(743 S. K. m. 169) (2004 S. K. m. 150) (6762 S. K. m. 522, 532) (6183 S. K. m. 22)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın kaldırılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin İcra Tetkik Merciince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.5.1986 gün ve 250-728 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 18.4.1988 gün ve 3891-5067 sayılı ilamıyla;
(...Borçluların en büyük hisse sahibi ve yöneticileri, şirketin borcu için karılarının verdiği ipotekleri geçerli olmasının M.K.'nun 160. maddesi gereğince Sulh Hakimi tasdikiyle, mümkün olduğu, bu cihetin kamu düzeniyle ilgili olup re'sen nazara alınması gerektiği düşünülmeden itirazın kaldırılması isabetsizdir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Karar: Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü :
Türk Medeni Kanunu'nun 169. maddesi hükmünce: Karı koca arasında her nevi hukuki tasarruf caizdir. Karının şahsi mallarına veya mal ortaklığı usulüne tabi mallara dair karı koca arasındaki hukuki tasarruflar, Sulh hakimi tarafından tastik olunmadıkça muteber olmaz. Koca menfaatine olarak karı tarafından üçüncü şahsa karşı iltizam olunan borçlar için dahi hüküm böyledir. Yasa'nın bu düzenlemesi esas itibariyle üç hükmü kapsamaktadır. Karı koca arasındaki her nevi hukuki tasarruf caizdir şeklindeki ilk hüküm, evlenmenin kadının hukuki ehliyetini kısıtlamadığı yolundaki genel prensibin karı koca arasındaki hukuki işlemler açısından özel olarak teyidi niteliğini taşımaktadır. Yasa koyucu bu genel prensibe 169. maddenin müteakip iki hükmü ile iki önemli istisna getirmiş bulunmaktadır. Bunlardan ilki Karının şahsi mallarına veya mal ortaklığının usulüne tabi mallara dair karı-koca arasındaki hukuki tasarruflar Sulh hakimi tarafından tasdik olunmadıkça muteber olmaz hükmü ile düzenlenmiştir. Bu hükmün düzenlenmiş biçiminden anlaşılacağı üzere, ilk istisna doğrudan doğruya mal birliği ve mal ortaklığı rejimlerine ilişkin olup, konumuzla ilgili olmadığı gibi, yasal mal rejimi olarak mal ayrılığını benimseyen memleketimiz bakımından fazla ameli bir önemi bulunmamaktadır.
İkinci istisna Koca menfaatine olarak karı tarafından üçüncü şahsa karşı iltizam olunan borçlar için dahi hüküm böyledir. yolundaki düzenleme ile birinci istisnanın tabi olduğu sınırlamaya atıfta bulunan hükümle oluşturulmuştur. Burada açıkça görüldüğü üzere sınırlama getirilirken, iltizam olunan borçlara değinilmiştir. Bu durum karşısında koca yararına üçüncü kişilere karşı iltizam olunan borçların Sulh hakiminin tasdikine ihtiyaç gösterdiği tartışmasızdır. Maddede (iltizam olunan borçlar) sözlerinin kullanılmış olması memleketimizde ve İsviçre'de (tasarrufu işlemlerin) madde kapsamına girip girmediği konusunda tartışmalara yol açmıştır. Yasa koyucunun asıl amacı kadını korumak olduğuna göre tasarrufu işlemlerin de Sulh hakiminin tasdikine tabi olduğunun kabulü uygun görülmüştür. (İsviçre'de Federal Mahkeme tasarrufu işlemleri madde kapsamında görmemiştir.) Hal böyle olunca koca yararına karı tarafından üçüncü kişilere karşı gerçekleştirilen ipotek işlemlerinin de geçerli olabilmesinin Sulh Hakiminin tasdikine bağlı bulunduğunun kabulü gerekir. Kural böyle olmakla beraber olayda yararına ipotek işlemleri gerçekleştirilen şirket ile davalılardan kadınların kocaları tamamen farklı kişilikleri haiz olup tasarrufun T.C.Ziraat Bankası'na karşı kocaları yararına gerçekleştirildiğinin kabulü mümkün değildir. Hal böyle olunca olayda MK'nun 169/III. madde hükmünün uygulama yeri bulunmadığından usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.
Sonuç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 1.000. lira bakiye ilam harcını temyiz edenden alınmasına, 17.05.1989 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Yüksek Daire ile Mercii Hakimliği arasındaki uyuşmazlık, limited şirketin borcuna karşı bu şirketin % 70 payına sahip ortaklarının karıları tarafından verilen ipoteğin MK'nun 169. maddesi hükmü gereğince sulh hakiminin tasdikine tabi olup olmadığı noktasında toplanmıştır. Yüksek Özel Daire borçluların büyük hisse sahibi ve yöneticileri, şirketin borcu için karılarının verdikleri ipoteklerin geçerli olmasının MK'nun 169. maddesi gereğince sulh hakiminin tasdikiyle mümkün olduğu, bu onay kamu düzeniyle ilgili olup re'sen nazara alınması gerektiği düşüncesiyle mercii kararını bozmuş, mercii hakimliği bu konuda ipotekle temin edilen borç eşlerin kocaları için değil, ayrı bir tüzel kişi olan limited şirkete ait olduğu gerekçesiyle kararında direnmiştir. Görülüyor ki, çözümlenmesi gereken husus M.K.'nun 169. maddesinin son fıkrasında yer alan menfaat deyiminin yorumu ile ilgilidir. Anılan madde fıkrasında koca menfaatine olarak karı tarafından üçüncü şahsa karşı iltizam olunan borçlar için dahi hüküm böyledir demek suretiyle bir önceki fıkrada sulh hakiminin tasdikinin zorunlu olduğu durumlarda olduğu gibi, karı tarafından koca menfaatine 3. şahsa karşı yaptığı tasarrufların da tasdike tabi olduğu kabul edilmektedir.
1-) Sulh hakiminin onayı kamu düzeniyle ilgilidir. Bu husus MK'nun 169/1. maddesindeki ...sulh hakimi tarafından tasdik olunmadıkça muteber olmaz deyiminden açıkça anlaşılmaktadır. Hakimin onayı alınmadığı sürece yapılan işlem askıda kalacak, hiçbir hüküm ifade etmeyecek ve uygulanmayacaktır. Öğretide de baskın görüş bu doğrultudadır. (Bilge Öztan, Aile Hukuku 1979, sh. 147; M.R. Belgesay, Medeni Kanun Şerhi sh. 143; Egger, İsviçre Medeni Kanun Şerhi, m. 177.T.Çağa Tercümesi No. 18-19; T. Akıntürk, Aile Hukuku sh. 123).
Çünkü, kocanın bozulan ekonomik durumu aileyi doğrudan etkileyeceği için, karının mallarına aileyi ayakta tutacak bir teminat niteliği verilmiştir. Karının malları, koca yararına elden çıktığı takdirde, artık ailenin tutunacak bir geliri kalmamış, sevgi, saygı ve aile birliği sarsılmış olur.
2-) MK'nun 169. m.'de doğrudan ya da dolaylı ayrımı yapılmadan menfaat sözcüğü kullanılmıştır. Yasa koyucunun amacı, kocanın dolaylı şekilde yararlanacağı işlemleri dışlamak olsaydı, maddenin ilk fıkranın birinci cümlesinde olduğu gibi, bunu ayrıca belirtebilirdi. Oysa terim olarak menfaat Türk Dil Kurumu'nun 1988 yılında yayımladığı sözlükte açıklandığı üzere, yarar, çıkar, fayda anlamında olup, somut olayda kocaların cebine girmesi düşünülen her türlü maddi değerleri kapsadığı gibi onu zarardan, iflastan korumaya yönelik tasarrufları da içerir. Çünkü kadının böyle bir tasarrufu olmasaydı, kocanın kazancı ya da zarardan korunması söz konusu olamazı. Yukarıda değindiğimiz Türk Dil Kurumu sözlüğünde örnek olarak Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan naklen şu diziye yer verilmiştir: İnsanları ayıran da, birleştiren de hep menfaat davasıdır.
3-) Limited Şirketin, ortaklarından ayrı olarak tüzel kişiliği mevcut ise de, gerek maddi, gerekse hukuki açıdan aralarında organik bağlar vardır. Şöyle ki:
a) Şirketin sağlayacağı karlar temettü adı altında ortaklara dağıtılacaktır.
b) Davalıların kocaları şirket sermayesinin % 70'ine sahiptir. Kadınların ise şirkette herhangi bir payları yoktur. Payların ödenmesinde ortak kocaları tüm mal varlığı ile sorumludur.
c) Tam tersine, ortakların kişisel borçlarından iflasları halinde, limited şirketin fesih ve tasfiyesi istenebilir. (TTK 522/1.m.). Anılan hükmü somut olaya uygulayarak kocalardan birinin iflas ettiğini varsayalım. Bu taktirde şirketin fesih ve tasfiyesi cümlesinden olarak ipotekler paraya çevrilecek ve satış bedelleri kocanın şirketteki payı oranında iflas masasına girmiş olacaktır. Bunun gibi şirketin iflası durumunda TTK'nun 532. maddesi gereğince kocaların gerek sermaye borcu gerekse edindikleri haksız kar ve faizler nedeniyle haklarında haciz veya iflas yolu ile takip edilecektir.
d) Ortak kocalar tek imza ile borçlu şirketi temsile, borç altına koymaya yetkilidir. Nitekim ipoteğe konu alacağı doğuran kredi sözleşmesi kocalardan birinin imzası ile kurulmuştur. 6183 sayılı Kanun'un 22. maddesi gereğince şirketin yatırılmayan vergi borçlarından yöneticiler şahsen sorumlu tutulmuşlardır.
4-) Tüm bunlar bir yana, ipoteğe konu edilen sözleşmeler gayrimenkul teminat karşılığı verilecek teminat mektupları için yapılacak umumi mukavelename olup, altında borçlu olarak Limited Şirket gösterildikten sonra (müşterek müteselsil borçlular) kısmında hem davalı kadınların hem de kocalarının imzaları mevcuttur. Müşterek ve müteselsil borçlu deyimi gerek İsviçre Federal Mahkeme uygulamasında, gerekse Yargıtay uygulamasında kefalet anlamında kabul edilmektedir. Görülüyor ki Limited Şirketin ortağı olan kocalar aynı zamanda ipotekle temin edilen alacağın kefilleridir. O halde ipotekler, kocaların 3. kişiye yani bankaya karşı olan sorumluluklarının da teminatı durumundadır. İpotek paraya çevrilirse kocalar da kefaletten kurtulmuş olacaklardır. Bundan daha objektif bir menfaat unsuru gösterilemez.
5-) Türk toplumunda aile bireyleri arasındaki sosyal dayanışma İsviçre Toplumuna oranla daha güçlüdür. O halde MK'nun 169. madde amaç yönünden toplumumuz için daha geçerli ve gereklidir.
Tüm bu nedenlerle mercii kararının bozulması gerektiği görüşü ile çoğunluk oyuna karşıyım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy