(743 S. K. m. 260, 457)
Taraflar arasındaki ıskatın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Beyoğlu Asliye 1. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.3.1985 gün ve 1983/352 - 1985/183 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,
(...Miras bırakana veya ailesine karşı kanunen yükümlü olduğu görevlerini yerine getirmekte (ifada) büyük bir kusur işleyen (irtikap eden) saklı pay sahibi mirasçı, ölüme bağlı tasarrufla mirastan ıskat olunabilir (MK. 457/2). Miras bırakana karşı ağır cürüm (suç) işleyen kişi de aynı yolla mirastan ıskat olunabilir (MK. 457/1).
Ana ve baba ve çocuklar birbirine karşı, aile yararlarının gerektirdiği yardımda bulunmak ve bu kurallara uymakla yükümlüdür (MK. 260). Ailenin şerefi ortaktır. Onun için reşit bile olsa, çocuklar, baba ve analarının şerefini, onur ve haysiyetini gözetmek ve korumakla görevlidir.
Tanıklardan Gül Erman, konuşma sırasında ve işyerinde davalının, babasına (haram yiyiciler, haram yiyiciler, burada oturmaya utanmıyor musunuz?) dediğini ve yine babasının yazıhanesinde yüzüne karşı (genel ev işlettiğini ) söylediğini ifade etmiştir. Tanık Melih Akgün ise ifadesinde davacının babasına (haram yiyiciler) dediğini duyduğunu açıklamış ve Gül Erman'ın beyanını teyit etmiştir. Öte yandan davacı babasının yaşlılığın ileri sürerek vesayet altına alınmasını istemiş, bu iddianın ispatlanması konusunda delil göstermiş, ikame ettiği tanıklardan Abdullah, miras bırakanın iş yerine gelenlere fuhuş yaptırdığını ifade eylemiş, tanık Sertaç ise, miras bırakanı namuslu kazanç sağlamadığı için kızı ile kimsenin evlenmediğini ve bu yüzden kızının Amerika' ya gittiğini açıklamıştır. Adlî Tıp raporuna göre davacının ihbar ve şikâyet hakkını kötüye kullandığı söylenemez. Ne var ki, davacının Anayasadan doğma hakkına dayanarak babasının sui idare ve akıl zayıflığını ileri sürdüğü davada konu ve ihbarla hiçbir ilgisi olmayan ithamlarda bulunan kendi tanıkları Abdullah ve Sertaç'ın ifadelerine karşı çıkmaması, zimnen de olsa benimsemesi asla hoş görülecek bir davranış değildir. Bu tutum az önce belirtilen Medenî Kanun'un 260. maddesi aracılığı ile 457/2. maddesinin unsurlarını oluşturur. Yani ıskatı haklı kılar. Öteki tanık sözleri ise babasına karşı onur kırıcı, ağır nitelik taşıyan bir hakaret olup, bu eylemler ise Medenî Kanun'un 457/1. maddesinin uygulanmasına hak verir. Yukarda açıklanan olaylar ve eylemler karşısında, miras bırakanın ıskatı tasarrufu haklı sebebe dayanmaktadır. Bu bakımdan ölüme bağlı tasarruf geçerli olup, davanın reddi gerekirken, açıklanan yönler gözetilmeden iptal kararı verilmesi Usul ve Kanun'a aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Medenî Kanun çocuğun ana, babasına riayete mecbur olduğunu öngörmüştür. Bu hükmün çocuğun ana, babasına karşı duygusal alandaki görevleri açısından önemini belirtmeye gerek yoktur. Medenî Kanun'un 457 nci maddesi mirastan ıskat sebepleri arasında muris veya ailesine karşı kanunen mükellef olduğu vazifeleri ifada büyük bir kusur irtikap eylemeyi de saymıştır.
Davacı 19.10.1981 günlü dilekçede babası hakkında aynen; Meşhur kanun kaçağı müflis M.Ş.'nin yakını olan ve ona beraber yaşadığı F. isimli kadınla borç para veren babam taşınmazı satarak yurt dışına döviz kaçıracaktır. Bu hususta tecrübesi vardır sözlerini kullanmış; haciz dosyasındaki 12.6.1980 tarihli dilekçesinde de; müstakbel miras haklarımız tehlikededir. Babamın hacir altına alınmasına ve benim vasi tayinime karar verilsin demiştir. 25.8.1980 günlü dilekçesinde babasının gayrimeşru ilişkiler içerisinde olduğunu, malının tasarrufunu israf şeklinde yaptığını, belirtmiştir. Davacının bizzat yazdığı dilekçelerle babasına karşı kullandığı sözler, tanıklar tarafından mirastan ıskatı gerektirir hallere ilişkin olarak söylenenleri de ayrıca doğrular niteliktedir. Esasen bu sözler davacının babasına karşı taşıdığı duygusal durumu da açıklıkla göstermektedir. Diğer taraftan hacir altına alınmayı gerektirir bir durum mevcut olmadan pek ağır sözlerle ve üstelik hacir altına alınacak kişinin değil de miras haklarının tehlikeye girdiğini açıkça belirterek kişisel endişelerle talepte bulunma keyfiyeti de birlikte mütalâa olunduğunda yukarda değinilen yasal esaslar karşısında davanın reddi gerektiği sonucuna varılmaktadır. Bu nedenlerle mahkemece, özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Direnme kararı bozulmalıdır.
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının yukarıda ve özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy