(743 S. K. m. 633, 639, 640, 905) (818 S. K. m. 133)
Taraflar arasındaki davadan dolayı bozma üzerine direnme yoluyla Bursa İkinci Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 8.10.1976 gün ve 76-725-863 sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 4.11.1977 gün ve 977/8-30-832 sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davacı tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, Hukuk Genel Kurulunca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davanın konusu M.K.'nun 639/2. maddesine dayanan bir tescil isteğinden ibarettir. Bu madde hükmünce tapu sicilinde malik kim olduğu anlaşılmayan veya yirmi sene evvel vefat etmiş yahut gaipliğine hüküm verilmiş bir kimsenin uhdesinde mukayyet olan bir gayrimenkulü aynı şerait altında yedinde bulunduran kimse dahi o gayrimenkulün mülkü olmak üzere tescilini talep edebilir. Miras bırakan 1.4.1941 tarihinde vefat etmiştir. Taşınmaz mal daha sonra kamulaştırılmış ise de davalıların başvurması üzerine işlem iptal olunmuştur. Hukukumuzda taşınmaz malların tescilinin aynî hakkı kurabilmesi geçerli bir hukukî sebebin varlığına bağlıdır. Başka bir anlatımla tescil, ancak diğer bütün kurucu unsurların mevcut olmasıyla aynî hak doğurur. Her ne kadar M.K.'nun 633. maddesi hükmünce kamulaştırma yoluyla bir taşınmazı iktisap eden, tescilden önce de taşınmaza malik olur ise de olayda, kamulaştırma işlemi Danıştay kararı ile iptal olunmuş ve şu suretle geçerli hukukî sebep ortadan kalkmıştır. O halde kamulaştırma işleminin iptal, olunmasıyla taşınmazın ölü kişi adına tapuda kayıtlı bulunması keyfiyeti varlığını hukuken sürdüreceğinden, bu nitelikteki bir taşınmazda M.K.'nun 639/2. maddesi hükmünün işleyeceğinin kabulü gerekir. Bunun sonucu olarak M.K.'nun 639/2. maddesi hükmüne esas alınacak süre davalıların miras bırakanı Ahmet'in ölümü tarihi ile taşınmaz malın davalılar adına tapuya tescil günü arasında geçen süredir. Ancak, davacı yabancı Devlet tabiyetinde bulunması nedeniyle taşınmaz mal edinemediğini ve bu itibarla da taşınmazı Ahmet adına tescil ettirdiklerini iddia ettiğine göre zilyetliğe esas tutulacak sürenin başlangıcı davacının Türk Hukukuna göre Türkiye'de taşınmaz mal edinebileceği gün olmak lâzım gelir. O halde mahkemece az önce belirtilen gün ile taşınmazın davalılar adına tescil edildiği gün arasında 639/2. maddede öngörülen sürenin geçip geçmediği ve ayrıca bu süre dolmuş ise gene aynı maddede öngörülen diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği incelenerek varılacak sonuç uyarınca karar verilmelidir. Direnme kararı bu nedenlerle bozulmak gerekirken onandığından karar düzeltme isteği kabul olunmak suretiyle Hukuk Genel Kurulu'nun onama kararı kaldırılarak direnme kararının yukarda gösterilen nedenlerle bozulması uygun görülmüştür.
Karar düzeltme isteğinin kabulü ile düzeltilmesi istenilen Hukuk Genel Kurulu onama kararının kaldırılarak direnme kararının yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, ikinci görüşmede üçte ikiyi geçen çoğunluk ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
1 - Genel Kurul Kararında, davanın çözümüne yarayan bazı maddî olgular açıklanmadığı için, bu hususlara değinmek zorunlu bulunmaktadır.
Çekişmeli iki taşınmazdan 19 parsel sayısını taşıyan 20.5.1941, 20 parsel sayısını taşıyan da 21.8.1940 gününde davalıların murisi Ahmet adına tescil edilmiştir. Muris Ahmet mübrez veraset ilâmına göre 1.4.1941 gününde ölmüştür. Her iki taşınmaz Sümerbank İplik ve Dokuma Fabrikaları Müessesesi tarafından 1943 yılında kamulaştırılmış, 8.11.1944 gününden de bu Müessese adına tescil adına tescil edilmiştir. Ahmet mirasçılarının açtıkları iptal davası üzerine, Danıştay Beşinci Dairesi'nin 25.10.1944 gün ve 924/1559 sayılı ilamıyla kamulaştırma kararı iptal edilmiştir.
Yine aynı mirasçıların açtıkları dava üzerine; Bursa Asliye İkinci Hukuk Hâkimliği'nin 23.10.1979 gün ve E.1968/1180 - 1969/1340 sayılı kararı ile davalı, Sümerbank Müessesesi adına tesis edilmiş kaydın iptâline ve davacılar adına tesciline karar verildiği ve 18.6.1974 de mirasçılar adına veraset ilâmı gereğince tescil edildiği görülmüştür.
2 - M.K.'nun 639/2. maddesine göre, tapu sicilinden maliki kim olduğu anlaşılmayan veya ölmüş veya gaipliğine hüküm verilmiş bir kimse uhdesinde kayıtlı olan taşınmazı, aynı maddenin 1. fıkrasında yazılı şartlar altında zilyetliğinde bulunduran kimse adına tescilini isteyebilir. Davacı, maliki 1.4.1941 de ölen iki taşınmazı kamulaştırma tarihi olan 1943 yılına kadar, M.K.'nun 639/2. maddesinde yazılı şartlar dairesinde, ancak 2 yıl zilyetliğinde bulundurabilmiştir. 1943 yılındaki kamulaştırma ile Sümerbank İplik ve Dokuma Fabrikaları Müessesesi adına 8.11.1944 de yapılan tescil ile, M.K.'nun 640; B.K.'nun 133. maddeleri gereğince zilyetliği inkıtaa uğramıştır. Ortada artık ölü bir kimse adına kayıtlı bir taşınmaz yoktur. Bu hal inkıta tarihi olan 18.6.1974' e kadar süregelmiştir.
Zilyetliğe dayanan davacı, tescil davasını Sümerbank İplik ve Dokuma Fabrikaları Müessesesi aleyhine yöneltmiş değildir. Bu nedenle, davalılar aleyhine sonuç doğurabilecek geçerli olmayan bir hukukî sebebe dayanan tescilden söz edilemez. Hasım sözü geçen müessese olsaydı, kamulaştırma kararı 25.10.1944 de iptal edildikten sonra bu müessese üzerindeki kaydın geçerli olmayan bir hukukî sebebe dayandığı söylenebilirdi. Oysa, davamızda davalı Sümerbank İplik ve Dokuma Fabrikaları Müessesesi değildir; kayıt maliki Ahmet mirasçılarıdır.
Çoğunluk kararındaki, geçerli olmayan bir hukukî sebebe binaen taşınmazların tapu sicilinde kayıtlı olduğu yolundaki gerekçenin hukukî dayanağı yoktur. Tapu kaydı Sümerbank İplik ve Dokuma Fabrikaları Müessesesi üzerinde kaldıkça, davacılarımız M.K.'nun 905. maddesi gereğince fuzuli şagil davacı İbrahim aleyhine el atmanın önlenmesi davası açamazlardır. Bu bakımdan davalılarımızı kınayacak (muaheze edecek) bir durum yoktur.
Yukarda yazılı gerekçe ile Yüksek Genel Kurulu Kararındaki çoğunluk görüşüne karşıyım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy