(818 S. K. m. 520, 532, 536) (6762 S. K. m. 136, 138, 434, 439)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla İ. 3 üncü Asliye Ticaret Mahkemesinden verilen 12/11/1982 gün ve 1982/482-615 sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulundan çıkan 05/06/1985 gün ve 1983/11-218 esas, 1984/561 karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davacı tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulunca, dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
YARGITAY KARARI
Olayda uyuşmazlık konusu olan husus anasözleşmesinde belirtilmiş olan süresi bitmiş ve TTK.nun 434/1.1. maddesi gereğince münfesih hale gelmiş olması gereken bir anonim şirketin faaliyetine devam etmesi halinde, TTK.nun 138. maddesinin yollamasıyla Borçlar Kanununun adi şirketlere ilişkin 536/2. maddesinin son cümlesindeki hükmün uygulanmasıyla süresiz hale gelip gelemeyeceği ve anonim şirket genel kurulunun sürenin uzatılması yönünde bir karar alıp alamayacağı noktalarında toplanmaktadır.
TTK.nun 434/1.1. maddesi hükmü gereğince anasözleşmesinde gösterilen süre sona eren bir anonim şirket infisah eder ve TTK.nun 439/1. maddesine göre de tasfiye haline girer, Tasfiye haline giren bir anonim şirketin tüzel kişiliği ise, ancak tasfiye sonuna kadar ve ehliyeti tasfiye gayesiyle sınırlı olarak devam eder (TTK. 439/2); şirket organlarının görev ve yetkileri de tasfiyenin yapılabilmesi için gerekli olan ve tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlerle sınırlı hale gelir.
Yasa hükümleri böyle olmakla birlikte, TTK.nun 434. maddesi hükmünün emredici nitelikte bulunmadığı 434/1.3. maddedeki infisah sebebine karşı TTK.nun 324/2. maddesiyle 434/1.4. maddedeki infisah sebebine karşı da TTK.nun 435/1. maddesiyle infisah ve tasfiyeden dönüş ve şirketin işlerine devam imkanı tanındığı, bu nedenle şirket genel kurulunun da tasfiyenin sonuna kadar şirketin devamı hakkında karar alabileceği yolunda görüşler ileri sürülmektedir.
Ancak, dava konusu olayda, bu karşıt görüşlerin münakaşasına gerek bulunmamaktadır. Çünkü, bu münakaşaya girmek için ilk önce şirketin infisah etmiş olması lazımdır. Oysa, olayda uyuşmazlık konusu olan husus, şirketin infisah halinde çıkıp çıkamayacağı değil, şirketin infisah haline girip girmediğidir. Şirketin münfesih hale gelmediği kabul edilecek olursa gerek tasfiye ile sınırlı tüzel kişiliğinin devamı, gerekse organlarının görev ve yetkilerinin sınırlandırılması da söz konusu olamayacaktır.
Türk Ticaret Kanununun ticaret şirketleri hakkındaki 2. kitabının 1. faslının 135-152. maddelerinde ticaret şirketlerine ilişkin genel hükümler düzenlenmiştir. Ticaret şirketlerine ilişkin bu genel hükümler arasında, kanun koyucu, 138. madde ile "Her şirket nev'ine mahsus hükümler mahfuz kalmak şartıyla Medeni Kanunun 45,47,48,49. maddeleri ve bu fasılda hüküm bulunmayan hususlar hakkında Borçlar Kanunun 520-241. maddeleri her şirket nev'inin mahiyetine uygun olduğu nispette, ticaret şirketleri hakkında da tatbik olunur" hükmünü de getirmiştir. Kanun koyucunun TTK.nun 138. maddesindeki bu hükmü düzenlemedeki amacı kanun tasarısı gerekçesinde aşağıdaki şekilde açıklanmıştır:
"Bundan başka ticaret ortaklarına müteallik hukuk kaideleriyle Borçlar Kanununda tanzim edilen adi şirket ve Medeni kanunda düzenlenmiş olan tüzel kişiler arasında lüzumlu ahenk mevcut değildir. Diğer taraftan Borçlar Kanunun 520. maddesinin 2. fıkrasına göre bir şirket, Ticaret kanunda tarif edilen şirketlerin mümeyyiz vasıflarını haiz değilse, o bap ahkamına tabi adi şirket sayılır. Demek oluyor ki ticaret şirketleri, tabiri caizse, şirket ailesine mensup özel tiplerdir. Bunun neticesi olarak adi şirkete bu ailenin anası nazarıyla bakılacaktır. Fakat mantığın icap ettirdiği bu mülahaza gerçeğe uymamaktadır. Çünkü adı şirkete müteallik hükümlerle Ticaret Kanununun 120-526. maddeleri arasında mevcut olması lazım gelen rabıta ve münasebet tesis edilmiş değildir. Bu durum karşısında yapılan tadil işi ticaret şirketlerine dair olan hükümleri Medeni Kanun ile Borçlar Kanunun kabul ettikleri nazari temellere ve pratik hal çarelerine uydurmak ve son yirmi yıl içinde yapılan tecrübelere istinaden bazı hükümleri değiştirmek, yeniden kaleme almak veya ilave etmekten ibaret kalmıştır. Ticaret Ortaklıkları: Yukarıda gösterilen surette Medeni kanunun tüzel kişilere müteallik genel hükümlerine bağlandıktan sonra Borçlar Kanunun adi şirket hakkındaki hükümleriyle Ticaret Kanunun ticaret ortaklarına müteallik hükümleri arasında bir münasebetin kurulması elzem görülmüştür. Tasarının 138. maddesinin maksadı budur. Yürürlükte olan Ticaret Kanununun 123,124,131,134,137,140, 141,144,145. maddeleri Borçlar Kanunun 520-541. maddelerinde kısmen aynen, kısmen değişik bir şekilde mevcut olduğu için sayılan hükümlerin kaldırılması ve onların yerine Borçlar Kanunun adi şirkete müteallik hükümlerinin, her ticaret ortaklığının mahiyetine uygun olduğu nispette ticaret ortaklıkları hakkında da uygulanması en münasip hal şekli sayılmıştır.
Bu gerekçeye göre, Kanun koyucunun görüşü kısaca şöyle özetlenebilir: adi şirket tüm şirket türlerinin temelidir; bu nedenle ticaret şirketleri ile adi şirket arasında uyumlu bir ilişki sağlamak gerekir; bunun içinde, Borçlar Kanunun adi şirkete ilişkin hükümlerini tekrar eden Ticaret kanununa ticaret şirketlerine ait hükümlerini kaldırarak tek bir madde ile adi şirket hükümlerine gönderme yapmak gerekli ve yeterli görülmüştür.
TTK.nun 138. maddesi de, kanun koyucunun bu amaç ve görüşünü yeterli şekilde açıklıkla ifade edilecek bir biçimde düzenlenmiştir. Bu madde hükmü gereğince adi şirkete ait hükümlere ticaret şirketlerine de uygulanabilecektir. Fakat Borçlar Kanunun adi şirkete ait bir hükmünün ticarete şirketlerine uygulanabilmesi için bazı şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Bunlardan 1. ticaret şirketine mahsus hükümler arasında konuya ilişkin bir hükmün bulunmaması; 2. Borçlar Kanunun adi şirkete ilişkin 520-541. maddelerinde konuya uygulanabilecek bir hükmün mevcut olması: 3. de, Borçlar Kanununda mevcut olan bu hükmün ticaret şirketinin mahiyetine aykırı düşmemesidir.
Bu açıklamalardan sonda, infisah yönünden, Borçlar Kanunun adi şirkete ait 535. maddesi ile TTK.nun anonim şirketlere ait 434. maddesi hükümleri karşılaştırıldığı takdirde, her ikisinde de şirket sözleşmesindeki sürenin bitmesi ile şirketin sona ereceği (infisah edeceği) hükmünün mevcut olduğu gözlenmektedir (BK. m. 535/1.5; TTK. m. 434/1.1.). Fakat, TTK.nun anonim şirkete ilişkin hükümleri arasında, süresi bitmiş olmasına rağmen faaliyetine devam eden bir anonim şirketin akıbeti hakkında bir hüküm yok iken, adi şirkete ait Borçlar Kanunun 536/2. maddesinin son cümlesinde, "Mukaveledeki muayyen müddetin hitamından sonra zımnen devam etmekte olan şirket muayyen olmayan bir müddet için tecdit edilmiş sayılır" şeklinde bir hükmün mevcut olduğu görülmektedir. Türk Ticaret Kanunundaki bu boşluğun BK.nun 536/2-son cümlesindeki hükmün uygulanması suretiyle doldurulması gerekecektir. Ancak, Borçlar Kanunundaki bu hükmün anonim şirketlere uygulanabilmesi için hükmün, anonim şirketin mahiyetine uygun düşmesi de lazımdır. Ticaret şirketleri, genelde, şahıs şirketleri (kollektif, komandit) ve sermaye şirketleri (anonim, limited gibi) olarak ikiye ayrılırlar. Adi şirket de bir şahıs şirketidir. O halde BK.nun 536/2-son cümlesindeki hükmün anonim şirketlerin mahiyetine aykırı düşmediği ve bu şirket türüne uygulanabileceğinin kabulü gerekmektedir. Bu kabul şeklini destekleyen diğer bir husus da eski Ticaret Kanununun ticaret şirketlerine ilişkin genel hükümleri arasında bulunan 145. maddesindeki, "müddeti muayyenenin hitamından sonra fiilen devam etmiş olan bir şirket, gayrımuayyen bir müddet için temdit edilmiş ad ve itibar olunur" hükmünün bulunmasıdır. Eski TK.nundaki bu hüküm yürürlükte olduğu sürece, türü ne olursa olsun tüm ticaret şirketlerine uygulanmıştır veya uygulanması gerekmiştir. Eski TK.nundaki bu hüküm BK.nun 536/2-son cümlesindeki hükmün bir tekrarından ibaret olduğu için TTK. tasarı gerekçesinde de belirtildiği gibi, tekrardan kaçınmak için diğer maddelerle birlikte kaldırılmış ve onların yerine TTK.nun 138. maddesiyle Borçlar Kanunun adi şirket hükümlerine, bu arada 536/2-son cümlesi hükmüne de genel bir gönderme yapılmıştır.
Bütün bu açıklamalar göstermektedir ki, anasözleşmesinde belirtilen süre bitmiş olmasına rağmen faaliyetine devam eden bir anonim şirketin durumu hakkında Türk Ticaret kanununda bir hüküm bulunmadığı için ve anonim şirketin mahiyetine de aykırı düşmemesi nedeniyle TTK.nun 138. maddesinin yollamasıyla, Borçlar Kanunun adi şirkete ilişkin 536/2-son cümlesi hükmünün uygulanması mümkündür ve bunun sonucu olarak bu durumdaki bir anonim şirketin kendiliğinden süresiz bir anonim şirkete dönüştüğünün kabulü gerekir. Bu kabulün doğal sonucu olarak da şirketin süresi bitmesi nedeniyle infisah ederek tasfiyeye girdiği ve TTK.nun 439/2. maddesi gereğince şirket ehliyetinin ve TTK.nun 440. maddesi gereğince de şirket organlarının görev ve yetkilerinin sınırlı hale geldiği söylenemez. Şirket organları anasözleşme değişikliği dahil, yasal yetkilerine giren tüm kararları alabilirler.
TTK.nun kollektif şirketlere ilişkin 189. maddesinde BK.nun 536/2-son cümlesindeki hükmün tekrar edilmesi, buna karşın anonim şirketlere ilişkin maddelerle böyle bir hüküm getirilmemiş bulunması hususuna gelince, bu durum Kanun koyucunun Kanun tasarısı gerekçesindeki açıklamaları ve adi şirketin tüm şirket türlerinin esası olarak kabul edilmesi, süreli veya süresiz olabilme olanağının hem şahıs, hem de sermaye şirketlerine tanınmış bulunması; TTK.nun 138. maddesinin tüm ticaret şirketlerini kapsamına alan bir madde olması, anonim şirketlere ilişkin Türk Ticaret kanunu hükümleri arasında süresi bitmiş olmasına rağmen faaliyetine devam eden bir anonim şirkete uygulanacak bir hüküm mevcut bulunmamasına göre TTK.nun 138. maddesinin yollamasıyla BK.nun 536/2-son cümlesi hükmünün uygulanması olanağının meydana çıkması karşısında, sonucu etkiler nitelikte görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan şekilde, süresi bitmiş olmasına rağmen faaliyetine devam eden bir anonim şirket süresiz hale gelmiş olmakla birlikte, şirket genel kurulunun bu yönde ayrıca bir karar alması ve anasözleşmeyi değiştirmesi de gereklidir. Doğaldır ki, tam ehliyete sahip şirket ve organları, şirketin süresiz hale geldiğini tespit edebilecekleri gibi şirket için değişik bir süre de kabul edebilirler.
Açıklanan tüm bu nedenlerle, anasözleşmesindeki süresi bitmiş olmasına rağmen faaliyetine devam etmiş, bu suretle süresiz bir anonim şirket haline dönüşmüş olan davacı şirket genel kurulunun şirket süresinin 30 yıl daha uzatılması yönünde aldığı kararda yasalara aykırı bir durum bulunmadığından aynı görüşle hüküm tesis eden mahkeme kararının onanması gerektiği sonucuna varıldığından davacı tarafın HUMK.nun 440 ve d. maddelerine uygun bulunan karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.
Sonuç: Davacı tarafın karar düzeltme isteminin kabulü ile Hukuk Genel Kurulunun 1983/11-218 esas, 1985/561 karar sayılı ve 05/06/1985 günlü bozma kararının kaldırılmasına ve yukarıda gösterilen nedenlerle davalının temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 492 sayılı Harçlar kanunun değişik 13. maddesinin İ bendi gereğince harç alınmamasına, 25.02.1987 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy