(766 S. K. m. 33, 97) (743 S. K. m. 639, 909) (1617 S. K. m. 20)
Dava: Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ceyhan Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 4.11.1976 gün ve 608-645 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 16.12.1977 gün ve 1998-10732 sayılı ilamıyla;
(... Dava konusu taşınmazın 20 yıldan fazla bir süre boyunca müstakil bir parça olarak satıcı ve alıcı tarafından malik gibi kullanılmasına bu suretle vaki zilyetliğin iktisap sağlayıcı mahiyette bulunmasına göre davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde reddi cihetine gidilmesi Usul ve Kanun'a aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Davacı, 9.10.1974 günlü dava dilekçesinde; 1972 yılında üçüncü kişilerden satın almak suretiyle zilyetliğini devir ve teslim aldığı tapuda kayıtlı bulunmayan taşınmazın M.K.'nun 639/1. maddesi hükmünce adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme (...dava konusu taşınmazı davacıya satmış olan kişilerin, aynı tapulama bölgesinde zilyet bulundukları toplam 546,8 dekar büyüklüğündeki taşınmazları muhtelif kişilere devrettikleri, bu suretle 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun değişik 33. maddesindeki 50 dönümlük sınırın aşıldığı ve davacı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının gerçekleşmediği...) gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
Özel daire, metni yukarıda yazılı gerekçe ile kararı bozmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Karar: Dava, M.K.'nun 639/1 ve 909. maddelerine dayanmaktadır. Bilindiği gibi, M.K.'nun 639/1. maddesi, tapusuz taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı ile mülk edinilmesi koşullarını düzenlemiş bulunmaktadır. Ne var ki, bugün artık bu tür davaların sadece M.K.'nun 639. maddesi hükmü ile çözümlenmesine olanak yoktur. Gerçekten, sonradan yürürlüğe giren 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun 33. maddesi, kazandırıcı zamanaşımı ile mülk edinme konusunda yeni bazı koşullar getirmiş ve 97. maddesinde; tapulama bölgeleri dışındaki taşınmazlar hakkında genel hükümlere göre açılacak tescil davalarında da, bu Kanun'un 33. ve 42. maddelerinin uygulanmasını öngörmüştür. O halde, tapulama bölgeleri dışında kalan taşınmazlar için açılan tescil davalarında, zilyetlikle iktisap koşullarının Tapulama Kanunu'nda öngörüldüğü biçimde gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması zorunludur. Tapulama Kanunu'nun, tapusuz taşınmazların zilyetlikle iktisap koşullarını saptayan 33. maddesi hükmü, daha sonra yürürlüğe giren, 1617 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Öntedbirler Kanunu'nun 20. maddesi ile değiştirilmiş ve yeni bazı sınırlamalar getirilmiştir. Sözü edilen maddenin 1. fıkrasında yüzölçümü 20 dönüme kadar olan taşınmazlar için zilyetliğin ispatı, bilirkişi mütalâası ve şahadete bağlanmış; 5. fıkrasında yüzölçümü 20 dönümü geçen taşınmazların iktisabı için, zilyetliğin belgelerle ispatı zorunlu kılınmıştır. Bundan başka, yine 33. maddenin 4. fıkrası ile yeni bir hüküm getirilmiş ve bir kimsenin aynı tapulama bölgesinde münhasıran zilyetlikle iktisap edebileceği taşınmazların toplam miktarının 50 dönümü geçemeyeceği kabul edilmiştir. Böylece, bir kimsenin belgesiz olarak kazandırıcı zamanaşımı ile mülk edinebileceği taşınmaz miktarı sınırlandırılmış ve tapulama bölgesinde bu miktarın 50 dönümü geçemeyeceği esası getirilmiştir. Yasada öngörülen bu koşulların, zilyetlikle iktisap iddialarında re'sen gözetileceği kuşkusuzdur. Temyize konu olan dava, 1617 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği 19.7.1972 gününden sonra açılmış bulunduğundan sözü edilen yasa hükümlerinin uygulanması gerekir.
O halde, uyuşmazlık çözümlenirken, az yukarıda açıklanan yasa hükümleri göz önünde tutulmalıdır.
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerle, kroki ve ilâm örneklerinin ve duruşma tutanaklarının incelenmesinden; davacının dava konusu taşınmazı satın aldığı kişilerin, aynı tapulama bölgesinde zilyet bulundukları taşınmazların toplam yüzölçümünün 546 dekarı aştığı ve bunları davacı ile aynı tarihte muhtelif kişilere satıp zilyetliklerini devrettikleri, alıcıları tarafından açılmış olan tescil davalarının birçoğunun istek doğrultusunda sonuçlanmış bulunduğu anlaşılmaktadır. Oysa, yukarıda da değinildiği gibi, Tapulama Kanunu'nun 33. maddesinin 4. fıkrası, bir tapulama bölgesinde münhasıran kazandırıcı zamanaşımı ile mülk edinilebilecek taşınmaz miktarını 50 dönümle sınırlandırmıştır. O halde, dava konusu taşınmaz üzerinde davacının bayileri lehine kazandırıcı zamanaşımı ile mülk edinme koşullarının gerçekleştiğinden söz edilemez. Bu durumda ise davacı, taşınmazı satın aldığı kişilerin zilyetliğini kendi zilyetlik süresine ekleyemez. Çünkü, M.K.'nun 909. maddesi hükmü halefiyet (ardıllık) esasına dayanır. Bu maddeye göre, zilyetlik sürelerinin birbirine eklenebilmesi için, zilyetlik süresi eklenecek önceki zilyetliklerin de kazandırıcı zamanaşımından faydalanma hakkına sahip bulunmaları zorunludur. Bu yön, halefiyet kuralının gereğidir. Davacının kendisinden önceki zilyetlerin sahip bulunmadıkları bir haktan, halefiyet yolu ile yararlanması hukuken mümkün değildir. Aksi halde, bir tapulama bölgesinde yüzölçümleri toplamı 50 dönümü aşan taşınmazları, münhasıran zilyetliğe dayanarak elinde bulunduran kimsenin, 50 dönümden fazlasını kendi adına tapuya tescil ettirmesi mümkün değilken, bunların üçüncü kişiye devri halinde devir alan adına tapuya tescillerine imkân tanınmış olur ki, bu da yasa koyucunun amacına aykırı düşer. Çünkü, böyle bir uygulama, Tapulama Kanunu'nun 33. maddesi hükmünü işlemez hale getireceği gibi, muvazaalı devirlere yol açar. Öte yandan, yasa hükümlerinin dolambaçlı yollarla bertaraf edilmesi, Kanun'a karşı hile teşkil eder ve hukuk düzenince korunmaz.
O halde, yukarıda yapılan açıklamalara göre, dava konusu taşınmazı davacıya satan kişilerin zilyetlik süresinin davacının zilyetliğine eklenmesi mümkün görülmemiştir. Davacının müstakil zilyetliğine eklenmesi mümkün görülmemiştir. Davacının müstakil zilyetliği de 20 yıllık iktisap zamanaşımı süresini doldurmadığına göre, mahkemenin davanın reddine ilişkin direnme kararı doğrudur ve onanmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, bakiye 385 TL. ilam harcının temyiz edenden alınmasına ve davalı Maliye Hazine'si lehine takdir olunan 1.000 lira avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı Hazine'ye verilmesine oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy