(6762 S. K. m. 661, 662) (818 S. K. m. 133)
(... Zamanaşımına uğrayan emre muharrer senedin adi senede dönüşeceğine dair yasada herhangi bir hüküm mevcut değildir. Bonoların tabi oldukları zamanaşımı süresi TTKnun 661. maddesinde belirtilmiş bulunmaktadır. Zamanaşımının hangi hallerde kesileceği de aynı Yasanın 662. maddesinde hükme bağlanmıştır. Buna göre zamanaşımı; dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesi nedenleriyle kesilmiş olur. TTK. nun da hüküm bulunan hallerde BK.nun uygulanmasına da olanak bulunmamaktadır.
Bu İtibarla, dava konusu bonodan dolayı davalı borçlunun daha evvel açtığı senet iptali (menfi tespit) davası ve bu dava zımmında davacı alacaklının defi davada bulunması gibi haller zamanaşımı kesilmesine neden olamaz. Davacı mücerret bonoya dayanarak istemde bulunmuş olmasına ve bu bononun da TTK. nun 661. maddesi uyarınca zamanaşımına uğradığı tespit edilmiş bulunmasına göre, davanın reddine karar vermek gerekirken adi senet hükmünde olduğundan bahisle tahsil kararı verilmesi doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı, 4.5.1979 tarihli dava dilekçesinde, (... 30.10.1971 vade tarihli senetle davalıdan 22.500 lira alacaklı olduğunu, 1972 yılında bu senede dayanarak davalı aleyhine açtığı icra takibinin, davalı tarafından açılan senet iptali davasının kesinleştiği tarihe (10.4.1978) kadar yürütülmediğini ve icra hakimliğince, (üç sene içinde takip yenilenmediğinden) davalının zamanaşımı defi kabul edilerek, takibin iptaline karar verildiğini; böylece, bono adi senet niteliğini kazanmış olduğundan, bu kez ilamsız icra takibine girişmiş ise de, itirazda bulunulduğunu, oysa adi alacak zamanaşımının 10 yıl olduğunu...) ileri sürerek, 22.500 lira alacağını, faiz ve icra inkar tazminatı ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ise savunmasında (...dava konusu senede dayanılarak yapılan icra takibinin iptali nedeniyle, bu senedin yeni bir dava konusu yapılamayacağını; ticari senedin adi senede dönüşemeyeceğini ve davacıya herhangi bir nedenle borcu bulunmadığını...) ileri sürmüştür.
Yerel mahkeme, (... dava konusu senedin, davalı tarafından açılan iptal davasının uzun süre devam etmesi yüzünden, tabi olduğu üç yıllık zamanaşımı süresi dolmuş ise de, senedin karşılıklı ve adi borç senedi niteliğinde kabulü gerektiği ve bu durumda, zamanaşımı savunmasının yerinde olmadığı...) gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir. Bu karar, Özel Dairenin yukarıya metni aynen alınan ilamıyla bozulmuş ise de, mahkeme eski kararında direnmiştir.
Görülüyor ki, yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; bu davanın, emre muharrer senede dayanılarak mı, yoksa (bononun zamanaşımına uğramış olması nedeniyle) taraflar arasındaki temel ilişkiye asıl borç ilişkisine dayanılarak mı açıldığı ve borçlu tarafından açılan menfi tespit davasının Türk Ticaret Kanununun 662. maddesinde öngörülen zamanaşımını kesme nedenlerinden sayılıp sayılamayacağı noktalarında toplanmaktadır.
Borçlar Yasasının 133. maddesine nazaran daha özel nitelikte bulunan Türk Ticaret Kanununun 662. maddesi, poliçe ve bonolara uygulanan zamanaşımının hangi sebeplerle kesileceğini sınırlı bir şekilde açıklamıştır. Bu sebeplerden biri de dava açılmasıdır.
Gerçi, alacaklının açacağı davanın anılan maddedeki zamanaşımını keseceği konusunda bir görüş ayrılığı mevcut değil ise de, borçlunun açacağı bir davanın zamanaşımını kesip kesmeyeceği konusunda bir görüş birliği mevcut değildir. Anılan maddede mücerret dava açılmasından söz edildiğine ve bu davanın kimin tarafından açılacak bir dava olduğu konusunda açıklık bulunmadığına ve esasen borçlu tarafından açılan davada, alacaklı durumundaki davalı, asıl iddiasını defi yolu ile ileri sürdüğüne göre, borçlu tarafından alacaklı aleyhine açılan bir davanın da bu nedenle zamanaşımını kesmesi mümkündür. Ne var ki davacı, bu davada, iddiasını emre muharrer senede değil, çok açık bir şekilde davalı ile aralarındaki temel ilişkiye, yani asıl borç ilişkisine dayandırmıştır. Yukarıda geniş bir şekilde özetlenen dava dilekçesindeki açıklamalardan, bu yön hiçbir tereddüdü gerektirmeyecek şekilde anlaşılmaktadır.
Yoruma dahi ihtiyaç göstermeyen dava dilekçesindeki bu açıklamalardan, davacının az yukarıda da belirtildiği gibi asla kambiyo hukukundan yararlanmak istemediği, aksine davalı ile aralarında olan (ve on yıllık zamanaşımına tabi bulunduğunu bildirdiği) temel ilişkiye dayanarak alacağını talep ve dava ettiği görülmektedir.
Gerçekten, ticari senetlerde keşideci ile lehtar arasında ticari belge ilişkisinden evvel kural olarak bir adil hukuk alacak-borç ilişkisi de vardır. Asıl borç ilişkisinin kurulmasından sonra veya bu ilişki kurulurken bir ticari belge düzenlenmiş olması, mevcut bu iki tür ilişkiden birine dayanılarak dava açılmasını engellemez. Her iki ilişki bir arada varlıklarını sürdürdükleri hallerde, alacaklı, telahuk eden haklarından herhangi birini ileri sürmeye yetkilidir. Öte yandan, ticari belgenin TTK. nun 661. maddesinde öngörülen zamanaşımına uğramış olması halinde de, yine adi borç ilişkisine dayanılarak dava açılmasını engelleyen bir yasa kuralı da yoktur. Hal böyle olunca, artık bu davada, ileri sürülüşe göre TTK. nun 661. maddesindeki zamanaşımına değil, davanın dayandığı hukuki sebep, yani aradaki ilişki gözetilerek belirlenecek zamanaşımının uygulanması gerekir. Bu bakımdan, yukarıda gösterilen nedenlerle direnme kararı doğrudur. Ancak, işin esasının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, direnme kararı doğru olduğundan, işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine, oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy