(743 S. K. m. 2) (1475 S. K. m. 14, 98)
Dava: Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; KOCAELİ 1. İş Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 14.5.1986 gün ve 3-80 sayılı kararın incelenmesi davalı işveren vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 18.6.1986 gün ve 5143-6230 sayılı ilamı:
(...İ.K nun 14/4. maddesinde emeklilik halinde kamu kurum ve kuruluşlarında geçen hizmetlerin birleştirilmesi kabul edilmişse de aynı maddenin bundan sonra gelen hükümlerinde bu birleştirmeye bazı sınırlandırmalar getirilmiş, aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmiyeceği kuralı da bu sınırlamalar içinde yer almıştır. Yasanın bu hükümleri kamu düzeni ile ilgili bağlayıcı nitelik taşıyan hükümlerdir. Hatta bu esaslara aykırı hareket aynı yasanın 98. maddesinde cezai yaptırıma bağlanmıştır. Onun için sözleşmelerdeki aksi doğrultuda hükümlere itibar edilemez.
Davacı, 22.9.1964-9.7.1968 tarihleri arasında T.P.A.O.'da çalışmış kadro lağvı nedeniyle iş akdi feshedilmiş ve o zamanki kıdem tazminatını almıştır. Davacı daha sonra 9.6.1969 tarihinde PETKİM'e girmiş ve çok zaman sonra evvelce aldığı kıdem tazminatını iade etmiş olması yasanın yukarıda açıklanan buyurucu hükmüne aykırı düşeceğinden ve tazminatının iadesi suretiyle hizmetin ihyası mümkün olmadığından aksine oluşturulan sözleşme hükmüne de itibar edilemeyeceğinden davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi Usul ve Yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi hükmüne göre, aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmez. Bu hüküm kamu düzeniyle ilgili olup, buna aykırı hareket, aynı yasanın 98. maddesinin (D.) bendinde cezai müeyyideye bağlanmıştır. Kanunun bu hükmü ve özel dairenin, bu hükme uygun ilkeleri tartışılamaz.
Ancak; olayımızda, az yukarıda belirtilen ilkeyi sarsmayan bir özellik vardır. Davacı işçi, kadrosuzluk nedeniyle iş akdinin feshi üzerine almış bulunduğu kıdem tazminatını, davalı yanında işe girerken, davalı işverenin şart koştuğu "kıdem tazminatının önceki işverene iadesi" şartını yerine getirerek, 4.6.1969 günü geri vermiş ve böylece davalı PETKİM'de 9.6.1969 günü işe başlayabilmiştir. Görülüyor ki; davacı işçi, önceki döneme ilişkin sürenin, kıdem tazminatının hesabında, davalı PETKİM tarafından sonradan gözönünde tutulacağı hususunda davalının kendisinde doğurduğu güvene dayanarak, aldığı günden itibaren onbir ay sonra iade etmiş ve işe girmiştir. Tüm bu olaylar 2320 sayılı Yasa'nın yürürlüğünden çok önce gerçekleşmiştir. Artık olayımızda; davacının, MK. nun 2. maddesiyle de korunan iyi niyeti gerçekleşmiştir. Şu hususta belirtilmelidir ki olayda aynı kıdem süresi için iki defa kıdem tazminatı ödenmesi hali söz konusu değildir.
Sonuç: Davalı işveren vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 2.12.1987 günü yapılan ilk görüşmede üçte iki karar çoğunluğu sağlanamadığından, ikinci görüşmede salt çoğunlukla 23.12.1987 gününde oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı, Türkiye Petrolleri A.O. işyerinde çalışmakta iken, kadro lağvı nedeniyle hizmet akdi 9.7.1968 tarihinde feshedilmiş, bu işyerindeki çalışmasına ait kıdem tazminatı da kendisine ödenmiştir.
Davacı, sonradan, 9.6.1969 tarihinde ayrı bir kamu iktisadi teşebbüsü olan PETKİM Petro-Kimya A.Ş.'i işyerine girmiş, işe alınması için koşulan şart uyarınca aldığı kıdem tazminatını da TPAO'ya iade ederek, Petro-Kimya işyerinde çalışmasını sürdürmüştür.
Son işveren olan davalı PETKİM Petro-Kimya AŞ'den 1984 yılında emekli olurken, bu işyerindeki hizmet süresi için kıdem tazminatı ödenmiş, TPAO da geçen hizmet süresi için bir ödeme yapılmamıştır. Ancak iade ettiği kıdem tazminatı tutarı kendisine geri verilmiştir.
Davacı, bu dava ile TPAO'da geçen hizmet süresinin de son işverence kıdem tazminatı hesabında nazara alınmasını istemiştir.
Mahkeme istek gibi karar vermiş, bu karar davalının temyizi üzerine özel dairece bozulmuş, mahkeme önceki kararında direnmiştir.
Konu, 1475 sayılı İş Kanunu'nun kıdem tazminatını düzenleyen 14. maddesinin uygulanmasıyla ilgilidir.
Gerçekten bu maddede, kıdem tazminatı ödenmesiyle ilgili bazı esaslar getirilmiştir.
Bu esaslardan biri de aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmeyeceğine dair olan hükümdür. Uyuşmazlık bu fıkra hükmünün uygulanmasından doğmaktadır.
Sözü edilen yasa hükmü, 1967 yılında yürürlüğe konulan 931 sayılı İş Kanunu ile getirilmiş, 1475 sayılı İş Kanunu'nda da aynen muhafaza edilmiştir. 17.10.1980 gün ve 2320 sayılı yasanın 3. maddesiyle de 14. madde hükümlerine aykırı harekette bulunarak orada öngörülen esaslar dışında kıdem tazminatı ödenmesi hali, ayrıca cezai müeyyideye bağlanmıştır. Kuşkusuz, 14. maddenin bu hükmü, diğer hükümleri gibi kamu düzeni ile ilgili olup, mutlak emredici karakteri haizdir. Bu nedenle uyulması zorunludur ve bu hükme aykırı uygulama ve sözleşme geçersizdir.
Hükmün emredici niteliği, 2320 sayılı kanunla sağlanmış olmayıp, 931 sayılı İş Kanunu döneminden itibaren bu niteliğe sahiptir.
Şu durumda, mahkemenin kararında yer verdiği 1978-1980 dönemi Toplu İş Sözleşmesi'nin, kıdem tazminatının iadesi halinde işçinin önceki hizmet süresinin son hizmeti ile birleştirilerek son işverence tamamı üzerinden kıdem tazminatı ödeneceğine dair olan 30. maddesi hükmü ve buna göre yapılmak istenilen uygulama kanuna aykırı olup, geçersizdir. Bu itibarla mahkemenin Toplu İş Sözleşmesi hükmüne dayanmasında isabet yoktur.
Öte yandan, olayda MK'nin 2. maddesine de dayanılamaz. Zira, kanuna aykırı durumlarda MK'nin 2. maddesinin uygulanması mümkün değildir.
Olayda gerek davacı, gerekse davalı işverenin bu tür uygulamaların kanuna aykırı olduğunu bilmeleri gerekir.
Böyle olunca davacının MK'nin 2. maddesinden yararlanması söz konusu olamaz. Hukuksal açıdan başkaca gerektirici bir neden de yoktur.
Bunun sonucu olarak, direnme kararının, özel dairenin bozma kararı doğrultusunda bozulması gerektiği kanaatiyle çoğunluk görüşünden ayrılıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy