetkisi yoktur. Tapu idaresi aleyhindeki dava mal müdürünün huzuru ile görülmüş ve sınır tahdit ve tesbitine ilişkin olarak verilen hüküm Hazine'ye izafetle Mal Müdürüne tebliğ edilerek kesinleştirilmiştir. Bu durumda ortada Hazine'yi bağlayacak ve tapunun gerçek kapsamı dışında devlete ait bir kısım arazinin davalı tarafın mülkiyetine geçmesine olanak verecek kesin hükmün varlığından söz edilemez. Mahkemenin olayda kesin hükmün varlığını kabul etmemesinde dosya muhtevasına aykırılık ve isabetsizlik bulunmadığı bu def'ada yapılan inceleme ile anlaşıldığından Hazine'nin karar düzeltme isteminin kabulü ile Hukuk Genel Kurulu kararının kaldırılması ve davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazının reddi gerekmektedir. Bir kısım üyeler, uyuşmazlık konusunda kesin hüküm bulunduğu gerekçesiyle karar düzeltme isteminin kabulü gerektiği yolundaki çoğunluk görüşüne katılamamışlardır.
2 - Davalı vekilinin iyiniyetle iktisaba ve tapu kaydının nizalı taşınmazı tamamen kapsadığı hususuna yönelttiği temyiz itirazları evvelce tartışma konusu yapılmadığından karar düzeltme isteğinin kabulü üzerine bu yönlerin de incelenmesi zorunluğu görülmüştür. Dosyada bulunan delillere göre, dava konusu taşınmazın, yüzlerce hektarlık büyük bir kısmının tarıma elverişli olmayan kayalık ve devletin hüküm ve tasarruf altındaki sahayı kapsadığı, davalının bunu görerek satın aldığı, hatta evvelce yaptırılan mesaha tezyidinin bu araziyi iktisaba yeterli olmadığını düşünerek sonradan sınır tesbiti bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı mevcut vakıa ve karinelere göre olayda iyiniyet ileri süremez. Ve Medenî Kanunun 931. maddesinden yararlanamaz. Mahkemece uyulan ilk bozma kararında açıklandığı üzere 1320 tarihli tesis tapusunun sınırlarında yapılan bütün değişiklikler geçersizdir. O halde uyuşmazlığın çözümlenmesi için tapu tesis tarihindeki kayıt kapsamının arazi üzerinde sınır ve yönleriyle tam olarak belirtilmesi, bu saha dışındaki davanın kabul ve fazla istek varsa reddi gerekir. Uyulan bozma kararı uyarınca yapılan keşifte bilirkişi davalı tapusunun tesis tarihindeki sınırlarından doğudaki Işıklı yolu, kuzeydeki Cebel gibi ve batıdaki Moryar'ın sabit hadler teşkil ettiğini bildirmiş, ancak Lebi Derya haddinin Yufka Yalıyı mı, yoksa nizalı taşınmazın büyük parçasını teşkil eden Yarımadanın en güneyindeki Akdeniz kıyılarını mı gösterdiği hususunda kesin bir mütalâada bulunmamıştır. Resmî kayıt ve yerli bilirkişi beyanı ile doğrulanmayan fennî bilirkişi raporuna da dayanılamaz. Gerçekten davalı kaydında yazılı Lebi Derya haddi en güneyde bulunan ve kısmen doğuyla batı yönü de çeviren Akdeniz kıyıları olsa idi 1329 yılında bu haddin Damlaini olarak değiştirilmesi yönüne gidilmemesi ve tapu kaydının doğu ve batısında da Lebi Derya haddinin gösterilmesi gerekirdi. Mahkemenin bu hususlardaki görüşü isabetli ise de uyulan bozma kararı dairesinde davalı kaydı muhtevası tam ve kesin olarak belirtilmemiştir. Bu itibarla davalı vekilinin öteki temyiz itirazları yerinde değilse de, davalı kaydının sabit sınırlarla bağlantısı ve yönleri bozulmayacak şekilde tesis tarihindeki kapsamının belirtilmesi, krokide işaret edilmesi ve sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken bu yönden hataya düşülmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır.
Sonuç: 1) Davacı Hazine'nin karar düzeltme isteminin kabulüyle Hukuk Genel Kurulu'nun 25.4.1973 gün ve 1-1630/355 sayılı bozma kararının kaldırılmasına ilk müzekkerede yeter sayı elde edilemediğinden salt çoğunlukla,
2) Davalı vekilinin öteki temyiz itirazlarının reddiyle direnme kararının yukarıda ikinci bentte gösterilen nedenden dolayı BOZULMASINA çoğunlukla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy