(1086 S. K. m. 1, 7) (1475 S. K. m. 1) (5521 S. K. m. 1)
Dava: Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 6.6.1983 gün ve 1979/56-1983/267 sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 12.9.1983 gün ve 5406-6746 sayılı ilamı:
(...Davalı, davacının davasına karşı süresinde herhangi bir şekilde savunmada bulunmamıştır. Davacının delillerinin toplanmasından ve hatta istenen haklar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılan hesap raporu alındıktan sonra ara yerdeki hukuki ilişkinin ortaklık olduğu yolundaki savunmaya bu yönde itiraz edildiğine göre artık böyle bir savunmaya itibar edilmemesi gerekir. Nitekim ara kararı ile de savunma usulü yönünden reddedilmiştir.
HUMK. nun 473. maddesinin yollama yaptığı 2. bendindeki hukuki kurallara göre, şifahı usulde davacı ilk oturumda bütün iddiasını açıklaması gerektiği gibi davalı da bütün savunmasını bu oturumda bildirmesi gerekir.
Bu nedenle davanın esasının incelenmesi icap eder ki, böyle bir incelemede de dosyadaki tanık sözleriyle diğer bir kısım belgelerden davacının davalının kalfası olarak yapılan işten pay almak suretiyle işçisi olduğu anlaşılmaktadır.
İstek kalemleri ayrı ayrı incelenip sonucu uyarınca hüküm kurulması gerekirken, yazılı sebepten davanın reddedilmesi Usul ve Yasaya aykırıdır...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 1. maddesi hükmünce iş mahkemeliri İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevlidir. Davalı davacı ile ortak olduğunu ileri sürerek bu konuda bir de belge ibraz etmiştir. Tarafların ortak olduklarının anlaşılması halinde aralarında tabiyet ve dolayısiyla hizmet ilişkisi bulunamayacağından az önce değinilen yasal esas uyarınca davanın iş mahkemesinde görülemeyeceği bir gerçektir. O halde savunmanın bu yönü göreve taalluk etmekte olduğundan yargılama bitinceye kadar her zaman ileri sürülebileceği gibi re'sen de dikkate alınması icabeden bir husus oluşturur. Mahkemenin göreve ilişkin bulunan savunmayı incelemesi ve bu yönün incelenemeyeceğine değinen bozmaya karşı direnmesi uygundur. O halde direnme kararı bu yönden incelenmek üzere dosya özel daireye gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle direnme uygun bulunduğundan temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın 9. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 30.10.1985 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı, davalının işyerini kapatması nedeniyle hizmet sözleşmesinin feshedildiğini ileri sürerek ihbar ve kıdem tazminatları ile öteki sosyal haklarının hüküm altına alınmasını istemiştir. Davalı süresinde herhangi bir savunmada bulunmamıştır. Ancak, delillerini ibraz etmek üzere kendisine iki mehil verilmesinden sonra davalı 5.6.1980 tarihli delil listesini vermiştir. Mahkemece bu listede yazılı belgelerin ibrazı için iki kez mehil verildiği ve bunlardan sonuncusunda 25 günlük kesin mehil içinde ara karar gereğinin yerine getirilmesi istendiği halde, davalı taraf süresinde ortaklık sözleşmesini ibraz etmemiştir. Davacının tüm delillerinin toplanmasından ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasından sonradır ki davalı vekili, taraflar arasında ortaklık ilişkisi bulunduğunu ve ortaklık sözleşmesini ibraz etmek istediğini bildirmiştir. Mahkeme, bu koşullarda, biraz edilen ortaklık sözleşmesini gözönünde tutarak, taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığı sonucuna varmış ve davanın görev yönünden reddine karar vermiştir.
Yukarıda ayrıntılı biçimde açıklandığı gibi davalı, süresinde herhangi bir savunmada bulunmamış ve kendisine verilen mehiller içinde de ortaklık sözleşmesini, ibraz etmemiştir. Oysa HUMK'nun 473 ve müteakip maddelerine göre, sözlü yargılama usulünde davalının tüm savunmasını ilk oturumda yapması gerekir. Öte yandan aynı Yasanın 473/II. maddesine göre, sözlü yargılama usulüne ilişkin hükümlerin uygulanması gerekir. Bu nedenle sözlü yargılama usulünde de idda ve savunmanın karşı tarafın muvafati olmadan değiştirilmeyeceğine ve genişletilemeyeceğine dair 202. maddesinde uygulanma yeri vardır. Davacı, zamanında öne sürülmeyen ve kesin mehile rağmen ibraz edilmeyen ortaklık sözleşmesine dayanılmasına muvafakat etmediğine göre, bu sözleşmenin artık dikkate alınmaması gerekirdi. Bu nedenle, mahkeme de 21.1.1982 tarihli 15. oturumda ortaklık sözleşmesinin ihrazı yolundaki isteğin reddine karar vermiştir.
Ayrıca belirtmek gerekirki, davalı taraf süresinde herhangi bir savunmada bulunmadığı gibi, verilen müteaddit mehillere rağbmen delillerin ve bu arada ortakmlık sözleşmesini ibraz etmemiştir. Davacının tüm delillerinin toplanmasından, tanık beyanları ile görev sorununun çözümlenmesinden ve bilirkişid8en hesap raporu alınmasından, sonra, ortaklık sözleşmesinin ibraz edilmesi iyiniyet kuralları ile bağdaşmaz. Temel hukuk ilkesine göre, kanun, hakkın kötüye kullanılmasını himaye etmez. Bu nedenle de, davanın esasının incelenmesi gerekirken ortaklık sözleşmesi esas alınarak görev yönünden reddine karar verilmesi doğru değildir. Kaldı ki bu sözleşmedeki imzanın davacıya ait olup olmadığı da araştırılmamıştır.
Açıklanan nedenlerle direnme kararının bozulması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun kararına katılamıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy