(743 S. K. m.639)
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Pınarhisar Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 4.7.1988 gün ve 60-161 sayılı kararın incelenmesi Davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 1.Hukuk Dairesi'nin 15.5.1989 gün ve 5422-5825 sayılı ilâmı;
(...Davaya konu 81 ada 12 parsel sayılı taşınmaz, kadastroca sahibi bilinemediğinden bahisle davalı Hazine adına tesbit ve 1940 yılında tescil edilmiştir. Davacı zilyetliğe ve kadastro tesbitinden sonra hasımsız olarak aldığı senetsizden tescil ilamına göre oluşan tapu kaydına dayanarak iptal ve tescil istemiştir. Senetsizden tescil davasında Hazine hasım olmadığı için tescil ilamının ve buna göre oluşan tapu kaydının davalı Hazine'yi bağladığından söz edilemez. O halde 5.2.1953 tarih 6 Nolu tapu kaydının Hazine'ye karşı hukuki değeri yoktur. Zilyetlik iddiasına gelince, taşınmaz, kadastroca sahibinin kim olduğunun bilinememesi nedenine dayanılarak senetsizden davalı Hazine adına tahdit ve 1940 yılında tescil edilmiştir. Temyize konu dava ise 22.2.1988 günü açılmıştır. 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Yasası'nın 22. maddesinin (H) fıkrasının iptaline dair Anayasa Mahkemesi kararı tapuda kayıtlı taşınmazlara ilişkindir. Çekişmeli taşınmazın öncesinin tapuda kaydı olmadığına göre, olayda 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinin kabulü zorunludur. Hal böyle olunca davanın reddedilmesi gerekirken aksine düşüncelerle yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava konusu taşınmaz Kadastroca 2613 sayılı Yasa'nın 22-H maddesi gereğince 1937 yılında Hazine adına tahdit ve 1940 yılında da tescil edilmiştir.
Tesbite esas alınan 2613 sayılı Yasa'nın 22/H maddesinde zilyetliğe dayalı olarak hak arama yönünden 10 yıllık bir süre öngörülmüştür. Olayda ise, davacı tarafından Hazine'nin taraf olmadığı hasımsız olarak 1953 yılında alınan tescil kararının Özel Daire bozma kararında da işaret olunduğu üzere, Hazine'yi bağlamayacağı bir yana zilyetliğe dayalı olarak hak aramak için Yasa'da öngörülen 10 yıllık sürede geçmiş bulunmaktadır. O itibarla, olayda uyuşmazlığın niteliği gereği, davacının davasına dayanak yaptığı Hazine'nin taraf olmadığı dava sonucu alınan tapuya değer verilemeyeceği açıktır. İptal isteğinde dayanılan, zilyetlik hukuki sebebine gelince HGK'nun 29.3.1989 gün 861-211 sayılı emsal nitelikteki kararında da açıkça vurgulanan ilkeye uygun bulunan bu yöndeki Özel Daire bozma kararı da tamamen yerindedir. O halde Usul ve Yasa'ya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy