(1086 S. K. m. 308)
Dava: Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Akşehir Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 11.9.1978 gün ve 156- 193 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine; Yargıtay Onüçüncü Hukuk Dairesi'nin 11.12.1978 gün ve 5024- 5257 sayılı ilamıyla;
(... Mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen 2.6.1978 günlü karar davacılar vekili Avukat Mehmet'e tebliğ edilmek üzere gönderilmiş ve tebliğ belgesine bizzat imzasına 27.6.1978 de verildiği yazılmıştır. Adı geçen vekil, dava harçları ile birlikte mahkemeye 24.7.1978 günlü bir dilekçe vererek tebliğ belgesindeki imzanın, kendisine ait olmadığını bildirmiş, hali sabıka irca dileği ile bu hususun tespitini ve kararın tebliğ edilmemiş sayılmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, duruşmasız olarak, tebliğ belgesine göre tebliğin doğru yapıldığının anlaşılması ve isteğin, eski hale getirme nedenlerinden bulunmamasına dayanılarak istek reddedilmiş ve bu karar temyiz konusu yapılmıştır.
Gerçekten, eski hale getirme dileği geçerli bir işlem için ve elde olmayan nedenlerle sürenin geçirilmiş olması ile düşen hakkın yeniden elde edilmesi amacına yönelik Usul Kanununun tanıdığı bir yoldur. Olayda, işlemin geçersizliği ileri sürüldüğüne ve bir sürenin geçirilmiş bulunması nedeni ile düşen hakkın elde edilmesi istenilmediğine göre, istek, eski hale getirme niteliğinde değildir. Dava harçları da verildiğine göre, istek nitelikçe tebliğ be1gesindeki imzanın kendisine ait olmadığının tespiti davasıdır. O halde, yargılama yapılması ve Usulün 308. ve sonraki maddeleri uyarınca inceleme yapılarak doğacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, bu yön gözetilmeksizin evrak üzerinde yazılı şekilde isteğin reddi bozmayı gerektirir...),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz ettiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Taraflar arasındaki (tazminat) davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Akşehir Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen ve davanın reddine ilişkin olan 2.6.1978 gün ve 156- 193 sayılı ilam, davacılar vekili Avukat Mehmet'e tebliğ edilmek üzere gönderilmiş ve tebliğ belgesine, 27.6.1978 gününde (bizzat) tebliğ edildiği yazılıp, tebliğ memuru ile tebellüğ eden kişi tarafından imzalanmıştır.
Davacılar vekili Avukat Mehmet, daha sonra verdiği 24.7.1978 günlü dilekçesinde; (... ilamın kendisine tebliğine ilişkin belgedeki imzanın sahte Olduğunu, böyle bir tebligatı almadığını; bu nedenle, tebliğin hükümsüz sayılması ve yeniden tebligat yapılarak, temyiz hakkının saklı tutulması gerektiğini...) ileri sürmüş ve (eski hale getirme) dileğinde bulunmuştur.
Mahkeme, ileri sürülen isteğin, eski hale getirme nedeni yapılmayacağı tebliğ belgesine göre, yapılan tebligatın geçerli olduğunu kabul etmiş ve isteği reddine karar vermiştir.
Özel daire, yukarıya metni aynen alınan ilamı ile hükmü bozmuş; mahkeme, önceki kararında direnmiştir.
Gerçekten, özel daire bozma ilamında da belirtildiği gibi, eski hale getirme dileği, geçerli bir işlem için ve elde olmayan nedenlerle, belirli sürenin geçirilmiş olması yüzünden düşen bir hakkın; yeniden elde edilmesi amacına yönelik, Usul Kanununun tanıdığı bir yoldur (HUMK m. 167 vd.).
Olayda, ilamın tebliği işleminin geçersizliği ileri sürüldüğüne ve bir sürenin geçirilmiş bulunması nedeniyle düşmüş olan hakkın iadesi istenmediğine göre, istek, eski hale getirme niteliğinde olmadığı gibi, eski hale getirme talebine konu da edilemez.
Kaldı ki, HUMK. nun 169 ve 170. maddeleri hükümlerine göre; ancak, geçerli bir tebliğin varlığı ve fakat elde olmayan nedenlerle, temyiz süresinin geçirilmiş olması halindedir ki, temyiz şartlarına uygun olarak Yargıtay'a başvurmak ve eski hale getirme isteğinde bulunmak mümkündür.
Esasen, ileri sürülen isteğin, eski hale getirme nedeni yapılamayacağı konusunda, mahkeme ile özel daire arasında bir uyuşmazlık da yoktur.
Ancak, yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı veçhile asıl uyuşmazlık ilanının tebliğine ilişkin belgenin sahte olduğu yolundaki bir iddianın, bağımsız bir tespit davasına konu edilip edilemeyeceği ve böyle bir tespit davası açılıp açılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği gibi, yürürlükteki yasalarımızla tespit davalarını düzenleyen bazı özel hükümler (MK m. 25; İİK. m. 69, 72, 89 gibi) bulunmakla beraber, tespit davası açılabileceğini öngören genel bir hüküm, Usul Kanunumuzda yer almış değildir. Fakat belli koşulların varlığı halinde tespit davası açılabileceği konusunda, öğretide ve uygulamada tam bir görüş birliği vardır.
Nizalı kazadaki üç dava çeşidinden biri olan tespit davası da; bir uyuşmazlığın çözümlenmesi için başvurulacak bir davadır. Genellikle, tespit davasına, ya mevcut bir özel hukuk ilişkisinin inkar edilmesi (olumlu tespit davası) ya da, mevcut olmayan bir özel hukuk ilişkisinin varlığının iddia edilmesi (olumsuz tespit davası) hallerinde başvurulur. Her iki halde de, taraflar arasında bir uyuşmazlık mevcuttur. Bu itibarla, tespit davasının konusunu maddi vakıaların değil bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının tespiti oluşturur (HGK. 17.3.1965 gün ve 9/656 E. 120 K.). Buradaki hukuki ilişkiden amaç, bir kimse ile diğer bir kimse veya eşya arasında mevcut olan somut bir olaydan doğan hukuki ilişkidir. Doktrin ve uygulamada kabul edilen görüşe göre, anılan nitelikteki hukuki ilişki için önemli olsalar dahi, maddi vakıalar yalnız başlarına hiçbir zaman tespit davasının konusunu teşkil edemezler. Maddi vakıalar, ancak bir hukuki ilişki ile birlikte tespit davasına konu olabilirler (Baki Kuru - Nizasız Kaza - Ankara 1961 - sayfa 67) Baki Kuru - Tespit Davaları - Ankara 1963 - sayfa 23 vd.) Baki Kuru - Hukuk Muhakemeleri Usulü - Ankara 1979- cilt 1, sayfa 905 vd.) (HGK. nun az yukarıda anılan kararı ile HGK. nun 27.6.1975 gün ve 9/455 - 891 sayılı kararı).
Temyize konu bu olayda, taraflar arasındaki tazminat davası sonunda verilen kararın, davacılar vekiline tebliğine ilişkin belgenin sahte olduğu ve bu nedenle tebligatın hükümsüz bulunduğu ileri sürülmekte ve bu hususun tespiti istenmektedir. Bu isteğin, nitelikçe, maddi bir vakıanın (sahtelik olgusunun) tespitine ilişkin bulunduğu ise ortadadır. Oysa az yukarıda da açıklandığı gibi, maddi olgular, tek başlarına tespit davasına konu olamazlar. Hal böyle olunca, isteğin tespit davası olarak görülüp incelenmesine ilişkin özel daire bozma ilamındaki görüşe katılmak mümkün değildir. Eski hale getirme isteğinde bulunmak mümkündür.
O halde, mahkemece isteğin reddine karar verilmiş olması, anılan nedenlerle doğrudur.
Öte yandan, davacıların, asıl hükme karşı henüz temyiz yoluna başvurmadıkları da anlaşılmaktadır. Oysa hüküm temyiz edildiğinde tebligatın geçerli olup olmadığı ve dosyasıyla süresinde temyiz edilip edilmediği, Yargıtay'ın ilgili dairesince incelenerek ve olumlu ya da olumsuz bir karar verilecektir.
İşte, bütün bu nedenlerle usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekir.
Sonuç: Temyiz itirazlarının reddiyle, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve 485 lira temyiz ilam harcının davacılardan alınmasına 30.06.1982 gününde oyçokluğu ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy