(743 S. K. m. 639)
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sivrihisar Kadastro Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 4.11.1986 gün ve 290-337 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 16.Hukuk Dairesinin 27.10.1988 gün ve 18888-16755 sayılı ilâmı;
(... Tapulama sırasında niza konusu 4760 Nolu parsel mera olarak sınırlandırılmıştır. Davacı vergi kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmış mahkemece 4760 parsel içerisinde (A) harfi ile gösterilen 20.000 metrekarelik bölümü için davayı kabul etmiştir. Ancak davacının dayandığı vergi kaydı dava dışı ve davacıya ait 4385 Nolu parsele revizyon görmüş kapsamı kadar yer kendisine verilmiş fakat dayanılan 2315 Nolu vergi kaydı nizalı parsel yönünü hali olarak okumaktadır; Ayrıca komşu 4384 parsele revizyon gören 2318 Nolu vergi kaydının batısı da nizalı parsel yönünü aynı şekilde hali olarak okumaktadır. Bu suretle her iki vergi kaydı nizalı parsel yönünü hali okuduğunu ve mera olarak sınırlandırıldığına göre vergi kaydı miktar fazlasının meraya elatmaktan ileri geldiğinin kabulü ile davanın reddi gerekirken kabul edilmesi isabetsizdir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacının iddiasına dayanak yaptığı 2315 Nolu vergi kaydı çekişmeli taşınmaz yönünde hali okumaktadır. Hali sınırı değişebilir nitelikte ve genişletilmeye elverişli olduğundan, kaydın kapsamı kural olarak miktarı ile geçerlidir.
Tapulama sırasında da davacıya dayanak vergi kaydındaki miktar kadar yer 4385 parsel numarası ile bırakılmıştır. Doğu ve batı yönlerinde dava konusu taşınmaza komşu bulunan 4385-4384 ve 4386 parsellere revizyon gören dayanakları vergi kayıtları da çekişmeli taşınmaz yönünde hali okumaktadırlar.
Hali niteliğindeki bir taşınmazın yasada öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinilmesi imkânı mevcuttur. Ancak, dava edilen yer mera olarak sınırlandırılan 2182 dönüm yüzölçümündeki 4760 sayılı parsel içerisinde bulunmaktadır. Bu durumda gerek davacı parseline, gerek komşu parsellere revizyon gören vergi kayıtlarının hali okuduğu çekişmeli yerin eylemli olarak meraya bitişik olması itibariyle meranın uzantısı bulunduğu ve davacının da taşınmazın mera aleyhine genişletmek isteğinde olduğunun kabulü gerekir. O itibarla davanın reddini öngören ve Hukuk Genel Kurulunca da aynen benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Tapulama sırasında dava konusu 4760 sayılı parselin tespiti mera olarak sınırlandırılmak suretiyle yapılmıştır. İtirazı komisyonca reddedilen davacı zilyet bulunduğu 25.000 m2 yüzölçümündeki taşınmazın bir bölümünün tarım toprağı niteliğiyle ve belgeli zilyetliğe dayalı 4385 parsel sayısı ile 5000 m2 olarak adına tespit ve tescil edildiğini arta kalan 20.000 m2 lik bölümünün ise anılan parsel içinde sınırlandırıldığını ileri sürmüş ve adına tescili için dava açmıştır. Bu durumda uyuşmazlık 4760 sayılı parsel içerisinde sınırlandırılan 20 dönüm taşınmazın mera olup olmadığı noktasında toplanmıştır.
Mahkemece yapılan keşifte özellikle yabancı köyden seçilen 1317 (1901) doğumlu bilirkişi ve tanıkların taşınmazın çok eski tarla bulunduğu mera olmadığı, mera ile de sınır bulunmadığı, uzman ziraatçi bilirkişinin taşınmazı 60 cm derinlikte eski ve susuz tarım toprağı olduğu yolundaki gerekçeli raporu ve ayrıca dava konusu taşınmaza sınırdaş bitişik tüm parsellere uygulanan 1936 tarihli vergi kayıtlarında mera değil, hali arazinin sınır gösterildiğinin saptanması gibi müdellel delillerle taşınmazın öncesi bilinmeyen bir süreden beri köyler ve kasaba halkı tarafından kullanılagelen mera olmadığı belirlenmiştir.
Davanın kabulünü öngören mahkeme kararı ile ilgili Dairece sadece ve sadece üç yönde taşınmazı çevreleyen komşu taşınmazlara ait 1936 günlü 50 yıl öncesindeki arazi yazımına ait vergi kayıtlarında çekişmeli ve onun devamı olan arazinin hali olarak belirtilmiş olduğu da vurgulanarak hali ile mera sözcüklerinin yöresel, bilimsel, uygulama alanlarında da ayrı anlamı olduğu bilindiği halde vergi kaydı miktar fazlasının meraya elatmaktan ileri geldiğinin kabulü ile davanın reddi gerekirken, kabul edilmesi nedeniyle diye hükmü bozmuştur.
Oysa, özel dairenin nitelemesi mahallinde inceleme yapan olayı yaşayan ve gözleyen mahkemenin belirlediği olgu ve bulgulara ve resmi kayıtlara tümden aykırı düşmüştür. Böylesine ulaşılan sonuç ben yaptım oldu demektir. Çağdaş hukuk ise bu görüşü dışlamaktadır. Gerçekten 4383, 4385, 4386 sayılı parsellerin sınırında mera var mıdır?
1936 tarihli arazi yazımına ait resmi belgeler vergi kayıtları ile kapsamı olan taşınmazın çevresinin hali olduğuna tanımlanıyorlar. 4760 sayılı parsel olarak sınırlandırılan taşınmazın geometrik alanı içinde örneğin yamalı bohçada görüldüğü gibi az yukarıda sayılan parsellerden ayrı 4374, 4364, 4365, 4362, 4363, 4394, 4395, 4389, 4390, 4391, 4392, 4393, 4396, 4398, 4453, 4448 sayılı parseller, hali sınırlı 1936 tarihli vergi kayıtlarına yüzölçümlerine göre kapsam belirlenmek suretiyle ve tarım toprağı niteliğiyle zilyetlikle edinme koşullarının gerçekleştiği de belirtilerek aynı köyde mukim zilyetleri adına tespit edilmişlerdir. Bu parsellerin tespitini aynı tapulama ekibi yapmıştır. 4760 sayılı parselin tespitinde de bir kişi hariç aynı kişiler görevli bulunmuştur. Aynı tapulama ekibi aynı nitelikteki kıraç, yamaç, susuz arazide köy halkının zilyetliğinde bulundurduğu taşınmazın vergide kayıtlı olan kesiminin mera olmadığını, tarım toprağı bulunduğunu vergi kaydını yüzölçümüne göre bu kaydın kapsamı dışında kalan ve 1936 tarihinde hali diye tanımlanan arazi kesimini zilyet edinmeyen boş kıraç arazi ile hamur ederek mera diye tanımlayabiliyor? Bunun teknik ve bilimsel açıklamasını bulmak mümkün olamıyor. Bu yokluğu aynı zamanda düzenlenen ve fakat değişik tarihler atılarak ayrı ayrı günlerde düzenlenmiş gibi gösterilen dosya içinde bulunabilen 4760, 4383 ila 4386 ve 4396 sayılı parsel tutanaklarının edinme yerindeki açıklamalarda görülebiliyor.
Tapulama davası komisyon kararına karşı açılır. Komisyon kararının konusu 4760 sayılı parseldir. Mahkemece de dava dosyasına tutanağı ve çevre parselleri de bir arada gösteren birleşik haritası ile birlikte getirtilmiştir. Davacının zilyet bulunduğu taşınmaz ile sınırlı olarak itiraz edeceği ve gerektiğinde dava açabileceği çok doğaldır. Çünkü, bu davranış itiraz ve davada yarar kuralının gereği ve sonucudur.
Bu hukuksal olgu bu davada davacı aleyhine oluşan hukuki delil olarak kabul edilemez. Diğer bir anlatımla 4760 sayılı parsele ait tutanak ve bu tutanağın bir bölümü dava konusu taşınmaza yönelik davada taşınmazın niteliğini belirleyen salt delil olamaz. Diğer yandan meranın belirli sınırlar içinde kullanımından kaynaklanan bütünlük göstermesi gerekir. Oysa, az yukarıda tanımlandığı üzere bir yamalı bohça görünümündedir. Bu nedenlerle ortada mahkemenin de belirlediği gibi kadim mera bulunmamaktadır. Bu itibarla yerel mahkemenin direnme kararı Usul ve Yasaya uygun bulunduğundan onanmalıdır.
Bu nedenlerle çoğunluk görüşüne katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy