(743 S. K. m. 639)
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sinop Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 29.12.1988 gün ve 292-298 sayılı kararın incelenmesi Davacı tarafın istenilmesi üzerine,
Yargıtay 8.Hukuk Dairesi'nin 24.4.1989 gün ve 5077-4214 sayılı ilâmı;
( ...Nizalı taşınmazlar orman toprağı sayılarak Hazine adına tapulamaca tespit ve tescil edilmişlerdir. 3402 sayılı Yasa'nın 17.maddesi hükmüne göre orman olmayan çalılık ve benzeri yerlerin imar ihya yoluyla kazanılması mümkün bulunmaktadır. Bu taşınmazlar nitelik bakımından orman şeklinde gerçek kişiler adına tescil edilebilir. Bu yönün mahkemece araştırılması icabeder. Ormancı uzman bilirkişi görüşüne başvurulmak suretiyle niza konusu yerlerin öncesinin orman olup olmadığının araştırılması orman değil ise imar ve ihya edilip edilmediğinin saptanması, zilyetlik süresinin tespit edilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17.maddesinde; Orman sayılmayan, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetlerine tahsis edilmeyen, araziden masraf ve emek sarfıyla ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz malların, aynı Yasa'nın 14.maddesindeki zilyetlik şartlarının da bulunması halinde imar ve ihya edenler veya halefleri adına tespitine imkan sağlayan bu Kanun'un yürürlükten kaldırdığı eski yasada bulunmayan yeni bir düzenleme getirilmiştir.
Yasa'nın 46.maddesinde de, Hazine adına kaydedilen taşınmaz mallardan imar ihya yolu ile, bu kanun hükümlerine göre doğan edinme koşuluna istinaden daha önce kadastrosu yapılan yerlerde Kanun'un yürürlüğe girmesinden itibaren ilgilileri için tespit tarihinden itibaren on yıllık sürenin geçmiş olmasına bakılmaksızın 2 yıllık bir dava hakkı öngörülmüştür. Anılan bu süre hak düşürücü süre olduğu gibi, 3402 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren de geçmiş durumdadır.
Hak düşürücü sürelerin, hak arama yönünden çok sınırlı olarak, tamamen amacına yönelik biçimde yorumlanması hak arama yolunun mümkün olduğu oranda kapatılmaması temel bir usul ve yorum kuralı olduğu gibi öğretide de baskın görüş halindedir.
Davacı, tapulamaca adına tespit edilen parsele revizyon gören tapusunun miktar fazlası olarak davalı Hazine adına 1967 yılında tahdid gören dava konusu taşınmazların 60 yıl önce babası tarafından çalılıktan açılıp imar ihya edildiği ve tarım arazisi haline dönüştürüldüğü o tarihten beri de bu yerlerde zilyet bulunduğunu ileriye sürerek temyize konu davayı açmıştır. Tapulama sırasında da çekişmeli taşınmazlarla ilgili olarak düzenlenen tutanakların beyanlar hanesine bu yerlerin davacı işgalinde bulunduğu şerhi verilmiştir. O halde iddianın bu ileri sürülüş biçimine göre dava hakkının süresinde kullanıldığı kabul edilerek işin esasına girilip inceleme ve araştırma yapılması sonucuna göre bir karar verilmesi gereğine işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Davacının temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy