(1086 S. K. m. 186, 572) (743 S. K. m. 658, 659)
Taraflar arasındaki Şufa davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Beykoz Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 6.2.1989 gün ve 1988/444-1989/87 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 23.5.1989 gün ve 5573-9311 sayılı ilamıyla:
(... Bu davalı Şufalı payı satın aldığını 14.1.1987 tarihinde tebliğ edilen ihtarla davacıya haber vermiştir. Bu davalı hakkında dava ise 1 aylık süre içerisinde 13.2.1987 tarihinde açılmıştır. Ancak taşınmaz aleni icra yolu ile satılması sebebiyle el değiştirdiğinden Usul'ün 186. maddesi gereğince davasını tazminata dönüştürmüştür. Bundan da bir usulsüzlük yoktur. Davacının Şufa hakkını kullanmasına engel bir savunmada ileri sürülmediğine göre iki satış arasındaki farkı isteyebilir. Mahkemenin bundan zuhul ederek Çetin hakkındaki davayı da reddetmesi isabetli görülmüştür...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Taşınmaz mal mülkiyetinin yasadan doğan daraltımlarından (takyitlerinden) biri de önalım (Şufa) hakkıdır. Yasal önalım hakkı, yenilik doğuran inşa-i bir haktır. Paydaşa bir payın üçüncü kişiye satılması halinde, o pay alıcıya neye mal oldu ise (satış bedeli, tapu harç ve masrafları) o miktar ile, belirli bir süre içinde satın alma yetkisini verir. Paylı mülkiyet üzere olan taşınmazda paydaşa tanınan Yasal Şufa hakkı tamamen, taşınmaza üçüncü kişinin paydaş olarak girmesini ve bütünlüğünü bozmasını önleme amacını sağlamaya yöneliktir. Olayda, paydaşlardan birinin açtığı ve davasının da taraf bulunduğu ortaklığın giderilmesi davası, şuyuun satış suretiyle giderilmesine ilişkin kabulle sonuçlanmış, verilen karar kesinleşmiştir. Kesinleşen karar dolayısıyla yapılan ihalede, dava konusu taşınmazın tamamı davacı ve müşterekleri üzerinde kalmıştır. Belgelenmiş olan bu maddi olgu karşısında davacının çekişmeli taşınmazda yabancının çıkarılarak tamamına malik olma arzusu gerçekleşmiş durumdadır. Amaçsal yorumla olaya yaklaşıldığında da amacın tahakkuk ettiğinin kabulü gerekir. Hal böyle olunca davacının ortaklığın giderilmesi davasının kabulle sonuçlanıp kesinleşmesinden sonra açtığı temyize konu Şufa davasının reddedilmesi açıklanan gerekçelerle yerinde görülmüştür. Bu itibarla direnme kararı onanmalıdır.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme karırının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
M.K.'nun 628 inci maddesine göre, müşterek mülkiyet, aynen taksim ile nihayet bulacağı gibi bedeli paydaşları arasında tevzi olunmak üzere pazarlık veya müzayede suretiyle satım ile paydaşlardan biri veya bir kaçı tarafından diğerlerine ait payların iktisabı ile de nihayet bulur. Öte yandan, HUMK.''nun 572 nci maddesine göre, M.K.'nun 658 ve 659 uncu maddeleri uyarınca oluşan Şufa hakkı nihayet müzeyede için yapılmış olan ilk ilan tarihinden itibaren bir aylık süre içinde kullanılması gerekir.
Açıklanan bu maddeler içeriğine göre, mahkemece taşınmazın satılarak şuyuun izalesine karar vermek suretiyle ortaklığın sona erdiğinin kabulü olanaksızdır. Bu nedenle davacının Şufa davası açmak hakkı vardır ve bu hakkının tanınması gerekir. Nitekim bu görüş Yargıtay'ın bir kararında da kabul edilmiştir (YHGK.17.3.1982 gün ve 299/270).
Davacı 13.2.1987 günlü dava dilekçesinde 6 ve 12 parseller bakımından Şufa hakkının tanınmasına karar verilmesini istemiştir. Mahkemece 30.12.1987 gün ve 102/952 sayılı karar ile Şufa bedelinin süresinde yatırılmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ve bu karar sadece davacı tarafça temyiz edilmiştir. Y.6.H.D.'si 25.4.1988 gün ve 1742/6520 sayılı kararında, davacının Şufa hakkını benimsemiş ve araştırma eksikliğinden mahkeme kararını bozmuş bulunmaktadır. Bu bozma içeriğine göre, davacı yararına ayrıca usulü müktesep hak oluşmuştur. Yani, bu bozma sonucu davacının Şufa hakkı kabul edilmiş ve ancak bunun koşullarının araştırılması gerektiği vurgulanmıştır.
Davacının Şufa hakkı doğduğuna göre, dava devam ederken taşınmazın, satılması sırasında Şufa konusu yapılan pay için HUMK.'nun 186 ncı maddesinin kıyasen uygulanmasında da yasal bir engel yoktur. Her ne kadar taşınmazın satışında davalının bir eylemi yok ise de, dava konusu Şufa hakkı paraya dönüşmüştür. Böyle bir durumda davanın reddi değil, aksine davacının pay üzerindeki hakkının teslimi bakımından HUMK.'nun 186. maddesinin kıyasen uygulanmasında zorunluluk vardır.
Hal böyle olunca belirtilen yasal dayanaklar ve usulü müktesep hak göz önüne alındığında davacının Şufa hakkının mevcut olduğundan taşınmazın satılarak şuyuun izalesine karar verilmesinden sonra Şufa hakkının kullanılmasının amaca uygun düşmediği görüşünün yasal dayanağı bulunmadığı anlaşılmakla, yerel mahkeme kararının bozulması gerektiğinden çoğunluğun onama gerekçesine katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy