(818 S. K. m. 61) (1479 S. K. m. 1, 25, 40, 41, 47, 63, 67) (506 S. K. m. 133)
Dava: Taraflar arasındaki rücuan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ayaş Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 14.12.1978 gün ve 1978/42-205 sayılı kararın incelenmesi davacı Kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay Onuncu Hukuk Dairesi'nin 5.6.1979 gün ve 1979/1547-5180 sayılı ilamiyle,
...Gerçi, Bağ-Kur Kanununun 63. maddesi dahi ardalık esasına dayanır. Ne var ki, Kurum'un maddeye dayanan ardalığı genel ardalıktan ayrı ve kendine özgü niteliktedir. Bu yönden, hak sahibi kimselerle, zarara neden olan kimse arasındaki anlaşma, kural olarak kurumun hak alanını etkilemez. Özellikle anılan maddenin Kurum aleyhine işlemez hale getirilmemesi ve muhtemel kötü niyetli davranışların bertaraf olunması için böyle bir anlayış gereklidir. Bu bakımdan, mahkemenin bunun tersini öngören düşüncesi isabetli sayılamaz... denilerek bozulup dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden ve duruşma isteyen: Bağ-Kur Genel Müdürlüğü Vekili.
Karar: Bağ-Kur sigortalısı S. Tomak Ankara-Ayaş Karayolu'nda karşıdan karşıya geçerken, davalı Hadi'nin kullandığı ve sahibi bulunduğu kamyonun çarpması sonucu ölmüştür.
Bağ-Kur Genel Müdürlüğü, sigortalı S. Tomak'ın hak sahiplerine 28.6.1977 tarihinde, 72.959 lira peşin değerli ölüm aylığı bağlamış ve 1500 lira cenaze masrafı ödemiştir.
Davalı Hadi, ceza mahkemesi ilamıyla, olayda 5/8 oranında kusurlu görülerek, cezalandırıldığı için, davacı kurum, yaptığı ödemeler ve aylık peşin değerinin 5/8'i olan 46.537 liranın davalıdan rücuan tahsilini 24.3.1978 tarihli davasıyla istemiş, davalı Hadi ise, ¨13.4.1977 günlü noter senediyle, sigortalısı S. Tomak'ın hak sahiplerine 120.000 lira ödediklerini, böylece zararın tümünü karşıladıklarını, kendilerine husumet düşmeyeceğini, Bağ-Kur mükerrer ödemesini hak sahiplerinden istemesi gerektiğini... savunmuş, mahkeme, bu görüşü benimseyerek davayı reddetmiş ve özel dairenin davacının temyizi üzerine yaptığı yukarda yazılı bozma kararına karşı direnmiştir.
Yerel mahkeme direnme kararında ...63. maddenin tahsis ve ödemelerin öncelikle Kurum tarafından yapıldığı hallerde uygulanabileceğini zarara verenle zarara uğrayanın dava sırasında anlaşabileceklerini, bunu önleyen bir yasa hükmü bulunmadığını, zarar veren zararı Kurum'dan önce öderse, sonradan Kurum da ödeme yapmış ise, bunları BK. m. 61 uyarınca zarar verenden değil, zarara uğrayandan isteyebileceğini, haksız zenginleşmeye Kurum'un parası yol açtığından rücu davasını kurum'un açabileceğini, kaldı ki Kurum'un, rücu alacağını daha çabuk ve kolay geri alabilecek yetkilerle donatıldığını, dava, ardalık ilkesine dayandığına, zarar verenle zarar görenin zararı ödendiğine göre, ardalıktan söz edilemeyeceğini... ileri sürmektedir.
Oysa davanın yasal dayanağı Bağ-Kur Kanununun 63. maddesidir. Kurum'un rücu yetkisi bu maddede düzenlenmiştir. Gerçi, bu maddeden kaynaklanan rücu yetkisi de ardalık ilkesine dayanır. Ne var ki, buradaki ardalık, genel ardalıktan ayrı, kendine özgü (suigeneris) niteliktedir. şu anlamda ki, sigortalının veya hak sahiplerinin, zarar verenle yaptıkları anlaşma, sulh, ibra, Kurumun rücu hakkını kaldıramaz, etkileyemez. Rücu hakkı, sigortalının istek ve iradesine tabi tutulmamıştır.
Bunun nedeni şudur: Bağ-Kur Yasasının 1. maddesinde, Bağ-Kur'un sosyal güvenlik hükümlerini uygulamak amacıyla kurulduğu bildirilmekte ve 25. madde de ...ölüm hallerinde bu konuda yazılı şartlarla Sosyal Sigorta yardımları sağlanır... denilmektedir. Öte yandan 40 ve 41. maddeleri, sigortalının hak sahiplerini belirlemekte ve bunlara belirli koşulların gerçekleşmesi halinde, ölüm aylığı bağlanacağını ve 47. madde cenaze masrafı verileceğini öngörmektedir. 63. maddenin ilk fıkrası da bu yardımların yapılacağını duyurmaktadır. 67. madde, bu yardımların nafaka borcu dışında haciz, devir ve temlik edilemeyeceğini belirlemektedir. Söz konusu maddelerin tümü, emredici hükümlerdir.
Görülüyor ki, bu yardımlar, sosyal nitelikli ve içeriklidir. Sigorta olayının vukuunda Kurum, bu yardımları yapmağa mecburdur. Zarar verenle, hak sahiplerinin, destekten yoksunluk zararlarının giderimi konusunda önceden anlaşmış olmaları, Kurumu bu yükümlülükten kurtarmaz.
Kurum anılan yükümlülüğü gereği, kanunda yazılı bu yardımları yapmışsa, kime, ne miktar alacak için rücu edeceğini 63. maddenin 2. cümlesi düzenlemiş bulunmaktadır. Kurum'un sigortalıya veya hak sahiplerine rücu etmesi söz konusu değildir. Kurum, suç sayılır hareketi ile Kurum'un yardım yapmasına yol açan üçüncü kişilere rücu eder.
Yerel mahkemenin ileri sürdüğü gibi, hak sahiplerine rücu etmesi düşünülemez. Madde, zararın, önceden zarar veren tarafından karşılanmış olup olmaması konusunda bir ayırım yapmamıştır. O halde tarafların anlaşırken yukardan beri sözü edilen emredici yasa kurallarını gözönünde tutmaları, bunlara uymaları, aksi halde sonuçlarına katlanmaları lazımdır.
Kaldı ki, anılan hükümler özel hükümlerdir. Bu konularda, Türk Ticaret ve Borçlar Kanunlarının genel hükümleri uygulanamaz. Genel kanunlarla, özel kanunların çatışması halinde, genel kanunun değil, özel kanunun uygulanacağı hukukun belirgin kurallarındandır. Örneğin, benzer bir sosyal güvenlik kanunu olan SSK'nun 133. maddesinde, bu konuda açık hüküm vardır.
Öte yandan, Bağ-Kur Kanununun 63. maddesinin ve dayanağı ardalık ilkesinin, bu şekilde anlaşılması ve yorumlanmasının, kötü niyetli davranışları engelleyeceği de kuşkusuzdur. Aksi halde, kötü niyetli sigortalı ve hak sahipleri ve üçüncü kişiler, çeşitli davranışlarla kurumun rücu davalarını engelleyebilirler ve böyle bir sonuçtan, Sosyal Güvenlik Kurumları zarar görür ve aktüeryal dengeleri bozulur.
Bütün bu nedenlerle yerel mahkemenin direnme nedenleri ve 63. maddeye ilişkin yorumu anılan yasa hükümleri ve tüm sosyal güvenlik ilkeleriyle çelişmekte olduğundan kabul edilemez. Bu bakımdan Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı idare vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve özel daire bozma kararında gösterilen sebeplerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy