(743 S. K. m. 507) (818 S. K. m. 515)
Dava: Taraflar arasındaki tenkis davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Eskişehir Asliye 1. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 17.7.1986 gün ve 1984/263-1986/570 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 5.2.1987 gün ve 11837-739 sayılı ilamıyla; (Gerçekten ölünceye kadar bakma sözleşmeleri ivazlı, yani karşılığı olan sözleşme türlerindendir. İvaz, temlikte bulunan kişinin ölünceye kadar bakıp gözetilmesinden ibarettir. Bakıp gözetme hususu gerçeğe dayanmadığı zaman karşılıksız bir sözleşme meydana gelir. Böylece gizli bağız söz konusu olur ki, bu takdirde Medeni Kanunun 507/son maddesi hükmü gereğince tasarrufun tenkis edilmesi gerekir. Nitekim Borçlar Kanununun 515. maddesinde şartlar varsa ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin tenkise tabi olduğu açıkça ifade edilmiştir.
Bir kimsenin anasına, babasına ve eşine ya da başka yakınlarına bakıp yardım etmesi ahlaki bir görev ise de görevin sınırı aşıldığı, yani bakıp gözeten için bu durum külfet teşkil ettiği zaman, hizmetin karşılığında bir şey istemesi yada olayda olduğu gibi taşınmaz temellük edilmesi hukuka uygun düşer. Onun için olayda davalı çocuğun anası Zarife'ye bakması tabiidir.
Olayda miras bırakan 1974 yılında ölünceye kadar bakma akti ile davalıya taşınmaz temlik ettiği, ölümünden kısa bir süre önce yatalak olduğu ve 29.10.1983 günü öldüğü gerçekleşmiştir. Şu durumda miras bırakan sözleşmenin yapıldığı tarihte özel bir bakıma muhtaç bulunmadığına ve davalı kanunen ve ahlaken anasına bakmakla yükümlü olduğuna göre tarafların davacıların saklı paylarını ortadan kaldırmak amacı ile hareket ettiklerinin kabulü zorunludur. Sözleşme sırasında özel bakıma muhtaç olmayan miras bırakanın ölümünden bir süre önce yatalak olması da başlangıçtaki kastını ortadan kaldırmaz. Bu sebeple kastın kabulü ile tenkis hükümleri çerçevesinde inceleme yapılıp sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken kastın değerlendirilmesinde yanlışa düşülerek davanın reddedilmesi usul ve kanuna aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacılar vekili miras bırakanları olan annelerinin taşınmaz maldaki payını kardeşleri olan davalıya, ölünceye kadar bakma sözleşmesi gereği olarak bağışladığını; davalının miras bırakana bakım borcunu yerine getirmediğini; miras bırakanın davalıyı kayırıp müvekkillerinin saklı paylarına tecavüz ederek hareket ettiğini iddia ile bağış tenkis edilerek saklı paylarının davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir. Mahkeme davayı kabul etmiş, Özel Daire bir kimsenin ana, babasına veya eşine bakmasının ahlaki bir görev olduğu; ancak bakımın bir külfet teşkil etmesi, özül külfetli bir bakım ihtiyacının mevcudiyeti halinde karşılığında olayda olduğu gibi taşınmaz temellük edilmesinin hukuka uygun düşeceği, miras bırakanın sözleşmenin yapıldığı tarihte özel bir bakım ihtiyacı içerisinde bulunduğu ispat edilemediğine göre, miras bırakanın davacıların saklı paylarını ortadan kaldırma amacı ile hareket ettiğinin kabulü gerektiği nedenleri ile kararı bozmuş, mahkeme direnmiştir.
Öncelikle şu husus belirtilmelidir ki bir kimsenin gerek maddi ve gerekse manevi açıdan geleceğini güvence altına almak amacı ile tüm çocukları ahlaki yönden kendisine bakmakla yükümlü olmakla birlikte, bunlardan birinin kendisine samimiyetle daha iyi bakacağı düşüncesi ile tercih edilerek onunla ölünceye kadar bakma sözleşmesi yaparak taşınmaz bir malını temlik etmesi en doğal hakkıdır. Diğer taraftan bu durumda özel bakım ihtiyacının varlığını aramak başka bir anlatımla özel bakım ihtiyacının mevcut olmaması halinde mal kaçırmak kastının gerçekleştiğinin kabulü de hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurur. Şöyle ki, özel bakım ihtiyacı olmamakla beraber ölünceye kadar bakım sözleşmesi yapılan çocuk miras bırakanla gerçekten maddi, manevi bir yönden ilgilenip sağlığında ihtiyaçlarını da karşılamış; diğeri hiçbir suretle ilgilenmemiş, örneğin ziyaret görevini dahi yerine getirmemiş ise özel bakım ihtiyacı yoktur gerekçesiyle uyuşmazlığı çözümlemek kuşkusuz her iki çocuğu aynı duruma getirecek ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Sonuçları hasıl olacaktır. Ancak miras bırakanın sözleşmeyi yaparken diğer mirasçılardan mal kaçırmak kastı ile hareket ettiği anlaşılırsa kuşkusuz durum değişir.
Olayda davalının ölünceye kadar bakma sözleşmesinin gereklerini davalının tamamen yerine getirdiği dosyadaki delillerle anlaşılmış; davacı taraf miras bırakanın kendilerinden mal kaçırmak kastı ile hareket ederek muvazaaya dayalı sözleşme yaptığını ispat edememiştir. Bu nedenlerle usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı (1000) lira bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığı için 16.03.1988 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy