(743 S. K. m. 930, 931)
Taraflar arasındaki "tapu iptali ve muarazanın meni" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kartal Asliye 2. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 20.12.1983 gün ve 728-1237 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili ile Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine,
(...Dava konusu 1345 ada 6 parsel no.lu taşınmaz, A. F. S. adına kayıtlı iken adı geçenin 15.2.1963 tarihindeki satışından 1/2 payı O. T., 1/2 payı da A. K. adına tescil edilmiştir. Paydaş A. K. bu payını 25.4.1963 tarihinde diğer paydaş O. T.'e satmış ve böylece O. T. parselin tamamının sahibi olduktan sonra 29.1.1964 tarihinde yine tamamını kayden davacı F. C.'a satmıştır. Tapu Sicilinde yapılan hatalı işlem sonucu parsel kaydına gitti şerhi konulmamasından yararlanan O. T. bu satıştan sonra sanki 1/2 payın maliki imiş gibi bu kere 19.3.1965 tarihinde üzerinde kayıt bulunmamasına karşın davalı A. T.'a da pay satışı yapmış ve davalı adına da kayıt olmuştur. Böylece davada çifte tapu söz konusudur. Bu durumda M.K.nun 931. maddesinin olayda uygulama yeri yoktur. Çifte tapu durumunda geçerli esasa dayalı önceki tarihli davacı tapusuna değer verilerek davanın kabulüne karar verilmek gerekirken reddi doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı F. tapuda 145 pafta, 1345 ada ve 6 parselde kayıtlı 59 metrekarelik arsanın tamamını O. T.'den 29.1.1964 tarihinde satın aldığını 27.11.1971 tarihinde üzerine ev yaparak 1964'te kadastro gören bu yeri kullanarak emlâk vergilerini verdiğini ancak tapuda 1/2 hissenin yanlışlıkla O. üzerinde kaldığını O.'ın bu hisseyi davalı A.'ye sattığını iddia ile davalı A. adına oluşan 1/2 hisseye ait tapu kaydının iptali ile muarazanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Tapu sicilindeki kayıtlara göre taşınmaz malın 1/2 payının 15.2.1963 te O.'a 1/2 payının da A.'a satıldığı, A. payının 25.4.1963 te O.' a geçtiği, böylece O.'ın taşınmazın tamamının maliki olduğu anlaşılmaktadır. 29.1.1964 gün ve 262 sayılı akit tablosuna göre taşınmaz malın tamamını O. T. davacı F.'ye satmış ancak tescil 1/2 pay satışı olarak yapılmıştır. Diğer 1/2 pay O.'ın adına kayıtlı olarak kaldığından 19.3.1965 tarihinde de bu pay O. tarafından davalı A.'ye satılmıştır.
Yukarıda açıklanan maddi duruma göre ortada çifte tapunun varlığından söz edilemez.
Medeni Kanun'un 930. maddesi hükmünce ayni haklar tescil ile doğar; 931. maddeye göre ise "tapu sicilindeki kayda hüsnüniyetle istinat ederek mülkiyet veya diğer bir ayni hakka iktisap eden kimsenin bu iktisabı muteber olur. Mülkiyet hakkı tescil ile doğmakla birlikte (Türk Medeni Kanunu, Alman sisteminden ayrılarak tescil yolu ile mülkiyet hakkının doğumunu sebebe bağlı bir hukuki işlem olarak kabul etmiştir.) Bunun sonucu olarak mülkiyet hakkının tescil ile doğabilmesi için bu tescilin geçerli bir hukuki sebebe de dayanmasını zorunlu saymıştır.) (Prof.Dr. S.S.Tekinay - Eşya Hukuku İst. 1978 - sh; 208 vd. S.Aymen - Elbir - Sh.187)
Tapu sicili dar anlamda kuşkusuz kütüğü yani asıl sicili ifade eder. Ancak kütüğü tamamlayan diğer bir takım kayıt ve belgeler de geniş anlamda tapu sicilini oluştururlar. Akit tablosu da kuşkusuz bu belgelerden olup en önemlilerindendir (Prof.Dr.Gürsoy - Prof.Dr.Eren - Prof.Dr.Cansel - Türk Eşya Hukuku, sh.190 vd.)
Hukukumuzda tescilin geçerli hukuki sebebe dayanması zorunluluğu akit tablosunun yasa açısından taşıdığı önemi ortaya koymaktadır. Diğer taraftan Medeni Kanunun 928. maddesinde ifadesini bulan tapu sicilinin aleniyeti ilkesi sadece dar anlamda tapu sicili, yani kütük hakkında değil diğer defter ve belgeler hakkında da uygulanır (Gürsoy - Eren - Cansel - s.g.e. sh.220).
Olay yukarıdaki ilkeler ışığında değerlendirildiğinde, taşınmazın 1/2 pay yönünden tarafların bayii O. adına olan tapu kaydı geçerli bir hukuki sebebe dayanmamaktadır. Başka bir anlatımla O.'ın adına olan tapu sicilindeki kayıtın geçerli hukuki sebebi ortadan kalkmıştır. O. taşınmazın tamamını davacıya satmış ancak yanlışlıkla 1/2 payın kütükte terkini yapılmamıştır. Bu durum aleniyet ilkesine tabi bulunan kütüğün ayrılmaz bir parçasını oluşturan akit tablosundan kuşkuya yer vermeyecek bir biçimde anlaşılmaktadır. Davalı taşınmazın 1/2 payını satın alırken kendisinden beklenen özeni göstermemekle iyiniyet iddiasında bulunamaz ve dolayısıyle Medeni Kanunun 931. maddesinin himayesine sığınamaz. Kaldı ki olay şu yönden de özellik göstermektedir. 592 metrekarelik arsa niteliğinde bulunan ve davacı tarafından üzerine ev yapılarak çok uzun süredir kullanmasına davalının karşı çıkmaması iyiniyet yönünden az önce varılan sonucu doğrular niteliktedir. Direnme kararı bu nedenlerle Usul ve Yasa'ya aykırı olduğundan bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy