(1086 S. K. m. 202)
Dava: Taraflar arasındaki "hükmen tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, (Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesi)nce davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 15.7.1985 gün ve 10-531 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay Ondördüncü Hukuk Dairesi'nin 1.4.1986 gün ve 1985/6518-1986/2152 sayılı ilamiyla;
(..Davalıya dava dilekçesi 8.1.1985 günü tebliğ edilmiş ve 10 günlük süre içerisinde davaya cevap verilmemiştir. Bundan sonra 29.4.1985 günlü üçüncü oturumda ibraz edilen 19.4.1985 günlü dilekçe ile vaki olan zamanaşımı savunması, savunmanın genişletilmesi sayılır. Davacı Mehmet Ali'de 29.4.1985 günlü dilekçesi ile savunmanın genişletilmesine muvafakatı olmadığını bildirmiştir. Bu durumda zamanaşımı savunması nazara alınmaz. Bu itibarla tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda ibraz edecekleri delillerin toplanması, işin esasının incelenmesi ve hasıl olacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu veçhile davanın reddi isabetli bulunmamıştır...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden: Davacı vekili.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava hükmen tescil isteğine ilişkin olup, Özel Daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık zamanaşımı iddiasının savunmasının genişletilmesi niteliğinde bulunup bulunmadığı noktasına ilişkindir.
8.1.1985 günü davalıya tebliğ edilen dava dilekçesine karşı davalı vekili 19.4.1985 günlü dilekçesi ile zamanaşımı def'inde bulunmuştur. 29.4.1985 günlü oturumda davacıya elden verildiği belirtilen dilekçeye karşı (Benim tapuya tescil istemem konusunda Birliğe müracaatım üzerine 10 yıllık süre geçmemiştir. Kabul etmiyorum, Olayda zamanaşımı yoktur) şeklindeki davacı beyanı zabıtlara böylece geçmiştir. Oturumdan sonra yine 29.4.1985 gününde verilen dilekçe ile davacı zamanaşımı savunmasına, savunmanın genişletilmesi niteliğinde bulunduğunu ileri sürerek muvafakat etmediğini bildirmiştir.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere davacı zamanaşımı savunmasına karşı esasına cevap vermemiş, olayda madde zikretmek suretiyle zamanaşımının gerçekleşmediğini iddia etmiştir. Olayın bu akış tarzı karşısında zamanaşımı savunmasının esasına cevap verildikten sonra yeni bir dilekçe ile savunmanın genişletilmesine muvafakat edilmediğinin bildirilmesi hukuki sonuç doğurmaz ve savunmanın genişletilmesi yasağının uygulanmasından söz edilemez.
Her ne kadar davacı zamanaşımı def'ini kapsar dilekçenin muhteviyatına elden verilmesi nedeniyle duruşmada muttali olmadığını, duruşmadan çıkınca öğrenmekle hemen bir dilekçe ile karşı koyduğunu ileri sürmüş ise de, zamanaşımı savunmasını öğrenmeyen bir kimsenin; duruşmada bu yönden cevap vermesi hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğinden, başka bir anlatımla bu yolda dilekçenin verilmesini takiben zamanaşımının esası hakkında cevap verilmesi zamanaşımı savunmasını öğrenmiş olmayı da kapsayacağından bu görüşe çoğunluk katılmamıştır. O halde olayda savunmaların genişletilmesi yasağının uygulama yeri bulunmadığından direnme uygun bulunmakla zamanaşımının esası yönünden temyiz incelemesi yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı doğru olup, zamanaşımının incelenmesi için dosyanın Ondördüncü Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine, 15.5.1987 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğuyla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy