(743 S. K. m. 887, 639) (3402 S. K. m. 14, 17, 20) (766 S. K. m. 33)
Dava: Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Enez Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 16.4.1986 gün ve 129 - 68 sayılı kararın incelenmesi davalı temsilcisi tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 15.9.1986 gün ve 7782 - 7977 sayılı ilamı:
(... Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma hükme yeterli bulunmamaktadır. Davacı tapulamada 1937 ihdas tarih ve 656 tahrir numaralı vergi kaydına istinaden adına tespit ve tescil olunan 684 sayılı parselin miktar fazlası olduğundan bahisle hazine adına tespit ve tescil olunan 851 sayılı parselin tapu kaydının zilyedliğe istinaden kısmen iptalini ve adına tescilini istemiştir. Mahkemece istemin kabulü cihetine gidilmiştir. Davacı adına tespit ve tescil olunan 684 sayılı parsele uygulanan 937 tarih ve 656 sayılı vergi kaydının güney sınırı orman olmaktadır. Bu durumda zilyedliğe dayalı olan işbu davada iddianın vergi kaydı derecesinde kuvvetli bir delil ile ispat edilmesi gerekir. Bu itibarla davacıdan iddiasını ispata yarar bu tür bir delili olup olmadığı sorulmak, bildirildiği takdirde incelenip gereği yapılmak ve deliller birlikte takdir olunarak sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken sadece şahadete dayanılarak hükmün kabulü cihetine gidilmiş olması isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle hükümden sonra yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun olayda uygulama yerinin bulunup bulunmadığının da incelenmesi gerektiğine göre Hukuk Genel Kurulu'ncada benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 16.12.1987 gününde BOZULMASINA, oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı Fettah Pesen vergi kaydı, satınalma ve ekleme zilyedliğe dayanarak 851 parsel sayılı taşınmazın teknik bilirkişi tarafından düzenlenen krokide (A) harfi ile gösterilen bölüme ilişkin Hazine adına oluşturulan tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Taşınmazın Hazine adına tespit ve tapuya tescil edildiği güne kadar davacının bu bölüm üzerinde sürdürdüğü ekleme zilyetliğin taşınmaz edinmek için yeterli 20 yıllık süreyi geçtiği mahkemece yapılan keşif ve uygulama, dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözleri, toplanıp daire olarak değerlendirilen diğer delillerle saptanmıştır.
Kaldı ki, bu konuda daire ile mahkeme arasında uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, uzman bilirkişi tarafından düzenlenen krokide (A) harfi ile gösterilen bölümün orman olup olmadığı ve bu kesimin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle iktisabının mümkün bulunup bulunmadığı yönünde toplanmaktıdır.
Bölgede orman kadastrosunun yapıldığı saptanmıştır. Orman kadastrosuna tabi tutulan yerlerde bir taşınmazın orman olup olmadığı, orman sınırlandırma harita ve tutanağının uygulanması suretiyle belirlenir. Dairelerin tüm uygulamaları bu doğrultudadır. Mahkemece, taşınmazın tümünün ve bu meyanda dava konusu edilen bölümün orman sınırlandırma harita ve tutanağının kapsamı dışında kaldığı uzman bilirkişinin gerekçeli raporu ile saptanmıştır. Bu durumda, dava konusu taşınmazın devlet ormanı olduğundan söz edilemez. Diğer yandan, orman işlerinde uzman bilirkişi ise dava konusu taşınmazın eski kültür toprağı olduğuna, davacının dayandığı vergi kaydının revizyon gördüğü 684 parsel sayılı taşınmazla aynı fiziki yapıya sahip bulunduğunu raporlarında vurgulamışlardır.
Öbür taraftan 766 sayılı Tapulama Yasası 3402 sayılı Kadastro Kanunu ile yürürlükten kaldırılmış, sözü edilen yasanın geçici 4. maddesinde anılan yasa hükümlerinin derdest davalarda da uygulanacağı kuralı getirilmiştir. 3402 sayılı yasanın 45. maddesi hükmünce orman niteliğini yitiren taşınmazların dahi kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle iktisabına olanak sağlanmıştır. Saniyen; 3402 sayılı yasanın 20. maddesi hükmü ile dayanılan belgelerin kapsamının belirlenmesinde de yeni ilkeler getirilmiştir. Bu ilkelerden biri de vergi kaydı yüzölçümü dışında kalan taşınmazın arzettiği fiziki özelliklerin vergi kaydının kapsamı içinde kalan bölümle ayniyet arzetmesidir. Olayımızda, bu koşul da gerçekleşmiştir. Bunlardan başka, taşınmazın tümünün yüzölçümü 3 hektardan az olup, bu nitelikteki yerlerin 6831 sayılı yasanın değişik 1. maddesi hükmünce oran olarak nitelendirilmesi de mümkün değildir. Oysa, taşınmazın öncesinin dahi orman olmadığı dosyadaki olgu ve bulgularla belirlenmiştir. Vergi kaydı mülkiyet belgesi değildir. Vergi kaydında ormanın sınır olarak gösterilmiş olması, bu sınır yönünün orman olduğu anlamına gelmez. Bu nitelikteki belgeler eylemli durumla doğrulanmadığı takdirde sınır yönünden taraf aleyhine yorumlanamaz.
Sonuç olarak; davacı yararına Medeni Kanunun 639; 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun hüküm gününde yürürlükte bulunan 33, 3402 sayılı yasanın 14. ve 17. maddelerinde yazılı koşullar davacı yararına gerçekleşmiştir. Bu nedenlerle hükmün onanması gerekir. Aksi görüşü kabul, benimsenen ilkelere, dairelerin uygulamalarına ve mevzu hukuka ters düşer. Bu sebeplerle çoğunluğun bozmaya ilişkin görüşüne katılmak mümkün olmamıştır.
Full & Egal Universal Law Academy