(743 S. K. m. 581, 630) (1086 S. K. m. 221, 244, 274, 378)
Dava: Taraflar arasındaki Şufa davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 15.10.1979 gün 15/540 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,
(... Meşru payın davacı Nadire Y. adına tescili hakkında mahalli mahkemece verilen 24.3.1978 tarih 764/101 sayılı karar, Dairenin 23.11.1978 gün ve 9106/7310 sayılı ilamı ile (Tapuda davacı adına müstakil pay kaydı yoktur. Pay kaydı davacının miras bırakanı İbrahim Çivi adınadır. Adı geçenin 1916 yılında öldüğü ve mirasçı olarak davacı dışında başka kimseleri de bıraktığı anlaşılmıştır. Ölenin terekesi iştirak halinde bulunduğundan bu durumda M.K. 581 ve 630. maddeleri gereğince diğer mirasçıların davaya katılmaları veya muvafakatlerinin temini, olamadığı takdirde miras şirketine bir mümessil tayin ettirilerek onun huzuruyla davaya bakılması gerekirken, bundan zuhul olunması) gerekçesiyle bozulmuş ve sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermiştir.
Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra, miras bırakan İbrahim Çivi'nin dava dışındaki mirasçıları davacı Nadire Yılmaz tarafından açılan davaya muvafakat ettiklerini bildirmişler. Davalılarda, diğer mirasçıların muvafakatleri nedeniyle yeni bir durum meydana geldiğini ve bu nedenle de ıttılalarını ispat için yeni delil ikamesinin mümkün bulunduğunu savunarak ikinci bir tanık listesi vermişlerdir.
Yazılı Muhakeme Usulüne tabi olan davada taraflardan birinin tanık listesi verdikten sonra bu listede gösterilmemiş olan kimselerin tanık olarak dinlenemeyeceği ve ikinci bir liste verilemeyeceği HUMK.'nun 274. maddesi hükmü gereğidir. Olayda aynı kanunun 221, 244 ve 378. maddelerinin uygulama olanağı da yoktur. Ancak; iştirak halinin mevcudiyeti halinde satışa en son muttali olan paydaşın ıttıla tarihine göre hak düşürücü sürenin hesaplanması kökleşen Yargıtay içtihatları ile tekerrür etmiştir. Nadire Y. tarafından Şufa davasının açılmasından sonra, İbrahim Ç. mirasçılarının 9.12.1977 tarihinde iştirak halindeki mülkiyeti, müşterek mülkiye çevirmeleri de sonuca etkili değildir. Bu durumda, bozmadan önce davalılar tarafından verilen ve evvelce mahkemece dinlenilen tanıkların yeniden dinlenilerek bütün paydaşların satışa muttali olup olmadıklarının ve ıttıla tarihinin kesin şekilde saptanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece bundan zuhulla ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi, Usul ve Kanun'a aykırıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Pay satışı 15.6.1976 gününde yapılmış, Şufa davası 20.12.1976 tarihinde açılmıştır. Hak düşürücü sürenin geçirilmiş olduğu itirazına karşı davacı taraf satışı sonradan öğrendiğini ve davanın süresinde açıldığını ileri sürmüştür.
Dosyadaki belgelerden, satış tarihide davacının iştirak halinde malik olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, hak düşürücü süre yönünden satışa en son muttali olan paydaşın ıttıla gününün göz önünde tutulması gerekir.
Şufa davasında hak düşürücü sürenin geçirilmiş olduğunun ispatı davalı tarafa aittir. Olayda, bu yöne ilişkin itiraz kanıtlanamamıştır. Bu nedenlerle, Usul ve Yasa'ya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.
Sonuç: Temyiz itirazlarının reddiyle direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy