(743 S. K. m. 132) (2709 S. K. m. 138, 174)
Dava: Taraflar arasındaki terk sebebiyle boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 31.12.1981 gün ve 1982/482-1047 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.3.1983 gün ve 1983/2182-2364 sayılı ilamı ile;
(... Dosyaya toplanan delillerden, davalının çocuğu olmadığından söz edilerek başkaları ile evlenmek istediği, ayrıca karısına artık kardeşi gözü ile baktığı anlaşılmıştır. Şu duruma göre davacının karısını eve davet etmekte samimi olmadığı söz götürmez. Onun için davanın red edilmesi gerekirken, açıklanan yönler gözetilmeden tarafların boşanmalarına karar verilmesi Usul ve Kanun'a aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davanın konusu terk sebebiyle boşanma isteğinden ibarettir. Medeni Kanunun 132. maddesi hükmünce; Karı, kocadan biri, evlenmenin kendisine tahmil ettiği vazifeleri ifa etmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya muhik bir sebep olmaksızın evine dönmediği takdirde, ayrılık en az üç ay sürmüş ve devam etmekte bulunmuş ise, diğeri boşanma davasında bulunabilir. Davaya haklı olan tarafın talebiyle hakim, diğer tarafa bir ay zarfında evine avdet etmesini ihtar eder Olayda davacı koca tarafından açılan boşanma davası, davalının bir ay içerisinde eve dönmediği gerekçesiyle kabul edilmiş Özel Dairece davacı kocanın ihtar göndermede samimi olmadığı, bu nedenle davanın reddi gerektiği düşüncesiyle karar bozulmuş; mahkeme, tarafların dini inançları uyarınca boşandıkları, buna inanmış bulundukları, tarafların inançlarına göre karı-koca olmalarının mümkün bulunmadığı, ihtar koşulları gerçekleşerek davalı dönmediğine göre artık şekli hususlar üzerinde durmaya gerek bulunmadığını eklemek suretiyle önceki kararda direnmiştir.
Önce şu hususun belirtilmesi gerekir: Hakim Anayasanın 138/1. maddesi hükmünce Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, Kanun'a ve Hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hakim yasaları uygularken Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi gereği olarak Anayasa hükümlerinin ışığında hareket etmek, yasaları yorumlarken Anayasaya uygun yorum yöntemine öncelikle başvurmak zorundadır. T.C. Anayasası Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini koruma amacını - T.C. Anayasası: 174 - Anayasanın tümüne egemen bir temel ilke olarak öngörmüştür. O halde yasaların yorumlanmasında, uygulanmasında bu temel ilkeye uygun hareket olunmalıdır.
Medeni Kanunun 132. maddesi hükmünce ihtarın hukuki sonuç doğurabilmesi ihtar gönderenin samimi olmasını, başka bir anlatımla ortak hayatı sürdürmek amacında bulunmasını zorunlu kılar.
Olayda davacı kocanın ihtarda samimi olmadığı dosyadaki delillerle sabit olduğu gibi bu husus mahkemenin de kabulündedir. Hal böyle olunca davalının bu ihtara icabet etmemesi hukuki sonuç doğurmaz. Davanın bu nedenlerle reddedilmesi gerekirken, yukarıda açıklanan Anayasal esaslarla bağdaşmaz gerekçelere dayanılarak ısrar edilmesi isabetsizdir. Karar bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy